Aramızda - Cora Carmack | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Aramızda
Özgün Adı: Finding It
Seri Sıralaması: Losing It #3
Yazar Adı: Cora Carmack
Çeviri: İmge Tan
Yayınevi: Pena Yayınları
Baskı Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 320
Kitaba Puanım: 2/5
İlk iki kitap sonrasında serinin bizde çıkan son kitabını da okudum. Hislerimde yanılmadığımı görmek beni şaşırtmadı. Kelsey karakteri en başından beri beni iten bir karakter oldu, ona karşı hoş şeyler hissetmiyorum. Bu hisler kitabı okurken de değişmedi. Kitabı beğenmedim. Aslında başlarında biraz olsun içim ısınsın diye bekledim, okurken beğenip beğenmeme konusunda da kararsız kalırım diye umudum ama nanay, olmadı yani. Yok arkadaş konudan mı kurgudan mi yoksa karakterden mi bilmem ben sevmedim. Bir heyecan yok, bir atraksiyon yok, bir yerden sonra sıkılmaya başladım. Sayfaların sonu bir türlü gelmiyor beni içine çekemiyordu, kopukluk hat safhada. Bir de kısır döngü gibi başa sarıp duruyor aynı şeyler dönüyor hissi çok kuvvetli. Kelsey ile Hunt karşılaştı karşılaşalı birbirlerini yanlış anlamak için yer arıyor sürmeli larak kavga ediyor v akabinde barışıyorlardı? Bizdeki gündüz kuşağı Türk dizileri gibi, hani sonu gelmeyecekmiş gibi olup bin küsur bölümleri olan ama aynı konuyu sil baştan yeniden işleyen dizilerden. İşte ondandı, net. Yazarın anlatımına alıştım, sanırım. Anlatımı beğendim, sanırım. Beni itmeyen tek nokta orası. Güzeldi yani, ama kurgu basit. Bu da kitabın ilerlemesini önlüyor. Yani klişe ve basit kurtularak çok daha iyi işler çıkaran yazarları okudum. Çok sevdiğim beğendiğim basit kurgusu olan klişe kitaplarım da var ama bu kitap olmamış, zorlama şekilde ilerliyor. Kitabın en heyecan pompalanmaya çalışılan aksiyon sahneleri sona saklanmış. Bitmeye yakın elli sayfada küçük de olsa aksiyon vardı. Kitapta dikkatimi çekmeyi beceren Hunt karakreriydi ve geçmiş hikayesini merak etmemi başardı. Dediğim gibi kitap genel olarak sıkıcıydı.

Kelsey’in aksine aklı başında ne istediğini bilen kendinden emin ve kararlı bir karakterdi Hunt ve kendini bana sevdirmeyi başardı. Aferin sana çocuk! Gizemli hâli cezbetti yalan yok ama Kelsey, yok anam sevmedim seni hem de hiç sevmedim! Neden sevmediğime gelecek olursam ben kendini bir halt sanan tipleri sevmem, özellikle dünyanın merkezinde olduğunu düşünen, parası olup nerede akşam orada sabah takılan, şımarık tiplerden biriydi ve onu sevmemem için yeterli bir sebep vermişti elime. Eh, geçmişler ola.


Kitabın konusuna gelecek olursam;
Çocukken kötü bir olay yaşayan Kelsey, yaşadığı olaya ailesini inandıramamıştır.  İlgi çekmek için böyle şeyler uydurduğunu söyleyerek kızlarına sırt çevirmişlerdir. Yaşadıklarından sonra ders çıkarmıştır bizimki, ailesinin dahi ona güvenmeyeceğini görmek içten içe kırmıştır. Güven eksikliği ile büyüyen Kelsey, kendine bir maske edinmiştir. Kırıklığını üzüntüsünü hüznünü bu neşe timsali maskenin ardına saklanmış asıl Kelsey’in kimsenin görmesine izin vermemiştir.

Üniversiteden mezun olduktan sonra kendini bulma adına çıktığı Avrupa turunda bir amacı edinmiştir. Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi düşünmeden geçeceği bir yılı vardır. Acılarını gömecek, onu üzen düşüncelerinden arınacak, kafayı bulup ve mutlu olacaktır. Ailesinden uzakta geçireceği bir yılda ona dayatılan ‘mükemmel ve uslu kız’ olmaktan kurtulacaktır. Ama hayaller ve hayatlar gerçeği vardır. Avrupa tatili umduğu gibi geçmeyecektir. Eğlenecektir de ama kafasının içindeki sesleri bir türlü susturamaz. Geçmişi gerisinde bırakamamıştır ve yakasını bir türlü bırakmıyordur. Tam da o esnada hayatına Hunt girmiştir. Hunt, ona hayatın yalnızca partilerden ibaret olmayacağını gösterecektir. Kelsey’e gerçek dünyayı göstermeye kararlıdır, hatta peşine takılarak birlikte seyahat ederler. Yalnız bir sorun vardır, Kelsey gerçek adını bilmediği bir adama ne kadar güvenecektir?

