Yazar Röportajı | Fırtına Hamide ✒


Satırlar aracılığıyla avegi taşımak, uzanıp yüreğe dokunmak kolay iş değil. Başaran nice güzel yazarlar var. Ve onlardan biriyle daha röportaj yapma şansım oldu! ❤
Yazar olmak kolay değildir, işin içinde duyguları eğip bükmek kalemine mürekkep yapmak maharet ister. Yeni bir röportajda severek takip ettiğim Fırtına Hamide’yi konuk edeyim dedim. Uzun yıllar süren okuryazar ilişkisi harici iki yakın dostuz da. Her yazdığı kitapta farklı konuları farklı karakterlere can veriyor ve başarılı bir çizgiye de sahip.
Onu yakından tanımaya var mısınız?
⭐⭐

Yazarın Basılmış Kitapları;
#1 Günahkâr
#2 Günahkâr 2


Fırtına Hamide 1993 yılının Ocak ayında Kuzey Almanya da doğdu, büyüdü ve hâlâ orada yaşıyor. 
Yazım hayatına 2011 de başlayan yazar, sosyal medyadan yayınladığı hikâyelerini Fırtına adıyla okurlarına ulaştırdı. İlk kitabı Günahkâr 2015 yılında Postiga Yayınları farkı ile raflardaki yerini aldı. 
Yazar Facebook ve Wattpad’de aktif olarak yazmaya devam ediyor. 
✒ Bilen biliyor fakat daha yakından tanımak isteyenler için; Fırtına Hamide kimdir diye sormak istiyorum. Nelerden hoşlanır, neler yapar, seni tanımak isteriz.

Fırtına Hamide 26’sına günler kalan, okuyan, yazan ve gülleri çok seven biri. Kara Kışta doğmasına rağmen tam bir ilkbahar aşığı.

✒ Tam olarak ne zaman yazmaya başladın? Yazma kararını almakta seni etkileyen faktör neydi?

Tam olarak 2011 yılında yazmaya başladım. Bir gün facebook da dolanırken bir sayfaya denk geldim. Sayfada bir sürü hikâye vardı. O zamanlar bir kore furyası esiyordu, sen de bilirsin. SS501’ler, Oppalar :D Hikâyeler de bunun üzerineydi. Heves ettim, ben de başladım. İlk hikâyem FIRTINA adlı bir FanFiction’dı.

✒ Bir kitabı yazmaktaki zor olan kısım, kurgu oluşturmak mı? Yoksa kitabı yazmak mı?

Her şey. :D Kurgu oluşturmak çok çaba isteyen bir iş. Ön araştırmalar falan derken insanı baya uğraştırabiliyor ama şikâyetçi değilim, bu da işin tuzu biberi. Zor olan kısmıysa okuduğunu, okuru sıkmayacak şekilde kurguna uyarlamak. Tam anlamıyla kurguyu oluştursan bile bazen karakterler zorlayabiliyor. Nokta atışı diyaloglar, sürükleyici sahneler… İnce iş. Nakış gibi ilmek ilmek işlemek gerekiyor, yıllardır yazmanın bana öğrettiği şeylerden biri de bu. İyi olmasını istiyorsan çok zaman ayırman gerekiyor.

✒ Yazacağınız kitapta, kurguyu oluştururken dikkat edilmesi gereken unsurlar nelerdir?

Önce bir konu bulmak gerek tabii. Ve konuya göre de karakterler oluşturmak lazım. Karakterlerin ne istediğini bilmek gerekiyor, çünkü bu yazar için adeta bir harita konumunda bana kalırsa. Karakterlerim ne istiyor? Başta nasıl davranmalı, hikâye gelişirken nasıl davranmalı ve sonuç olarak ne yapmalı? Bu kurgun için inanılmaz sağlam bir köprü. Buna göre diyaloglar oluşturup, buna göre kurgunu geliştiriyorsun. Ama en önemlisi duygulardır. Bunu ister betimlemeyle, ister diyaloglarla aktar okura ama mutlaka aktar. Bir karakterin duygularını ne kadar yoğun hissedersek o karakteri ve davranışını o kadar iyi anlarız ve kurguyu da bi’ o kadar çok severiz.

✒ İlham kaynağınız?

En başta kitaplar olmakla birlikte her şey. Bir kelâm, bir resim, bir fotoğraf, bir şarkı, bir davranış, bir tartışma, bir insan, bir çiçek, mevsimler… Akla gelebilecek her şey ilham olabiliyor. Bazen bir kelime koskoca bir kitap yazdırtabiliyor. 

✒ Yazılarınızı hep aynı yerde mi yazarsınız? Parkta otururken aklınıza gelen betimleme tespit vs. hemen kaleme alır mısınız orada?

Evet, muhakkak odamda, dağınık masamın başında, hikâyelerim için not aldığım kâğıtların arasında laptopuma kalan o daracık alanda yazarım. Ve sadece o alanda yazarım. :D Yemek odasına geçtiğimde yazamam mesela. Olmaz, bu işin de rajonu bu galiba. :D İlhama gelince ister parkta, ister düğünde, ister yatakta… Nerede aklıma gelirse mutlaka ama mutlaka not alırım. Sınavda bile hikâyesine not almış insanım ben. :D Yanım, böğrüm hep not kâğıdı dolu ve tabii telefonumun notlar bölümü de.

✒ Son zamanlarda popüler platformu Wattpad'i nasıl ve ne zaman keşfettiğini merak ediyorum. Öncesini - Facebook da kendi sayfanda yazdığını - ben biliyorum ama bilmeyenler için bize hikâyeyi anlatır mısın?

Wattpad’i de furyaya katılanlar olarak keşfetmiştim. Baktım herkes bu uygulamaya hikâye yüklüyor, ben de yükleyeyim dedim ve inanılmaz sonuçlar elde ettim. Ancak itiraf etmem gerekiyor ki, orayı başlarda hiç benimseyemedim. Facebook’daki sıcak ortamı bulamadığımdan ötürü olsa gerek. Ancak şu an wattpad’i de çok seviyorum. İnsan her şeye alışıyor.
✒ Yazdığın kurgularını çeşitli platformlarda yayınlarken hiç aklından bir gün kitapların basılacağı ve olduğun bu konuma ulaşacağını düşündün mü?

Düşünmedim. Aklımın ucundan bile geçirmedim. Hâlâ yayınevleri nasıl ve neden teklif etti anlamış değilim. :D

✒ İlk kitabının çıkması her yazar için çok önemlidir. Bu senin gerçekleştirmek istediğin hayalin miydi?

Değildi. 
Tuhaf biliyorum ama hiçbir zaman, hele bundan birkaç yıl önce yazdıklarımı kitap olacak kalitede görmedim. Bu, kendini hor görmekten çok gerekli bir özeleştiri. İnternette yayınlamak iyi hoş ama şöyle bir eksisi de var; seni okuyanlar genelde pohpohlayıp, çok güzel yazıyorsun diyen kesim. Sana yol gösterecek, kalemine iyi gelecek eleştiriler bulmak neredeyse imkânsız çünkü yapılan eleştiriler de seni salt yermek için yapılıyor. Kalemini kırmak, hevesini kırmak için. Biliyorsun bir yazan, bir okuyan bir de ömründe hiç kitap okumamış eleştirmenler var ve bu üçüncü kesim, örneğin bir seri katili yazıyorsan seni katil sanan, tehlikeli kesim. Kitap hayali birinci kitaptan sonra yerleşti kalbime iyice. Meşakkatli ama çok güzel bir duyguymuş günlerini, gecelerini ve geri alamayacağın zamanını harcadığın o satırları elinde tutmak. Ondan beridir daha iyi yazmaya, daha iyi bir yazar olmaya çabalıyorum ve bu çabam asla bitmeyecek.

✒ Basılan iki kitabın var. Günahkâr 1 ve Günahkâr 2. Bıçak sırtı bir konuya sahip bu kitap. Sevilmeme korkusu hiç yaşadın mı?

