Rehine - Sümeyye Akarçay | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Sümeyye Akarçay 
Kitap Adı: Rehine
Özgün Adı: *
Seri Sıralaması: Rehine #1
Baskı Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 494
Yayınevi: Optimum Kitap
Kitaba Puanım: 4/5
“İki ay sonra hiç ayrılmayacağız!” dedi Baran tutkulu bir sesle.
“Sana söylemek istediğim bir şey var.”
“Benim de sana.”
“İlk önce sen söyle…”
“Seni seviyorum.”

Bana göre bir kitabı incelerken en önemli husus yazıldığı zamana göre değerlendirilmesidir. Ne zaman yazılmış, ele alınan konu o dönem sıkça yazılır mıymış şeklinde düşünülerek fikir beyanında bulunulması gerekiyor. Rehine ilk baskısı 2012 yılında yapılmış bir kitap, bu kitabı günümüzden o zamana bakarak bu günün düşünceleri ile yargılamak bariz haksızlık olur. Keza geçmiş zamanlarda yazılmış kitaplar için de bu geçerlidir. (Kamu spotu olsun bu.)

Şu an bu kurguda benzer birden fazla ama çok fazla kitap var ve çoğumuz okumuşuzdur. Rehine her zaman öncü olarak kalacak benim için ve yazarla sağlam bir ilişki kurduğum kitaptır. Bu yüzden ben de yeri hep ayrıdır. Hatırlayanınız var mı ya da o dönem sizler de bölüm bekler miydiniz bilmiyorum ama biz eskiden Facebook'da hikaye sayfalarında bölümler paylaşır, paylaşılan bölümleri heyecanla bekler ve okurduk. FKS Öykü Klübü benim miladım diyebilirim. Bu kitabı ilk orada yayınlanırken okumuş, ilk orada basılacağı haberini alıp çok sevinmiştik. (Biraz maziye daldım, gözler yaşlı, hey gidi günler...) Birçok güzel insanı da bu kitapla tanıdım ben ve iyi ki Sümeyye Akarçay bu kitabı kaleme almış diyorum.

Sosyetenin Asi Güzeli olarak bilinen Esma Hazne geleceği parlak bir üniversite öğrencisidir. Akıllıdır, zekidir, dürüsttür ve güzelliğinin son derece farkındadır. Bir gün ders çıkışı yanına bir araç yaklaşır ve ona sorun çıkarmadan kendileriyle gelmesini teklif eder. Karşı gelmesi ya da direnmesi onu arabanın arka koltuğuna oturtmaktan alıkoyamaz ve hayır bir cevap olarak kabul edilmeden bilemeyeceği bir maceraya atılmak üzere motor çalıştırılır.


Başarılı ve saygı duyulan iş insanı Baran Gökdağ, bulunduğu çevrede sözü geçen hatırı bilinir önemli kişilerden biridir. Aile bağı onun için çok önemlidir. Kız kardeşi Betül'den başka hayatta dayanağı yoktur. Bir de can dostu, sağ kolu Burak vardır. Geçmişinde yaşadığı bir takım sorunlardan güçlü bir şekilde sorulmasını sağlayan birinin bir ricası üzerine hayatı kökten değişir. Kendini bir anda tansiyonu her geçen an yükselen bir maceranın ortasında bulur. Hayatının yumruğunu yerken rehin aldığı güzel yerine kendinin rehin olacağını bilemez...

Sümeyye Akarçay kalemine aşina olanlar bilir, sizi kesinlikle doyuran bir kitap sunuyordur. Ama bilmeyenler için şunu söylemeliyim, beklediğinizin ne olduğuna emin olarak başlamalısınız, bu her kitap için geçerlidir. En başta da dediğim gibi, kitap daha önce farklı bir yayın tarafından 2012 yılında basıldı, daha sonra yenilenen haliyle ve kapağıyla 2015 yılında Optimum Kitap ile yeniden raflarda okuruyla buluştu. Anlatımının iyi olduğunu, karakterlerin yükselen duygularını okura güzel yansıdığı düşünüyorum. Esma'nın fevri çıkışları bazen "ne yapıyor yahu bu" dedirtse de
ben, Sümeyye'nin kaleminin eğlenceli olduğuna tanıklık eden şanslılardan biriyim. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan bir oturuşta bitirebileceğiniz bir kitap okuyacaksınız. Defalarca okuyan biri olarak söylüyorum bunu.

Yıllar önce şöyle bir cümle kurmuştum, kitabı bitirdikten sonra; "Bu kurgunun kitaplaşma sürecinin yakın tanıklarından olmak ve beklenilenin üstünde bir hazineyle karşılaşmak inanılmaz mutluluk verici bir olaydı." Hâlâ da aynı düşüncedeyim. Benim beklentim orta karar bir yerdeyken, Sümeyye daha azla yetinemezsin diyerek çok daha iyi bir kitap sundu bizlere. Ve hakkını yememek gerekir, ilk kez okuduğum duygularla okuyor ve aynı tepkileri veriyorsam o kitap gerçekten iyidir.

