Ruhumdaki Canavar - J.M. Darhower | Kitap Yorumu

Yazar Adı: J.M. Darhower
Kitap Adı: Ruhumdaki Canavar 
Özgün Adı: Torture to Her Soul
Seri Sıralaması: Monster in His Eyes#2
Baskı Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 480
Yayınevi: Yabancı Yayınları 
Kitaba Puanım: 4/5
Serinin ikinci kitabı ile heyecan ve hikaye kaldığı yerden devam ederken bu sefer olayları Naz'ın anlatımı ile okuyoruz. Çoğu okurun aksine bu tür kitaplarda erkek karakterin ağzından olayları ve onun hissettiklerini okumak benim için daha aydınlatıcı oluyor. Tam anlamıyla bir gizem yumağı olan bu karanlık adamlarin ne düşündüğü ne hissettikleri eylemlerinin nedenlerini onların ağzından duymak sergiledikleri davranışların sebeplerini anlamamıza yardım ediyor. Ben esasen ilk kitaptan daha fazla hikayeye odaklandım, karakterleri daha iyi anladım diyebilirim.

Ben her kitapta - türü ya da konusu her ne olursa olsun- bir mesaj verdiğini düşünüyorum. Yazar yazdığı kitabın temelinebir şeyler koyar ve bu seride de o mesaj bariz belli. Bir insanın hayatını mahveden korkularıdır; nefreti, öfkeyi, intikamı da korkuları besler. Ignazio Vitale de en çok korktuğu karanlığa bürünerek karanlık bir adam olup çıkıyor.

İlk kitap büyük sırlar cevapsız sorular ve gizemli bir adamın baştan çıkarmaları ve iddia ettiği aşkı ile bitti. İkinci kitapta cevaplanmayan soru kalmayacak, gizli kalan tek bir sır olmayacaktı. Her şey tek tek ortaya çıktı. Naz korkularını, yaşadıklarını ve yapacaklarını tüm dürüstlüğü ile sırasıyla söyleyecek ve biz okurlar ise ona inanıp inanmamaya karar vereceğiz. Şunu söylemem gerekir ki başta asla aşkına inanmadım. Kendi söylemiyle bencil bir orospu çocuğu olduğu için Karissa'yı kendine ganimet olarak ayırmıştı ama sayfalar ilerledikçe, kız için endişelenmesi beni ikna etti. Hatta sonlara doğru aşık olduğuna inandım. Çünkü hiçbir adam boş yere bir kadın için gözyaşı dökmezdi.

Naz’ın planı geçmişin intikamını almaktı, Karissa’ya aşık olmak değildi. Onu asla sevmemesi gerekiyordu, ama işte oldu, oldu ve şimdi Naz bununla başa çıkmak zorunda...

Karissa, hayatının yalanlar üzerine kurulu olmasını sindirir ve gerçeklerle yüzleşirken Naz ile aralarında aşılmaz duvarlar oluşur. İlişkileri yüksek gerilim hattına döner ve aşk birden nefrete evrilir. Her şeye rağmen birlikte yaşarlar. Aynı evde yaşayan iki yabancı... Karissa tamamıyla kendini dış dünyaya kapatmış, Naz'ı görmezden geliyordur. Aralarındaki iletişim sıfırdır,  konuşmak yok hiçbir şey yok. Bu süre zarfında Naz'ın sabırlı olması, ona sadece sevdiğini söyleyip hissettirmeye çalışması etkileyiciydi.

Naz kesinlikle iyi bir adam değildi, bunda hem fikiriz. İntikamla kavrulan bu adamı neyin bu hale getirdiğini yavaş yavaş bölümler akıp geçerken öğreniyoruz. Yirmi yılını içinde fokurdayan öfkesi dinmeyen intikam ateşiyle geçiriyor. En yakını, namlunun ucunu ona ve karısına çeviriyor, karısı ölürken o bir şekilde hayatta kalmayı başarıyor.  Affetmiyor, unutmuyor, kalbi atsa da yaşamıyor. Geçmişe kalıp şu anda yaşamak, içindeki karanlık ile aydınlık arasında seçim yapmak zorunda kalmak onu çıkmaza sokuyor.

