Kalbin Ateşi - Rita Hunter | Kitap Yorumu


Kitap Adı: Kalbin Ateşi 
Yazar Adı: Rita Hunter 
Seri Sıralaması: Ateş Dizisi #3
Yayınevi: Epsilon Yayınevi 
Yayın Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 495
Kitaba Puanım: 4/5
Rita Hunter’in Ateş Dizisi’nin son kitabını da bitirmişken hakkında biraz gevezelik etmek istiyorum. İlk önce yazarımızın bir Türk olduğunu ve İngiliz tarihini en az onlar kadar hakim olup ustaca kaleme aldığını söyleyeyim. Her kitabında her hikayesinde içine yuvarlanmakla kalmıyor tutkunu oluyorsunuz kitapların. Hele birde bu türü seviyorsanız arada bir açıp açıp okumaktan da keyif alabilirsiniz.

Üç asil kontun birbirinden renkli hayatlarına konuk olduk seri boyunca. İlk kitapta hayattan beklentisi sadece bir varis ve huzur olan Adrian aşkın ateşi ile kavruldu, bütün dünyevi duygular ile arasında aşılmaz bir dağ yaratan Brendan ruhunu ateşe veren kadınla tanıştı buz tutan kalbi eridi ve en sonunda eğlenceli alaycı ve renkli bir karakter olarak karşımıza çıkan Stephan ise kalbini ateşe verdi, aşkın o hayallere sığmayacak güzelliği yaşamaya başladı.

Eh aralarında beni en delirteni, ya bu adam böyle değildi neden böyle oldu derken kah kızıyor kah kızıyor ve en son da ay ponçik seni diye severken buluyorsunuz kendinizi.


Davina, kardeşinin yaşadığı trajedinin sonrasında kendisini manastıra kapatmasından dolayı üzgün, bir o kadar da öfkelidir. Bütün yaşananların sorumlusunu bulacak ve intikam alacaktır. İntikam alması gereken kişi de Abbey kontunun kuzenidir. Planını belirledikten sonra Londra'ya gidecektir. Yapılacaklar bellidir, o adamı bulacak ve hesap soracaktır. Atladığı ve planlarının dışında olan Abbey kontu Stephan Ramsey'dir. 

Üstelik Stephan kuzeni konusunda son derece hassas davranır. Kafası yerine kalbi kırılan delikanlının daha fazla incinmesini göze alamaz, daha önemlisi cemiyete duyurulan nişanı da atmasının önüne geçmek istiyordur. Ve o esnada Davina hayatlarına pimi çekilmiş bir bomba olarak tam merkeze düşer. Baştan çıkarıcı, karşı konulmaz güzelliği ile Davina feleklerini şaşırtır. Sonrası da kitapta. Okumak isteyenler seriyi satın alarak okuyabilir, bilmecenin sonunu da çözebilir. 

Davina öfkeli bir dilber ve çok da saf, bir kurt olan Stephan'ın karşısında hiç şansı yoktu, ava giden avlanır sözünün tam karşılığı bu kitap olmalı. Bir de Thomas, bu karakterden zerrece hoşlanmadım. Hem de hiç.

Kitabın kapağından da söz etmem gerek, serideki en beğendiğim kapak Kalbin Ateşi. Her biri güzel orası ayrı tabi. Okumanızı öneririm.

İskoçya kırsalındaki küçük çiftliğinde koyun yetiştiren Davina Murray, sevdiği erkek tarafından masumiyeti çalınarak terk edilen kardeşinin hayatının en büyük hatasını yapmasının önüne geçememiştir. Ancak onun hayallerini çalan adamın hiçbir şey olmamış gibi pırıltılı yaşamını sürdürmesini kabul etmeyecektir.

İskoçya kırsalındaki küçük çiftliğinde koyun yetiştiren Davina Murray, sevdiği erkek tarafından masumiyeti çalınarak terk edilen kardeşinin hayatının en büyük hatasını yapmasının önüne geçememiştir. Ancak onun hayallerini çalan adamın hiçbir şey olmamış gibi pırıltılı yaşamını sürdürmesini kabul etmeyecektir.

O halde... 

Sadakat, kararlılık ve öfkenin yol gösterdiği bir planın, tatlı dil, ölçülü bir hafifmeşreplik, çalışılmış bakışlar ve biraz da cesaretle süslendiğinde uygun dozda bir intikama dönüşmesinin önüne geçebilecek ne tür bir engel olabilir ki?

Belki sadece korumacı bir kuzen...

Abbey Kontu Stephan Ramsey kuzeninin hayatına aniden giren bu çarpıcı kadının bir şeylerin peşinde olduğunun farkındadır. Kalbinin tekrar kırılmasını istemediği kuzenini korumak için Davina Murray'nin cazibesine kalkan olarak kendi tecrübesini öne sürdüğünde ikisi arasında patlak veren savaş, kısa sürede kalplerini ateşe verecek bir serüvene dönüşecektir.