Seri, Burak ve Betül'ün fırtınalı aşkının anlatıldığı Aşka Rehin ile devam ederken, tesadüfen yolları kesişen ve kaderin bir araya sıkça getirdiği Ömer ve Hayat'ın aşkının anlatıldığı Hayatın Ruhu ile son buluyor.
Bir vefa borcu güçlü bir aşkı beraberinde getirir mi?
Sosyetenin Asi Gülü lakabıyla adından sıkça söz ettiren Esma Hazne aşktan uzak duran biriydi. Sıkça erkekleri terslemesi yüzünden birçok gazeteye manşet oluyordu. Popülarite onun için önemli değildi. Onun tek bir düşüncesi vardı: Okulunu başarıyla bitirip Hazne Holding'in yönetimine geçmek. Ta ki haberi olmadan küçük bir oyunun parçası olana dek…
Başarılı iş adamı Baran Gökdağ'ın, bir vefa borcu yüzünden hiç tanımadığı sosyetik bir kızı, kısa süreliğine himayesi altında tutması gerekiyordu. Siciline birini kaçırmaktan dolayı suç işlenmesi ihtimali onu bir hayli tedirgin ediyordu. Üstelik kıza ilk görüşte tutulmuştu. Şimdi ona aklı başka, kalbi başka bir şey söylüyordu. Hırçın rehinesiyle sevgili olması, yaşayacakları birçok belayı da beraberinde getirecekti.
(Tanırım Bülteninden)


Ezgi Su Yıldırım - Kaçış | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Ezgi Su Yıldırım 
Kitap Adı: Kaçış
Özgün Adı: *
Seri Sıralaması: Bilinmezlik Senfonisi #1
Baskı Yılı: 2021
Sayfa Sayısı: 624
Yayınevi: Otantik Kitap
Kitaba Puanım: 5/5
Bir uzay senfonisi... Ve kesinlikle bilinmezlikten kaçışın kitabıydı.
Bilinmezlik Senfonisi serisine yüksek bir tempoyla giriş yapıyoruz Kaçış kitabıyla birlikte. Kurulan evreni, o evrende yaşayan ırkları, ne amaçladıklarını ve ne yapmakta olduklarını öğreniyoruz başlangıç kitabında. Adım attığımız bu serüvene, hiç hız kesmeden uzayda gezegenler arası bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bizi ilk Aesir askerleri Stella Uzay Üssü'nde karşılıyor, ilk tanıştığımız kimseler onlar oluyor. En çok dikkatimi çeken Aedan oldu, tarifi imkansız şekilde tutuldum ona. Carina ise benim farklı şekilde dikkatimi çeken bir karakter, ondan -kesinlikle!- nefret ettim. Muhtemelen seveni de bulunamayacak, sorry bitch! 😑 Bir de Shawn var, onda bir şeyler doğru gelmedi bana ve nitekim hadislerimde yanılmadım. Nefretimi kazanan bir diğer karakter de o oldu.

Sonrasında kitap bir yol ayrımına giriyor ve asıl hikayeye giriş yapıyoruz. Orada da Atherionlar ile tanışıyoruz. Dünya'da bir tufan olmuş yaşam da bitmiş, işte o zaman bu eşsiz ve ulvî varlıklar insanlara yardıma gelmişler. Onları kendi gezegenlerine götürmüşler, yaşama haklarını eline verip özgür kılmışlar ama kendi ırklarının üstün olduğunu unutmamalarını sağlamışlar. Tapınakta yaşamasına izin verdikleri özel olan biri var, Arialleena Darvethi. Onu önemli ve özel kılan özelliği ise Aria'nın gelecekte olacakları, geçmişte olanları görebiliyor olması. Ve ona Zamanın Gözü diyorlar. Bu eşsiz yeteneği sayesinde tüm galaktik evren peşinde, onu kendi safına çeken öngöremeyecek güce sahip olacağını düşünüyor ve ellerinden ne geliyorsa yapıyor. Kızımız bu amaç yolunda çeşitli olaylar yaşıyor ve onu kurtaracak biri ortaya çıkıyor. Kean! Kimdir bu, necidir nedir nereden gelmedir diyerek karakteri tanımaya koyulurken onunla beraber arkadaşlarını tanıyoruz. Onunla birlikte bize yarenlik eden dostlar artıyor; Atlas, Zetsa, Buteo ve Nareli...


İltralar, Oxeaklılar derken olayların seyri değişir, tırmanan tansiyonla heyecan durmak bilmez. Hikayenin detayına girdikçe her birinin amacı ortaya dökülür. Söylenmeyenler dile geliyor, fısıltılar sus bilmeksizin konuşuyor, kaçınılmaz son geliyordur. Aedan'a ne olmuştur? Kean kimdir? Aria bu kadar önemliyken ve sudan çıkmış balık gibi oradan oraya sürüklenirken kendi bilincini koruyabilecek midir? Yeteneği pimi çekilmiş bir bomba iken kimin elinde patlayacaktır? Hepsi ve daha fazlasını kitabın sayfalarında bulabilirsiniz.
Kitap kesinlikle macera yönünden yüksekti, romantizm kırıntıları vardı fakat ondan daha önce ortada olan hayatta kalma hikayesiydi. Aria özel biri ve üzerinde baskı da gücünün yoğunluğu kadar fazla. Hayatının tamamını dış dünyadan izole şekilde tapınakta büyüyerek geçirmiş, birden bire olayların merkezinde olup hem kendi gücüne hem de değişen ve ayak uydurmakta zorlandığı hayatına adapte olmakta zorlanıyor. Aria alışma ve öğrenme süreci içerisindeyken, eminim ki serinin devam kitaplarında daha güçlü bir şekilde karşımıza çıkacak.