Kitap hakkında söyleyeceklerim, sanırım bu kadar. Klâsik bir tema işlenmeye çalışılmış, geçmişin üzücü olayların güvenmeyen ebeveynler ve bu duruma katlanamayan karakter bir gün gitmeye karar verir ve hayatının aşkıyla bir yolculukta karşılaşır. Mutlu son. Vakit geçirmek için okunulabilir ama büyük beklentiler içine girmemenizi tavsiye ederim.
Bazen kendinizi bulmadan önce kaybetmeniz gerekir. Mezun olduktan sonra Avrupa turuna çıkmak; hem de sorumluluk yok, anne baba yok, kredi kartı limiti yok! Bu, çoğu kızın hayali, tabii Kelsey Summers'ın da. Avrupa turuna çıkan Kelsey, güzel zaman geçirdiğini düşünür ama bu pek de doğru değildir. Kendini bulma yolculuğunda yalnız hisseder ve bulacaklarından korkar. Arayışındaki yalnızlığı içki ve dans geçiremezken Jackson Hunt'la tanışır. Jackson içkinin yerine macerayı koyar, her yeni şehirle Kelsey'ye ne istediğini, hayallerini bulmasında yardımcı olur. Ama Kelsey kendini tanıdıkça Jason'ı ne kadar az tanıdığını fark eder.

"Daha fazla Cora Cormack istiyorum!" 
-Sophie Jordan, yazar-

"Kimse mizah ve romantizmi Cora Cormack gibi yazamaz!" 
-Jennifer L. Armentrout, yazar-

"Kahkaha+kalp kırıklığı+heyecan=mükemmel Cora Cormack kitabı."
-Monica Murphy, yazar-

"Tutku, mizah, aşk ve kalp kırıklığının mükemmel karışımı."
-K.A. Tucker, yazar-
(Tanıtım Bülteninden)

***
Seri sırası:
1. İlk Defa / Losing It
2. Aslında / Faking It
3. Aramızda / Finding It





Aslında - Cora Carmack | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Aslında
Özgün Adı: Faking It
Seri Sıralaması: Losing It #2
Yazar Adı: Cora Carmack
Çeviri: İmge Tan
Yayınevi: Pena Yayınları
Baskı Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 320
Kitaba Puanım: 4/5
Uzun bir süre internetim olmadı, ben de bu esnada boş durmadım ve birçok kitap okudum. İlk Defa serisi de okuduğum kitaplara katılmış üçleme. Türü fark etmeksizin okuyup sevdiğim sevmediğim her kitabı teker teker yorumlayacağım. Serinin ilk kitabını ikincisi kadar sevemedim, ikinci kitabın tek temposu duyguları bana daha gerçekçi ve hissedilir geldi. Kitaba gelecek olursam;

Max ailesinin olmasını istediği kişiliğin tam zıttı bir karaktere sahiptir. Anne ve babasına asıl olduğu kişiyi göstermeye cesareti yoktur. Arkadaşlık ettiği kişileri ya da hayatında olan erkekleri tanıştırmayı de istemez. Ailesinin onayını alamayacağını bilir. Birgün annesinin aramasına cevap verdiğinde aynı şehirde olduklarını onu görmeye geldiklerini söyler. O esnada sevgilisi de yanındadır ve annesi sesini duyar. Bulundukları cafeye gelmelerini söylerken kendini bulur. Korkusundan dolayı paniklerken gözüne karşı masada kendi hâlinde oturan düzgün giyimli bir adam ilişir ve dikkatini çeker. Yapacağı pek bir şey yoktur ve hızlı karar vermesi gerekir. Adımları yabancının yanına taşırken onu, hikayelerine de başlangıç yaptığını bilmez.

Cade’u ümitsiz aşık olarak buluyoruz bu kitapta. Serinin ilk kitabını, adamımızın Bliss’e olan duygularını açmasının üzerine bir karşılık alamayacağını öğrenmesi, aralarındaki dostluk ilişkilerinin sonuna ulaşmasıyla noktalamıştık. Aslında kitabı ise yine melankoli takılan Cade’u görüyor hayatını nasıl sürdüreceğini merak ederek sayfaları çeviriyoruz. Derken ‘onunla’ tanışıyor. Zor durumda olan birine yardım etmek erdemli bir davranıştır ve her centilmen bu erdeme sahiptir. Tıpkı Cade gibi... Peki Max’in masum yalanına ortak olup oyununa katılırken onları neler bekliyordur? İşte burada kitabı edinip okuyarak öğrenebilirsiniz.


Max’in ailesiyle arasındaki gerilim, geçmiş sorunlara verdiği tepkileri okurken üzüldüm, ailesinin üzerindeki baskıyla kendi asıl kimliğini saklamasına içerlerdim. Elbette her aile çocuğunun üzerine titrer ama kendini bulması için de bu kadar baskı olmaması gerektiğini düşünüyorum. Max geçmişte yaşadığı tek olaya bağlantılı yaşadığı sorunlar ve hayatına Cade girdikten sonra her anında yanında olan birinin varlığı ile duygusal bağlılık yaşıyor ve bu onu korkutuyor. Cade’u, yaşadığı değişimi okurken daha çok sevdim. O mutsuz ve umutsuz adam gidiyor yerine eğlenceli gülen ve seven adam geliyor. Kendine güvenen hâli öyle güzel ki, okurken içim eridi. Ve gerçekten mutluluğu hak eden bir karakter olduğunu söyleyebilirim.