Yaşamadım. Çünkü kurgumun altında kalacağımı hissetmedim. Ama Günahkâr ile çok önemli bir şey öğrendim; Kendin kabul edemediğin hiçbir şeyi yazamıyorsun. Zaten bu yüzden öyle bıçak sırtı bir konunun içinde dev bir manevra var. Gül’ün kabullenemeyişi, Yağız’ın rahatlığı ve Yağız beni çok zorladı… Tüm davranışlar bir amaç uğrunaydı, bilinçli yazıldı hepsi de. Ancak başlarda çok ağır eleştiriler aldım. Bir okurum özelden buna benzer bir şeyi yaşadığını yazdığında mahvolmuştum. Maalesef ki var böyle şeyler, ben sadece biraz daha yumuşatarak yazdığımı düşünüyorum. Kabullenemediğini yazamamak konusuna tekrar dönersek, asla sevdiği kadına tecavüz eden bir adamı yazamam mesela. Bu çok ağır, çok aşağılayıcı, affetmesi çok, çok zor bir konu benim için.

✒ Kitabı ikiye bölüp devam niteliğinde yazmak mı daha zor, bütün konuyu tek kitapta anlatmak mı?

Kitabı ikiye bölmek kesinlikle daha zahmetli. Üstelik kârlı da değil, konu lastik gibi sününce pek hoş olmuyor ama bazı kurguları tek kitapta bitirmek mümkün olmuyor. Yani hikâye bitmek istemiyor. Kıvıramadı. :D

✒ Tutsak kitabının kurgusu nasıl ortaya çıktı? Böyle bir kitabı yazmak aklına nasıl geldi?

Tutsak özgün bir kurguya sahip değil, geçmişinden kaçan bir kadını yazıyorum, bununla alakalı yüzlerce kitap ve film var, ama karakterlerimin özgün olduğunu düşünüyorum. Esasen bir konuyu özgünleştiren de bu zaten; Karakterlerin ve anlatımın.

✒ Yazılarını yazarken hayalgücü sınırlarını zorladığını hissedip bunun toplumsal yargılarla ters düşebileceğini hissettiğin oldu mu? Eğer hissettiysen, yazdığını hiç sildin mi?

Tartışma yaratacağını düşündüğüm hiçbir şeyi bilerek silmem. Bence okuru çeken de bu. Senin fikirlerine, hayat biçimine ters olan bir şeyi okuyup sevebiliyorsan eğer o hikâye iyi işlenmiştir. Bence işin heyecanı da burada; insanların bam teline dokunmak, sınırları aşmak ve toplumdaki değerleri eleştirmek. Muazzam bir haz yaşıyorum inan ki. :D

✒ Kaleme aldığın konuyu yazarken, bir toplumsal mesaj verme düşüncesiyle mi başlıyorsun?

Genelde öyle oluyor. Mesela Asi Gelin, oldukça tartışma yaratan bir hikâyeydi: D. Çünkü konu dindi. İslam’ın kusursuz olduğuna hemfikirim ama Müslümanlar değil. Asla da olamazlar. Nefs taşıyan hiçbir canlı kusursuz olamaz. Bir kere en büyük kusuru nefsidir. O hikâyemde göstermek istediğim sözde Müslümanlardı, erkektir yapar saçmalığını tiye almaktı, dinin arkasına sığınıp, bin türlü kötülüğü yapanları eleştirmekti. Belki de Batıda yaşadığım içindir. Burada birçok Müslüman haram diye asla domuz eti yemiyor ama su gibi alkol tüketiyor, sanki bu helal. :D Bu konuda kimseyi yargılamıyorum, kimse hesabını bana vermeyecek sonuçta, ancak dini kendine uyarlamak saçmalığını da onaylamıyorum.  En çok da Müslüman ülkelerde gördüğümüz, kadının toplum ve ailedeki rolü, ya da yokluğu veya yok sayılmasını eleştirmekti. Kadına o kadar değer veren bir dinimiz varken, kadın ve kız çocuklarının üzerine titreyen bir Peygamberimiz varken kadını hor gören Müslümanlar erkekler var. Çok acı. Müslümanlık, İslam diyince hepimiz hacı hocayız ama uyarlamaya gelince sınıfta kalıyoruz.
Tutsak adlı hikâyem desen yine öyle. Cesur bir konusu var, kabul ediyorum. Ama o cesurluğun nedenini de anlatıyorum. Psikolojik şiddetin, kadını hor görmenin o kadında ne gibi değişiklikleri meydana getirdiğini yazıyorum. Kadın olarak birini arzulamanın, birini istemenin de normal olduğunu anlatıyorum. Çünkü erkek isterse normal, kadın isterse ayıpmış gibi lanse ettiriliyor. İlişkisinde cesur olan ve isteklerini dillendiren bir kadın daha sonra fahişe olarak anılıyor. Oysa bu gibi durumlar iki kişilik yaşanan bir şey ve iki kişilik mesuliyet gerektiren durumlar. Kadını suçlamak, zevk aldı diye yermek nasıl bir mantık, anlamıyorum. Bu kafaları değiştirmek asla mümkün olmayacak galiba.

✒ Yazma ritüelinizden bahseder misin? Örneğin hangi ortamda, hangi materyallerle, hangi müzikle, nasıl bir ruh haliyle yazmayı tercih ediyorsun?

Odamda, genelde ortalık sakinken yazıyorum. Yazarken çıt çıkmaması gerekiyor, dolayısıyla müzik eşliğinde yazamıyorum. Müziği önceleri dinliyorum, sahneleri oluşturmak, dram yazıyorsam o havaya bürünmek için. Ruh halim de yazdığım hikâyeye göre değişiyor. Yazma ritüelim zamanla değişti. Önceleri haftada bir bölüm yazarken şimdi önceden yazmaya başlıyor, defalarca başa dönüp yeniden okuyup, düzenlemeler yapıyorum. Zor ama çok zevkli.

✒ Konularını nasıl seçiyorsun? Konu seçimi tesadüfî mi oluyor, yoksa hayatta karşılaştığınız olaylardan beslenerek mi yazıyorsun?

Durağan konular yerine heyecanı bol olan konular yazmayı tercih ediyorum. Feminist bir damarım var, bunu anlamışsındır zaten şimdiye kadar. :D Genelde bu düşünceye uygun yazıyorum. Yazdığım erkek karakterler güçlü oluyor ama kızlarım asla boyun eğmiyor. Kurgularımda toplumdaki değerleri eleştirmeyi seviyorum. Bu, bana boş yazmadığımı düşündürtüyor. Hayattaki olaylar ve etrafındaki insanların da katkısı büyük elbette. En azından daha gerçekçi yazmama yardımcı oluyorlar.

✒ Bir yazar için zaman ne demektir?

İhtiyaç, yazar için zaman elzem bir ihtiyaçtır. Çünkü zamanın varsa araştırabilir, zamanın varsa yazabilir ve zamanın varsa yayınlayabilirsin. Yazdığın her hikâye demlenmek istiyor, karakterleri kucaklamak, satırları sindirmek, kalbine oturtmak istiyor. Bu da zaman alıyor. Ve zaman alan her hikâye bence daha güzel oluyor, tıpkı demini almış çay gibi. 

✒ İnsanların çoğu ‘hayatımı yazsam roman olur’ derler. Sence herkes kitap yazabilir mi? Yazmak bir yetenek midir?

Herkesin yazabileceğine inanmıyorum. Yazmak, kitap okuyarak ve yazarak geliştirebilinecek bir yetenek, diyor sevdiğim biri. Buna katılıyorum. Yazmak bence de bir beceridir. 
✒ Yazmak senin için hayat boyu sürecek bir serüven mi?

Evet, kesinlikle öyle. Eskisi kadar sık yazamasam bile yazmaktan vazgeçemiyorum. Daha iyi olmak, daha iyi yazmak, kendimi ama sadece kendimi aşmak için çabalıyorum ve çabalayacağım da. Beni kalben mutlu eden ender şeylerden biri çünkü yazmak. Dahası, düşüncelerini başkaları ile paylaşmanın verdiği o heyecan başka hiçbir şeyde yok. Çabanın karşılığını her zaman alamayabilirsin, olsun. Buna rağmen olsun deyip, devam edebiliyorsam yazmak benim ruhuma kazınmış demektir. Seviyorum hakim bey. :D

✒ Kimsenin okumayacağını bilseydin, buna rağmen yazar mıydın?

Yazardım. Dedim ya, gönül işi bu artık. Vazgeçemem. Okunmayı istemek çok doğal, çünkü beğenilmek, takdir edilmek insanın doğasında var. Ancak sadece buna bel bağlayan yazarlar salt popülarite uğruna yazan insanlardır. Ben kendim için, yazmayı sevdiğim için yazıyorum. Kimse okumasa bile sen okursun. :D O da yeter bana. Heyecanımı bir kişi ile paylaşsam da kâfi, yeter ki içimde kalmasın.