☆☆☆

Ateş Dizisi Serisi;
#3 Kalbin Ateşi

Rita Hunter - Ruhun Ateşi | Kitap Yorumu


Kitap Adı: Ruhun Ateşi 
Yazar Adı: Rita Hunter 
Seri Sıralaması: Ateş Dizisi #2
Yayınevi: Epsilon Yayınevi 
Yayın Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 496
Kitaba Puanım: 5/5
Ateş Dizisi serisine Ruhun Ateşi kitabıyla kaldığım yerden ya da yandığım yerden mi demeliydim, her neyse, devam ediyorum. Aslında böyle sindire sindire uzun zamana yayıp keyfini çıkararak okunması gerekiyor kitaplar ama bir kere kapılınca ve kendinizi kaptırınca çarçabuk bitiyor. Tabi bu da yazarın dili, anlatımındaki akıcılık ve de hikayeyeolan okurun bağlanması durumlarını göz önüne alırsak tatmin edici bir okuma süresini ortaya koyuyor. Tabi kitaptaki havaya bürünüp o zamana gitmekle kalmıyor, okurken kitabı yaşıyoruz.

Kitap konusuna şöyle bir değinecek  olursam; Sophie Langford’un çocukluğu kuzeni Liliana yanlarına taşınmadan öncesine kadar harikaydi. Ailesinin tüm ilgisi ve sevgisi artık kendine değil, üzücü bir şekilde  ebeveynlerini kaybeden kuzeniyle paylaşmak zorundaydı. Sophie babasına verdiği sözü tutmak için uzun yıllar çabalar. Ona ait olan her şey bir zamandan sonra kuzeninin olmaya başlaması aralarında gelişecek sevgiyi de yok eder. Çok sevdiği kurdalesi, anne ve babasının koşulsuz sevgisi, hatta Jordan'ı bile Liliana'nın alması artık bardağı taşıran son olaydır. İkinci planda kalmaya alışkın olan Sophie çocukken aralarında geçen anlamsız söz dalaşını hatırlar. Kuzeni ona “İlgimi hak eden erkeği bulduğumda onu baştan çıkarmayı dene... Tabii becerebilirsen...” demiştir ve olayların fitilini atesleyen kıvılcım da tam olarak burasıdır. Tabi esas hedefin ruhu buz tutmuş aşka anlamsız bakan hatta belki de inanmayan bir adam olacağını kestiremez.


Kuzeninin bütün yılanlıklarına rağmen dik duruşunu bozmayıp kendinden ödün vermeyen Sophie, tüm sempatimi kazandı. Liliana'dan ise nefret ettim. Tamam kızı anlamaya çalışıyorum ama nefret yumağı dışa karşı melek içten bir şeytan birine karşı hoşgörü besleyemem. Sophie'nin onu dövdüğü her sahnede *ki en keyif aldığım yerlerden biri* mest oldum. Ben olsam, göle ya da ırmağa götürür kafasını suya sokarak ne kadar çakıl taşı var saydırırdım. Bakın amacım ne kadar masumane ama...

Kitapta en sevdiğim kişilerden biri olan Brendan ise, sanırım okuyup en sevdiğim Rita hunter erkeklerinden biri. Tamam, bazı yerlerde küplere bindim hatta çıldırdım ama o ayrı şimdi. Buz gibi alaycılığı, ruhsuzluğu, kışkırtmaları, umursamazlığı biraz biraz kızdırdı ama aşka ısınıp bur tutan ruhu canlanınca lav gibi bir adam olup çıktı. Sanırım aşk öyle sihirli bir şey ki kaya kadar sert yüreğin olsa ya da bundan bir yürek, ateşiyle eritip pamuk şeker kıvamına getiriyor.

Uzun söze gerek yok, bu türü sevenlerin bayılabileceği bir kitap Ruhun Ateşi. Ve son sayfada gözleriniz dolu dolu olarken "Neden bitti ki?" dedirtebiliyor.
Amansız bir rekabet, tatlı çekişmeler, kazanma hırsı ve yasağa olan tutku.

Brendan bir kumpasın içine sürüklendiğinden habersiz, işleriyle uğraşır, dostlarıyla şakalaşır, güzel kadınlarla flört ederken Sophie bomba misali düşer hayatının ortasına. Öyle başını döndürür ki ne akıl kalır ne sağ duyu.

Birbirlerine inat iki insan. Biri soğukluğu, kibiriyle nam salmış Brendan, bir diğeri hayalperest, sıcak kanlı aynı zamanda çocukça bir intikam oyununa düşen Sophie.

Onların hikayesi kalbinize işleyecek. Satırların büyüsüyle sarhoş olup, aşkın gücünü ruhunuzda hissederken kalbiniz ateşle kavrulacak.

Aslında kitapta dile gelmesi gereken yerler çok, ama ben size saklıyorum o kısımları. Okuyup kendiniz şahit olun istiyorum.

Yazarımı bir kez daha takdir ediyor, kalemine sağlık diyorum. Harika bir soluktu. Okuyun, pişman olmayacaksınız.