Kitap gerçekten güzeldi. İlk kitapla kıyaslamadan edemiyorum ama ilkinden çok çok daha iyiydi. Kitaba bir şans vermenizi isterim. Bu kitabı okumanızı isterim, tavsiyemdir.
New York Times ve USA Today'in en çok satanlar listesinde yer alan Cora Carmack'ın ikinci kitabı "Aslında"

Mackenzie "Max" Miller'in bir sorunu var. Ailesi ona sürpriz bir ziyarete geliyordur ve eğer onun boyalı saçlarını, dövme ve piercinglerini görür­lerse onu evlat­lıktan reddedebilirler. Daha da kötüsü ailesi, erkek arkadaşı olarak Mace gibi boynunda dövmesi olan ve bir müzik grubunda çalan biriyle tanışmayı kesinlikle istemez. Max, tüm yalanları bir bir dökülmek üzereyken Cade'le tanışır. Cade Philadelphia'ya Teksas'taki sorunlarını geride bırakmak için gelmiştir. Sorunlarıyla ilgilenmek istemiyordur. Max bir kafede ondan erkek arkadaşıymış gibi davranmasını istediğinde bu oyunu oynayabileceğini düşünür ve kabul eder. Yalnız rolünü o kadar iyi oynuyordur ki oyunun sonu bir türlü gelmez...

"Olağanüstü. İlk Defa'dan sonraki favori kitabım Aslında. Kesinlikle okunmalı." 
- Jennifer L. Armentrout, yazar-

"Aslında'da istediğiniz her şeyi bulabilirsiniz. Erotik gerilim, kırık kalpler ve muhteşem karakterler Cora Carmack'in eğlenceli dilinde bir araya geliyor."
- Colleen Hoover, yazar -

"Bir kitaptan bekleyebileceğim her şey burada. Yaşamdan bir dilim gibi. Daha fazla Cora Carmack istiyorum."
- Sophie Jordan, yazar-
(Tanıtım Bülteninden)

 Bir ekleme yapmam gerekirse, seri ana kitaplar olarak üç kitaptan oluşuyor. Novella kitaplarla da seri altı kitaba çıkıyor. Bizde ana kitapların çevrilip basıldığını da söyleyeyim. Belki bir gün, sevgili Pena serinin ek kitaplarını da çevirip biz okurlarına sunar.

Seri sırası:
1. İlk Defa / Losing It
1.5. Keeping Her
2. Aslında / Faking It
2.5 Inking Him
3. Aramızda / Finding It
3.5. Seeking Her

İlk Defa - Cora Carmack | Kitap Yorumu

Kitap Adı: İlk Defa
Özgün Adı: Losing It
Seri Sıralaması: Losing It #1
Yazar Adı: Cora Carmack
Çeviri: İmge Tan
Yayınevi: Pena Yayınları
Baskı Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 278
Kitaba Puanım: 3/5
Kitap hakkında söylemek istediğim çok var esasında, düşüncelerimi toparlarsam her birini yorumda dile getireceğim. İlk çıktığı dönem almış, kitaba başlamış ama bir nedenden ötürü yarım bırakmıştım. Aradan uzun zaman geçtikten sonra yeniden şans vermek istedim. Bir kere konunun nereye bağlanacağını merak ettiğim için devam ettiğimi söyleyeyim. Anlatımı fena değildi, okurken güçlük çekmedim ama çok hızlı ilerledi. Kitabın hızına ayak uydurmak için de epey çaba sarf ettim. Anlam veremediğim, kızdığım, üzüldüğüm ve kahkaha attığım yerler oldu. Kitabı sevmekle sevmemek arasında bir yere sıkıştım diyebilirim.

Gelelim kitabın konusuna;
Kitap, Bliss ve yakın arkadaşı Kelsey'in konuşmasıyla başlıyor. Daha çok Bliss’in bakire oluşunu sorun eden Kelsey’in direktifleriyle başlıyor kısaca. Bu hayati konuya bir çözüm bulmak için akşam bara gitmeye karar verirler. Öyle özel biri olmasına gerek yok, karşılarına çıkan ilk düzgün adamla Bliss işi pişirmeli. Hazırlık evresi, bara gitme, yanlış birini bulma korkusu, içerek cesaret toplama derken Bliss izin isteyip bar tuvaletine gitmeye karar veriyor, sonra esas adamla karşılaşıyor. Daha sakin ve az gürültülü yerde kitap okuyan yakışıklı bir adam. Garrick de ilk bakışta kıza içi gidiyor. Adamın aksanı olsun,  sarışınlılığı olsun, delici bakan mavi gözleri olsun Bliss’in en çok dikkatini çeken özelliği, bir de okuduğu kitap Hamlet, üstüne üstlük adam safkan İngiliz. Eee daha ne olsun!


Karşılaşmalarının ardından aranan adamın bu sarışın olduğuna karar veren Bliss elemanı eve çağırıyor, elemanın motoru var ve kızımız kapri giydiği için motorun ısınan borusuna değip bacağını yakıyor. Oysa hayaller başkayken hayatlar başka oluyor. Elemanı eve atıp tek gecelik ilişki yaşadıktan -doğal olarak bekâretini kaybettikten sonra- hayatına kaldığı yerden devam etmeyi planlıyordu. Bu talihsiz kazadan sonra planına sadık kalsa da son anda korkup hayali bir hayvan uydurarak kendini evinde adamı yarı çıplak bırakarak kaçıyor. Asıl hikaye bundan sonra başlıyor tabi...

