Yazar Röportajı | Fatma Erdek ✒


Güçlü kalemi, birbirinden eşsiz kitapları ile okurlarının kalbinde tahta sahip olan naif bir yazarla guzel bir röportaj yaptık. Merak ettiklerimi sordum ve sevgili Fatma Erdek büyük bir özveriyle her birini yanıtladı.
Röportaja geçmeden önce yazar hakkinda derlediğim bilgileri aşağı bıraktım.
Keyifli okumalar dilerim.

Fatma Erdek, 1969 yılında Erzurum’un Şenkaya ilçesinde doğdu. İlk, orta, lise ve yüksekokul egitimini İzmir'de tamamladı ve haken İzmir'de yaşıyor.

Yazım hayatına 2005'de başlayan Fatma Erdek,kitapları basılmadan önceyazdıklarını Lodoslar Kenti adıyla internet üzerinden paylaşmıştır. Ocak 2012 tarihinde raflardaki yerini alan Melekler Zamanı (Papillon Yayınları) kitabı okurların beğenisine sunulmuştur.

Aralık 2012 tarihinde Ephesus Yayınları’yla anlaşan yazar, birbirinden güzel kitaplarını bizlerle buluşturmaya devam ediyor.

Yazarın şimdiye kadar basılan kitapları:

•  Melekler Zamanı
• Kara Kış Beyaz Düş
• Erken Rüya Zamanlar
• Gece İle Şafak
• Ben O Degilim
• Emanet

#1 Gerek yazar kimliği gerekse naif kişiliği ile hayran olduğum  Fatma Erdek, bize kendinizden söz eder misiniz?

❤️ Samimi duygularınıza teşekkür ederek başlamak isterim. İnsanın kendini anlatması bir hayli zor. Fatma Erdek, çalışma hayatından emekli, tam zamanlı anne, fırsat buldukça yazar, kendi halinde, duygusal ve sevgi dolu bir kadın olarak özetlenebilir.


#2 Kitaplarınız ile birçok okurun gönlünde taht kurmayı başardınız. Her bir kitap farklı bir dünyaya açılan kapı ve o dünyanın efsunlu havasıyla okuyanı sarıp sarmalıyor. Bu güzel eserlerin ortaya çıkış hikâyesi nedir? Kısaca yazma serüveniniz nasıl ve nerede başladı.

❤️ Yazmaya sadece kendimi mutlu etmek için başladım. Şöyle ki, yıllar yılı zihnimde dönüp duran karakterler ve  kurgularla yaşadım. Nihayetinde onları ortaya saçıp, kurtulmak istedim. Fakat umduğum gibi olmadı. Karakterler ve kurgular mayalı hamur gibi... Bitmek yerine, çoğaldılar. Yazıp, kendim sakladığım hikayeleri takma bir isimle forum sayfalarında paylaşmaya başladım. Bu süreçte de yazarlıkla ilgili en küçük bir hayalim ya da hedefim yoktu. Ortaya koyduğum romanlarla hem kendime hem de okurlarıma keyifli zamanlar yaşatıyordum ve bu beni son derece mutlu ediyordu. Böyle yıllar geçti. Sanırım 7. romanım olan Melekler Zamanı'nı paylaşırken, birden onu yayınevlerine yollamayı düşündüm. O zamanlar sistem şimdiki gibi değildi. Eski usul, diyebiliriz. Melekler Zamanı'nın ilk 100 sayfasının çıktılarını alıp, 10 kopya yapıp, 10 yayınevine postaladım. Sonrasını da biliyorsunuz zaten.

#3 Kaleminizle yeni tanışan okurların bir kısmı, sizi Wattpad'de yazarak kitabınızın basıldığını biliyor. Özellikle de Wattpad platformunun popülerlik kazanması sonucunda birçok birbirinden renkli kaleme sahip yazarların kitapları ile tanışan okurlar, yazarların öncesini araştırmadıkları için öyle biliyor. Sizin Wattpad öncesinde yazdığınızı bilen bir okur olarak, bu konu hakkında fikriniz nedir?

❤️ Wattpad'le hiç bağım olmadı. Ne yazar ne de okur olarak... Orası benim bazı romanlarım basıldıktan sonra popüler oldu. Şimdi çok sevdiğim ve değer verdiğim pekçok kardeşim orada keşfedildi ama maalesef ben nimetlerinden faydalanamadım. 


#4 Kitaplarınızı yazarken konu bakımından sıkıntı çektiniz mi? Ve yazarken en zorlandığınız kitap hangisi.

❤️ Konu bakımından hiç sıkıntı çekmiyorum. Zira dünyada üzerine yazılacak, size ilham olacak yığınla olay var. Yazarken zorlandığım bir kitap yok. Sadece Emanet romanımı tamamlamakta zorlandım, romanın Yazar Notu kısmında nedenini açıkladım zaten.


#5 Farklı türlerde kitap yazmak aklınızda var mı? Mesela önümüzdeki yıllarda bir fantastik kitaba imzanız olur mu?

❤️ Neden olmasın? Belki deneyebilirim. 