♡♡♡

Seri Sıralaması:

*Ateş Dizisi Serisi*

2. Ruhun Ateşi
3. Kalbin Ateşi

Aşkın Ateşi - Rita Hunter | Kitap Yorumu


Kitap Adı: Aşkın Ateşi 
Yazar Adı: Rita Hunter 
Seri Sıralaması: Ateş Dizisi #1
Yayınevi: Epsilon Yayınevi 
Yayın Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 488
Kitaba Puanım: 4/5
Yıllar öncesinde elime ilk aldığımda da aynı hisler içerindeydim. Isabel'i bağrıma basmak ve  Adrian'ı ıslak odunla kovalamak istemiştim. Böyle bir giriş yapılır mı, yoruma ama demeden önce hislerimden bir parça ile başlamak istedim yorumuma.

Isabel ele avuca sığmayan, tez canlı bir karakter. Sizi öyle şaşırtıyor öyle hayret ettiriyor ki bazen durup, yahu bir nefes al bir sakin kal derken buluyorsunuz kendinizi. Çocuk yaşta annesini kaybetmiş, denize tutkun bir babanın çocuğudur. Annesi yerine koyarak sevdiği halası, yanından asla ayrılmamaya yeminli dadısı ve babasıyla kendi küçük dünyasında mutlu bir hayatı var. Tabi halasının denizci bir koca bulup Amerika’ya yerleşmesi bir parça kalbini kırmış kızımızın ve babasını da ikna edip Amerika'ya halasının yanına gitme hayalleri var. İşleri bozulan kaptan babasının son seferi sonrasında Amerika kararı netleşecek ve çok sevdiği halasına kavuşacaktır. Ama evdeki hesap elbette çarşıya uymaz, babasına verdiği uslu bir kız olacağına dair sözünü yiyeceğini elbette kendine bilir ama çok zaman geçmemiş olması da şaşırtıcıdır.

Çocuklukları birlikte geçen, en yakın arkadaşı Fredy, evine gelerek aşık olduğunu söylemesinden sonra ağzındaki baklayı çıkarır. Aşık olduğu kız başka bir adamla evlendirilecektir, Henfield Kontu ile nişanlanmıştır. Fredy ise buruk aşkının hezimetini yaşarken kırık kalbiyle öfkeli bir o kadar da üzgündür ve hesap sormayı aklına kazımıştır. Bir teklif ile Isabel'i şaşırtır ama şaşıran kendisi olur. Ve hepsibin bilmediği aşkla oyun olmaz gerçeği ile yüzleşirler.


Fredy ve Isabel, garip bir çift olarak Adrian'in hayatına bomba gibi düşmeleri, Fredy'nin şapşallıkları ile Isabel'in eline geçen her firsatta arkadaşını pataklaması, buruk aşkının tahmin ettiği gibi tek taraflı olmadığını fark eden kuzduz Fredy'nin Isabel'i kurdun eline bırakması, kabak başına patlayan Isabel ile tutku oyununa tutuşan Adrian'ın aşka yuvarlanma hikayeleri öyle komik öyle güzel ve yer yer sinire dokunan cinstendi ki ne zaman bitti ne zaman kapağı kapatıp derin nefes aldım fark edemedim. En sevdiğim karakter elbette ki Isabel'di. Oyle dilbaz öyle candan ve sıcakbir dilber Deli Kızıl. Çok sevdim, ümitsiz kaldığı ve karşılık bulamayacağından korktuğu aşkı için gözyaşları dökerken içim gitti. O esnalarda buna sebep olan katıksız odun Adrian için geniş bir repertuar da geliştirdim.
Yine de Deli Kızıl'ı inatçılığı ile başlayan, Adrian’ın aşık olduğunu fark ettiği ana kadar olan alaycılığıyla ilerleyen hikayede yaşadıkları inişli çıkışlı yer yer şiddetli - bir yerde Isabel adamın çenesini okursanız göreceksiniz- aşkı  okumak çok çok keyifliydi.

Konu bakımından diğer okuduğum tarihî aşk kitaplarından farklı olduğunu söylemek isterim ve Rita Hunter yakalamış olduğu nokta ile okuru kendine bağlamasını başarmış. Her bir karakterin duydukları düşünceleri netti. Ama Adrian'a deli oldum. Yabu anladık, geçmişin acıklı,  kalp kırıcı acı bir kaybı yaşamış olduğunu biliyoruz da bu denli kırıcı olmak, küstahlaşmak hatta salaklık derecesinde gözünü inatla kapatmak ne demektir. Aşık olduğunu biliyorsun, kadının sana tutkun seni sevdiğini biliyorsun, sana bu kadarını verebilirim dahasını bekleme demek ne demek allasen ya 😤😤 Böyle sinir kat sayılarını arttırman ama finale doğru da pamuk şekere çevirmen sana olan kızgınlığımı azaltmiyor, bil hani. Hıh.