Ruhumdami Canavar kitabında Naz'ın karakterinin gelişimini görüyoruz. Kimseden korkusu yok ve hiçbir şeyden pişmanlık da duymuyor. Birçok katmanla merak uyandıran karmaşık bir karaktere sahip Naz. Kötü bir adam olduğunu düşünüyor ama yanılıyor. Tamamen iyi bir adam olmasa bile, onu dinledikçe ve yaşadıklarını okudukça bir şeyler oturuyor.

Karissa ile olan halini sevdim. Çok sabırlıydı, çok şefkatliydi, çok sevgi doluydu ve gerektiğinden fazla koruyucuduydu. Tabi buna sebepleri de vardı. Sinirlerimi gerek sahneler vardı, çileden çıktığım yerlerde ama genel olarak sözlerinin ve de eylemlerinin karşısında kalbim eridi. Dedim ya başta hissettiği aşka inanmadım ama gittikçe ikna oldum, sayfalar çevrildikçe hissettim de. Kaybetme korkusunda emin oldum, Ignazio Vitale öngörülemez derecede aşık olmuştu ve gerçekti.

Karissa'yi daha aklı başında, daha olgun şekilde okumak keyifliydi. Naz'ı tüm kalbiyle seviyor ve vazgeçmek istemiyordu. Mantıklı yanımı susturup daha romantizme odaklı tarafımla düşünmek istiyorum. Zira yaşananlar ve seçimler akıl kârı değil 🤭 Sanırım bunu neden dediğimi sadece kitabı okuyanlar anlayacak. Kitabın dark romance olduğunu temelde erotizm yattığını ekleyerek yorumuma nokta koyuyorum. Yayınevinin seriyi orjinal kapakla çıkarması ise gönlümü fethetti. Çeviri ise muazzam iyiydi. Kitabı bir çırpıda okumamı sağlayan görünmez kahramana da selam olsun 🥰


Ben iyi bir adam değilim. Değilim işte. Biliyorum. İçimde, dünyada en ufak ışık zerresi bile bırakmayacak kadar karanlık var. Ama zarar veremeyeceğim biri var, söndürmeye cesaret edemediğim tek bir ışık… Karissa. Benim bir canavar olduğumu düşünüyor ve belki de öyleyim. Onu her dokunuşumla ürkütüyor, ruhuna işkence ediyorum. Ama ben tek değilim. Dünya canavarlarla dolu ve en tehlikelileri ben değilim. Onların yanına bile yaklaşmıyorum. Tanrı bana yardım etsin ki onu seviyorum. Seviyorum işte. Ve Tanrı, onu benden almaya çalışan herkese de yardım etsin.

☆☆☆

Gözlerindeki Canavar Serisi / Monster in His Eyes Series

#1 Gözlerindeki Canavar / Monster in His Eyes
#2 Ruhumdaki Canavar / Torture to Her Soul
#3 Sırtımızdaki Canavar / Target on Our Backs



Gözlerindeki Canavar - J.M. Darhower | Kitap Yorumu

 

Yazar Adı: J.M. Darhower
Kitap Adı: Gözlerindeki Canavar 
Özgün Adı: Monster in His Eyes
Seri Sıralaması: Monster in His Eyes#1
Baskı Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 448
Yayınevi: Yabancı Yayınları 
Kitaba Puanım: 3,5-4/5
Kitabı bitirdikten sonra oturup biraz nefeslendim. Buna biraz ihtiyacım vardı. Durup düşünmek, okuduklarımı sindirip duygularımı yatıştırmam gerekiyordu. Sevmek ve nefret etmek, her ikisini de hissediyor olmak tuhaf. Bu adam tam olarak beni arafa atmış durumda.

Ignazio... Vitale... Naz.

Tehlikeli... Kaçınılmaz... Aşık.

Gerçek dünyada peri masallarına ve Beyaz Atlı Prens'e yer yoktur. Daha ürkütücü gerçekler ve canavarlar vardır. Karissa masallara inanıyordu, bir yere kadar. Onun karşısına çıkması ve hayatını değiştirmesi ile masalların çocuklar için olduğuna inandı. Çünkü Naz masallardaki prenslerden biri değildi.

Karissa'nın karakter değişiminin ince ayrıntısıyla yazılmış olmasını beğendim. Başlangıçta toyken gittikçe olgunlaşmasını sevdim. Çocukluğunda annesiyle birlikte hep bir şeylerden saklanıp kaçmaları gerekmiş. Sürekli yer değiştirmelerinin, tedbirli yaşamalarının bir nedeni varmış. Bunu Karissa hiçbir zaman bilemedi tabi, annesinin hasta olduğunu düşünüyordu ama annesi hasta değildi, bir nedenden dolayı 'çok' korkuyordu.