#6 Her yazarın hayalleri arasında kitaplarının beyaz perdeye taşınması da vardır, kuşkusuz. Olaki bir gün, kitaplarınızdan biri için film teklifi alsanız, cevabınız ne olurdu?

❤️ Bu durum hayal olmaktan çıktı. Ciddi anlamda iki kitabım için iki teklif aldım. İlkini, senaryo aşamasında hikayem özünden saptırıldığı için geri çektim. İkincisinin görüşmeleri ve çalışmaları halen devam ediyor.



#7 Merak ediyorum da, hiç “acaba” ile başlayan düşüncelere kapıldınız mı?

❤️ Hayır, belki çok gençken.

#8 Peki hiç korktuğunuz anlar yaşadınız mı? Yani kitabınızın beğenilmeyeceğiyle alakalı endişeleriniz oldu mu?

❤️ Bütün samimiyetimle söylüyorum, olmadı. Çünkü benim içime sinmeyeni okurun önüne koymam. 

#9 Elinize fırsat verilse, kitaplarınız içerieinde sonunu değiştirmek istediğiniz ya da “bunu eklemesem daha iyi olurdu” dediğiniz oldu mu?

❤️ Konuda ya da sonlarında değişiklik yapmak istediğim bir romanım yok. Fakat "şimdiki aklım olsaydı, şurayı şöyle yazardım" diyerek kendimi eleştirdiğim yerler var. 


#10 Yazmanın sizin hayatınızdaki yeri ve önemi nedir?

❤️Yazmak hiçbir zaman öncelik olmadı hayatımda. Gerçekten sevdalandığım bir kurgu olduğunda oturup, yazıyorum. Sırf bir kitap daha çıksın diye bir hırsım yok. Zevk aldığım sürece yazarım, sonrasını kim bilebilir?

#11 Her insanın hayatında iz bırakan filmler, etkilendiği kitaplar vardır. Bıkmadan hep okurum ya da izlerim diyebileceğiniz kitap&film var mı?

❤️ Elbette benim de var. Fakat şu ya da bu diyerek sınırlayabileceğim kadar az değil.

#12 Yazarların da kendilerine örnek aldıkları, hayranı olduğu kalemler vardır. Sizinde “evet o benim idolüm” diyebileceğiniz bir yazar vardı?

❤️ Örnek almak değil de hayran olduğum yazarlar var. Örnek almak doğru değil. Sonuçta bu zihniniz ve yüreğinizle şekillendirebileceğiniz bir yol. Herkesin ortaya koyacakları da birbirinden farklı olur. 

#13 Peki yeni kitap hakkında ufak tiyolar almadan önce, son çıkan kitabınız, Emanet hakkında bir şeyler duymak isteriz. Nasıl ortaya çıktı, nelerden ilham aldınız?

❤️ Emanet, çok sevdiğim ve teknik anlamda kendimi çok beğendiğim bir roman oldu. Okurdan da tam not aldı, çok şükür. Daha önceki bir yanıtta da söylediğim gibi, gerçekçi kurgular yapmak ve onları yazmak isteyen bir yazar için ülkemizde maalesef konudan bol bir şey yok. Emanet, töre ve doğu gerçeğinin ufacık bir kesitini içeriyordu sadece.


#14 Son soruma geçiyorum; Uzun yıllardır yazmakla uğraşan, başarı dolu tecrübe edinen bir yazar olarak, yazmak için kolları sıvayan amatör yazan arkadaşlara vereceğiniz öneri ve uyarılar var mı? Varsa bunlar nelerdir?

❤️ Kalplerinden geçeni, korkmadan yazsınlar, paylaşsınlar. İlle de yazar olmak için değil, bu onları mutlu ettiği için... Çünkü her şeyde olduğu gibi gerçekten seviyorsanız ve elbette yeteneğiniz de varsa, su akar ve yolunu bulur.

Bana vakit ayırıp sorularima cevap verdiği için yazarımıza bir kez daha teşekkür ederim ❤

İhanetin Kalbi - Mary E. Pearson | Kitap Yorumu

Kitap Adı: İhanetin Kalbi
Özgün Adı: The Heart of Betrayal
Seri Sıralaması: Remnant Serisi #2
Yazar Adı: Mary E. Pearson
Çeviri: Begümnaz Yurekli
Yayınevi: Nemesis Kitap 
Baskı Yılı: 2018
Sayfa Sayısı: 480
Kitaba Puanım: 5/5
Remnant serisi Aldatıcı Öpücük’le başlayan serüvenine İhanetin Kalbi kitabıyla devam ediyor. Ediyor etmesine de okuyanı büyük şaşırtmalar bekliyor.

İhanetin Kalbi beklemediğim şekilde ilerlerken ben yapboz misali parçalara ayrıldım, kitabın sonuna doğru tekrar parçalarımı birleştirmeyi başardım. Heyecanın bitmediği satırlar boyunca sürekli olarak kahramanımızın başına başka nelerin gelebileceğini merak ettim durdum. Kitabın sonu tamamen şok edici oldu.  Umarım üçüncü kitap için çok fazla beklemeyiz.