Unutmadan ekleyeyim, Bliss üniversite öğrencisi, son sınıfta okuyor ve mezun olduktan sonra oyuncu olacak. Bu bilgiyi verdikten sonra yoruma kaldığım yerden devam edeyim. Garrick öğretmenlerinden biri olarak karşısına çıkınca büyük bir şok yaşıyor. Sonrasında olaylar silsilesi patlak veriyor.

Bir yandan Garrick ile olan garip durumu bir yandan en yakın arkadaşlarından saydığı Cade ile ilişkileri raydan çıkmaya müsait. Cade karakterine üzüldüğümü söylemem gerek. Elbette ki esas karakter olmadığı için kalbi kırık şekilde kendi yoluna gidiyor. Onun kitabı da serinin devamı olan ikinci kitapta hikâyesini okuyacağız. Gelelim esas karakterlere, Bliss ile Garrick’e... Aralarındaki ilişkiye nasıl bir yön verecekler, yasakların ve sorunların üzerinden gelip birlikte olmayı başaracaklar mı kitabı okuyarak öğrenebilirsiniz. 
Üniversitenin tek bakiresi olarak mezun olmak istemeyen Bliss hızlıca birini bulup bu işi çözmeye karar verir. Mümkün olduğunca çabuk... Tek gecelik bir ilişki... Bliss o kişiyi bulur ancak gerçekten gülünç bir bahaneyle onu yatakta bırakarak kaçar. Ertesi gün sınıfa giren yeni tiyatro öğretmeni ona çok tanıdık geliyordur. Bliss tam sekiz saat önce onu yatakta bırakmıştır... Yalnız... Çıplak...

(Tanıtım Bülteninden)

Ömür Boyu Sürecek - Sabrina Jeffries | Kitap Yorumu


 Kitap Adı: Ömür Boyu Sürecek
Özgün Adı: One Night with a Prince
Seri Sıralaması: Royal Brotherhood #3
Yazar Adı: Sabrina Jeffries
Çeviri: Nur Çakmakkaya
Yayınevi: Epsilon Yayınları
Baskı Yılı: 2009
Sayfa Sayısı: 376
Kitaba Puanım: 5/5


“Kraliyet Kardeşleri” serisinin son kitabı Ömür Boyu Sürecek ile veda ederken içim buruk. Seriye sanırım veda etmeye hazır olmadığımı fark ettim, böylece.  Beni kendine bağlayan, bir solukta okuduğum bir kitaptı Ömür Boyu Sürecek. Serinin ilk kitaplarından tanıdığımız karakterleri yeniden görerek maceralarına dair hatırlatmakar da mevcut, üstelik karakterleri yeniden görmek evliliklerinde mutlu olduklarını okumak da eski dostla karşılaşıp ayak üstü sohbet etmek gibi bir his bıraktı.

Beni bilen bilir, diyerek yorumuma devam edeyim. Sabrina Jeffries gerek kalemini olsun, gerekse tarzını çok beğendiğim bir yazardır. Aşk dolu romanlarındaki o kurnaz manevralar, zeki ve eğlenceli diyaloglar İngiliz aristokrasisiyle yoğurunca ortaya çıkan tat, muazzam bir lezzet oluyor. Karakterlerinde en hoşuma gideni ise mış gibi yapmaları. Sevgilisiymiş, nişanlısıymış gibi durum kurgunun temelinde yatıyor, bu da hikayeyi daha eğlenceli kılarken okumaktan keyif aldığım şekle sokuyor.

İflah olmaz bir çapkın ve aynı zamanda kumarbaz olan Gavin Byrne, kardeşleriyle bir toplantı yaparken karşılaşıyoruz kitabın başında. Ondan istenen Prens babalarının aradığı şeyi bulması için bir hanımefendiye eşlik etmesi. Hikayeyi ilgi çekici bulan Byrne, eşlik etmesini istedikleri hanımın kim olduğunu öğrenmesiyle hem reddeder hem de meraka düşer. Haversham Markizi Lady Christabel dul bir hanımdır ve Byrne ile tatsız bir karşılaşma yaşadıkları geçmişe sahiptir. Christabel’in aradığı şeyler ise Prensi'n itibarını zedeleyecek sırları taşıyan mektuplardır ve onları ne pahasına olursa olsun bulmalıdır. Bu uğurda itibarını ve en önemlisi kalbini tehlikeye atmaktan asla çekinmez.


Kitap dolu doluydu, kağıt oyununa dair birçok bilgiye de sahip. Dönemi iyi analiz eden, unsurları barındırdığını da düşünüyorum. Asilzadelerin çarpık ilişkilerine de ufak dokunuşları da vardı. Karakterler arasındaki çekim, oluşan atmosfer ve zıtlaşıp atışmaları en çok keyif aldığım kısımdı. Ortaya çıkan diyaloglar da çoğu kez kahkahalara boğuldum. Ama en çok içime oturan ve kalbime dokunan sahne, Christable'nin Byrne'in annesiyle karşılaştıkları o sahne. İkili arasındaki konuşma çok duygusaldı. Her iki kadının da sevgisi ve endişesi tek bir adamaydı; Gavin Byrne’ye...