Karissa'nin çok genç ve deneyimsiz biri. Korunaklı büyümesi, annesinin koruyucu baskısı derken üniversite okumak için New York'a taşınır. Etraf tehlikelerle doludur ama o gerçek tehlikenin henüz farkında değildir. Gittiği bir partide başına geleceklerden habersizdir. İçtiği alkolün içindeki ilacın etkisiyle kendinden geçerken, karşılaştığı adam hayatını tamamıyla değiştirecektir.


Naz. Birçok yüzü olan bir adam, tam anlamıyla bir muamma. Parlak zırhlı bir şövalye miydi yoksa kılık değiştirmiş bir canavar mı?

Ignazio Vitale gibi bir adamın karşısında dirayetli durmak bir meziyet. Çünkü adama hayır demek imkansız gibi bir şey. Bir kere ikna kabiliyeti çok yüksek, iblis herif, düşündüğü ne varsa onu dile getirip bunun olmasını istiyorsun diyerek evet dedirtiyor. İstediği ne varsa alabiliyor, olsun dediği o an oluyor. Baştan sona değişmiyor, değişmeyeceğini üzerine basa basa söylüyor. Tehlikeli olduğunu, asla kabul etmemesi gerektiğini. Her ne kadar sert duruyor olsa da ben Naz'ın aşkına inandım. Biraz saplantı derecesinde olsa da sevgisi gerçekti. Kartlar her zaman onun için açıktı.

J.M. Darhower’ın ülkemizde ilk basılan kitabı Gözlerindeki Canavar. Hikaye sizi içine çekiyor, bir sonraki sayfada ne olacak diye merak ettiriyor. Konu farklı işlenmiş olsa da temeli klişelerle süslü, bu da kolay okutuyor kendini. Olaylar konusunda yürüttüğünüz tahminler de doğru olabilir. Aslında seri başlangıcı olarak ortalama bir kitap. Birçok sır birçok gizem var, bir şeyler ima edildi, bir şeyler konuşuldu ama çoğu yarım kaldı. Bu da devam kitaplarında kıyametin kopacağı anlamına geliyor.

Kitapta rahatsız olduğum bazi sahneler vardı; karakterlerin birbirlerine zarar verir cinsten kaba  davranışları ve sert sevişmeleri beni bir duraksattı. Naz'ın dominant oluşu her söylediğini yaptırıyor oluşu aşkla harmanlayınca güzel geliyordu, bir yere kadar tabi. Ama boyut atlayıp işin siddet boyutuna tırmanmış olması beni rahatsız etti. Aralarındaki yaş farkı da çok gözüme battı. Asıl hikayeyi okuyup olaya aydınlanınca yaş farkının sebebi de gözler önüne serildi.

Gerçek Ignazio Vitale kimdi? Gözlerindeki Canavar kitap serisini okuyarak sorunun cevabını bulabilirsiniz. 🙂


Kırmızı Başlıklı Kız, Koca Kötü Kurt’a âşık olursa… 

Ignazio Vitale iyi bir adam değildi. 

Onu ilk gördüğümde tehlikeyi sezmiştim. Karanlık ve öldürücü… Büyüleyici ve ürkütücü... İstediğim her şey ve ihtiyacım olan son şey... Saplantı… 

Beni ağına düşürmesi, yatağa atması ve hayatına dahil etmesi çok uzun sürmedi. Onun sırları vardı, hayal bile edemeyeceğim sırlar… Gözlerindeki karanlık, ürkütücü ve heyecan vericiydi. O, yakışıklı prens maskesi ardına gizlenmiş bir canavardı ve maskesini çıkardığında her şey değişmişti. 

Ondan nefret etmek istiyordum. Bazen ediyordum da... Ama bu onu sevmeme engel olmuyordu.



Meleğin Düşüşü - Susan Ee | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Susan Ee
Kitap Adı: Meleğin Düşüşü
Özgün Adı: Angelfall
Seri Sıralaması: Penryn & the End of Days #1
Baskı Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 316
Yayınevi: Dex Yayınları
Kitaba Puanım: 5/5

Fantastik kitaplarda en çok sevdiğim konu, meleklerle ilgili olanlardır. Bir başka seviyorum, ben melekleri. Bu seriye de ilgim melekleri seviyor oluşumdandı.