Aldatıcı Öpücük’deki Lia'ya karşı özel olacak bir düşkünlük olmadı bende, hani diğer kitaplardaki esas karakter neyse Lia da oydu benim için, ama bu kitaptaki karakter gelişimi karşısında hayran kaldığımı söylemek zorundayım. Yaşamış olduğu tüm acılar onu mümkün olan en iyi şekilde değiştirmişti. Venda'da olan hayatının sertliği de içinde sakladığı gücünün büyümesine katkı sağlamıştı. Lia, gittikçe güçlenen bir kadın kahramanın mükemmel bir örneği olarak karşımıza çıkıyor bu kitapta. Lia’nin yanı sıra Kaden'in karakter gelişimini de çok beğendim ben. Venda ve Komizar'a olan sadakatsiz bağlılığının ardındaki nedenleri öğrenmek son derece ilgi çekiciydi. Kaden’in geçmişi yeterince gizemliydi. Lia'nın onun için romantik duygular beslediğini düşünerek aldatıldığı her zaman içimin burkulduğunu hissettim. Zaten hayatın bir gerçeği bu, sen bir başkasını severken, seni seven kişi de bir başkası oluyor. Her neyse...
Kitapta beni kızdırmayan ya da herhangi aşırı bir duygu içine atmayan tek karakter sanırım Prens Rafe’dı, onunla hiçbir sorunum olmadı. İlk bölümden, Lia ile ilişkisinin geçmişte karşılıklı aldatmalarına rağmen başta beni iteceğini düşündüm ama yanıldım. Rafe'in Lia'yı unvanı için değil de, gerçekte olduğu kişi için sevdiği ortadaydı. Rafe, Lia'nın güvenliğini öncelik vermesiyle takdirimi kazandı. Komizar ise bitmek bilmeyen kötülükleriyle kitabın çıldırtan ve can yakan noktalarıydı. Komizar'ın sürgün edilmesine karşı pek çok şey vardı. Yazarın böyle karmaşık ve anlamlı karakterleri bir araya getirmiş olması ondaki yeteneğin göstergesi bence. Sayfaların akıp gitmesini sağlayan akıcı bir hale getiren çevirmenin de payı büyük. Herhangi bir hataya rastlamadım.
Bütün bunlarla birlikte, İhanetin Kalbi, Aldatıcı Öpücük için olağanüstü bir devam kitabıydı. Lia'nın yolculuğunun nasıl biteceğini görmek için meraklı bir korku ve heyecan içerisindeyim.

Kitabı okuyanlar için şaşırtıcı gelişmelerin olduğunu söylerken okumayanlar da kendilerine bir iyilik yaparak seriyi satın almalı ve okumalısınız.


TARİH VE GERÇEK SONSUZA DEK GÖMÜLÜR SULARA, YALNIZCA BİR NESLİN,  OLANLARA GÖZLERİNİ KAPAMASIYLA…

Kaçak Prenses Lia, esir düşmesinin ardından çok şey öğrendi; en önemlisi de ilgisini çeken iki adamın asıl kimliklerini! Barbar krallığı Venda’nın ara sokaklarında, dillere destan gizli geçitlerinde öğrenmesi gereken daha birçok şey bekliyor onu. Artık görmezden gelinemeyecek denli güçlenen lütfu başkalarının da dikkatini çekmeye başlamışken, Lia’nın özgürlüğüne olan düşkünlüğüyle yeni yaşamına karşı duyduğu merakı arasında bir seçim yapması gerekli.
Barbar krallığı Venda ile medeniyetin öncüsü Morrighan’ın gizli bağları, herkesten gizlenen el yazmaları ve fantastik bir dünyanın temelleri gözler önüne seriliyor. Venda ve Gaudrel’in ezgileri Cehennem Toprakları’nın her iki yanında yankılanmaya devam ediyor!..
“Pearson, hikâyesindeki her elementi ustalıkla yönetiyor.
 Sürprizler son sayfaya değin devam ediyor.”
-Booklist - 
(Tanıtım Bülteninden)


Bahis - Rachel Van Dyken | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Bahis
Özgün Adı: The Bet
Seri Sıralaması: The Bet
Yazar Adı: Rachel Van Dyken
Çeviri: Alp Levi
Yayınevi: Hyperıon Kitap 
Baskı Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 264
Kitaba Puanım: 5/2
 
Bahis kitabını Yalova’dan dönüşte yolda okumuştum. İnce bir kitap olduğu için kısa bir sürede bitirdim. Sevdin mi diye sorarsanız hayatımda okuduğum en boş kitaptı diyebilirim. Yazarı sanırım kendini denemek için yazmış, hani olsa da olur olmasa da olur ben yazdım olsun diyerek kaleme aldığı bir kitap bence, zira mantıkende zorlatan bir kitaptı o kısacık zaman diliminde. Çeviriden mı yoksa yazardan mı ötürü birçok yerde “bu ne dedi şimdi?” diye boş bakarak devam ettiğim bir kitap oldu. Aslında üzerinde düşünülüp yazılsa klişe bir konu olarak daha sevilesi hâle getirilir ama yazar kişi aman beaa demiş, o bir kesin!