En başından gelişen olayın başlayışı, ilerleyişi ve kaçınılmaz son bitişi her bir detayını sevdim, Adrian’a sen hariç, şansını zorlama! Bilindiği üzere Ateş Dizisi'nin devam kitapları Ruhun Ateşi ve Aşkın Ateşi kitapları karakterleriyle de karşılaşıyoruz burada. Tam bir buz kütlesiolan Brendan, sıcak bal kadar çekici olan Stephan ile de serinin ilerleyen halkalarında tanışıp kaynaşacağız. Ben kitabı beğendim, sevdim, size de tavsiye ederim.

Masum bir plan kimsenin canını yakmazdı değil mi?

Isabella Gwen Sullivan kadar fedakâr bir kızın dostu için yapmayacağı hiçbir şey yoktu. Ancak sağduyu konusundaki genel sorunu bazen ipin ucunu kaçırmasına neden olabiliyordu. En yakın arkadaşı Fredy deli gibi sevdiği Vivian tarafından hiçbir sebep yokken terk edilmiş, üstüne üstlük onun Henfield Kontu Adrian Eaglestone ile nişanlandığı haberini almıştı. Bu durumda o kıza ve nişanlısına iyi bir ders vermek kaçınılmazdı. Böylece Isabel ve Fredy bir hafta sürecek olan Henfield yaz balosuna katılmanın bir yolunu buldular. Planları basitti... Balo boyunca yeni evli bir çift gibi davranacaklar, bu sayede kıskandırma silahının eşsiz gücünü Vivian üzerinde deneyeceklerdi. 

Her şey kusursuz olabilirdi...
Tabi işler düşündükleri gibi gitseydi...
Adrian tekrar âşık olabileceğini hissediyordu... Geleneksel Henfield yaz balosunda güzeller güzeli Vivian ile nişanlarını kutlayacaklar ve cemiyetin takdirini kazandıkları kusursuz beraberliklerini ilan edeceklerdi. Ne var ki işler düşündüğü gibi gitmedi. Baloya katılan yeni evli tuhaf çift hayatlarına fırtına gibi girdiğinde yapabildiği tek şey önce rüzgâra kapılmak, sonra da o rüzgârı kendi lehine çevirmek oldu. Ödenmesi gereken bedeller biraz ağır ama son derece adildi. Neticede bu olayda kimse pek masum değildi. Özellikle de küçük yalanıyla ortalığı karıştıran Isabel'in masumiyetle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktu...

Düşler Krallığı - Judith McNaught | Kitap Yorumu


Kitap Adı: Düşler Krallığı 
Yazar Adı: Judith McNaught
Seri Sıralaması: Westmoreland Saga #1
Yayınevi: Epsilon Yayınevi 
Yayın Yılı: 2007
Sayfa Sayısı: 416
Kitaba Puanım: 5/5
Bir Judith McNaught kitabı daha okuyup bitirmenin burukluğunu yaşarken derin bir nefes alıyorum . Tarihi aşk türünü sevenin kaçırmayacağı bir kitaptır Düşler Krallığı. Henüz hâlâ okumayan kalmıştır ama bilmeyen yoktur diye umuyorum.

Westmoreland serisi Düşler Krallığı ile başlıyor. Tabi şöyle de bir gerçek var, yabancı bloggelerin yorumlarından çıkardığım sonuçla, Judith ilk önce İçinde Aşk Saklı kitabını yazıyor sonrasında kitap çok sevilmesi, büyük büyük dük merak edilip istenmesiyle Roycu'u yazmaya koyuluyor. Ve iyi ki buna karar veriyor. Tamam, serideki hatta yazarın karakterlerine has bir odunluk efendime söyleyeyim bir kalaslık kabalık olsa dahi, ben Roycu bir başka seviyorum. 

Düşmanları olan İskoç dükünün kızı Jennifer'ı kaçırmaları ile hikaye başlıyor. Stephane'ın bu hareketinin ceremesini çeken elbette ki benimkisi yani, Kurt lakaplı Royce Westmoreland oluyor. Herkesin diline düşürdüğü hikayelere konu olan, korkunç efsanelerin baş kahramanı Royce. Kendilerini kaçıran bu adamların hakkında bilgilere sahip olan Jennifer ve kardeşi onlarla zaman geçirdikçe aslında bahsedilenin aksine canavar olmadığını ve merhamet sahibi kişiler olduklarını da fark ediyor. Tabi birçok soruna sebep olurken Royce'un hoşuna gitmeyecek sıkıntılar yaratmaktan da geri durmuyor. 


Kitapta eksik bulduğum yanlar da vardı, her ne kadar çok seviyorum demiş olsam da gözüme batan, sinirimi bozan unsurlar da yok değildi. 

Mesela Royce'un duygularından haberdardık, kıza çekiliyor olması içinde artan sevgiyi görebiliyorduk ama Jennifer için durum aynı değildi. Dengesizlik vardı kadında ve ben dengesiz kişileri de sevmem. Bir seviyor, bir sevmiyor oluşu, sen benim düşmanımsın dedikten sonra sevgilim diye bakması sıkıntılı bir durumdu. Zaten kitabın sonuna doğru gelişen olaylar ikili arasında gerilimi de arttırdı. Yanlış anlaşmalar ters düşmeler tartışmalar şu sen benim düşmanımdın söylemleri derken ipler gerildi. Eh olmazsa olmaz entrikalar, ihanet ve aşkta vardı tabi. Bir de olmasaydı dediğim bir yer vardı. Gereksiz belki de her şeyi çözümü zor bir düğüme çevirecek o ölüm olamayacaktı. Ama sonu her aşk kitabında olduğu gibi mutlu sonla bitti.