✒ Kitabını yazmaya başlarken kurguyu önceden mi belirliyorsun? Yoksa bütün olay örgüsü sen yazdıkça mı gelişir?

Kurgumu ana hatları ile önceden belirlerim. Balıklama dalmak pek sağlıklı bir yöntem değil benim için. Dokun Yüreğime adlı hikâyeme bu şekilde başlamış ama yarısından sonra tıkanmıştım. Neredeyse yedi yıldır da oturtmaya çalışıyorum.

✒ Gelecek ile ilgili projelerinden söz eder misin?

Bir polisiye yazmayı düşünüyorum, çok istiyorum hatta. Yazılmayı bekleyen diğer hikâyelerimi yazmayı planlıyorum. Günahkâr’ın yan karakterlerini bekleyenler var mesela. En önemlisi de Türkçe dışında başka bir dilde bir hikâye yazmak istiyorum. Bunu kesinlikle yapacağımı da biliyorum. Gerekli olan tek şey zaman. Ah zaman…

✒ Türk yazarlar içerisinde bu kişinin eserleri beni yazar olmak için çok iştahlandırdı diyebileceğiniz bir yazar var mı?

Olmaz mı? Şükrü Erbaş, aşığım satırlarına. Herkes kitap okurken kendisine ve kalbindekilere uyan cümlelerin altını çizer ama Şükrü Erbaş okuduğumda sadece kullandığı kelimelerin altını çiziyorum. O kadar güzel kelimeleri var ki, okudukça hayranlığım artıyor. Sonra Tarık Tufan, Reşat Nuri Güntekin, Sabahattin Ali, Didem Madak, Nazan Bekiroğlu, Tezer Özlü, Fatma Erdek ve yeni tanıdığım Karin Karakaşlı. Dahası da var ama ilk aklıma gelenler bunlar.

✒ Bir yazar olarak okuduğun ve beğendin yazarlar kimlerdir?

Reşat Nuri Güntekin, Şükrü Erbaş, Tarık Tufan, Karin Karakaşlı, Pepper Winters, L.J. Shen, Julie Garwood, Elizabeth Hoyt, Ezgi Durmuş ve aklıma gelmeyen bir sürü isim daha.

✒ En son hangi kitabı okudun?

L.J. Shen - Twisted Love. Bu seriyi şiddetle tavsiye ediyorum.

✒ Yeniden Wattpad'de gelecek olursam, son zamanlarda içeriğinde erotik sahnelerin olduğu çoğu kitap - yetişkin kategorisinde olsun olmasın - şikayet edilip silinmesi durumuna ne diyorsun?

Bir yandan güzel bir şey, çünkü salt porno yazanlar var. Yani karakterlerin tek amacı, kurgunun tek amacı cinsellik olan hikâyeler. Wattpad çoğunlukla çocuklardan oluşan bir platformdu ama son zamanlarda yelpaze baya genişledi. Diğer yandan birçok kurgunun bu yüzden harcandığı da bir gerçek. Cinselliği büyük bir felaket gibi gören bir kesim var ki kendileri mekik çekerek ürediler herhalde. Açıkçası bu silinme olayları bir yandan da rahatsız edici bir durum, çünkü bilinçli bir şekilde yazılan bu tür hikâyeler sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde okunuyor. Kabul edilse de edilmese de erotizm de romantizm, polisiye, gerilim gibi bir daldır. Neden birilerinin okuma zevkine karışacak kadar lüzumsuz olurlar hiç anlamam. O çocuk wattpad de bu tehlike arz eden hikâyeleri okumasa bile wattpad dışında internette illa ki erişecek böyle hikâyelere. Dolayısıyla sadece wattpad’i “temiz” tutma isteği saçma.

✒ İnsanların kitap okumadan yazma, yazar olma hayalleri konusunda fikrin nedir?

Boş hayaller bunlar diyorum. Bir yazar iyi bir okur olmak zorundadır. Bak olmalıdır demiyorum, zorunluluktur diyorum. Diğer türlü olmuyor, olmaz. Okumanın yanı sıra dizi/film seyretmek de çok önemlidir bence. Mimik ve jest tarifi için büyük bir yardımdır diye düşünüyorum. Karakteri okurken gözümüzde ne kadar iyi canlandırabilirsek, o kadar iyi.

✒ Son olarak okurlarına, takipçilerimize söylemek istediğin ya da benim unutup senin eklemek istediğin bir şey var mı?

Yazmak çok güzel, okunmak ise paha biçilemez bir değer. Her defasında iyi ki diyorum. İyi ki benimlesiniz. İyi ki yazmaya başlamışım ve iyi ki bu ortamı tanımışım, kocaman sevgiler hepsine. Umarım bir gün sarılabiliriz. Bana ve fikirlerime değer verip, benimle röportaj yaptığın için çok teşekkür ederim, cancanım. Sarılmak istediğim en çok insanlardan birisin. Bir gün mutlaka duası ile. Günün de kalbin gibi güzel geçsin. <3
Vakit ayırıp sorularıma yanıtlar verdiğin, röportajıma katılma nezaketi gösterdiğin için teşekkürler Firtiha Hamide ❤❤

Yazar Röportajı | Jennifer Royce ✒


Hayat tam olarak, İlhan Berk’in dediği gibi değil miydi? Bir “hikaye”ydi ömür... Şiirinde sözünü ettiği;
«Her şey bir gece içinde oldu
Sabahleyin her şey tamamdı.»
⭐⭐
Kaleme alınan her karakter aslında yazarın vasıtasıyla hayat buluyor, onların da bir hikâyesi oluşuyor ve kendi dünyalarında yaşıyorlar. Aklımda uzun zamandır vardı Jennifer Royce ile söyleşi/röportaj yapmak. Kısmet ve kader bu zamanaymış diyerek geçiyorum bir sonraki cümleme.
Bilindiği üzere yazarın dördüncü kitabı çıkmaya yakın, raflardaki yerini almak için gün sayıyor. Daha öncesinde basılmış üç romanı var. Tür olarak da historical romance yazıyor ve kendi kanaatim iyi de yazıyor.

⭐⭐

Yazarın şimdiye kadar basılan kitapları:
* Gözlerinin Esareti
* Esir Yürek (Asil Korsanlar #1)
* İntikamla Gelen (Gypsy #1)
* Zorba Aşık

⭐⭐

✒ Benimle birlikte daha yakından tanımak için; Jennifer Royce kimdir diye sormak istiyorum. Nelerden hoşlanır, neler yapar, seni tanımak isteriz.

✏ Jennifer Royce ; Bir anne hem de en pimpiriklisinden ( Atatürk aşığı, kaybedilecek tek bir bireyin bile çok fazla olduğunu düşünen idealist bir öğretmen, çocukların ve hayvanların masumiyetine asla kıyamayan bir kadın, zamanı olduğunda kitap okumaktan çok, okumak için zaman yaratan bir kitap düşkünüdür.
Yazmak, belli bir süreç sonunda ruhumu boşaltma halidir. Bu boşaltmadan sonra haliyle yeniden dolabilmek için okumaya başlarım. Dizi ve filmlere ağırlık veririm.
Biliyorsunuz bundan üç yıl önce emekli olmuştum. Bu süreçte yaşadıklarım üstesinden gelemeyeceğim kadar zordu.  Ruhumu tedavi etmenin en güzel yolunun çocuklardan geçtiğini düşünerek mesleğime geri döndüm. Şu anda bütün hayatımı, çocuklarım, kitaplarım, öğrencilerim ve aklımdaki kurguları kâğıda dökmek dolduruyor.

✒ Tam olarak ne zaman yazmaya başladın? Yazma kararını ne zaman aldın ve ne etkiledi seni?