 Kitabın temel konusu, çocukluk aşkı olması. Tabi değişik dokunuşlar da var. Jake ile Travis kardeşler. İkisi bir bahise tutuşuyor, Travis aşık olduğu kıza açılmaya çalışırken Jake de o kızı kendine aşık edecek. Çocukça fikirleri bu ama ilerisi için neler yaşayacaklar az çok tahmin edilir cinsten. Kacey ile Jake yakın iki arkadaşlardır ve kızımız yakın arkadaşına aşık. Ups.
Jake kendini beğenmiş bencil bir pisliğin teki ve kadın düşkünü. Travis ise çocukluktan beri aşık olduğu kadına - Kacey - bağlı bir adam. Travis bence kitabın en sevilen ve katlanılan noktası olabilir.

Zengin biri olarak Jake'in sonraki sayfalarda okuyoruz, Kacey’in kapısını çalarak göstermelik bir teklifle rol yapmalarını istiyoruz. Şirketteki konumunu sağlama almak için nişanlı bir adam - aslında sadık biri olması gerek - olması gerekiyor ve en yakın arkadaşının kapısına koşuyor. Yapmaları gereken tek şey ise sadece hafta sonunu nişanlı bir çift olarak geçirmek. Bu kadar basit görünüyor olsa da öyle değil. Kacey ile tensel temasları beni rahatsız etti çünkü aralarında duygu yok. Tek duygu kızın geçmiş kalp kırıklığı. Ve bir de ağabey var. Bu arada elemanların yaşları çok gençk, 24 yaşında Travis çiflik sahibi. Diğerini hafizam silmiş, iyi de etmiş! Travis, bu adam zil zurna aşık ama kardeşi ile aşık olduğu kadınla bir hafta sonu geçirmek zorunda kalıyor. Kardeşi ile aşık olduğu kadın. Bu kısmı da beni rahatsız etti. Aşk üçgeni oluşmaya çalışılmış ama başarısız olmuş ve saçma. Kardeşi ve aşık olduğu kadın. Peki.

Bir adama aşıkken, yıllar yılı kalp kırıklığı yaşarken hasta sonu ailesiyle geçirdiğiniz o zaman diliminde baş belası olarak nitelendirdiğiniz aşık (!) olduğunuz adamın ağabeyine sırf yakışıklı gamzesi var ve kaslı diye ilgi duymasınız hâliyle.
Aslında aşk bu hani kime ne zaman ne şekilde aşık olacağını kimse belirleyemez ama bu denli yakın, kan bağı olan kişilerin o aşkın kolları olması ve yüzeysel şekilde aşkı ele almaları beni rahatsız etti. Gerçekten sağlam bir şekilde daha duygusal hissedilir şekilde yazılmış olsa mantıklı sebeplerle evet derdim ama bu olmamış. Bizimle değilsin!

Ama yine de Polyana olarak şöyle bir fikir geçmedi değil aklımdan; bir küçük daha uzun yazılmış olsa, yaşanılan ikilem ve duygu geçişleri gerçek anlamda güçlü işlenebilseydi bu kitabı sever miydim? Böyle bir konu daha gerçekçi duygularla yazılır da okursam o zaman söylerim ✋

Kitap hakkında zihnimde kalan Travis’in ayı korkusu, ağaç eve çıkarken kıçında duran böceği Kacey’in sopa kullanarak - evet kıçına vurdu - bertaraf etmesi, Jake’in Kacey ile birlikte lise mezuniyet toplantısına katılırken ayarttığı o kadın olmuştur. Yani öyle elle tutulur bir şey yok. Düşünüyorum, evet bir şey yok.
Anlayacağınız üzere ben konusunu da kitabı da sevmedim. Sevilesi bir yanı yok, Travis katlanılır kılmış belki bir nebze ama cıks, sevilmiyor dostum.

Yani okumak isteyene mani olmam ama zamanınız bol ve yapacak bir şey yoksa ve aman beaa zihnim dolsun iş olsun derseniz kitaba bakın.
Tavsiye etmiyorum ama ✋

 "Sana bir teklifim var."

Bu sözler, Seattle milyoneri Jake Titus'un ağzından çıkar çıkmaz Kacey, orayı terk etmeliydi. Kacey, çocukluk arkadaşı Jake'i görmeyeli yıllar olmuştu fakat Jake, hasta büyükannesinden bahsettiğinde Kacey, bu yaşlı ve tatlı kadın için her şeyi yapmaya hazırdı. Onun iyiliği için nişanlı taklidi yapmaları gerekiyorsa, öyle olsun. Fakat Kacey, Jake'in ağabeyi Travis'in de hâlâ orada olacağını hesaba katmamıştı. Ona "Şeytan" demesinin bir nedeni vardı: kendisini nasıl da kandırıp alay ettiği asla unutmamıştı. Her şeye rağmen, tekrar karşılaştıklarında Travis'in harikulade gülüşü, kalbine bir ok gibi saplandı... Ve böylece Kacey'in kafası her zamankinden daha çok karışmıştı. Günler geçtikçe yalnızca bir tek şey endişe verici ölçüde netlik kazanıyordu -Jake'in teklifini asla kabul etmemiş olmalıydı.