Esas karakterlerden yan karakterlere, yer yer gülüp çoğu zaman gerilerek saçınızı yapacağınız ve sonunda aşık olacağınız bir kitap Düşler Krallığı. Bir şans vermeli ve Judith McNaught okumalısınız ✌
Bir İskoç dükünün kızı olan Jennifer Merrick, 'Kurt' lakabıyla anılan İngiliz Claymore Dükü Royce Westmoreland tarafından manastırdaki okulundan kaçırılır. Dük, düşmanlarının yüreğine dehşet salan, adını duyan herkesin dudağını uçuklatan bir savaşçıdır, ama Jennifer de onun ününü umursamayacak kadar inatçı ve yürekli bir kızdır. Ailesine saldırmak üzere olan savaşçı kendisini tutsak aldığında, ondan kurtulmak için akıl almaz bir zeka kıvraklığı ve özgüvenle, küstah, alaycı ve yakışıklı düşmanını şaşkına çevirir.
Ancak onun güçlü kollarında aşkı bulduğu andan itibaren Jennifer için hayat; gururunun, ailesine karşı hissettiği vefa ve koruma duygularının, karşı koyamadığı bir aşkla çatıştığı tehlikeli bir tuzağa dönüşecektir...

Sonsuza Kadar - Judith McNaught | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Sonsuza Kadar 
Yazar Adı: Judith McNaught
Seri Sıralaması: Sequels #1
Yayınevi: Epsilon Yayınevi 
Yayın Yılı: 2007
Sayfa Sayısı: 432
Kitaba Puanım: 5/5
Judith McNaught kitaplarında kaleme aldığı her hikayede farklı karakterlerle bizi bir araya getirirken benzer sinir harbini de elimize bırakıp gidiyor. Genel olarak kusuru bol kusursuz karakterlere hayat verip destansı aşkları okutuyor bize. Ve bundandır ki Yüreğin Kraliçesi deniyor ona.

Sonsuza Kadar ilk kez elime aldığım kitap değil, hatta bir yerde sinirim bozulup öfkeye kapılıp da yarım bırakmışlığım da yok değil. Şimdiyse ara vererek beklettiğim için kendime kızıyorum ateş püskürüyorum.

Jason Fielding okuyacağınız çoğu karakterle benzer acı geçmişe katı yüreğe ve acımasız gerçekliğe bağlı bir adam. Kadınlara karşı güvensizliğinin yanı sıra sevgiye karşı inançsızlığı da var.

Herkesin sınanması gereken acılar var düşüncesi hayatın bir parçasıyken kitaplarda da sıkça karşılaşıyoruz. Jason’un kötü bir çocukluk geçirmesi yetmemiş gibi evliliği de cehennemden farksız. Hayatta tek sevebildiği koşulsuz bağlandığı varlığı, oğlunu, sadakatsiz ve paragöz karısının açgözlülüğünün kurbanı olarak kaybediyor. Ne geçmiş acıları ne de oğlunun kaybı gözünden tek damla yaşa dönüşmüyor. Acısını yüreğine hapsediyor, yasını içinde yaşıyor. Kalbi katılaşıp gözleri buz bağlıyor.

Onun katılaşmış kalbini yumuşatıp buz bağlanmış gözlerini çözerek hayatını kökten sarsacak tek şeye ihtiyacı var ve çok geçmeden de kapısının önünde kollarında yavru bir domuzla belirecek. O andan itibaren de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Victoria Seton anne ve babasının kaybıyla sarsılan özgür ruhlu cesur bir kadın. Bir noel gecesi babasının annesiyle yakınlaşması sonucu, adamın kalp kırıklığına yakinen tanıklık etmesi sevgiye ve aşka dair düşüncelerini sorgulamaya yetmişti. Babasının verdiği öğüt her daim aklında hatta yüreğinde taşıyordur. ‘Sana seni sevmeyen biriyle mutlu olabileceğini söyleyen olursa sakın inanma.’ Hayatının sonuna kadar bu öğüdü de saklayacaktır. Kan bağı olan akrabalarına gitmek için Amerika'dan başlayan yolculuk Ingiltere’ye ulaşmasıyla başlıyor hikaye. Bir tek kız kardeşini kabul eden büyükannesinin sert tavrı, Atherton Dükü Charles Fielding'in yanına gitmesi ve Jason ile dillere destan olacak o karşılaşma her şeyin başlangıcıydı. 