Aksiyon dolu kısımları daha keyifle okuduğumu itiraf edebilirim. Daha durağan yerler vardı ama aksiyon sahnelerini iple çektiğimi açık yüreklilikle söyleyebilirim. Kitap geneli olarak sevdiğim, okurken eğlendiğim bir serüven oldu benim için. Kafamda tasarladığım notum benim farklıydı. Finale yaklaşırken elimizde bir bomba patladı ve ilk artçı sarsıntı o zaman oldu. Finalde yaşananlarla birlikte her şey değişirken benim notum da değişti. Kitabın seyrini değiştirip daha farklı bir yere taşıyan sonla Bilinmezlik Senfonisi, Kaçış kitabı benden tam puanı kaptı. Kesinlikle bu maceraya çıkmak, o atmosfere bürünüp onlarla beraber soluk almak gerek.
Duyuyor musunuz? Fısıltılar susmuyor... Fısıltılar okumanızı söylüyor. 😍

“Evren zalimliğini güçle besliyor...”
Gelecek... 
İnsanlığın Dünya’yı terk ettiği bir gelecek. Tufan başladığında insanlara çok benzer fiziksel özellikler taşıyan Atherionlar tarafından kurtarılan Dünya Halkları, onlar aracılığıyla Zebous Galaktik Birliğine kabul edilir ve koloniler hâlinde pek çok gezegene yayılır.
Nihayet huzuru bulduğunu sanan insanlık, daha kaotik bir düzene düştüğünü öğrendiğinde olacaklardan kaçınmak için çok geç kalmıştır. Zamanın Gözü asırlar sonra tekrar hayat bulmuştur ve onun yaşaması için tek bir şart koşulmuştur: Atherionların kutsal tapınağına tutsak bir hayat. Geleceği ve geçmişi gören gözlerin sahibi genç bir kız, Arialleena Darvethi. 
Emellerine ulaşmak için Zamanın Gözü’ne ihtiyacı olan kötücül varlıkların peşine düşmesiyle Arialleena için mahkûm olduğu hayat biter ve bilinmezliklerle dolu bir kaçış başlar.

Galaksinin kaderi genç kızın narin omuzlarına yüklenmişken kendi canavarlarıyla yüzleşen soğukkanlı, esrarengiz bir adamın yardım eline sıkı sıkıya tutunur. Uzayın sonsuzluğunda oradan oraya sürüklenen Aria ile Kean güç ve iktidar hırsının dinmediği Galaktik Halkların arasında ihanet ve tuzaklarla yüzleşirken kendi yollarını çizebilecekler midir?
Bilinmezlik merak doğurur... Merak ise bilinmezliğe muhtaçtır.
(Tanıtım Bülteninden)


Julie Garwood - Aşk Seni de Vurur | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Julie Garwood
Kitap Adı: Aşk Seni de Vurur
Özgün Adı: Shadow Music
Seri Sıralaması: Highlands' Lairds #3
Baskı Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 392
Yayınevi: Epsilon Yayınevi 
Kitaba Puanım: 3/5
İskoçlara karşı sevgim seller, ilgim derya denizken canım Julie Garwood'cuğuma devam etmicektim de ne edecektim ama değil mi? Serinin orjinal isimleri üçüncü kitaba kadar sadık sekilde ilerlerken üçüncü kitapta değişime uğraması son derece dikkatimi çekti. Orjinal ismi Shadow Music (Türkçeye çevirirsek direkt olarak Gölge Müziği olmaz mıydı? Beni aydınlatın lütfen.) Bizde baskı ismi Aşk Seni de Vurur olmuş. Yani bu isim de iyi ama karakterlere pek uymuyor ki kardeşim. Her neyse diyerek iç dökmeme bir son verip yorumuma başlıyorum.

Bir İngiliz Baronunun kızı olan -Kendisi St. Biel Ülkesi'nin prensesidir- Gabrielle, sınırlar arasında barışı korumak için Kral John tarafından yaşı bir hayli ileri olan İskoç asiliyle evlenmesi için kuzey topraklarına gönderilir. Yolda onu büyük sürpriz beklemektedir ve kaçırılma girişimi meydana gelir. Onu koruyacak  ve hayatını kurtaracak adam çıka gelir. Asıl adamımız da böylece ortaya çıkar, gelen kurtarıcı Colm Machugh'dan başkası değildir.

Gabrielle'in baba tarafından uzak kuzeni Gillian ile kocası -sakinim sakinim, ismi bile kalp krizi geçirmeme sebepken, sakinim 🤭- Lord Brodick Buchanan'le de böylece tanışır. Brodick'e eşlik eden, savaş alanına korku salan Lord Colm MacHugh dikkatini fazlasıyla çeken bu kadını korumaya karar vermiştir.


Gabrielle'i istemelerinin iki nedeni vardır; birincisi görenin tekrar tekrar bakmak istediği güzelliğinin bir kişiye ait olması, ikincisi ise kadının bildiğini düşündükleri hazineye sahip olmak istemeleri. Vermiş sözleri olmasaydı ona sahip olmak isteyenler kervanına Kral John da dahildir.