Uzun lafın kısası kitabı bulmanızı almanızı ve okumanızı çok isterim. Yazarın çıkmış bütün kitaplarını almanızı okumanızı isterim. Her biri bir öncekini aratmayacak kadar güzeller.
Haversham Markizi Leydi Christabel’in, onu mahvedebilecek bazı mektupları geri alması gerekmektedir. O kadar çaresizdir ki, bu mektuplara ulaşmak için, ünlü kumar kulübü sahibi Gavin Byrne’ın metresiymiş gibi davranarak onunla birlikte rezil bir ev partisine gitmeyi kabul eder. Ve Byrne’la, ondan gerçek bir metresin davranışları hakkında ders almak konusunda anlaşır ama bu derslerin sonradan ne kadar tehlikeli bir hal alabileceğini tahmin edemez.

Gavin da, kendi çıkarı için, gizlice mektupların peşine düşer. Amacı, henüz ufacık bir çocukken onu Londra’nın en kötü kenar mahallelerinde yaşamaya terk eden asil babasından intikam almaktır. Bu intikam planının yanı sıra, metres derslerinin başarılı ilerleyişinden de aşırı bir zevk almaktadır. Çok geçmeden bu güzel genç dulu yatağa atacağından şüphesi yoktur. Ama Gavin, birdenbire kendini Christabel’in baştan çıkarıcılığına hapsolmuş bir halde bulur. Genç adamı zorlu bir karar beklemektedir. Ya hayatı boyunca planladığı intikamı almaktan vazgeçecek ya da kendini, bir intikamdan daha çok ihtiyaç duyduğu kadını korumaya adayacaktır.


Kraliyet Kardeşliği Seri Siralamasi:
#1 Aşk Hırsızı
#2 Bir Prense Aşık Oldum
#3 Ömür Boyu Sürecek

Bir Prense Aşık Oldum - Sabrina Jeffries | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Bir Prense Aşık Oldum
Özgün Adı: To Pleasure A Prince
Seri Sıralaması: Royal Brotherhood #2
Yazar Adı: Sabrina Jeffries
Çeviri: Vedat Kaptanoğlu
Yayınevi: Epsilon Yayınları
Baskı Yılı: 2008
Sayfa Sayısı: 381


Eğer ki tek bir Sabrina Jeffries kitaplarını okumuş ve kalemini beğenmişseniz, kitaplığınızda Jeffries kitapları için yer açmaya başlayacaksınız demektir. Eh, tabii şanslıysanız. Yani kitapların baskılarını bulabilirseniz demek istiyorum...

Bir Prense Aşık Oldum Kraliyet Kardeşliği serisinin ikinci kitabı. Sabrina Jeffries’in ise ülkemizde basılan ilk kitabı. Seri sıralaması genel olarak karışık şekilde çıktığı için sanırım ben alıştım. Bu şaşmaz bir kural, birinci kitaptan önce ikiyi çıkarın ki okur kafası karışık dolansın. Aslında taktik iyi taktık. Her ne kadar sevmiş olsam da İlk kitaptan bir tık daha öndedir ikincisi. Hem kurgusu daha oturmuş ve karakterler daha bilinçli ve hikaye okuru kendine daha çok çekiyor. Alex'in de hikayesi olan kitabı elbette sevdim, ama Marcus, çok daha çok sevdiğim bir karakterdir.

Marcus'cumun hiç beklemediği bir anda hayatına girecektir Bayan Regina Tremaine.  Ve bu kadın kim mıdır? Ragina beyninin hasarlı olduğunu sanan bir kadın. Bu yüzden gelen evlenme tekliflerini hiç düşünmeden reddeder. Adının da Acımasız Kadın olarak anılmasınında önünü açar. Kendine sakladığı sırrı onu içeriden yiyip bitirir. Bir yandan da normal bir hayatı olmasını ve seveceği aşık olduğu bir adamla evlenmek ister. Kitapta elbette ki haz etmediğim hatta gıcık olduğum karakter d oldu, bu kim derseniz Leydi Regina'nın erkek kardeşi! Kara listeme ekledim bile. Sadece ondan hoşlanmadım. Aslında yanlış bir şey yapmadı, ama başından beri onun hakkında kötü bir his içimde vardı. 

Kardeşinin istikbali için bir şeyler yapmak ister Regina, Louisa ile erkek kardeşinin arasını yapmak adına Ejder Vikont olarak bilinen Kont Draker ile görüşmeye gider. İki gencin görüşmelerine müsade ester yoksa bu ikilinin gizli kapaklı görüşmeler yapmaları olasıdır.



Saygın bir ünvanı olan Kont’un aslında Galler Prensi'nin piç oğlu olduğu gerçeği bir dedikodudan ibarettir. Ve Regina da bunu duymuştur. Bir tek bunu da değil, birçok dedikoduyu duymuş ama kulak asmıştır. Kont kendini sosyeteden soyutlayıp kendi mülkünde kurduğu hayatında, toplumdan uzakta yaşıyordur. Kız kardeşinin mutlu olup onu sevecek bir adamla hayatını birleştirmesini ister, ama Galler Prensi'nin yakın arkadaşı olan Leydi Regina'nın kardeşi ile değil. Prensi'n amacı genç kızla bir arada olup tek seferliğine konuşmak. Onun kendi kanından olan bir çocuk olduğunu düşünerek böyle bir plan kurar ve bundan Marcus'cumun haberi de vardır. Regina’nın aksine en başından beri Draker, her şeyin farkındadır.