✏ Şu an yazdığım türle başlamadım. Bu sonraki süreçte gelişen bir olaydı. İlk yazmaya başladığım zamanlar lisedeydim. Küçük ve yarım kalan hikâyelerle başladım. Arkadaşlarım ve edebiyat öğretmenim tarafından beğenilerek okunurdu.  Üniversiteyi bitirip ilk görev yerime atandığımda uzun kış gecelerinin vazgeçilmezi oldu yazmak. Şiirler, denemeler, karalamalarla dolu pek çok defterim vardı. İlerleyen yıllarda ise internet çağı başlayınca değişik edebiyat sitelerinde bu yazdıklarımı yayınlamaya başladım.  
Bizim zamanımızda kitap bulup okumak oldukça güçtü. Bu nedenle elimize ne geçerse okumaya çalışırdık. Ortaokul yıllarında Türk klasiklerini, lise döneminde ise dünya klasiklerini okuyabilen şanslı bir nesildik.  Yaşım ilerledikçe kitaba daha kolay ulaşmaya ve sevdiğim türde kitapları daha çok okumaya başladım. 
Bu türü yazmaya başlama düşüncesi  Judith McNaugt’un kitaplarıyla tanışmamla oldu.  İkinci el bir kitapçıda tanımadığı bir yazarın kitabını gördüm. Konusu ilgimi çekmişti. Kitabı bitirdikten sonra deliler gibi başka kitabı var mı, nerede bulabilirim araştırmasıyla birkaç yıl geçti. Bu süreçte JM’nin kitapları dışında Julie Garwood, Julia Quinn, Brenda Joyce gibi yazarları keşfettim. Romantik tarihi kurgu vazgeçilmezim olmuştu.  Ama sevdiğim yazarların basılı eserleri bitince ve yeni çıkanlar aynı tadı vermeyince, düşüncem neden denemek için ben de bir kurgu oluşturmuyorum ki oldu. Böylece Ömür Boyu Benimsin ve Zorba Aşık’ı yazmaya başladım.

✒ Kitap yazmanın zor olan kısmı, yazmak mı? Yoksa kurgu oluşturmak mı?

✏ Kurgu oluşturmakta hiç sıkıntı çekmedim. Benim için  düşüncelerimi kağıda dökmek, istediğim duyguyu verebilecek miyim düşüncesiyle  yazmak daha  zorlu bir süreç.
✒ Bir kurguyu oluştururken dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

✏ Sanırım bu kişiye göre değişir. Benim için en önemli olan kısım bir kurguya heyecanla başlamak.  O heyecanı kaybetmediğim sürece cümleler ve fikirler coşkun bir sel gibi akıp gidiyor. Heyecan duymadığım bir kurgu zorlama oluyor. Ne yazarsam yazayım eksik bir yama gibi sırıtıp duruyor.
Bir kurguda en dikkat edilmesi gereken mantıksal hatalardır, maalesef zaman zaman yapıyoruz. Özellikle o kurguya uzun süre ara verilmişse mutlaka bir yerde mantık hatası yapabiliyorsunuz.
Diğer bir husus da kurgunun ana hatlarını yaklaşık bir yıl boyunca beynimde evirip çeviririm. Aklıma takılanları araştırırım. Acele etmeden bütün kahramanlarımı, olayları, yerleri şekillendiririm.  Bir süre sonra her sabah bu kurguyu yazma heyecanıyla uyanmaya başlamışsam kahramanlarımın  sayfalarda hayat bulma  zamanı gelmiştir.

“Orjinal bir yazar, taklit etmeyen biri değil; onu kimsenin taklit edemediği bir yazardır.”
  der    François Rene de Chateaubriand.   Bunun için çok çabalıyorum.

“Alışılmamış şeyler söylemek için alışılmış kelimeler kullanmalısınız.” Der Arthur Schopenhauer. Her kurgumda mutlaka bir farklılık bulunsun diye çalışıyorum.

 “Her hafta kısa bir hikaye yazın. Üst üste 52 kötü kısa hikaye yazmak mümkün değildir.” Der  Ray Bradbury. Henüz en iyisine ulaşamadım. Daha yazmam gereken pek çok kurgu var. 

✒ Daha çok Tarihi Aşk türünde yazıyorsun. Bir Türk olarak bu türde yazmak zor değil mi ? Nasıl bir araştırma süreci uyguluyorsun ?

✏ Evet, Romantik Tarihi Kurgu, belirtmeden geçemeyeceğim. Ülkemizde böyle bir tür yok. Daha ciddi ve birebir tarihle örtüşen tarihi kurgu türü var. Bu nedenle eleştiriler  ve saldırılar hep bu yönde.  Bu türde;  tarih olarak geçmiş zamanın, yerlerin ve olayların üzerine romantik bir aşk kuruluyor. Kullandığımız detaylar bizim için yardımcı unsur. Orada asıl işlenen ise aşktır.
Bu nedenle hikayenin geçtiği dönemi, giysilerini, teknoljisini, yaşam biçimini, sosyal hayatı, konuşma tarzı da dâhil olmak üzere pek çok detayı inceleyip araştırmak zorundayım. Hiç unutmuyorum 1880’lü yıllarda yaşayan bir karakterim gözlük kullanıyordu. Okurlarım beni o yıllarda gözlük mü vardı? Böyle uyduruk şeyler yazmaya nasıl cesaret ediyorsunuz diye acımasızca eleştirmişlerdi. Oysa ilk takılabilir gözlük 1286 yılında üretilmişti.

✒ Bir Türk yazar olarak yazdığın türü nasıl değerlendiriyorsun? Kendi kültürümüze yabancı ve uzak olan bu kültürü yazmak riskli değil mi? Özellikle ülkemizde bu türü seven kişilerin azalması ve de Türk yazarın bu türü yazmasındaki tereddüdünü nasıl karşılıyorsun?

✏ Bu türün belli bir kitlesi var. Daha genç olanlar yeni yeni keşfediyor. Zorla dünya klasikleri okutulmuş bir neslin uzun betimlemeler ve sayfalar dolusu tasvirlerden sonra bu türün de aynı olduğunu düşünmesi çok normal. 
İlk yazmaya başladığımda benim için aslolan işlediğim romantik duygulardı.  Ama işin içine girince hiç de öyle olmadığını gördüm. Romantik duyguların yanında o yıllarla ilgili gerçeklere ve detaylara değinmek zorundaydım. Evet, benim yabancısı olduğum bir kültürdü.  Araştırmaya başladım. Bilgisayarım elde ettiğimi verilerle dolup taştı.  Bu her kurguda artmaya devam ediyor.  Araştırmanın sonu asla gelmiyor. 
Türk yazarların yazma tereddüdü sadece yayınevlerinin maddi olarak bu türden kazanç elde edemeyeceğini düşünmesinden kaynaklanıyor bence.  Çok sevilen yabancı yazarların bile kitaplarını bulmakta zorlanıyoruz. Yalnız Wattpad’de, gördüğüm kadarıyla, bu türe oldukça meraklı genç bir nesil geliyor. Herkesin bu türde yazmaya hevesli olması güzel. Sadece biraz daha fazla araştırma yapılması gerekiyor.

✒ İlham denilen olgu her zaman insana gelmiyor, kendimden biliyorum. Bazen bir cümle yazması haftaları alıyor. Peki, senin bu ilham durumun nasıl ve yazarken zorlandığın zamanlar oluyor mu? Oluyorsa şayet bunun üstesinden nasıl geliyorsun?

✏ Dediğim gibi kurgu oluşturmakta zorlanmıyorum. Ana hatlarıyla belirledikten sonra  yazarken detaylara giriyorum, olay örgüsünü genişletiyorum. Tıkandığım zaman da yazmaya bir süre ara veriyorum. Bu alt ay ila bir yıl arasında değişiyor.  Kurguyu demlenmeye bırakıyorum. Bu arada yazım ve mantık hataları daha belirgin hale geliyor. Kurguyu yeniden şekillendirip yazmaya başlamam oldukça uzun bir süre alıyor. Bu nedenle sonu görünmeyen kurgularımı yayınlamıyorum.
Bazı kurgular da çok çabuk ve kolayca yazılabiliyor. Bu sanırım ruh halime göre değişiyor.
✒ Son zamanlarda popüler bir platform olan Wattpad'i nasıl keşfettiğini merak ediyorum. Sanılanın aksine senin Wattpad ile başlamadığını bilen bir okurun olarak öncenin Facebook da kendi sayfa ve profilinden paylaştığını hatırlıyorum. Hatta çok tuhaf bir şekilde tanışmıştık. Konudan çok sapmadan asıl sormak istediğim noktaya döneyim. Yazım sürecini ve Wattpad ile ilişkini detaylarıyla duymak isterim.