Ana karakterin güçlü oluşu en çok dikkatimi çeken noktalardan biridir ve bu kitaba ben epey yükselmiş esas erkek karakter olan Raffe'nin ortaya çıkışı sonrasında "Tamam, ben aşık olabilirim" diyerek kitabı soluksuz bitirdim, bir kez daha. Serinin ilk kitabını okuyup ara vererek hata ettim biliyorum, bu yıl ise baştan başlayıp bitirmek istiyorum.

Kurgu güçlü, anlatım sürükleyici olsa da aslında konu ve karakterler bildik düzlemde ilerliyor. Dünyanın sonu gelmiş, kıyamet kopmuş ve tam o anda esas karakterimizin kendi hayatıyla birlikte dünyayı kurtarmak zorunda. Karakterlerin cesaretleri, yaşamak için verdikleri mücadeleleri ve her türlü zorluğa karşı gösterdikleri cesaretleri kitapta sizi yakalayan ve kendine bağlayan noktalar. İyilikle dolu olması beklenen varlıkların gerçek yüzlerini ve hislerini görmek, her iyiliğin içinde ille de bir kötülük olduğunu yansıtan karakterleri okumak hoşuma gitti.


Kitap konusuna gelecek olursam eğer; Penryn, tekerlekli sandalyeye mahkum kız kardeşi Paige ve kafayı sıyırmış annesi ile hayatta kalma mücadelesi veriyor. Babasının terk edişiyle ailenin tüm sorumluluğu Penryn'in üzerine kalıyor.

Kıyametin kopmasıyla birlikte melekler dünyaya saldırıyor ve bu saldırının üzerinden geçen haftalar sonrasında insanların çoğunu ölüyor. Büyük şehirler yıkılmış ve dünya tam bir kaos içindeyken Penryn, dünyanın bu durumuna karşı ailesini bir arada tutmak, güvende olmak ve hayatya kalmak için elinden gelenin fazlasını yapmak için uğraşıyor... Bir yandan meleklere, diğer yandan meleklere karşı ınsanların kurduğu çetelere karşı Penryn dikkat etmek zorunda.

Kız kardeşinin kaçırılışı, bu kaçırılma ile ilgili bilgi sahibi olduğunu düşündüğü melek Raffe ile soluk kesen bir serüven başlıyor.

Peki, penryn kardeşine kavuşabilecek mi? Raffe, Penryn için ne kadar önemli ya da Raffe, Penryn'e ne kadar değer veriyor? Soruların cevaplarıysa kitapta.🥰

Kıyamet melekleri yeryüzüne inip tüm dünyayı yakıp yıktığından bu yana altı hafta geçti. Gündüzleri sokak çeteleri hüküm sürüyor, geceleri korkunun ta kendisi. Bir gün savaşçı melekler küçük bir kızı kaçırdılar, tekerlekli sandalyeye mahkum, aç biilaç halde, ufacık bir kızı. Kızın ablası, Penryn, kardeşini kurtarmak için elinden geleni ardına koymayacak. Buna, aslında düşmanı olan bir melekle bir anlaşma yapmak dahil olsa bile. Raffe, kanatları kesilmiş, gücünü yitirmiş bir melek. Binlerce yıl savaştıktan sonra şimdi hayatı, gencecik bir kızın ellerinde. Penryn ve Raffe, korkunun ve tuhaf yaratıkların hüküm sürdüğü bir dünyada bir başlarınalar, hayatta kalmak için de birbirlerine ihtiyaçları var. Her şeye rağmen sağ kalıp düşman meleklerin inine gitmeliler. Penryn burada kardeşini bulmayı umut ediyor. Raffe ise binlerce yıllık düşmanlarına karşı tek başına savaşıp kanatlarını ve eski gücünü yeniden kazanmayı. 
(Tanıtım bülteninden)
☆☆☆
Seri Sıralaması:
#1 Angelfall / Meleğin Düşüşü 
#2 World After / Kıyamet Sonrası
#3 End of Days / Günlerin Sonu


Stacey Jay - Ölümsüz Juliet | Kitap Yorumu

 