Fakat kurulan planlar bozulmak içindir, gerçek aşk da orada bir yerlerde saklanırken macera da tam olarak başlamış olur. Gabrielle, geleceğini etkileyen bu oyunda piyon mu olacaktır yoksa şah mı? Bu ve daha fazlası kitapta. 😍

Açık konuşmak gerekirse serideki en sönük kitaptı Aşk Seni de Vurur kitabı. Bir sıralama yapmam gerekirse Fidye serinin en en en iyi kitabıydı ki hâlâ iki başrolü tek kitapta yazıp birine çok değinmediği için Garwood'cuğuma bozuğum ya, neyse.

Kitapta benim için akmayan birkaç şey vardı. Hikaye hemen başlamıyor, sayfalar çevirip epey okumamız gerekiyor, asıl karakterlerin buluşması için de bir süre bekliyoruz.
Karakter gelişimi, çiftin kimyası derken oturmayan yerler vae hissi kitap boyu bırakmadı. Eksikler vardı, ben öyle hissettim en azından. Sanki daha uzun yazılmış daha işlenerek kaleme alınmış olsaymış daha oluru varmış diye düşünüyorum. Kesinlikle Garwood'un en iyilerinden biri değildi, evet ama yine de son zamanlarda keyifle okuduğum kitaplardan biri oldu diyebilirim.


Aşkın, nefretin, intikamın ve saf arzunun özüne inen sürükleyici bir hikâye…

St. Biel’li Prenses Gabrielle için İskoçya şaşırtıcı manzaraların, vahşi klan şeflerinin, aldatıcı vadilerin, dik gölgelerin – ve şimdi de hilekârlığın, ihanetin ve cinayetlerin diyarıdır. Muhteşem güzelliğiyle tanınan ve İngiltere’nin en güçlü baronlarından birinin kızı olan Gabrielle, aynı zamanda Highlands topraklarında barış isteyen kral için mükemmel bir pazarlık kozudur. Kral John, Gabrielle’in iyi huylu ve asil bir beyle evlendirilmesine karar verir. Ama bu evlilik asla gerçekleşmeyecektir.

Muhafızlarıyla birlikte akıl almaz bir zalimliğe tanık olan Gabrielle için her şey bir anda değişir. Okuyla tek atışla birinin canını alırken, bir başkasının hayatını kurtarır ve böylece savaş başlar.

Birkaç gün içinde eski ve yeni düşmanlar arasında büyük bir kavga alevlenirken Highlands tutkuyla tutuşur. Gabrielle’in sakladığı sır yüzünden İskoçya’nın en korkulan adamı Colm MacHugh’un cesur olmak için yeni bir sebebi vardır. Colm’un delici bakışlarının altında

Gabrielle’in ne bedeni ne de kalbi güvendedir.
(Tanıtım Bülteninden)
☆☆☆

Highlanders' Laird Serisi;
#3 Aşk Seni de Vurur / Shadow Music

Julie Garwood - Fidye | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Julie Garwood 
Kitap Adı: Fidye
Özgün Adı: Ransom
Seri Sıralaması: Highlands' Lairds  #2
Baskı Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 544
Yayınevi: Epsilon Yayınevi 
Kitaba Puanım: 5/5
"Senin zayıf noktan nedir, Brodick?"
"Sen."

Bakın abartısız söylüyorum bir şeyden haz etmiyor ve ille de olmaz asla olmaz diye diretmeyin sakın, o olmaz diye kararla söylediğiniz ne varsa o olurken kendinizi bulmanız an meselasi. Brodick için de geçerli, İngilizlerden zerrece haz etmeyen beyimiz görür görmez gönlünü İngiliz bir leydiye kaptırdı ki, tam seyirlik. Highlanders' Laird serisi Sır ile başlayıp Fidye ile devam ederken, ilk kitaptan gözümüze çarpan iki cengaver yiğit yakışıklı korkusuz savaşçı Allah'ım böylesi bize de nasip et dedirten bey vardı. Heh, o ikiliyi tek kitapta harcayan (ne vardı Ramsey beycim için de uzun uzadıya şöyle 400 500 sayfalık kitap olaydı) canım yazar Julie Garwood'u esefle kınıyorum. (Bu cümlenin ing halini acil yazın bana, yazara trip atacağım!) En son bizim bitirim ikili çok sevdikleri dostlarının eşine benzer birini bulma umuduyla Ingiltere'ye gelin bulmaya gidip elleri boş dönmüşler! İşte aradıkları aşk hayat arkadaşlarını Ramsey burnunun ucunda bulurken, Brodick'e ise tıpış tıpış geldi. Şimdiye kadar olan gevezelikten anlaşılan şu, ben kitaba aşık oldum! Beni o zamanışınlayacak kimse yok mu?

Küçük bir kızken annesini kaybeder esas kızımız, yine gecenin bir yarısı uykusundan uyandırılan Gillian, babasının onu ve ablasını alel acele hazırlayıp güvendiği muhafızlar ile kaleden güvenle ayrılmasını sağlamaya çalışır. Henüz ne olduğunu anlamazken babası ablasına bir emaneti olur, zamanı gelince bunu asıl sahibine yani krala vermeyi öğütler. Sonra apar topar gizli geçit ile çıkışa gitmeye koyulurlar. Kale saldırıya uğramış ve babası evini ona bağlı olan insanları savunacaktır. Baskın zamansız olur ve kayıplar çoktur. Hikaye de böyle başlar. Yıllar geçer, akıllı ve güzel bir kadın olan Gillian büyümüştür. Ailesini dağıtan, babası hakkında asılsız iftiralar savurup adını kötüye çıkaran saf kötü acımasız Baron Alford'u alt etmek için yollar arıyordur. Hayat ona bir çıkış yolu sunar, hain bir iskoç ile iş birliği yapan baron yanlış bir çocuk kaçırmıştır ve bu işin sonu çetin bir mucadeleye çıkar.