✏ Evet ilk başlarda Facebook’da yazıyordum. Sıcak, samimi ve sevgi dolu bir ortamdı. 
 İstediğim kitaplara ulaşamadığım sıkıcı bir dönemdi.  Kitapları internet üzerinden e book olarak okuyabileceğimi fark edip bütün sitelere üye olmuştum. Bu beni kocaman bir kütüphaneye ulaştırdı.  Yine böyle bir anda yorumlarda wattpad diye bir platformdan söz edildiğini okudum. Merak edip üye oldum. Amacım sadece kitap okumaktı. Yıl 2013 ( Wattpad reklamları siz de kendi hikâyenizi oluşturun şeklinde dönmeye devam ederken neden olmasın diyerek ilk kurgumu yayınlamaya başladım. Sadece kendim için yazdığım ve birilerinin okuyabileceğini düşünmediğim kurgulardı.  Yakışıklı Dükler Cemiyeti’nin şekillendiği zamanlardı. Bölümleri topluca atıyordum. Çünkü hepsi de bitmiş olan kurgulardı. Yayınladıktan sonra uzun süre girip bakmadım.  Yeni bir kurgu eklemek için girdiğimde yorumları ve okunma oranlarını görünce gözlerime inanamadım. Bu beni heyecanlandırdı ve yazmaya teşvik etti.

✒ Tarihi aşk haricinde güncel romanlar da yazıyorsun, bunlara devam edecek misin? Kötü adam aşığı yaratmayı düşünür müsün? Ki biz çok mutlu oluruz.

✏ Güncel kurgular bana nefes aldırıyor. Nasıl derseniz; yabancı bir tür üzerinde yazıyorsunuz.  Türkçeyi olduğu gibi kullanamıyorsunuz. Özellikle geçmiş zamanda yazıyorsanız bir süre sonra kelimeler kısıtlanmaya başlıyor.  Bu anlarda güncel kurgular imdadıma yetişiyor. Daha esnek ve daha geniş bir kelime hazinesini kullanma şansınız var. 
Okurlarımdan daha yoğun istek alsa da sanırım iki üç yılda bir güncel bir kurgu gelebilir. Evet devam etmeyi düşünüyorum. Kaçak Sevgili şu an tanıtımını yaptığım ve yazmaya başladığım bir kurgu. Bitince büyük ihtimalle yayınlarım. Onun dışında birkaç yıl önce yayınladığım Yüreğimdeki İhanet  çok çok sevildi. Beklediğimden çok daha iyi yorumlar aldım. 
Güncel kurguda benim en kötü adamım sanırım Feran Black (Yüreğimdeki İhanet) olur. Ben psikopat tipler yazamıyorum. Her zaman sakladığı duyarlı bir yanı olan adamları seviyorum.

✒ Ufukta Cellatın Oğlu gibi değişik, okuru büyüsü altına alan kurgular var mı? Özellikle karanlık çağ büyücüleri gibi.

✏ Öyle bir kurgu şu an sadece düşünce aşamasında…  Celladın Oğlu’nda oluşturduğum bana ait bir dünya fikrini çok sevdim. Kim bilir belki daha sonra yazdığım kurgular bu konseptte olur. 

✒ Yazdığın kurgularını çeşitli platformlarda  yayınlarken hiç aklından bir gün kitapların basılacağı ve olduğun bu konuma ulaşacağını düşündün mü?

✏ Yapabileceğim tek şeyi yaptım. İnternet ortamında yayınladım. Benim işim burada bitti diye düşünmüştüm. Basılabileceği ile ilgili hiçbir hayalim olmadı. Bu konuda kesinlikle büyük umutlara kapılmadım. Sevgili Ebru Aydın beni bu konuda sürekli itelemeseydi dosyamı herhangi bir yayınevine de göndermezdim sanırım. Her zaman ona müteşekkir kalacağım.
✒ Yazar olduğun kadar iyi bir okursun da, hatta Judith McNaught hayranı olduğunu da biliyorum. İsminin geldiği yer hakkında bize şöyle küçük şeyler anlatabilirsin diye düşündüm. Sevdiğin yazarlardan da bir kuple alabiliriz.

✏ Ah hem de ne hayran <3
Facebook’da yazmaya başlamadan önce kurgularımı kendi adımla yayınlamak istemediğime karar verdim.  Bir isim bulmalıydım. Seçtiğim isimlerin hepsi JM’nin karakterlerindendi. En çok Victoria Jason ve Jennifer Royce’a takılıp kalmıştım. Bana daha sıcak gelen Jennifer Royce oldu. Düşler Krallığı zaten benim favori kitabım. Böylece adım kesinlik kazanmış oldu.

Düşler Krallığın’dan… (Elimden gelse bütün sayfaları yayınlardım!)

“Peki, onurunu kurtarabildin mi?” dedi Royce, göğsünde alışkın olmadığı bir sızıyla.
 Jenny evet anlamında başını salladı, dudaklarında pişmanlık dolu bir gülümseme belirmişti. “Babamın turnuvanın yanına bile sokulmamamı emretmesine rağmen, bizim zırhçıya bana Malcom’un zırhını vermesi için ikna ettim. Kim olduğumu hiç kimse bilmiyordu. Dövüş günü atımı meydana sürüp Alexander ile karşılaştım. Alexander ise müsabakalarda genellikle seçkin biri olarak yer alırdı.”
Royce  onun meydana dört nala giderek mızrak tutan adamla çarpıştığını gözünde canlandırınca kanı dondu. “Eğer sadece attan düştüysen, ölmediysen şanslısın.”
Jenny kıkırdadı. “Attan düşen Alexander’dı.”
Royce onu anlamamış gözlerle şaşkınlık içinde baktı. “Sen onu düşürdün mü?”
“Öyle de denebilir.” Diye gülümsedi Jenny. “O tam mızrağını kaldırmış bana vurmak üzereydi ki, ben miğferimi kaldırıp ona dilimi çıkardım.”
Bir an şaşkınlık dolu bir sessizlik oldu. Bunu Royce’un gür kahkahası izledi. 
“Alexander atından kaydı.” Dedi Jenny.
Küçük ağaçlığın dışında; şövalyeler, silahtarlar, tacirler ve okçular yaptıkları işi bırakıp ormana, Claymore Kontu’nun göklere yükselen kahkahalarının geldiği yere baktılar.

********

“Biraz önce pencereden bakarken ne düşünüyordun?”
Bu sorunun onu telaşlandırmasına şaşırdı Royce.
“Ben… Düşünmüyordum.” Dedi Jenny.
“Ne yapıyordun o halde?” diye sordu. Oldukça meraklanmıştı. 
Jenny’nin davetkar dudaklarında pişmanlık dolu bir tebessüm belirdi. Kocasına yan yan bakıp tekrar pencereye döndü. “Ben… Tanrı’yla konuşuyordum.” Diyerek itiraf etti. “Alışkanlık…”
Şaşıran ve biraz eğlenen Royce, “Sahi mi ?”diye sordu. “Tanrının sana söyleyecek nesi varmış?”
“Galiba.” dedi  Jenny yumuşak bir sesle. “Rica ederim, bir şey değil,” dedi.
“Ne için?” diye sordu Royce şaka yollu.
Jenny gözlerini onunkilere dikip ciddi bir tavırla cevap verdi. “Seni bana bağışladığı için…”
Royce’un yüzündeki neşe ifadesi bir anda kayboldu, inleyerek Jenny’yi göğsüne çekti. Hoyratça bağına bastı. “Jenny…” diye fısıldadı boğuk bir sesle, yüzünü onun mis kokulu saçlarına gömerken. “Seni seviyorum!”
Jenny ona yaslanırken eridi adeta. Bedenini kocasının sert vücuduna gömdü.  Eriyen mavi gözlerini onunkilere dikip derin derin baktı ve titrek bir sesle cevap verdi. “Bana kalırsa Lordum, ben sizi daha çok seviyorum.”

Sevdiğim yazarlardan bir küple mi dedin? (:

JM, Julie Garwood, Julia Quinn, Brenda Joyce, Nicol Jordan,  Nazan Bekiroğlu, İskender Pala, Dan Brown, Grange, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Kristian Hannah  bu böyle devam eder gider.

✒ Gözlerinin Esareti,  Esir Yürek,  İntikamla Gelen derken dördüncü kitabın Zorba Aşık raflardaki yerini almaya hazırlanıyor. Neler hissediyorsun? Kitap olma süreci nasıldı? Biraz olsun bize bahseder misin? İç tasarımı olsun, kapak görseli olsun içine sindi mi?
(Okurlar olarak biz bayıldık!)