Charles Fielding'in geçmişte yaşadığı kırık hikayesinin telafisi için kendince tedbirler alırken planlar yapar. Victoria ile Jason'un ortak geleceği için adımlar atarken bu birbirinden inat ve birbirinden daha aşka sevgiye muhtaç ikiliyi bir araya getirecektir. Bilmediği Victoria'nin geride bırakmak zorunda kaldığı bir sevgilisinin olduğu gerçeğidir. Jason ile ilişkileri, Victoria'ya yaklaşımı kendi geçmiş hikayesini okurken yaşananlarla büyükanne olacak o moruğa karşı da öfkeyle dolmama sebep oldu ama tabi ki bunlardan bahsetme niyetinde değilim. 
Yaşanan küçük anlaşmazlıklar, yanlış anlamalar ve birbirlerine zıt gitmesi ikiliye karşı olan hislerimi birbirine dolaştırdı ama hikayelerini okudukça yaşamlarına ortak olup acılarını gördükçe her ikisini de çok sevdim. En ufak bir sevgi kırıntısını kaybetmemek için hediyelerle teşekkür eden, hayatında hiç hediye almayıp ilk hediyesini Victoria’dan alırken bir çocuk gibi sevinen Jason'u; bütün engellemelerine karşı yılmadan ince ince içine işlenerek sevgiyi kazıyan, korkularına rağmen inancından dönmeyen, aşkı için mücadele eden Victoria'yı gereğinden çok sevdim. Hele öyle bir sahne vardı ki gözlerimin dolması kaçınılmazdı. Yaşadığı bütün acılara rağmen ağlayamayan Jason, Victoria'yı kaybettiğini düşünürken ağlaması, hiç hoşlanmadığı o yas tutma olayını yaşaması içime oturan sahneydi.

Söylemek isteyip de kendime sakladığım çok cümlelerim var bu kitaba karşı. Söylersem ipucu verecek olacağım gerçeğini göze alamayarak kitabı okumak isteyen kişilerin kendilerinin okuyarak görmesini istediğim şeyler var. Kitaptaki bütün karakterler birbirleriyle kusursuz şekilde bağları, hayatlarını şekillendirecek dokunuşları ve iki yaralı kalbin mutluluğu bulması için yaptıkları uğraşları okuyup görmelisiniz. Ve hâlâ da okumamış, yazarla tanışmamış, ben gibi Jason'a gereksiz öfke duyup sonraya iteleyeniniz varsa zaman kaybetmeyin ve bir an önce başlayın. Şiddetle önerimdir. 
Judith McNaught'ın en güzel aşk romanlarından biri olan 'Sonsuza Kadar', özgür ruhlu, Amerikalı bir genç kızla huysuz bir İngiliz lordunun hikayesi.

Anne babasını kaybeden Victoria, uzak bir akrabasının yanına sığınmak üzere, uzun bir okyanus yolculuğu yaparak İngiltere'ye gelir ve kötü şöhretli Lord Jason Fielding ile tanışır. Lordun küstahlığı karşısında şaşkına dönse de, bir panterin acımasızlığına ve zarafetine sahip olan genç adam ona çok çekici gelir. Karşı koyamadığı bu çekim sonucunda, kendini Jason ile evli bulduğunda, Victoria için mücadele ve üzüntü dolu günler başlamıştır. Genç kız pek çok sınavdan geçecek, bu arada koşulsuz sevmeyi, özveriyi ve sonunda ulaştığı sonsuza dek sürecek aşkın değerini bilmeyi öğrenecek; taş yürekli Lord Fielding'e de aynı şeyleri öğretecektir.

Seni Beklerken - Judith McNaught | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Seni Beklerken 
Yazar Adı: Judith McNaught
Seri Sıralaması: Sequels #2
Yayınevi: Epsilon Yayınevi 
Yayın Yılı: 2008
Sayfa Sayısı: 464
Kitaba Puanım: 5/5
Söylenecek binlerce şey kafanın içinde olup da hiçbir kelimeyi bir araya getirememe diye bir durum var. Literatürde yer almamış olsa da benim uydurduğum bu durumu şöyle izah etmeye devam edebilirim. Çok iyi bir kitap bitirince oluşan sessizlik ani ve uzayan saatler var ya, aha o işte, bu durumun zemini. Judith McNaught her kitabında her karakteriyle sizi kendine bağlayan usta bir yazar. Farklı kişilikler farklı durumlar ve olaylar ama aynı hayranlık şaşmayan bir sonuçtur okuyan kişi için. Bitmesini hiç istemiyor, merakla içiniz oyuluyor ve su gibi akıp giden sayfalarla sürükleniyor, sonuna ulaşıp bitince de hüzünleniyorsunuz.

Gel gelelim kitabımıza. Diğer kitapların da konu olan zorunlu evlilik durumu Seni Beklerken'de de var. Kitap kahramanlarımızın sıra dışı karşılaşmaları ve sonrasında gelişen bir takım olaylarla bu evlilik bağları güçleniyor. Eh, birbirlerinden etkilenmiyor desek yalan olur. İlk andan beri birbirlerine dut gibi aşık olan Jordan ve Alex fırtınalı bir hikayeye atılıyor.