İskoç beyleri Ramsey Sinclair ve Brodick Buchanan’ın yardımı sayesinde hem çocuğu güvenli olarak ailesine ulaştıracaktır hem de geçmişten kalan hesaplanmasında güçlü müttefikler ile eli yenilmez olacaktır. Tek hesava katmadığı aşk onu, terk edilmiş klisede yardım beklerken (gözümde canlandı sahne Allah'ım Allah'ım) bulacaktır.

Kitapta en çok güldüğüm detay çocuk karakter Alec'ti. Onun kim olduğunu kitabı bulur da okursunuz diye söylemeyeceğim. Öyle zıpır öyle zeki öyle sevimli bir hergele ki, onun olduğu sahnelerde gülmekten kitaba ara verdiğim de oldu. Hele ki Gillian'in ona Brodick'in görünüşü hakkında soru sorup, onun yanıltıcı cevapları ve bizim kızın hayal kırıklığına uğramasına kahkahalarla güldüm. Keşke kitabın sonlarına doğru da Alec'i görebilseydik, çok güzel olurdu. 

Onun haricinde en çok güldüğüm bir başka yer ise Brodick'in hilesi ile gerçekleşen evliliklerinde Gillian'ın hiçbir şeyden haberinin olmadığı, devamında gelen sahnelerde nişanlandıklarını düşünürken "hayır, nişanlanmadınız," karşılığını alıp bozulduğu hatta üzüldüğü sahneler çok güzeldi. Gillian'in gerçeği öğrendiğinde verdiği tepkisi ise durumu taçlandıran yerdi. O kadar keyif aldım ki kitaptan hani her şeyiyle çok çok iyiydi. Birbirlerini daha yeni yeni taniyorken güvenmeleri destek çıkmaları birbirini kollamaları öyle güzeldi ki açık ara bence serinin en en güzel kitabı diyenilirim. Tek hoşuma gitmeyen en başta dediğim gibi, Ramsey ve Bridgit'in hikayesinin kısa olmasıydı. Garwood'cuğum keşke onların aşkını başka bir kitapta daha uzun şekilde yazmış olsaydın.

Yorumuma kitapta en çok sevdiğim iki karakterle son vereyim, inanılmaz bir kitaptı. Şiddetle öneririm. 

"Amca, sen şeyi biliyor musun?"
Brodick Alec'e doğru döndü. "Hayır, neyi?"
"Ben boğulmadım."
Gillian, yakışıklı birer İskoç beyi olan Ramsey Sinclair ve Brodick Buchanan’ın yardımıyla geçmişini aydınlatabileceğini keşfeder. Genç kadın, bu iki İskoç beyinin cesaret ve kurnazlığı, yeni tanıştığı Bridgit’in de arkadaşlığı sayesinde, ailesini dağıtıp babasının adını kötüye çıkarmış olan vicdansız Baron Alford ile sıkı bir mücadeleye girişir.  

Fakat Sinclair ve Buchanan gibi iki güçlü savaşçıyı yanlarında bulan Gillian ve Bridgit, ihtirasın güçlü bir silah olabileceğini, tek bir ihanetin bile tüm güveni ortadan kaldırabileceğini ve en büyük riskin teslim olmak - özellikle de beklenmedik bir aşkın uyandırdığı güçlü hislere teslimiyet - olduğunu fark ederler.

“Harika... Fidye’de şüphe, tutku, özlem ve neşe bir arada.”
All About Romance

“Julie Garwood, aşk romanlarının en önemli ve tanınmış isimlerinden biri haline geldi.”
People
(Tanıtım Bülteninden)

☆☆☆

Highlanders' Laird Serisi;
#2 Fidye / Ransom
#3 Aşk Seni de Vurur / Shadow Music


Julie Garwood - Sır | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Julie Garwood 
Kitap Adı: Sır
Özgün Adı: The Secret
Seri Sıralaması: Highlands' Lairds  #1
Baskı Yılı: 2010
Sayfa Sayısı: 478
Yayınevi: Epsilon Yayınevi 
Kitaba Puanım: 3,5-4/5
Türün hakkını veren yazarlardan biri Julie Garwood ve kalemini sevdiğim okurken en eğlendiğim yazarlardan da biri. Gelelim kitaba;