✏ Heyecandan mideme kramplar giriyor. Bildiğin gibi en son kitabın üzerinden uzun süre geçti.  Heyecanımı kaybetmiştim. Benden bu kadar dedim.  İstediğimi yaptım, üç kitabım var. Kendi kabuğuma çekilmiştim ama yazmayı bırakmadım. Wattpad’de yazmaya devam ettim. 
İçine düştüğüm depresyondan çıkmaya çalışırken beni yeniden hayata bağlayacak bir amaca ihtiyacım olduğunu fark ettim. Bu ya mesleğime geri dönmek ya da yeni bir kitap için hazırlanmaktı. Ben ikisine de aynı anda başladım. Okullara CV bırakırken yayınevlerine de dosyamı göndermeye başladım.
Kapak resmini çok severek seçtik.  Ben de bayıldım.  İçime gerçekten sinen bir kapak oldu.

✒ Zorba Aşık kitabının kurgusu nasıl ortaya çıktı, bir de ben onu merak ediyorum. Böyle bir kitabı nasıl yazdın?

✏ Aradan o kadar uzun süre geçti ki hiç hatırlamıyorum nasıl karar verdim nasıl yazmaya başladım. Ama bir İskoç kurgusu yazmayı hep düşündüğümü biliyorum. Bu sevda hiç bitmedi ( Sonra İskoç Onuru’nu da yazdım.
 Zorba Aşık, wattpadde yayınlanan ilk kurgumdu. Çok sevilmişti. Belli bir okuma oranına ulaşınca yayından kaldırdım. Benim için amacına ulaşmıştı. Geçen yıllarla birlikte pek çok kez üzerinden geçtim. Aklımda uzun süre evirip çevirdim. O dönemle ilgili özellikle Birleşme Yasası’nı, eski haritaları, o dönemde geçen olayları araştırmıştım. Kabaca yazılmış olan kurguyu daha nitelikli hale getirmeye çalıştım. Wattpadde yayınlanan ham halinden bir kitaba dönüşmesi için beş yıl ve defalarca (yaklaşık on beş defa) düzenlemeden geçirildi. Yeni sahneler eklendi, bazıları çıkarıldı. Bu dönemde bana bu konuda destek olan yardımlarını esirgemeyen Öykü Odabaş oldu. Bildiğiniz gibi  Keltler konusunda tez hazırlamıştı. Hatta bazı karakterlerin ve olayların çıkış noktası kendisi olur. Bu konuda ne kadar teşekkür etsem az.
✒ Daha fazla sıkmadan seni azat etmeliyim ne dersin? Ama bir soru daha sormak istiyorum. Hayallerin gerçekleşti mi? Ben onu da merak ediyorum.

✏ İnsanoğlunun hayaller konusunda sınırlaması yok. Her zaman bir sonraki hedefe gözünü dikiyor. Ben şahsım adına hayallerimi gerçekleştirdiğime inanıyorum. Bunun bir adım sonrası yok mu? Elbette var.  Yazdığım bütün kurguların kitap kokusuna kavuşması… Belki yurtdışında basılması daha da büyük bir hayal. Kim bilir gelecek günler neler gösterecek…

✒ Son olarak okurlarına, takipçilerimize ve bu türü sevenlere söylemek istediğin ya da benim unutup senin eklemek istediğin bir şey var mı?

✏ Evet, son olarak söylemek istediğim; bu türün yazarları olarak biz yazıyoruz ama ayakta kalmasını okurlarımız sağlayacak.  Onlar arkamızda olduğu sürece bizler de yazmaya devam edeceğiz. Desteklerini esirgememeleri dileğiyle…
Ayrıca bu güzel sohbet için çok teşekkür ederim. Yüreğine sağlık…
Düşlerime giden yolda yeniden karşılaşabilmek umuduyla hoşça kalın…

Vakit ayırıp sorularıma yanıtlar verdiğin, röportajıma katılma nezaketi gösterdiğin için teşekkürler Jennifer Royce! ❤ 
Dördüncü adımı attığın Zorba Aşık ile nice baskılar ve nice imzaların olması temennisinde bulunurken, daha nice adımlar atıp nice güzel kitabı bizimle buluşturursun.

Zorba Aşık - Jennifer Royce | Kitap + Yazar Tanıtımı

Kitap Adı: Zorba Aşık
Seri Sıralaması: ⭐
Yazar Adı: Jennifer Royce
Yayınevi: Parola Yayınları
Baskı Yılı: 2018
Sayfa Sayısı: 448

Historical romance ülkemizde pek sevilen bir tür olmasa da, türü sevip okuyan, okuyup bayılan, bayılıp saklayan biz okurların en vazgeçilmez kitaplarından biridir. Kitaplığımızın da genelini kaplayan en sevdiğimiz kitaplardır.
Bugün ben sizlere, sevdiğim bu türü hakkını getirerek yazan Türk bir yazarı ve onun yeni çıkacak olan kitabını tanıtacağım!
Keyifli okumalar. ❤
Kalesini ele geçiren acımasız Lord Fergus’tan kurtulabilmek için hasta babasını geride bırakmak zorunda kalan Leydi Sheena, kalesinin ve kalbinin kapısını tüm dünyaya karşı kapatmış olan bir adama sığınmak zorunda kalır. Üstelik gizli bir geçidi kullanmak zorundadır ve Hawkslot Lordu’nun bundan haberi yoktur.

Hawkslot Lordu Gawyn Troy Kennedy düşmanın zayıflıklara karşı merhametsiz olduğunu çok acı bir şekilde öğrenmiştir. Ailesini kaybettiği o lanetli baskından sonra sorumluluğunu yüklendiği halkını korumak için saplantılı tedbirler almak zorunda kalmıştır.

Bütün önlemlerine rağmen kalesine giren genç kızın yalancı ve hain olduğundan emin olan Troy, güzel yüzüne ve masum tavırlarına rağmen düşmanları tarafından gönderildiğine inandığı bu kadınla ne yapacaktı? Ömür boyu tutsak olarak kalesinde mi tutacaktı? Yoksa genç kızın nişanlısı olduğunu söyleyen tehlikeli ve sinsi Lord Fergus’a mı teslim edecekti?

Bir hain olarak suçlanan Sheena kendi ayaklarıyla girdiği bu tutsaklıktan kaçabilmek için planlar yaparken, Lord Troy ise hem düşmanlarına kalesini hem de genç kadına kalbini teslim etmemek için amansız bir mücadeleye girişmiştir.
(Tanıtım Bülteninden)
Jennifer Royce, Mersinli ve iki çocuk annesi bir öğretmendir. Tutkusu çocuklar ve kitaplardır. Yirmi yedi yıllık mesleğini yazma amacıyla sona erdirse de sonunda çocuklarının sevgisi ağır bastığı için öğretmenliğe geri dönmüştür. 
Hayatı; çocukları, kitapları, öğrencileri olan yazarımızın basılı üç kitabı vardır.
Parola Yayınları’ından çıkacak olan Zorba Âşık yazarın dördüncü kitabıdır.
Halen Kayseri’de yaşamaktadır.  Düşlerini yazma tutkusunun nefes aldığı sürece devam edeceğini söylemektedir.


Yazarın yazmış olduğu kitapları...

* Gözlerinin Esareti (Ephesus Yayınları tarafından basıldı.)

* Asil Korsanlar Serisi;
#1 Esir Yürek (Mortena Yayınları tarafından basıldı.)
#2 Aşka Tutsak
#3 Aşktan Kaçış

* Gypsy Serisi;
#1 İntikamla Gelen (Mortena Yayınları tarafından basıldı.)
#2 Hırçın Gelin

* Yakışıklı Dükler Cemiyeti Serisi;
#1 Ömür Boyu Benimsin
#2 Kalbimin Efendisi
#3 Yüreğine Sürgün
#4 Öpücüğe Mahkûm
#5 Aşka Cesaret