Alexandra okuduğum çoğu karakterden farklı yapıda bir kadın. Saf kalbi, hayata karşı her daim pozitif bakışı, bitip tükenmeyen azmi, pes etmeyi bilmeyen inadı, kıvrak zekası, muzipliği, sevecenliği, sonsuz aşkına olan umudu ve sadakati beni etkileyen bir dolu özelliklerinden aklımda kalıp da sayabildiklerim. Öyle yaralı ve öyle sevilmeye muhtaç ki, kitabın içine dalıp sıkıca sarılmak ve avutmak istedim. Öyle çok yakın hissetim Alex'i, sanki gerçek bir insan etten kemikten bir varlıkmış gibi...

Annesinin statü merakıyla ne yaptığı belirsiz olmadık bir adamla evlenmesi ve Alex'in doğumundan sonra terk edildiği bir hikayeye sahip. Kendini bilen kitaplara tutkun bir büyükbaba ayda bir kere gördüğü ve onu yürekten sevmesini istediği hayırsız bir baba, onu umursamayan elde ettikleri ile başkalarına tepeden bakan bir anne ile geçen bir çocukluk sonrasında bu denli sağlam ayakları yere basan kendini bilen iyi yetiştirilmiş -dedesinin bunda katkısı büyük- bir genç kız olması şaşılacak bir şey o dönem koşullarında.


Jordan ise bir Dük, taban tabana zıt iki karakter ve farklı hayatlar yaşamış iki farklı insan. Her şeye karşı bir şüphesi, kadınlara karşı güvensizliği, iyiliğe karşı inancı olmayan, karamsar ve bir o kadar sert mizaca sahip hayattan zevk almayan bir adam. Sosyetede önemli yere sahip bir dükalığın varisi olması anne ve babasının tasvip etmediği gönül maceraları bir yana çocukluğundan beri sert koşullarla yetiştirilmesi onu bu adam hâle getirmişler. Hayat hikâyesini geçtiği bu önemli kısımları okurken gözlerim doldu ve içimde inanılmaz bir öfke duydum. Vurdumduymaz annesine, erkeklerin de bir insan olup duygu sahibi varlıklar gerçeğini itinayla görmezden gelen babasına karşı öfkem inanılmaz.

Alex’in babası ve bu ikisini tek bir torbaya doldurup boğazın serin sularına atasım geldi. Ya da Karadeniz'in hırçın dalgaları ile tanıştırmalıyım, ne dersiniz?

Evlendikleri gerçeğini henüz sindiremeden birbirlerine bağlanmaları tutku dolu anları yaşayıp artık ayrı olamayacaklarını düşündükleri anda Jordan kaybolur. Bu kaybolma çeşitli çıkarımları doğurur ve en son öldü denir. O anlarda Alex ve Jordan'ın büyükannesinin durumları anlatılamaz, fena dokundu...

Sonrasında dul kalmışlığı ve sosyeteye girişi çeşitli olaylar ve bir anda herkes tarafından istenen kadın olması bir senede Alex'in karakter olarak adım adım gelişmelerini, Jordan'ın geri dönüşü ve beraberinde getirdiği birçok şey.  Merak ettiniz mi? Oh, harika. O zaman bu muazzam kitabı bulup satın alın ve okuyun. İnanın okuyup okuyacağınız en iyilerden biridir Seni Beklerken. Jordan'ın şüpheci güvensizliği arasında umutsuzca aşka inanmak istemesi, Alex'in saf sadakati sonsuz aşkı ve aralarındaki tutkuyu okuyup hissetmelisiniz. Bol bol güldüren biraz kalp kıran ve sonunda gözlerinizi dolduran bir kitap.
En güzel aşk romanlarının yazarı Judith McNaught, bu son kitabında anlattığı etkileyici ve baştan çıkarıcı aşk hikayesiyle adeta ayaklarınızı yerden kesecek ve sizi tutkunun doruklarına çıkaracak! Tesadüfler zinciri hiç umulmadık bir yerde, masum kasaba kızı Alexandra Lavvrence ile Havvthorne'un zengin ve güçlü dükü Jordan Tovvnsenden'i bir araya getirir. Londra sosyetesinin büyüleyici dünyasına sürüklenen özgür ruhlu Alexandra, kendini kıskançlık, intikam, gurur ve karşı konulmaz bir tutku tuzağının içinde bulur ve bir zaman sonra kocasına bile güvenemeyeceğini anlar...

Mutluluk - Judith McNaught | Kitap Yorumu


Kitap Adı: Mutluluk
Yazar Adı: Judith McNaught
Seri Sıralaması: Sequels #3
Yayınevi: Epsilon Yayınevi 
Yayın Yılı: 2009
Sayfa Sayısı: 572
Kitaba Puanım: 5/5
Yıllar önce kitabı ilk okuduğum zaman "Yüreğin Kraliçesi, diye boşuna demiyorlarmış!” Diye düşünmüştüm. Geçen onca zamanda bir kere bile yanıltmamıştır beni Judith McNaught. Her kitabında, okurken bizleri dahil ettiği her hikayede bağlanıyor ve sonu gelsin istemiyorsunuz. Zaten yazarın kalemine diyecek olumsuz herhangi bir şey  bulamam. Her ne kadar zaman zaman beni delirten karakterlere hayat vermiş olsa da dönemine göre var olan durumlar ve yaşanan hayatlar tam olarak bu.