İsimsiz Dosya: Neşe - Sümeyye Akarçay | Kitap Yorumu


Kitap Adı: İsimsiz Dosya: Neşe
Seri Sıralaması: ⭐
Yazar Adı: Sümeyye Akarçay
Yayınevi: Indigo Kitap
Baskı Yılı: 2018
Sayfa Sayısı: 480
Kitaba Puanım: 5/5
 

“Hayat, bize biçilen rolün oynadığı sekanstı.”

Sümeyye Akarçay kalemine güvendiğim gözüm kapalı önereceğim yazarlardan başı çeker. Çünkü bir kitabın üzerine ne kadar emek veriyor kendim bilirim. Bir keresinde kitabı çay benzetmesi yaparak demlenmesi demini alması gerektiğini söylemişti ve gerçekten de haklı. Zira Hayatın Ruhu yazdığı kitaplardan - Neşe'yi okuyana kadar- en çok beğendiğim sevdiğim kitaptı. Neşe ise bambaşka bir kitap, içerisinde aksiyon ve macera da var. Üstelik komik bir dille farklı şekilde anlatılıyor. Kitabın içeriğinde yok yok yani. İç tasarımından kapağına basımına kadar ki o sürede, gecesini gündüzüne katarak emek sarf eden herkese, kitabını okuyanların diyeceği tek şey, her övgüyü sonuna kadar hak ediyor olmalı. Ki gerçekten de öyle. Kitap tam anlamıyla olmuştu, sonuna kadar da her övgüyü hak ediyor.

Konusuna kısaca değinecek olursam; Neşe ve saz arkadaşları bir haker çetesinin üyesidir. Öyle zararlı bir işleri de yoktur. Geliştirdikleri sistem ile onlara mesaj gelir ve yapılması gerekeni yaparlar. Neşe sahaeelemanı çoğunlukla, görevlerde aktif olarak rol oynar. Ve bir gün aldığı işinde hiç görmemesi gereken bir şeyi görür. Ondan istenen bir şirkete girip bilgisayardan dosya çalmaktır ve onun ulaşmaması gereken bir bilgiye ulaşır. Eline geçen bu videoda izledikleri sayesinde hayatı geri dönülmez bir yola girip allak bullak olur. Ekibin geri kalanı Nazif Baba ve Cengiz'in kendini savunması için hayatlarına aldıkları adamın bütün dengesini bozup raydan çıkan hayatını iyice düğümleyeceğini bilmez.


Farklı bir kimlikle kendini tanıtan Emir’in asıl amacı nedir?
Neşe, sadece hayatının değil kalbinin de tehlikede olduğu bir oyunun içine düşeceğini bilmezken gerçeklere nasıl kavuşacaktır?
Güveninin boşa çıkması mı yoksa sevdiği adamın bir yalancı olması mı daha çok üzecektir?
Bütün bu soruların ve daha fazlasını kitabın içinde saklı.

Okurken sıkmayan, zaman zaman kahkahalar attıran, başından sonuna merak duygusunun eksilmediği, akıcı bir kitap İsimsiz Dosya: Neşe kitabı. 
Büyük bir gizemleri başlayıp beklenmedik bir finalle ters köşe yapmış yazar ve gerçekten en beklemediğim karakteri asıl düğümün kendisi olarak görmek şaşırtıcıydı. Emir ve Neşe'nin evlilik durumları, Neşe’nin yeni gelin heyecanını yüzümde büyük bir gülümseme ile okudum. O kısımların geçiş kısmı olduğunu kitabın seyrinin sonrasında beklenmeyen başka kişilerin ortaya çıkışıyla yön değişti ve daha heyecanlı hâle geldi. Emir olarak bildiğimiz elemanın bir sırrı vardı ve Neşe o sırra ulaşması için küçük adımlar atıyordu.


Neşe’nin yerinde ben olsam Emir’i affedebilir miyim? Bilmiyorum ama Neşe’nin yüce gönüllü bir karakter olduğunu söylemem gerek. Şapka çıkarırım karşısında. Ben olsam çok daha farklı bir seyir sürerdi. Neyse ki Neşe idi de ben değildim. 
Finali ise gerçekten beklemediğim bir şekilde bitti. O son bölüm! Tam anlamıyla sağlam bir yumruk etkisi bıraktı. Kitap boyu sağ gösteren yazar sonunda soldan vurdu. Seri olduğunu biliyorum ve ikinci kitabın ne zaman geleceği hakkında bir fikrim yok. Bildiğim tek şey ise öyle bir finalden sonra ikinci kitabı büyük bir heves ve heyecanla bekleyecek olmam.
Umarım Sümeyye Akarçay bizi çok fazla bekletmez.

Genel anlamıyla akılda kalan okurken keyifli zaman geçireceğiniz bir kitapt ve kesinlikle öneririm. Okuyun ve mümkünse okutun.
 