Yakın arkadaşının bebek beklediği haberini alan Judith, arkadışının yanına İskoçya'ya gidecektir. Henüz bir çocukken bir söz vermiştir, büyüdüklerinde arkadaşı doğum yaparken yanında olacaktır. Kocasına diller döken Frances Catherine, Judith'i sağ salim getirmesi için söz ister. Fakat bir pürüz vardır, bizim kız hem yabancı hem de nefret ettikleri bir İngiliz olduğu için aralarına almakta sorun çıkar. Tam o sırada -hazır olun, esas adamımız geliyor- Maitland beyi Iain devreye girer. Bir karar verir, yanına güvendiği üç savaşçısını alarak misafirlerini karşılamak için İngiltere’ye doğru yola koyulurlar. Judith verilen sözü tutacağını göstererek, onlarla İskoçya'ya gitmek için sabırsızlanır. Bu beklenmedik hareket Iain'ı şaşırtır, ona göre İngilizler güvenilmez insanlardır; kadını da erkeği de. Tabi bu yolculuk ta onları bekleyen birçok macera vardır ve her bir olayla Iain ve Judith görünmez halatlarla birbirlerine bağlanır. Iain Maitland, ayartıcı bir cazibeye sahiptir,  iri yarı korkutucu kasları olan ve kahretsin çok yakışıklı adama karşı Judith'in kazanacağı bir savaş yoktur, çoktan çekimine kapılmıştır. Güven konusunda problemi olan Judith, ilk karşılaştıkları andan itibaren garip bir şekilde adama güveniyordur. Yabancılardan hoşlanmayan dış dünya ile sınırlı sayıda irtibar kuran beylik aralarına bir İngiliz gelince kabullenmesi bir hayli zaman alır fakat kibar alımlı güzel kızımız tüm sevecenliği ile herkesi kendine hayran bırakmayı başarırken Iain'ın da kalbini fark ettirmeden çalar. Kader onları bir araya gerirmek için türlü uğraşlar edinir ve Judith'ın yapacağı masumane ziyaretin onun hayatını köklü bir şekilde değiştirdiğinden haberi henüz yoktur. 
Seri başlangıçlarında genelde çıtayı yükselten ivme göze çarpacak karakrerlerle verilir. Evet, bana öyle bakmayınız şaşırarak, bunu ben uydurmadım. Gizli bir kural bu! 🤭 Kitapta sevdiğim çok şey olduğu gibi gözüme batan tutarsız yerler de vardı fakat en çok iki karakrerden söz etmek istiyorum. Brodick ve Ramsey; damarlarında akan kanın en deli çağladığı zamanlardalar. Judith'e olan hayranlıklarından -daha sonraları iyi arkadaş oluyorlar- İngiltere'ye kendi gelinlerini bulmaya yola koyuluyorlar. Tanrıya şükür ki bulamadan eli boş dönmüşler, çok şükür. Karakterlerin yer yer tutarsız davranış ve tutum sergilemeleri beni bir miktar "ne yapıyor yahu bu" şeklinde şaşırtmış olasa da keyif alarak okuduğum bir kitaptı Sır.

Aralarında ciddi hükümet olan beylikleri ilgilendiren sır onların evliliklerinin önünde engel olacak mıdır? Peki aşka inanmayan Maitland Beyi Iain, kardeşinin karısı için “Cehennem ateşlerinde yürümesini” dinleyip gülerken kendini aşkın kollarında bulduğunda cehennem ateşlerinde yürümeye hevesli olacak mıdır?

Hepsi ve daha fazlası kitabın içinde saklı. Türü seviyor ve kitabın baskısını bulacak kadar şanslıysanız, okumanızı öneririm.


New York Times çok satanlar yazarı Julie Garwood Epsilon okurlarının çok sevdiği Gelin, Düğün, Sen de Yanarsın ve Gölgede Danstan sonra nefes kesici bir aşk hikâyesiyle sizleri bir kez daha büyüleyecek.

Tüm zamanların en sevilen romanlarından birini okumaya hazır olun!

Olağanüstü Duygu yüklü, sevgi dolu bir aşk hikâyesi.

-Romantic Times-

Garwood her zaman olduğu gibi bu eseriyle de kendini kanıtlıyor. Sakın kaçırmayın! -Rendezvous-

Judith Hampton gururlu olduğu kadar güzel de bir kadındır. Çok sevdiği İskoç çocukluk arkadaşı doğum yapmak üzeredir, bu yüzden Judith yanında olacağına dair ona söz verir. Fakat İngiltereden İskoçyaya gitmesinin özel bir sebebi daha vardır: Hiç tanımadığı babası Maclean Beyini görmek. İskoç topraklarına giderken kendisine eşlik eden Maitland Beyi, Iain Maitland gibi ilgi uyandıran bir adamla daha önce hiç karşılaşmamıştır.

Judith Maitlandların geleneklerine ve kurallarına uyum sağlamaya çalışırken, Iainin ilgisinden ve özeninden keyif almaya başlar. Yaşadığı tüm zorluklara karşın aşkın sıcaklığını ruhunda hisseder. Ancak geçmişe dayanan o yıkıcı sır gerçek aşkı etkileyecek midir?
(Tanıtım Bülteninden)


Büşra Şahin - Göldeki Ev | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Büşra Şahin 
Kitap Adı: Göldeki Ev
Özgün Adı: *
Seri Sıralaması: *
Baskı Yılı: 2021
Sayfa Sayısı: 392
Yayınevi: Otantik Kitap
Kitaba Puanım: 5/5
Kırmızı, pembe değil!