Yazar Adı: Stacey Jay 
Kitap Adı: Ölümsüz Juliet
Özgün Adı: Juliet Immortal 
Seri Sıralaması: Juliet Immortal  #1
Baskı Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 264
Yayınevi: Dex Yayınları
Kitaba Puanım: 5/5

Romeo ve Juliet'in dillere destan olan trajik aşk hikayesini hemen hemen herkes biliyordur. Başka birine aşık olan Romeo can düşmanlarının balosuna sızar ve orada gördüğü düşmanının kızı olan Juliet'e aşık olur. Ve yüzyıllara yayılan buruk bir hikaye olarak hafızalara kazınır. Elbetteki her birimiz finali kafamızda değiştirerek kendi mutlu sonumuzu yazmışızdır. Kendi adıma konuşmak gerekirse Romeo'yu başka şekilde düşünüp kafamda senaryo kurar, mutsuz olan sonu değiştirerek final yazardım. Derken karşıma Ölümsüz Juliet çıktı. Arka kapağı okuduktan sonra kesinlikle benim olmalı ve okumalıyım dedim. Çünkü yazarı beni tatmin edecek bir kurguyu kaleme almıştı. Gerçek anlamda kafamın içinde dönen kendi mutlu sonuma yaklaşın bir kurgusu vardı. 🥰

Şimdiye kadar mümkün olan her kültürde ve zaman diliminde defalarca kere uyarlanarak Romeo ve Juliet yazılmıştır. Ama bu kitap farklı, tamamen hem de! Aşk için her şeyi feda eden ünlü talihsiz aşıklar hakkındaki bir hikaye değil bu. Uyarlama olsa da aslına sadık kalınan yerler vardı tabi. Eh yazarın farklı yorumu, içine kattığı olaylar ve fantastik bir dünya oluşturması beni kendine hayran bıraktı.


Peki ya bizim bildiğimiz tarihin en büyük aşk hikayesi bir yalansa ne olurdu? Kitabın temeli bu nedene dayanıyor. Juliet Aydınlık Elçilerinden biri ve Romeo ise Paralı Asker olarak karşımıza çıkıyor. Juliet, ruh eşlerinin birbirlerini bulmasını sağlarken,  Romeo ölülerin bedenlerini çalmak ve o ruhları yok etmekle görevlidir. Yüzyıllardır birbirleriyle savaşan yeminli düşmanlara dönüşen eski aşıklar, kendilerini yeni bir durumun içinde bulurlar. Peki, hangi taraf kazanacaktır?

Kitabı okurken hikayenin biraz aceleye getirildiğini hissettim ama orijinal hikaye ile aynı temayı takip ettiği için bunu gözardı edebilirim diye düşündüm. Bu yüzden ne kadar hızlı olduğunu umursamayarak romantik olan kısmının tadını çıkardım. Ariel / Juliet beklediğim gibiydi, beni yanıltmadığı için mutluyum. Dylan / Romeo ise düşündüğümden de çok farklı buldum. Bu kadar nefreti ben beklemiyordum. Bir parça kendini beğenmişlik ve intikam olabilirdi ama saf nefret beni şaşırttı. 

Sonuç olarak, bu kitabı sevdim! Mutluluktan başka bir şey düşünemeyeceğiniz karakterlerle dolu güzel bir fantastik kitaptı. Ve seri kitap olduğunu devamının olduğunu, devam kitabında ise Romeo'nun kısmının anlatıldığını goodreas'ta gördüm. Gönül isterdi ki bizde de çevrilsin, biz de devamını okuyalım biz de Romeo neler yaşayacak görelim ama sevgili Dex yazarın bir tek Ölümsüz Juliet kitabını çevirmekle yetinince biz de boynu bükük kalıyoruz. -Derin bir iç çekme.- Bundan sonraki hikayede umuyorum ki Romeo bu sefer gerçek aşkına kavuşur. -Gözü yaşlı okur, veda eder karaktere.-

Uzun lafın kısası, yazarın kalemini ve anlatım tarzını sevdim. Farklı bir fantastik kitap okumak, kısa zamanda keyifli zaman geçirmek isterseniz öneririm.

Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar,
Ölümleri olur zaferleri,
Öpüşürken yok olan ateşle barut gibi.
— William Shakespeare,
Romeo ve Juliet

JULIET CAPULET intihar etmedi. En çok güvendiği insan, kendi ölümsüzlüğünü garanti etmek için onu kurban veren, çiçeği burnunda eşi Romeo Montague tarafından öldürüldü.