Âşk 1 ile 0 arasındadır.
Ya sevginle 1 (var) olursun ya da 0 (yok) olmaya mahkumsun. Hayat, bize biçilen rolün oynadığı sekanstı.
‘Başlat’ tuşuyla yola koyulan yaşamımızın bir sonraki dakikasında kiminle tanışacağımızı bilmiyorduk. Bulutların arkasından çıkıp gözlerimizi kamaştıran bir yüzle karşılaştığımızda, kum saati gibi tepetaklak oluyorduk.
Keskin çizgilerimiz vardı ama ruhumuza dik, kalbimize paralel gelen her aşka usul usul ‘Merhaba’ diyorduk. Sevgi bizi kaplarken dibi görünmez belirsizliklerine rağmen aşka kuşanıyorduk. Benim hikâyemin kahramanı iki farklı kişilikti. Kurulu sistemime bir virüs gibi girdi, hedefine kilitlenerek yayıldı.

(Tanıtım Bülteninden)




Kime Dokunduğuna Dikkat Et! - Jennifer L. Armentrout | Kitap Yorumu


Kitap Adı: Kime Dokunduğuna Dikkat Et!
Özgün Adı: Stone Cold Touch
Seri Sıralaması: The Dark Elements #2
Yazar Adı: Jennifer L. Armentrout
Çeviri: Bilge N. Zileli Alkım
Yayınevi: Dex 
Baskı Yılı: 2015
Sayfa Sayısı:508
Kitaba Puanım: 5/5

Soluk kesen bir kitap Kime Dokunduğuna Dikkat Et. İlk kitap öyle can alıcı yerde, Roth'un cehennemi gidişi bitmişti kitap ve okuyanı şaşkınlığa uğratmıştı ki sonrasında neler olacağını merak ederken buldum kendimi. Ah, hayır, Roth ölmüyor fakat ölmekten beter cehennemin ateşli çukurlarına kapatılıyor. Layla gibi beni de bir burukluk, bir melankoli, bir hüzün sarıp sarmalamıştı o satırları okurken. Ama Roth işte! Cehennemin ateşli çukuruna o tıkılmamış gibi tüm yakışıklılığı ve alaycılığıyla hiçbir şey olmamış gibi, tek parça halinde geri dönüyor.  

Layla, Roth'un geri dönmesiyle tekrar nefes alabildiğini hissederken, duyduğu kırıcı sözlerle hem sevinci hem de nefesi kursağında kalıyor. Roth'un asıl amacını kitabın sonunda anlıyoruz tabi. Karşılaştıkları o anlarda aralarındaki soğukluğun bir sebebinin olduğunu sezmiş olsam da az biraz Roth’a kızdım, yalan yok. Roth'un Layla'yı kendinden uzaklaştırması için sıktığı palavralara ancak saf biri inanabilirdi. Aaa evet, kişi Layla! Bir iblis -yakışıklı olan bir iblis- senin hayatını kurtarsın, peşinde pervane olsun, elinde fırsatı varken seninle işi pişirmesin kendini geri çeksin, seni gerçekten sevsin, ansızın saçma bir kaç sözcükle seni itsin ve sen inan. Layla işte, inandı.

Layla Roth'un onu geri püskürtmesiyle yıkım yaşıyor, sonra koşuyor, Zayne'nin kollarında teselli buluyor. Zayne ise çakal, bulmuş fırsatı elbette ki değerlendiriyor, Layla'ya yaklaşıyor. Zayne’nin bencil biri olduğunu biliyorduk ama fırsatçı kişiliği sonradan çıkıyor. Neyse.

Kitap boyu Layla'nın ikilemini okuduk, bazı yerlerde sinirim bozuldu bazı yerlerde Layla'nın hissettiği o çaresizliği hissettim.


Layla'nın kafa karışıklığı, Zayne'nin bir şeyler yaşama hevesi derken benim dikkatimi tek bir yerde toplandı. Roth ne kadar alaycı ve vurdumduymaz yapıldıysa da Layla'yı Zeyne'nin yanında görmeye dayanamıyordu. Roth, cehennemi boylamadan önce sihirli yılanı Bambi Layla da kalıyor. Geri döndüğünde de yılanı geri istemiyor. Asıl amaç Layla'yı o yanında yokken Bambi'nin koruması...

Layla kim olduğu, Roht geri dönüş amacını sonraları öğreniyoruz. Kurgu öyle bir tasarlanmış ki taşlar yerine oturunca anca biriken soruların cevaplarını alabiliyoruz. Yan karakterlere değinmeyeceğim ki asıl kilit noktalar onlar. İpucu vermeden de anlatabileceğimi de sanmıyorum.

Kitap 506 sayfa, kısa zamanda okuyup bitirdim. Kitap son derece akıcı ve sizi içine çeken bir anlatımda. Bir sonraki sayfaya geçmek için heyecanlanırken nelerin olabileceğini merak ederken buluyorsunuz kendinizi. O tempo hiç düşmüyor.
Kelimenin tam anlamıyla duyurucu bir romandı. Şiddetle tavsiye ederim.
Düşün ki on yedi yaşındasın, damarlarında hem iyinin hem kötünün, hem İblis'in hem Muhafız'ın kanı dolaşıyor… Düşün ki iki aşk arasındasın; bir yanda çocukluk aşkın, bir yanda nefes kesici yakışıklın… İşte şimdi Layla'yı anlamaya başladın! Doğru ile yanlışın, kalbi ile mantığının arasında kalmış Layla'yı…