Normal şartlar altında korku ile benim yan yana gelemeyeceğimi, beni tanıyanlar biliyor. Arada çeşitlilik olsun diye okuduğum birkac kitap elbette var fakat fazla tercih etmem. Tercihim ise konunun hakkını veren, esaslı yazılan kitaplar olur genelde. Göldeki Ev kitabı ise kesinlikle onlardan biri. Büşra Şahin'i Wattpad'de ismen duyduğum ama cesaret edip okuyamadığım biriydi, keşke daha öncesinde de okumuş olsaydım dediğim bir kalem şu anda.
Kitap her anlamda zengin içeriğe sahipti. Temelinde olan korkusuyla, kendini unutturmayan gerilimiyle, gizemli olayların çözümü esnasında ortaya çıkan macerasiyla, kıyısından bucağından tadımlık olarak yer alan aşkıyla doyurucu bir kitaptı. Ve benim en takdir ettiğim nokta ise içeriğinde işlenen Türk mitolojisiydi. Mitolojiye merakı olanlar bilirler aslında Türk mitolojisinde de ilgi çeken karakterler vardır. İsmini ele vermek istemediğim bir karakter var ki tüyler ürpertiyor. Bundan söz etmeyeceğim elbette, spoiler olur zira. Sadece nereden geldiğini bilmek ve kitabın önemli yerinin olduğunu ve bunun işlenmiş olmasını sevdiğimi dile getirmek istedim.

İzlenimi iyi olan şeylerin gerisinde mutlaka bir şeyler dönüyordur, görünürde olmasa da arka planda kalan bir şeyler mutlaka vardır. Esas kızımız Baria, bir avukattır. Geçmişinde kalan ve üzerinde travma bırakan büyük bir olayla yaşamaya çalışıyordur. Hayatında değişikliğe ve yeni bir başlangıca ihtiyacı vardır. Taşındığı yer sakin ve evinin göle bakan güzel bir manzarası vardır. Göl Evleri'ne adapte olup yerleşmesi sırasında kedisi Foxi soluk pembe renginde bir tasma bulur ve her şeyi tetikleyen anda o andır. Baria ve arkadaşlarının gördüğü şekilsiz gölgelerle başlayan macera onları bilinmezliğe mi sürükleyecektir? Hepsi ve daha fazlası kitapta!
Kızların dostluklarını çok sevdim ben. Her ne olursa olsun yan yana olmaları , her şeyin üstesinden gelecek cesaretleri kendilerinde bulmaları koşulsuz güvenleri çok güzel ve özeldi. Kitapta favorim budur diyeceğim bir karakter yok ama nefret ettiğim tek bir karakter (belki iki) var. Damla, bencil ve kötücül Damla. Kitabı okuyanlar anlar neden nefret ediyor oluşumu. Empati kurayım diyorum ama olmuyor, yaşadığı akran zorbalığı hayata karşı negatif bakışı herkese olan nefreti onu kötülüğün kucağına er geç atacaktı. Yaşadığı son beni tatmin etmedi, bin beter bir sonu hak ediyordu. Ona karşı öfkem çok fazla, çok. Baria, Rüzgar, Kayla, Deniz, Rüya, Ömer her biri için duygularım yüksekte ama en çok Rüya beni içine çekti, canım Rüya...

Karakterler abartılarak önümüze sunulmamıştı kitapta,  her birinin kendine göre bir kusuru vardı. Zaten olayların ilerleyişi birbirleri ile bağlantısı bu kusurlardan geçiyordu. Gölgeler, değişen kişilikler, var olmaması gereken kötücül karanlık... Bir yap-bozun parçaları gibi bir araya gelerek bütünlük oluşturuyor resmin genelini veriyordu. Göldeki Ev dinamik kurgusu bitmeyen heyecanı ve akıcı anlatımı ile elinizden bırakamayacağınız bir kitap. Türk yazarlarımızın korku türünde hakkını vererek iyi eserler ortaya çıkarıyor olması büyük gurur kaynağı ve bunun için canım Büşra'ya teşekkür ediyorum.

Eğer ki korku türüne aşina ve seviyorsanız, Göldeki Ev'e bir şans vermelisiniz!

"Bizi izliyorlardı. Çarpık, orantısız ve şekilsiz gölgeler... İzliyor ve çoğalıyorlardı." 

Geçmişinde ciddi travmalar yaşayan Baria, yeni başlangıçlar için göl kenarında bir eve taşınır. Başta her şey yolunda ve sıradandır; hayatında kolilerden taşan eşyalar, sık sık ziyaret eden dostlar ve yoğun iş saatleri vardır. Derken gölgeler bir bir görünmeye başlar. Oyun hamurunu andıran biçimsiz bedenler, birbirine bağlanan eşyalar, geçmişle alay eden melodiler ve gittikçe güçlenen uğursuz bir karanlığın çemberinde Baria gün geçtikçe bocalar.

Tik tak tik tak.

Çember daralıyordur ve Baria'nın, gölün dipsiz sularından kendisini koruması hiç bu kadar zor olmamıştır. “Sana zannettiğinden de yakınım. Ben her yerdeyim. Küvetteki izlerde, donmuş anlarda, yuvarlak yüzeylerde, her yerdeyim.

Her yerde, her yerde, her yerde…
(Tanıtım Bülteninden)


Sylvain Reynard - Gabriel Arafta | Kitap Yorumu

 

Yazar Adı: Sylvain Reynard
Kitap Adı: Gabriel Arafta
Özgün Adı: Gabriel's Rapture
Seri Sıralaması: Gabriel's Inferno, #2
Baskı Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 474
Yayınevi: Optimum Kitap
Kitaba Puanım: 4/5
Zaman zaman canım çekiyor seriden bir kitap okumak. İlk kitabı yine yakın zamanda okuyup yorumunu paylaşmışken ikinci kitap içinde yazmam paylaşmam kitabın giybetini sizinle yeniden yapmam gerektiğini hissettim. 🤭 Ve işte, buradayım. Gabriel sever bir kişilik olarak seriyi kaç kere okumuş olsam da yine dönüp başa okuyabilirim.