 Sonra bir anlaşma yaparlar. Sosyeteye takdimi esnasında Regina kontun kardeşine refakat edecektir. Ve Kont’ta onlara eşlik edecektir.

 Birbirlerini tanımayan bu iki inatçı kişilik, kendi anlaşmalarına tutkuyu ve sevgiyi katarsa neler olur? Seyreyleyin cümbüşü.

Normalde okuduğum kitaplarda kadın karakterlere karşı hep bir tık daha düşük sevgi beslemişimdir ama is Regina’ya gelince durum değişti. Marcus'cum gibi beni de büyüsü altına aldı. Masumiyeti, sadakati, tutkusu, sevgisi öyle içten öyle gerçekçi ki Marcus'cumu gözüm kapalı bu hatuna emanet edebilirim. Ki Ejder Vikont’un bu hatunla tanışana kadar hayatın gerçekte ne olduğunu bilmediğini de söyleyebilirim. Güvenmenin ne demek olduğunu öğreniyor misal, sonra aşkı yaşıyor sonra sadakati görüyor. Daha ne ister bir adam değil mi?

Dürüstçe itiraf edebilirim ki harika bir kitaptı Bir Prense Aşık Oldum. Tarihi aşk romanlarını seviyorsanız kaçırmamanız gereken bir yolculuk. Kraliyet Kardeşliği Serisini tavsiye ederim, pişman olmazsınız ❤
Güzeller güzeli Leydi Regina Tremaine öyle çok erkeği reddetmişti ki; sonunda "Acıması Olmayan Kadın" olarak anılmaya başlamıştı.
Aslında kimseyle evlenememesinin nedeni, geçmişinde karanlık bir sır olmasıydı. Ancak Regina, erkek kardeşinin Louisa North ile flört etmesinde bir sakınca görmüyordu.Louisa'nın kötü bir şöhrete sahip
ağabeyi ne kadar karşı çıkarsa çıksın,bu ilişki yaşanmalıydı.
Marcus North ise kadınlara düşkünlüğüyle tanınan bir Prens'in gayri meşru oğluydu. Onun da kasvetli sarayına kapattığı kadınlara kötü davrandığı söyleniyordu.
Yıllarca toplum tarafından dışlanan Marcus Leydi Regina'nın kardeşiylei ilgiliteklifini kabul ederken, belki de hayatını riskini göze alıyordu.


Aşk Hırsızı - Sabrina Jeffries | Kitap Yorumu

 Kitap Adı: Aşk Hırsızı
Özgün Adı: In the Prince's Bed
Seri Sıralaması: Royal Brotherhood #1
Yazar Adı: Sabrina Jeffries
Çeviri: Ayşe Tunca
Yayınevi: Epsilon Yayınları
Baskı Yılı: 2009
Sayfa Sayısı: 344
Kitaba Puanım: 4/5
Sabrina Jeffries’e karşı bir zaafım olduğunu bilmeyen yoktur eminim, ki bilmeyen varsa şayet de öğrenmiş oldu. Yazarın bende olan kitaplarını defalarca kez okumama rağmen sıkılmadan aynı heyecan ve aynı ilgiyle bitirebiliyorum. Baskıda ki aksaklık, yazım yanlışları ya da eksik cümleler beni durdurmuyor, çünkü seviyorum. Buradaki alt mesaj yazarı her ne şekilde çıkarırsanız çıkarın çok seven okurlar alıp okuyor. Sahafta bizi yormayın.

Okuduğum Sabrina Jeffries kitapları arasında Aşk Hırsızı kitabı benim için değeri başka olan kitap, çünkü bu kitabı en yakın arkadaşımın hediyesi. Bir nevi bu yazara olan ilgimin de kaynağı diyebilirim. Yazarın her yazdığı kitabı elbette beğenerek okurum fakat bu gördüğüm noksanlıkları da söylememe engel değildir diye düşünüyorum. Edisyon kısmında baskıdan olayı olduğunu tahmin ettiğim aksaklıklar vardı. Bazı cümleler öyle karmaşık haldeydi ki birden fazla kez okuma durumunda kaldım ama sanırım şikayet etmemem gerek. Çünkü en azından elimde baskısı var ve canım istediği zaman açıp okuyabiliyorum.

Kitabın temelinde aldatmanın varlığı, kahraman ve kahraman arasındaki yalan temasının ön planda olması bir tık hevesimi düşürmüştü. Babasının ölümüyle kalan miras, viran haldeki mülküdür ve mülkünü adam etmesi  için de bir mirasçıyla evlenmesi gerekir. Babası dediğime de bakmayın, Galler Prensi’nin üç gayrimeşru çocuklarından biridir Alec. Diğer kardeşlerini de bularak onlardan sosyeteye girmesi için yardım ister. Katıldığı ilk baloda da gözüne kestirdiği güzeller güzeli mirasçı Katharine onun evlenmeyi istediği kişi haline gelir.