* Sana Değer

* Celladın Oğlu

* İskoç Onuru

* Yasak Düşler

Yazarın ayrıca güncel romanları da vardır.
* Yüreğimdeki İhanet
* Kaçak Sevgili

Yazarın kitaplarını okumak veya yazara ulaşmak için; 
⭐⭐

Aramızda - Cora Carmack | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Aramızda
Özgün Adı: Finding It
Seri Sıralaması: Losing It #3
Yazar Adı: Cora Carmack
Çeviri: İmge Tan
Yayınevi: Pena Yayınları
Baskı Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 320
Kitaba Puanım: 2/5
İlk iki kitap sonrasında serinin bizde çıkan son kitabını da okudum. Hislerimde yanılmadığımı görmek beni şaşırtmadı. Kelsey karakteri en başından beri beni iten bir karakter oldu, ona karşı hoş şeyler hissetmiyorum. Bu hisler kitabı okurken de değişmedi. Kitabı beğenmedim. Aslında başlarında biraz olsun içim ısınsın diye bekledim, okurken beğenip beğenmeme konusunda da kararsız kalırım diye umudum ama nanay, olmadı yani. Yok arkadaş konudan mı kurgudan mi yoksa karakterden mi bilmem ben sevmedim. Bir heyecan yok, bir atraksiyon yok, bir yerden sonra sıkılmaya başladım. Sayfaların sonu bir türlü gelmiyor beni içine çekemiyordu, kopukluk hat safhada. Bir de kısır döngü gibi başa sarıp duruyor aynı şeyler dönüyor hissi çok kuvvetli. Kelsey ile Hunt karşılaştı karşılaşalı birbirlerini yanlış anlamak için yer arıyor sürmeli larak kavga ediyor v akabinde barışıyorlardı? Bizdeki gündüz kuşağı Türk dizileri gibi, hani sonu gelmeyecekmiş gibi olup bin küsur bölümleri olan ama aynı konuyu sil baştan yeniden işleyen dizilerden. İşte ondandı, net. Yazarın anlatımına alıştım, sanırım. Anlatımı beğendim, sanırım. Beni itmeyen tek nokta orası. Güzeldi yani, ama kurgu basit. Bu da kitabın ilerlemesini önlüyor. Yani klişe ve basit kurtularak çok daha iyi işler çıkaran yazarları okudum. Çok sevdiğim beğendiğim basit kurgusu olan klişe kitaplarım da var ama bu kitap olmamış, zorlama şekilde ilerliyor. Kitabın en heyecan pompalanmaya çalışılan aksiyon sahneleri sona saklanmış. Bitmeye yakın elli sayfada küçük de olsa aksiyon vardı. Kitapta dikkatimi çekmeyi beceren Hunt karakreriydi ve geçmiş hikayesini merak etmemi başardı. Dediğim gibi kitap genel olarak sıkıcıydı.

Kelsey’in aksine aklı başında ne istediğini bilen kendinden emin ve kararlı bir karakterdi Hunt ve kendini bana sevdirmeyi başardı. Aferin sana çocuk! Gizemli hâli cezbetti yalan yok ama Kelsey, yok anam sevmedim seni hem de hiç sevmedim! Neden sevmediğime gelecek olursam ben kendini bir halt sanan tipleri sevmem, özellikle dünyanın merkezinde olduğunu düşünen, parası olup nerede akşam orada sabah takılan, şımarık tiplerden biriydi ve onu sevmemem için yeterli bir sebep vermişti elime. Eh, geçmişler ola.


Kitabın konusuna gelecek olursam;
Çocukken kötü bir olay yaşayan Kelsey, yaşadığı olaya ailesini inandıramamıştır.  İlgi çekmek için böyle şeyler uydurduğunu söyleyerek kızlarına sırt çevirmişlerdir. Yaşadıklarından sonra ders çıkarmıştır bizimki, ailesinin dahi ona güvenmeyeceğini görmek içten içe kırmıştır. Güven eksikliği ile büyüyen Kelsey, kendine bir maske edinmiştir. Kırıklığını üzüntüsünü hüznünü bu neşe timsali maskenin ardına saklanmış asıl Kelsey’in kimsenin görmesine izin vermemiştir.

Üniversiteden mezun olduktan sonra kendini bulma adına çıktığı Avrupa turunda bir amacı edinmiştir. Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi düşünmeden geçeceği bir yılı vardır. Acılarını gömecek, onu üzen düşüncelerinden arınacak, kafayı bulup ve mutlu olacaktır. Ailesinden uzakta geçireceği bir yılda ona dayatılan ‘mükemmel ve uslu kız’ olmaktan kurtulacaktır. Ama hayaller ve hayatlar gerçeği vardır. Avrupa tatili umduğu gibi geçmeyecektir. Eğlenecektir de ama kafasının içindeki sesleri bir türlü susturamaz. Geçmişi gerisinde bırakamamıştır ve yakasını bir türlü bırakmıyordur. Tam da o esnada hayatına Hunt girmiştir. Hunt, ona hayatın yalnızca partilerden ibaret olmayacağını gösterecektir. Kelsey’e gerçek dünyayı göstermeye kararlıdır, hatta peşine takılarak birlikte seyahat ederler. Yalnız bir sorun vardır, Kelsey gerçek adını bilmediği bir adama ne kadar güvenecektir?

Kitap hakkında söyleyeceklerim, sanırım bu kadar. Klâsik bir tema işlenmeye çalışılmış, geçmişin üzücü olayların güvenmeyen ebeveynler ve bu duruma katlanamayan karakter bir gün gitmeye karar verir ve hayatının aşkıyla bir yolculukta karşılaşır. Mutlu son. Vakit geçirmek için okunulabilir ama büyük beklentiler içine girmemenizi tavsiye ederim.
Bazen kendinizi bulmadan önce kaybetmeniz gerekir. Mezun olduktan sonra Avrupa turuna çıkmak; hem de sorumluluk yok, anne baba yok, kredi kartı limiti yok! Bu, çoğu kızın hayali, tabii Kelsey Summers'ın da. Avrupa turuna çıkan Kelsey, güzel zaman geçirdiğini düşünür ama bu pek de doğru değildir. Kendini bulma yolculuğunda yalnız hisseder ve bulacaklarından korkar. Arayışındaki yalnızlığı içki ve dans geçiremezken Jackson Hunt'la tanışır. Jackson içkinin yerine macerayı koyar, her yeni şehirle Kelsey'ye ne istediğini, hayallerini bulmasında yardımcı olur. Ama Kelsey kendini tanıdıkça Jason'ı ne kadar az tanıdığını fark eder.

"Daha fazla Cora Cormack istiyorum!" 
-Sophie Jordan, yazar-

"Kimse mizah ve romantizmi Cora Cormack gibi yazamaz!" 
-Jennifer L. Armentrout, yazar-

"Kahkaha+kalp kırıklığı+heyecan=mükemmel Cora Cormack kitabı."
-Monica Murphy, yazar-

"Tutku, mizah, aşk ve kalp kırıklığının mükemmel karışımı."
-K.A. Tucker, yazar-
(Tanıtım Bülteninden)

***
Seri sırası:
1. İlk Defa / Losing It
2. Aslında / Faking It
3. Aramızda / Finding It





Aslında - Cora Carmack | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Aslında
Özgün Adı: Faking It
Seri Sıralaması: Losing It #2
Yazar Adı: Cora Carmack
Çeviri: İmge Tan
Yayınevi: Pena Yayınları
Baskı Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 320
Kitaba Puanım: 4/5
Uzun bir süre internetim olmadı, ben de bu esnada boş durmadım ve birçok kitap okudum. İlk Defa serisi de okuduğum kitaplara katılmış üçleme. Türü fark etmeksizin okuyup sevdiğim sevmediğim her kitabı teker teker yorumlayacağım. Serinin ilk kitabını ikincisi kadar sevemedim, ikinci kitabın tek temposu duyguları bana daha gerçekçi ve hissedilir geldi. Kitaba gelecek olursam;

Max ailesinin olmasını istediği kişiliğin tam zıttı bir karaktere sahiptir. Anne ve babasına asıl olduğu kişiyi göstermeye cesareti yoktur. Arkadaşlık ettiği kişileri ya da hayatında olan erkekleri tanıştırmayı de istemez. Ailesinin onayını alamayacağını bilir. Birgün annesinin aramasına cevap verdiğinde aynı şehirde olduklarını onu görmeye geldiklerini söyler. O esnada sevgilisi de yanındadır ve annesi sesini duyar. Bulundukları cafeye gelmelerini söylerken kendini bulur. Korkusundan dolayı paniklerken gözüne karşı masada kendi hâlinde oturan düzgün giyimli bir adam ilişir ve dikkatini çeker. Yapacağı pek bir şey yoktur ve hızlı karar vermesi gerekir. Adımları yabancının yanına taşırken onu, hikayelerine de başlangıç yaptığını bilmez.

Cade’u ümitsiz aşık olarak buluyoruz bu kitapta. Serinin ilk kitabını, adamımızın Bliss’e olan duygularını açmasının üzerine bir karşılık alamayacağını öğrenmesi, aralarındaki dostluk ilişkilerinin sonuna ulaşmasıyla noktalamıştık. Aslında kitabı ise yine melankoli takılan Cade’u görüyor hayatını nasıl sürdüreceğini merak ederek sayfaları çeviriyoruz. Derken ‘onunla’ tanışıyor. Zor durumda olan birine yardım etmek erdemli bir davranıştır ve her centilmen bu erdeme sahiptir. Tıpkı Cade gibi... Peki Max’in masum yalanına ortak olup oyununa katılırken onları neler bekliyordur? İşte burada kitabı edinip okuyarak öğrenebilirsiniz.