Defalarca okusam da ilk okuyuşum gibi heyecanla kalbimi eriten Mutluluk kitabındaki beye vurgun olduğumdan hiç söz ettim mi? Sizi tanıştırayım o zaman. Yarı Iskoç yarı İngiliz olan bu büyüleyici bey, İan Thornton'dan başkası değil!
İnanın bana az rastlanan aşıklardan biridir kendisi, çok sever sadık ve tutkundur. Ama ona affedilmesi güç hata yaparsanız sizden vazgeçer kendi kabuğuna çekilir. Böyle bir adam böylesi bir karakter işe... Kitabı okuyanlar duygularımı az çok anlayacaktır ve okumayanlar da merak ederek bu kitap neymiş diyecektir eminim.

Ian yalnız bir adam ama bu yalnız olmasını seçmiş ve bu durumundan da memnun. Ailesinin kaybı ise içinde kabuk tutmaz bir yara. Hatta bunun sebebi olarak büyük babası ve onun ünvanına bağlar. Öfkeyle ve kırgınlıklarla büyümüş. Bundan ötürü güvendiği, değer verdiği ve sevdiği kişiler bir elin parmağını geçmez . Yıllar önce bir baloda rastlaştığı güzeller güzeli bir kadın yüreğine düşer ama yanlış anlamalarla yolları bir şekilde ayrılır. Yine kendi hayatına dönerken aklı da kalbi gibi o kadında kalmıştır. 


Elizabeth, okuduğum ve sevdiğim kadın karakterlerden ender kişidir dersem yeridir. Bu kadar saf temiz kalpli böyle candan seven bir o kadar da zeki *kısmen zeki diyeyim, saflık yaptığı da çoktur* ve alçakgönüllü bir kadın. Sosyeteye takdim edildiği sene birçok gözde bekar beylerin dikkatini çekmesi ve evlilik teklifi alması etrafında dost görünümlü kişilerin kıskanmasına yol açar. Arkadaşlarının niyetinin kötü olduğunu bilmeden Ian ile konuşmaya hatta herkesi reddeden bu gizemli adamla yakınlaşmaya karar verir. Eh bu karar, beraberinde patlayan skandalla Elizabeth toplum tarafından dışlanır. 

Sosyeteden dışlanması sonrasında kabuğuna çekilen Elizabth ailesinden kalan borçları kapatmakla da boğuşur.  Haber vermeden kaybolan ağabeyi için endişe ederken paragöz amcasının tek kuruş daha harcamamak için yıllar öncesinde evlenme teklif eden adaylara yeğeniyle yeniden evlenmeleri yönünde mektup yollar. Sonrasında da macera başlar.

Elizabeth tekrar yollları birleşirken Ian ile evlenerek mutlu olacak mı? Yoksa şartlar her zaman bir sorun doğururken onlar ayrılık rüzgarı ile mi savrulacak?

Şaşkınlıklar, yanlış anlamalar ile başlayan bir hikaye onlarınki ve dolu dizgin ilerleyen aşklarında yer yer güldüren yer yer göz donduran bu serüvene bir şans verin.
Okuyucularımızın çok severek okuduğu bir yazar olan Judith McNaught''ın ''Mutluluk'' adlı romanı 19. yüzyıl İngiltere''sinde geçen güzel bir aşk hikayesi. 



Sosyeteye takdim edilmek üzere Londra''ya gelen ve kumarbaz olduğu söylenen Ian Thornton''ın büyüsüne kapılarak kendini onun kollarında bulan Elizabeth Cameron, dedikodular yüzünden acımasızca dışlanarak kötü bir duruma düşmüş, adı lekelenmiştir. Üvey ağabeyi Robert, onun onurunu korumak için düelloya davet ettiği Ian''ı yaralayarak kayıplara karışınca, anne babası olmayan genç kız yapayalnız kalır. Skandaldan sonraki iki yıl boyunca, Londra dışındaki bakıma muhtaç malikanesini ayakta tutabilmek için, son derece kısıtlı koşullarda mücadele veren Elizabeth''e parasal destek sağlamak istemeyen cimri amcası, onu evlenmeye zorlamaktadır. Sonunda genç kızı adeta bir meta gibi açık artırmayla pazarlayarak en fazla para veren soyluyla evlendirmeye karar verir. Daha önce yeğeniyle evlenme talebinde bulunmuş olan lordlara mektup yazar. Çoğundan cevap bile gelmez. Sadece üç kişi genç kızı bir hafta misafir ederek durum değerlendirmesi yapmaya razı olur. Bunlardan biri de Ian Thornton''dır. 


Ancak Elizabeth genç adamın av köşküne gittiğinde hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaşır. Thornton''la aralarındaki aşk kıvılcımı aleve dönüştüğü halde, yanlış anlamalar yüzünden birbirlerini incitip yaralamak zorunda kalırlar.