Layla, darmadağın olmuş hayatını toparlamaya çalışıyor. Çünkü onun gizemli güçleri değişmeye başlıyor, Muhazıf klanı tehlikeli sırları ondan gizliyor ve hiç beklemediği bir anda Roth, dünyasını sonsuza dek değiştirebilecek haberlerle geri dönüyor. Karanlık Elementler serisinin ilk kitabı Kimi Öptüğüne Dikkat Et! 'in ardından, Kime Dokunduğuna Dikkat Et! ile Layla gerçeğe biraz daha yaklaşıyor. Onunla yürümeye var mısın?
(Tanıtım Bülteninden)

Kimi Öptüğüne Dikkat Et! - Jennifer L. Armentrout | Kitap Yorumu


Kitap Adı: Kimi Öptüğüne Dikkat Et
Özgün Adı: White Hot Kiss
Seri Sıralaması: The Dark Elements #1
Yazar Adı: Jennifer L. Armentrout
Çeviri: Bilge N. Zileli Alkım
Yayınevi: Dex 
Baskı Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 428
Kitaba Puanım: 5/5
Karanlık Elementler serisi benim en sevdiğim serilerden başı çekiyor. Daha önce okuduğum zaman yazdığım yorumu yeni baştan elden geçirmeye karar verdim.
Yazarın kalemini bu seri ile sevdim ben, güncel aşk romanları da güzel fakat bu seri bir başka şahane olmuş. Öncesinde Sağdıç kitabını okuyarak başlamıştım, Jennifer'i okumaya. Diğer fantastik serilerin de takibindeyim. Yazarı ve kitaplarını tavsiye ederim. Bir şansı kesinlikle hak ediyor!

Bir öpücük ciddi sorunlar oluşturmazdı, yani öyle olması gerekirdi! Layla’nın hayatında ise durum biraz karmaşık... Şöyle ki, onun etrafında olup da ondan hoşlanabilecek erkekler için büyük bir tehlike arz ediyor. Nedeni mi? Layla yarı iblis, yarı muhafız. Yani her türlü tehlikeli. Fantastik kitaplardaki şaşmaz bir durum, bu kitapta da geçerli, karakterimiz ‘normal’ bir hayatı olsun istiyor. Diğerleri gibi, sıradan bir kız olmak istiyor.

Annesi onu doğduğu gibi terk etmiş, babası ise bilinmiyor. Kim oldukları hakkında herhangi bir fikri bile yok. Muhafızlar tarafından bulunduğunda çok küçükmüş... Birlikte büyüdüğü klan liderinin oğluna karşı ilgisi var, hatta aşık olduğunu düşünüyor. Tabi ona yaklaşmaması gerektiğinin de bilincinde. Ona zarar vermekten korktuğu için uzak duruyor.

Layla bulunduğu durumun karmaşıklığıyla, aşk acısı çekmesi bir de içindeki iblisin güçlü istekleri bastırmaya çalışması onu son derece zorluyor. Bir de hayatının orta yerine bomba gibi düşen Roth ile işler iyice sarpa sarıyor. Layla'nın hayatı yeterince karmaşık değilmiş gibi kendini bir düğümün kilit noktası olarak buluyor ve böylece amansız bir macera başlıyor.

Roht bir iblis. Aslında baya özel bir iblis. Cehennem Velihatı Astaroth'dur kendisi. Adam iblis ya hani, her türlü kötülük ve pislik ondan beklenir ama öyle değil. Roht bizim melezin hayatını iki kez kurtarır. Yazar bu karakteri öyle bir yazmış ki, muhafızlardansa ben iblislere sempati duymaya başladım. Yani yaptığı esprilere gülerken, dürüstlüğünden etkilenmedim desem yalan söylemiş olurdum.


Zayne, o da bir velihat, bir Muhafızdır ve klan liderinin oğlu. Kendince doğruyu yapmaya çalışan, kurallara uyan sıkıcı bir adam. Onda dövme yok ama o da fena sayılır. Beni en sinir eden özelliklerinden biri her şeyi -ne duymuşsa- babasına yetiştirmesi.  Layla'ya karşı bir şeyler hissediyor -Layla'nın kız kardeş düşüncesinin ötesinde bir şeyler- kızımızı seviyor, onu korumak için canını bile ortaya koyabilir ama babasının baskısına boyun eğmiş olması bir şeyleri ondan saklaması beni gerçekten sinir etti. Üstelik Zeyne bence bencil herifin teki. Yani Layla'dan onun hayatı ile ilgili önemli şeyleri saklarken, Layla'nın bir şeyler sakladığını fark edip kızması adaletsiz bir tutum.

Aslında Layla gibi çoğu yerde ikilemde kalmadım değil. Tamam Roth, tüm çekiciliğiyle dururken neden Zayne diye direttiğini empati yapabilirim. Çocukluktan beri tanıdığı güvendiği hatta aşık olduğunu sandığı adam dururken, hayatına birden bire dalan iblise güvenmek çok da kolay olmasa gerek. Tamam doğrucu Davut'luk üstlenmiş olabilir ama bir yandan da iblisler yalan söyler derken Layla'nın ikilemde kalması normal. Yine de Roth'u itip Zeyne'in peşinde kedi yavrusu gibi dolanması sinir bozucu. Hem iblisler bencil ve pislik olmazlar mıydı? Roth'daki bu fedakarlık da neyin nesi?