Max’in ailesiyle arasındaki gerilim, geçmiş sorunlara verdiği tepkileri okurken üzüldüm, ailesinin üzerindeki baskıyla kendi asıl kimliğini saklamasına içerlerdim. Elbette her aile çocuğunun üzerine titrer ama kendini bulması için de bu kadar baskı olmaması gerektiğini düşünüyorum. Max geçmişte yaşadığı tek olaya bağlantılı yaşadığı sorunlar ve hayatına Cade girdikten sonra her anında yanında olan birinin varlığı ile duygusal bağlılık yaşıyor ve bu onu korkutuyor. Cade’u, yaşadığı değişimi okurken daha çok sevdim. O mutsuz ve umutsuz adam gidiyor yerine eğlenceli gülen ve seven adam geliyor. Kendine güvenen hâli öyle güzel ki, okurken içim eridi. Ve gerçekten mutluluğu hak eden bir karakter olduğunu söyleyebilirim.

Kitap gerçekten güzeldi. İlk kitapla kıyaslamadan edemiyorum ama ilkinden çok çok daha iyiydi. Kitaba bir şans vermenizi isterim. Bu kitabı okumanızı isterim, tavsiyemdir.
New York Times ve USA Today'in en çok satanlar listesinde yer alan Cora Carmack'ın ikinci kitabı "Aslında"

Mackenzie "Max" Miller'in bir sorunu var. Ailesi ona sürpriz bir ziyarete geliyordur ve eğer onun boyalı saçlarını, dövme ve piercinglerini görür­lerse onu evlat­lıktan reddedebilirler. Daha da kötüsü ailesi, erkek arkadaşı olarak Mace gibi boynunda dövmesi olan ve bir müzik grubunda çalan biriyle tanışmayı kesinlikle istemez. Max, tüm yalanları bir bir dökülmek üzereyken Cade'le tanışır. Cade Philadelphia'ya Teksas'taki sorunlarını geride bırakmak için gelmiştir. Sorunlarıyla ilgilenmek istemiyordur. Max bir kafede ondan erkek arkadaşıymış gibi davranmasını istediğinde bu oyunu oynayabileceğini düşünür ve kabul eder. Yalnız rolünü o kadar iyi oynuyordur ki oyunun sonu bir türlü gelmez...

"Olağanüstü. İlk Defa'dan sonraki favori kitabım Aslında. Kesinlikle okunmalı." 
- Jennifer L. Armentrout, yazar-

"Aslında'da istediğiniz her şeyi bulabilirsiniz. Erotik gerilim, kırık kalpler ve muhteşem karakterler Cora Carmack'in eğlenceli dilinde bir araya geliyor."
- Colleen Hoover, yazar -

"Bir kitaptan bekleyebileceğim her şey burada. Yaşamdan bir dilim gibi. Daha fazla Cora Carmack istiyorum."
- Sophie Jordan, yazar-
(Tanıtım Bülteninden)

 Bir ekleme yapmam gerekirse, seri ana kitaplar olarak üç kitaptan oluşuyor. Novella kitaplarla da seri altı kitaba çıkıyor. Bizde ana kitapların çevrilip basıldığını da söyleyeyim. Belki bir gün, sevgili Pena serinin ek kitaplarını da çevirip biz okurlarına sunar.

Seri sırası:
1. İlk Defa / Losing It
1.5. Keeping Her
2. Aslında / Faking It
2.5 Inking Him
3. Aramızda / Finding It
3.5. Seeking Her

İlk Defa - Cora Carmack | Kitap Yorumu

Kitap Adı: İlk Defa
Özgün Adı: Losing It
Seri Sıralaması: Losing It #1
Yazar Adı: Cora Carmack
Çeviri: İmge Tan
Yayınevi: Pena Yayınları
Baskı Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 278
Kitaba Puanım: 3/5
Kitap hakkında söylemek istediğim çok var esasında, düşüncelerimi toparlarsam her birini yorumda dile getireceğim. İlk çıktığı dönem almış, kitaba başlamış ama bir nedenden ötürü yarım bırakmıştım. Aradan uzun zaman geçtikten sonra yeniden şans vermek istedim. Bir kere konunun nereye bağlanacağını merak ettiğim için devam ettiğimi söyleyeyim. Anlatımı fena değildi, okurken güçlük çekmedim ama çok hızlı ilerledi. Kitabın hızına ayak uydurmak için de epey çaba sarf ettim. Anlam veremediğim, kızdığım, üzüldüğüm ve kahkaha attığım yerler oldu. Kitabı sevmekle sevmemek arasında bir yere sıkıştım diyebilirim.

Gelelim kitabın konusuna;
Kitap, Bliss ve yakın arkadaşı Kelsey'in konuşmasıyla başlıyor. Daha çok Bliss’in bakire oluşunu sorun eden Kelsey’in direktifleriyle başlıyor kısaca. Bu hayati konuya bir çözüm bulmak için akşam bara gitmeye karar verirler. Öyle özel biri olmasına gerek yok, karşılarına çıkan ilk düzgün adamla Bliss işi pişirmeli. Hazırlık evresi, bara gitme, yanlış birini bulma korkusu, içerek cesaret toplama derken Bliss izin isteyip bar tuvaletine gitmeye karar veriyor, sonra esas adamla karşılaşıyor. Daha sakin ve az gürültülü yerde kitap okuyan yakışıklı bir adam. Garrick de ilk bakışta kıza içi gidiyor. Adamın aksanı olsun,  sarışınlılığı olsun, delici bakan mavi gözleri olsun Bliss’in en çok dikkatini çeken özelliği, bir de okuduğu kitap Hamlet, üstüne üstlük adam safkan İngiliz. Eee daha ne olsun!


Karşılaşmalarının ardından aranan adamın bu sarışın olduğuna karar veren Bliss elemanı eve çağırıyor, elemanın motoru var ve kızımız kapri giydiği için motorun ısınan borusuna değip bacağını yakıyor. Oysa hayaller başkayken hayatlar başka oluyor. Elemanı eve atıp tek gecelik ilişki yaşadıktan -doğal olarak bekâretini kaybettikten sonra- hayatına kaldığı yerden devam etmeyi planlıyordu. Bu talihsiz kazadan sonra planına sadık kalsa da son anda korkup hayali bir hayvan uydurarak kendini evinde adamı yarı çıplak bırakarak kaçıyor. Asıl hikaye bundan sonra başlıyor tabi...

Unutmadan ekleyeyim, Bliss üniversite öğrencisi, son sınıfta okuyor ve mezun olduktan sonra oyuncu olacak. Bu bilgiyi verdikten sonra yoruma kaldığım yerden devam edeyim. Garrick öğretmenlerinden biri olarak karşısına çıkınca büyük bir şok yaşıyor. Sonrasında olaylar silsilesi patlak veriyor.

Bir yandan Garrick ile olan garip durumu bir yandan en yakın arkadaşlarından saydığı Cade ile ilişkileri raydan çıkmaya müsait. Cade karakterine üzüldüğümü söylemem gerek. Elbette ki esas karakter olmadığı için kalbi kırık şekilde kendi yoluna gidiyor. Onun kitabı da serinin devamı olan ikinci kitapta hikâyesini okuyacağız. Gelelim esas karakterlere, Bliss ile Garrick’e... Aralarındaki ilişkiye nasıl bir yön verecekler, yasakların ve sorunların üzerinden gelip birlikte olmayı başaracaklar mı kitabı okuyarak öğrenebilirsiniz. 
Üniversitenin tek bakiresi olarak mezun olmak istemeyen Bliss hızlıca birini bulup bu işi çözmeye karar verir. Mümkün olduğunca çabuk... Tek gecelik bir ilişki... Bliss o kişiyi bulur ancak gerçekten gülünç bir bahaneyle onu yatakta bırakarak kaçar. Ertesi gün sınıfa giren yeni tiyatro öğretmeni ona çok tanıdık geliyordur. Bliss tam sekiz saat önce onu yatakta bırakmıştır... Yalnız... Çıplak...

(Tanıtım Bülteninden)