Evlenirken bir servete sahip olacak Katherine çocukluk aşkı Sydney'in ona evlenme teklif etmesini bekliyordur. Kendine kalan mirasa evlilik teklifini alana kadar dokunması yasaktır. Sydney'i dinlerken gözü bir adama takılır. Adamın şeytani cazibesi onu cezbeder. Elbette ki Sydney'in de bu durum dikkatini çeker. Katherine’in isteyeceği en son şey ise pamuk ipliğine bağlı ilişkisini kötü bir üne sahip Alec'in riske sokmasıdır.

Alec ise aklına koyduğunu yapan bir karakter, öyle ki Katherine'yi evliliğe ikna etmek için epey uğraşır. Asıl amacının aşk olmadığını, evlendikleri taktirde borçlarını ödeyeceğini ve mülkünü düzeltmek için servetine sahip olmak olduğunu söyleyemez. Ve evlendiklerinde, fakir olduğunu henüz söyleyemeyecektir. İşler tabii ki düşünceleri doğrultusunda gitmez ve planında olmayan şey gerçekleşir. Alec, Katherine’ye aşık olur. Baştaki amacından ve kadına söylediği yalanlardan dolayı da suçlulukla hissederek kendini yer bitirir.

Alec’e bayıldım. Komik, eğlenceli ve sevimli olduğunu kadar da zeki bir adam. Katherine’ye paraya ihtiyacı olduğunu söyleseymiş diye beklemedim değil. Ki başta yaklaşım şekli de yanlıştı. Sadece parasını istediği bir kadınken, Katherine’yi tanıdıktan sonra olan kısım kaçınılmaz sondu, aşk en hesapsız yerde zaten insanın başına gelmez miydi? Ya Katherine? Alec’in aksine aşık olduğunu, çok geç olana kadar fark edemedi.

Alec'i gördüğü ilk andan itibaren ona tam olarak güvenmedi. Onun bir servet avcısı olduğunu düşündüğü için de değil, babasına benzediğini düşündüğü için. Sadık biri olmadığı mülkünü idare edemeyeceği ve en önemli sebebiyse Alec'in gençliğinde ki gibi hovarda biri olup olmadığını kestirmediği içindi.  Kitabın son bölümüne kadar Alec'i her türlü konuda suçladı. Aslında bu tür karakterleri pek sevmem, Katherine de bir istisna olmayacak. Onu da çok sevmedim. Mız mız, peşin hükümlü, önyargısı olan kişileri esasında sevmem. Alec'e karşı davranışlarından dolayı da ona kızdım. Bence Alec, daha  iyisini hak ediyordu. (Benim gibi birini ^_^) Sonucu nasıl mı? Onu da kendiniz kitabı bularak okuyarak öğrenmelisiniz.
Kesinlikle tavsiye ederim. Eğer ki Sabrina Jeffries'in kitaplarını okumaktan hoşlanıyorsanız, özellikle seri kitaplarını merak ediyorsanız, Aşk Hırsızı okuyun.

Katherine, Sydney’nin söylediklerini güçlükle anlamaya çalışıyordu. Sahneye bakarken birden yüzünü ateş bastı. Maalesef, Sydney bu şiiri ona daha önce okuduğundan, şimdi aklı Alec’in çıplak elinin hissettirdiği titremeye kayıyordu.

Galler Prensi’nin üç gayrimeşru oğlundan biri olan Iversley Kontu Alec, borçlarını ödeyebilmek için kendisine gizlice vâris bir eş aramaktadır. Tutkulu bir kadın olan Katherine adeta dualarının cevabı gibi ortaya çıkar ve Alec’in baştan çıkarmasına verdiği karşılık da adamın ona sahip olduğundan emin olmasını sağlar. Fakat Alec, Katherine’in bir aşk evliliği yapmak istediğini bildiğinden içini kemiren düşüncelerden kurtulamaz… Acaba Katherine, Alec’in yalanların öğrendiği zaman neler olacaktır?

Öyle Bir Geceydi Ki - Sabrina Jeffries | Kitap Yorumu


Kitap Adı: Öyle Bir Geceydi Ki
Özgün Adı: 'Twas the Night after Christmas
Seri Sıralaması: Hellions of Halstead Hall #6
Yazar Adı: Sabrina Jeffries
Çeviri: Zeynep Okan
Yayınevi: Epsilon Yayınları
Baskı Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 384
Kitaba Puanım: 5/5
Kitap hakkında tahminlerim vardı fakat beni bu denli kendine bağlayacağını kestirememiştim. Hellions of Halstead Hall serisi içerisindeki yan karakterlerden en çok dikkatimi çeken Pierce Waverly’di. Onun hikâyesi için inanılmaz bir merak vardı ve merakımı giderdim.

Kitabın başında bizi, tatil için anne ve babasının onu almasını bekleyen küçük Pierce karşılıyor. Ağlamamak için direnen ama sonrasında birkaç damla gözyaşını döken, astım hastası o küçük çocuk uzanarak yüreğime dokundu. Hissettiği o yalnızlık öyle sardı ki beni, onunla birlikte acı çekerken buldum kendimi. 

Devonmont Kontu, Pierce Waverly’ın hayat karşısında aldığı en büyük ders sanırım adil olmayışını öğrenmiş olması.