Kitabın kapağına bir iki çift laf söylemek istiyorum. Yahu orijinal kapak dururken bu da nesi? Orijinal kapağın çok daha güzel olduğunu vurgulamak istiyorum, ben o kapağı daha çok sevmiştim. Fantastik kitap sevenlerin aradığı bir kitap serisidir Karanlık Elementler Serisi, bayılacağınıza dair bahse bile girebilirim. Gerçekten çok güzel bir kitap serisi. Yazarın kalemini okuduğum her kitapla daha bir sevmeye başladım. İyi ve harika bir kurgu ile çıkıyor okurun karşısına. Kitap baştan aşağı beni büyüledi, bayıldım. Kesinlikle okunması gerektiğini düşünüyorum. Hatta şiddetle tavsiye ediyorum!

On yedi yaşındaki Layla'nın tek istediği normal olmak: okulda göze batmamak, âşık olduğu nefeskesici Zayne'le sıradan bir çift gibi gezip tozmak… 
Ama Zayne, Layla'yı küçük ız kardeşi gibi görüyor ve Layla normal olmaktan çok uzak. Yarı iblis yarı Muhafız Layla kimsenin sahip olmadığı yetenekler taşıyor; onun öpücüğü, ruhu olan her şeyi öldürecek kadar güçlü. Bir gün Layla, Roth'la tanışıyor: kışkırtıcı dövmeleri olan ve Layla'nın sırrını bildiğini iddia eden bir iblis o. Layla, ondan uzak durması gerektiğini bilse de tehlikeli öpücüğün cazibesi yüzünden Roth'a kayıtsız kalamıyor.
Roth'a güvenmek hem aşkını hem de onu yetiştiren Muhafız ailesini kaybetmesine neden olabilir. Ama Roth'tan öğrendiği iblislere dair sırlar, her şeyi değiştirecek gibi… 
Artık Layla için hiçbir şey göründüğü gibi değil…
(Tanıtım Bülteninden)

Hayali Dünya | Mim


Hey millet, ben geldim!
Gelmişken de güzel bir mimle geldim ❤
Ben epey zevk alarak cevapladım soruları, umuyorum ki sizler de okurken en az ben kadar zevk alırsınız ❤
Bu mim'i sevgili Gonca’nın Dünyasından yani Goncik kuşumda gördüm, neden ben de yapmayayım değil mi?
Geçelim sorulara;
1- Gitmek istediğiniz bir hayali dünya var mı? Varsa neresi olsun isterdiniz?

♠ Aslında çok yer var. Fantastik dünyaya adım atmayı çok isterdim misal, ya da kendi hayal dünyamın kapıları benim için açılsa da oraya girsem. Güzel bir yer olduğunu ben biliyorum ama sizlere de anlatabilirim :-)

2- Sevdiğiniz bir dizide veya filmde bir karakter olsaydınız hangisi karakter olmak istediniz? -illa dizi veya film olmak zorunda değil karakteri kendiniz de yaratabilirsiniz-

♠ The Originals dizisinde olmayı isterdim ben. Davina olmak isterdim. Bir düşünsenize, Klaus Mikaelson gibi köken vampirini bile dize getirmiş bir diğer köken vampiri olan Kol Mikaelson ile de aşk yaşamış bir cadı! Gel de sevme bu kadını. Ben o olmak isterdim.

3- Bu sefer de sevdiğiniz roman veya masal kitaplarından birinin karakteri olacaksınız. Hangisi olmak isterdiniz?

♠ Benim için yeri hep farklı olan bir masal var. Çocukluğumdan beridir en sevdiğim masaldır da kendisi. Gerçek güzelliğin iç güzellik olduğunu yüze vuran bir masal bu. Güzel ve Çirkin masalının Bella’sı olmak isterdim. Hem ortak yanımızda var, ikimiz de kitaplara aşığız. Ve ikimizde de bir çirkin sevme potansiyeli var.

4- Gerçek hayatta başka biri olarak doğmak gibi bir şansınız var -kendiniz olamazsınız başkası olmak zorundasınız- kim olarak doğmak istediniz?

♠ Bu zor bir soru. Herkes kendine göre iyi ve kötü olabiliyor. En iyi dediğimiz kişi bile yeri geliyor kötü olabiliyor? Kimin yerinde olurdum diye düşününce bir fikir gelmedi aklıma. Ben kendimden başkası olmazdım sanırım. İşte kaka bir hayat yaşıyoruz zaten, başkası olup farklı bir hayat sürmek fikir olarak cazip gelse de pratikte öyle olmazdı. Ben, benden başka kimse olmak istemezdim. Ben, ben olamayacaksam hiç kimse olmak istemem.

Ve sanırım mim sonuna geldik.
Buraya kadar gelip okuduğunuz için teşekkür ederim ❤
Birilerini etiketleyerek sınırlandırılmak yerine gören herkesin katılmasını bekliyorum ✋

Bana ulaşmak için 👇
wattpad : sonsayfasihayat
instagram : sonsayfasihayat
twitter : sonsayfasihayat