Ancak Romeo, Juliet’e de ölümsüzlük bahşedileceğini hesap edememişti, onun Aydınlıkların Elçileri için çalışacağını da.

Juliet, yedi yüz yıl boyunca romantik aşkı ve masumların hayatını korumak için savaşırken, Romeo karanlık taraf için, insan yüreğini yok etmek için çalıştı. Ancak bugün her şey değişmek üzere.

Şimdi Juliet kendi yasak aşkını buldu ve Romeo, ah Romeo, onların mutluluğuna gölge düşürmek için elinden geleni ardına koymayacak.

Edebiyat tarihinin gelmiş geçmiş en trajik aşkına yepyeni bir bakış açısı getiren Ölümsüz Juliet’in karanlık aşk hikayesinde sırlar açığa çıkıyor, hiç bilinmedik gerçekler ünlü âşıkları bambaşka yollara sürüklüyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Gizemli Gelin - Samantha James | Kitap Yorumu

Yazar Adı: Samantha James
Kitap Adı: Gizemli Gelin
Özgün Adı: Bride of a Wicked Scotsman
Seri Sıralaması: McBride Family #3
Baskı Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 304
Yayınevi: Pegasus Yayınevi
Kitaba Puanım: 5/5
İşin içinde aşk varsa ben her kitabı ayıla bayıla okur severim diyordum. Ama anladım ki en esaslı aşk kurguları tarihi aşk romanlarında geçiyor. Tabi türe aşık biri olarak bunu rahatlıkla dile getirmemi o döneme olan sevgime de bağlayabiliriz, historical diyince bende biraz ipler kopuyor. 🤭🤭

Gizemli Gelin, McBride ailesi serisinin son kitabı. Bu sefer en büyük erkek kardeşi olan Alec hakkında daha fazla şeyi öğreniyoruz kitapta.

Gleneden Dükü Alec, bekar kızları olan annelerin gözde damat adaylarından biri. Çok yakışıklı olan kahramanımız  hem İngiltere hem de İskoçya'da annelerin göz hapsinde, evlilik çağında olan olan leydilerin ise radarındadır. Ama Alec, onun için kurulan tuzaklardan kaçınacak kadar da akıllıdır... Yani, Maura'ya kadar diyelim biz buna. 🤭🤭

Eskiden, çok çok eskiden huzur içinde yaşarlarken değer verdikleri kıymetli kemerini bir korsan çalmış. Aileye bolluk getiren bu kemerin özelliği ise sihriymiş. Buna inanan kahramanımız Maura da ölüm döşeğindeki babasına bir söz veriyor. Ne pahasına olursa olsun o kemeri bulacak, İrlanda'ya getirip yerine koyacaktır. Korsan soyundan gelen kişinin kim olduğu hakkında fazla fikir yürütmeye gerek yok tabi, ipuçları onu Alec'e götürüyor. Sihir belki de kemerde değil aşık olacağı bu adamdadır, kim bilir. 😏

Aralarındaki çekim, öyle iyiydi ki okuduğum kitaplardan en zirveye oturan karakterlerdi diyebilirim. Alec'in siniri, evliliğe kandırılması içten içe öfkesi; Maura'yı tanıyana ve ona olan arzusunun şehvetten daha fazlası olduğunu keşfedene kadar olan kısıma ba-yıl-dım! Emin olun ki benim anlattığımdan kat kat iyiydi hikaye ve spoiler olmasın diye dilimi ısırıyor elimi tutuyorum yazmamak için.

Tarihi aşk romanlarında genelde kadın karakter ailesi ve aşkı ya da halkı ve aşkı arasında kalır; bu kitapta da Maura, halkıyla sevgisi arasında kalıyor, şaşmaz yani bu durum. Heyacan katılacak faktörü bu, işin raconu yani 🤭 Yine kadın karakter bir şeylerin farkına varıp gerçeklerin ötesine bakmayı öğrenmelidir. Birbirleri için haklı oldukları yanları ortaya çıkarmaları, birbirlerinin iyiliklerini düşünmeleri ve de birbirleri için fedakarlık yapmaları gerekir. Ve sonunda tabi ki aşk kazanır. Mutlu son! 😍

Alec ve Maura arasındaki duyusal çekim ilk andan itibaren harlanan duygulari gözlerim kalp şekilde takip ettim. Yaşanan aşk sahneleri için de *öhhöm* güzeldi. Her aşk romanında olağan şeylerdi ☺ Hikayeyi çok sevdim, birkaç gülme, pek çok iç çekme ve bir iki gergin an ile finale geldim. Samantha James'in kitaplarını okumak çok zevkli ve bir o kadar keyifli. Yayınevinin kapak konusundaki tercihini sevdiğimi söyleyebilirim. Zira orjinal kapak benim pek hoşuma gitmiyor, bizim kapak bence daha hoş duruyor.