Ebeveynleri tarafından terk edilmiş, uzak akrabalarıyla yaşamak için gönderilen Pierce, istenmediğini hissederek büyüyor. Yaşadığı bu sarsıcı olay karşısında şaşkın ve incinmiştir, çocukluğunu ailesinden uzakta geçen Pierce’in yetişkinliğini de umursamaz, sevgiden yoksun bir taş kalplilikle geçer. Kendini içkiye, kumara ve metreslerine verir, bir yandan da babasının ölümü sonrasında kendine hak kalan arazilerinin yönetimiyle uğraşır.

Bir gün annesinin refakatçisi, Bayan Camilla Stuart, ona bir mektup gönderir. Kont’a annesi hakkında biraz yanıltıcı bir mesaj ulaştırmıştır. Aldığı mektup sonrası Annesinin yanında soluğu alır ve bir aydınlanma yaşar. Annesi hiç hasta değildir. Bu yanıltıcı mektup için Pierce ne annesine ne de Camilla’ya gösterdiği kadar kızgın değildir. Sadece çocukken koparıldığı evinde bulunmak ona acı veriyordur.

Kontesin refakatçisi Camilla, şefkatli ve özverili bir kadındır. Anne ve oğulun arasındaki gergin ilişkiyi birbirlerine yabancılaşmasının nedenini de kurcalamadan edemez. Sadık bir çalışan olmasının yanında, söz konusu Pierce olunca merakına yeniliyor ve adamla inatlaşmadan duramıyor.


Kont’un geçmişi ile ilgili gerçeklerin ortaya çıkmasında yardımı da dokunuyor. Anne oğulun aralarının yapmaya çalışmasının bir başka sebebi de, Camilla’nın yetimhanede büyümesi. Doğduğu anda terk edilmesinin acısını da yaşıyor. Ve Pierce’ye bir annesinin olduğunu, bunun için şikayet etmemesi gerektiğiyle ilgili sağlam nutuklar da atmışlığı var. Camilla dul bir kadın ve bir çocuğu var. Jasper kitaptaki en en en sevdiğim karakterdi. Böyle bıcır bıcır çocukları kitaplarda çok seviyorum.

Tutku dolu, neşeli, karakterlerin hazır cevaplıklarıyla eğlenceli bir kitaptı. Bazı yerlerde sizi gülümsetirken bazı yerler de kalbinizin kırılmasına sebep oluyordu ve boğazınızın daralmasına. Her ne kadar başlangıçta zorluklar olsa da, birbirlerine benzer acı ve yara izleriyle birbirini tamamlayan bir çiftti Pierce ve Camilla.

Annesinin davranışlarının nedenini öğrenince affedebiliyorsunuz ama babasına olan nefretiniz devam ediyor, bu kadar kötücül insanların varlığına kitaplarda da katlanamıyorum.

Sanırım kitap hakkında yapacağım gevezelik bu kadar. Şahane bir kitaptı. Yazarın kalemi zaten enfes, sorunsuz çeviri ile de kitaptan tat almanız son derece mümkün. Düzenleme konusunda birkaç yazım hatası -seri boyunca vardı- olsa da çok büyük şeyler değildi. Anlatım şahane, karakterler birbirinden daha güzel ve hikaye baş döndürüren cinsten... Eee daha ne olsun ama değil mi?

Seriyi bulma imkânınız varsa şayet mutlaka alın ve okuyun. Bir de bu kitabın bir başka seriye bağlantılı olduğunu fark ettim ve kim bilir Epsilon Yayınevi yazarın çıkmayan diğer kitaplarını ne zaman çıkaracak. Ümidim maalesef yok. Zira yayınevince konu beklenen yazarlar olunca özellikle kulakları sağır olası geliyor. 
“Lordum. Münasebetsizliğim için beni bağışlayın ama annenizin çok hasta olduğu konusunda sizi bilgilendirmem gerektiğini hissettim.
Çok geç olmadan onu görmek istiyorsanız, bir an önce buraya gelmelisiniz. Saygılarımla, Bayan CamillaStuart.”

Devonmont Kontu, Pierce Waverly, hayatını annesine düşman olarak geçirmişti. Ancak Leydi Devonmont’un yeni
refakatçisi Bayan CamillaStuart ona annesinin ciddi bir hastalıkla savaştığını söylediğinde, Pierce’ın eve geri dönmekten başka seçeneği kalmayacaktı.

Eve geldiğinde, bu sevimli dulun onu Noel için annesiyle barıştırmak amacıyla kandırdığını öğrenen
Pierce, “şartları” yerine getirilmezse gideceği tehdidine başvurmak zorundaydı.

Bir yandan Camilla’yı baştan çıkarmaya çalışır, diğer yandan da geçmişinin acı hatıralarıyla yüzleşirken,
Pierce kendi merhametinin sınırlarını keşfedecek ve aşkın en soğuk kışlarda bile alevlenebileceğini öğrenecekti.

Bu etkileyici, akıcı ve canlı hikâye birçok şaşırtıcı ve göz yaşartıcı konuyu birbirine bağlıyor.
PublishersWeekly

***
Seri Sıralaması:
#1 Bozulan Yeminler / The Truth About Lord Stoneville
#2 Yatağımdaki Serseri / A Hellion in Her Bed
#3 Sır Gibi Sakladım / How to Woo a Reluctant Lady
#4 Vahşi Bir Lordun Kollarında / To Wed a Wild Lord
#5 Son Çarem / A Lady Never Surrenders
#6' Öyle Bir Geceydi Ki / Twas The Night After Christmas