Gabriel benim en sevdiğim erkek karakterler listemde ilk on içinde yer alan bir bey, ona olan sevgim bambaşkadır benim. Sadeve benim için olmadığına da eminim, iç dünyasındaki karanlığı çok da güzel kamufle ediyor profesör beyciğimiz. Kendinden emin, duruşu sağlam, istediği her neyse onu elde edecek kadar özgüvenli, yakışıklı, başarılı, çok güzel gülüyor bir de ve şey bakışları da çok iyi... öhhöm, ne diyordum. Evet, Gabriel, iyidir kendisi.
İlk kitap kadar sevmediğim Gabriel Arafta kitabında (elbette ki Julia'dan falan kıskanmıyorum adamı, o ne biçim yakıştırma.) tam olarak ismini koyamadığım bir şeyler eksik. İlkindeki o heyecan tam yoktu gibi. Aldığım keyif aynıydı ama heyecanım bir tık alttaydı. Belki de bu şeye benziyor, yemekten keyif aldığımız çok sevdiğimiz bir yemeği yerken, bir süre sonra tadında bir şeyler arar ama bulamayız. Belki de ben de o oluyordur, kim bilir.

Maceranın devamında çiftimizin birbirlerine olan bağları güçleniyor ama aşkları çetin bir sınava tabi tutuluyor. Birinin eğitmen bir diğerinin öğrenci olduğu okulda ilişkilerini saklamaları çok zor oluyor. Gizli görüşmeleri ortaya çıkar üniversite yönetiminin katı kurallarına karşı geldiklerinde ceza alıyorlar. Birbirlerine olan sorumlulukları ve aşkları sınanırken cezayı çeken kişinin kendi olması gerektiğini savunarak suçu üstlenmeleri onları daha zor durumda bırakırken, şans onlardan yana olarak paçayı kurtarıyorlar. Aralarına küçük küçük kara bulutlar girmesiyle ayrı kalıyorlar. Bu ayrılık çok sürmüyor, elbette barışıyorlar ama bir dizi sorun onları bekliyordur.

Yine söylüyorum ilk kitaptaki kadar heyecan hissedemedim ben, daha olmalıydı belki ama daha durağan işlemişti. Okuyanların büyük çoğunluğu bundan sebep sıkıcı bulmuştu. (Öyle tahmin ediyorum ben, ehe.) Bu kitaptaki artılardan biri Gabriel’i daha yakından tanıma şansını bulmamız. Adamı sevdiğimi söylemiş miydim? Birçok kere mi? Bir daha diyeyim o zaman. 🤭 Çok seviyorum...

Gelen olarak; aşk, sevgi, güven, bağlılık ve şefkat duyguları var kitapta, her birini hissedebiliyoruz, yani. Julia’nın da Gabriel’in de duygularına, bu ilişki için kendilerinden feda edebileceklerine şahit ederken sayfalar birbirini takip ederek bitiyor. Ek olarak kitapta bol bol Dante - Beatrice atıfları vardı, onlarla birlikte kahramanlarımızı okumak keyifliydi. Bir de etikete yapıştırıldığının aksine erotizim az seviyedeydi. Kitapta olması gerektiği kadar sahneler vardı, tabi o etiket de insanın kafasını karıştırmıyor değil.

Uzun lafın kısası, kitabını, ay yok, seriyi okumanızı tavsiye ederim. Bir şans vermelisiniz.
Uluslararası Bestseller yazarı olan Sylvain Reynard, birbirlerine en karanlık arzularıyla bağlı iki âşık olan Gabriel ve Julia’nın hikâyesini aktarmaya devam ediyor.

Fakat arzuları bu sefer onların sonu olabilir... Profesör Gabriel Emerson, eski öğrencisi Julia Mithchell ile aşırı tutkulu ancak bir o kadar da gizli bir ilişki yaşamaktadır. İtalya’daki romantik tatillerinde Gabriel ona, vücudunun en şehvetli zevklerini ve cinsel birleşmenin coşkusunu öğretir.

Ama döndüklerinde, mutluluklarını öğrencilerin fesatlıkları, akademik çevrenin baskıları ve kıskanç bir eski sevgili tehdit eder. Gabriel üniversite yönetimiyle karşı karşıya gelince kendini Dante’nin kaderine mi mahkûm edecek yoksa Julia’yı, Beatrice’ini sonsuza kadar yanında tutmak için mi savaşacak?

Son zamanların en sürükleyici aşk hikâyesi olan Gabriel’in Cehennemi’nin ikinci kitabında Sylvain Reynard, okuyucularına akıllarında, vücutlarında ve ruhlarında kalıcı izler bırakacak bir dünyanın kapılarını aralıyor. 
(Tanıtım Bülteninden)

☆☆

Gabrielin Cehennemi Serisi;

#2 Camriel Arafta / Gabriel's Rapture 
#3 Gabriel'in Cenneti / Gabriel's Redemption