Ben kitaba bayıldım, sizin de seveceğinizi düşünüyorum. En azından historical türü seviyorsanız yazarı mutlaka okumalısınız.
ŞİDDETLE ÖNERİMDİR.

Leydi Maura O'Donnell ölüm döşeğindeki babasına bir söz verir: İki yüz yıl önce ünlü bir korsan tarafından çalınıncaya dek aileye bolluk getirmiş, sihirli bir Kelt emaneti olan Işık Çemberi'ni eve geri getirecektir. Bu eşsiz hazine artık korsan soyundan gelen Gleneden Dükü'nün elindedir ve Maura onu geri almayı aklına koymuştur. Alec McBride ise kandırıldığının farkındadır. Leydi Maura baştan çıkarıcı tavırlarıyla onu oyuna getirmiş ve evliliğe zorlamıştır. Ama yaptıklarının bedelini ödeyecektir. Alec onu kendine âşık edecek, büyüleyecek ve dize getirecektir... ta ki genç kadın, Gleneden Dükü'yle hiç karşılaşmamış olmayı dileyinceye dek.

İntikam oyununa kendilerini kaptıran Alec ve Maura kalplerinde olup biteni fark edemezler. Evlilikleri sahte olsa da engel olamadıkları bir gerçek vardır: Birbirlerine duydukları tutkulu aşk.
(Tanıtım Bülteninden)

Aşka Var Mısın? - Natasha Boyd | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Natasha Boyd
Kitap Adı: Aşka Var Mısın?
Özgün Adı: Eversea
Seri Sıralaması: Butler Cove #1
Baskı Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 358
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Kitaba Puanım: 5/5
'Burada mı biterdi bu kitap?
Gerçekten, burda mı bitmeliydi!'
Kitabı ilk okuduğumda da şimdi de aynı tepkiyi varabiliyorsam bence kitabı (aslında karakteri!) çok sevmiş olmamdan dolayıdır.

Kurgu bilindik bir kurgu aslında, devamında nelerin olabileceğini az çok tahmin edebiliyorsunuz ama yazar bilindik olsa da öyle bir yazmış ki ne kadar okursanız okuyun aradan ne kadar zaman geçerce geçsin ilk okuyor gibi tepkiler verirken buluyorsunuz kendinizi. Dinamik bir hikaye, birbirinden zıt ama birbirine bağlanan karakterler, akıp giden anlatım ile on numara bir kitap benim için Aşka Var Mısın?. Tabi yıllar önce henüz iki kitap basılmış olsa da sevgili yazar seriye devam ettirmiş, görmüş olduğum kadarıyla çiftimizi evlendirip pembe panjurlu evine yollamış. Tabi ki detayları bilemiyoruz çünkü serinin davamı bizde gelmedi.


Her neyse...
Sade ve sakin bir yaşamı olan, hoş kasabalı kızımız Keri Ann'in hayatına birden bire bir yabancı girer. Hayatını alt üst edecek dengesizi sarsacak bu adamın kim olduğu hakkında herhangi bir fikri yoktur. Gizemli adamımız da kendinden pek bahsetmez bir şeyleri kendine saklamayı, söylememeyi tercih eder.
Gizemli adamımız kim mi? O, o, Jack. Jack Eversea! 😍
Bu adama dikkat a dostlar! Eğer sizde dövme, motor, serseri üçlemesine vurgunsanız, konum atıyorum, adrese gelin lütfen. 🤭🤭
Jack mecburi, uzatmalı sevgilisinin ihaneti ile sarsılıyor, pılını pırtını topluyor ve kimsenin onu bilmediği tanımadığı bir yer seçerek ortadan yok oluyor. Tesadüf eseri karşılaştığı kadına başta arkadaşca yaklaşsada zamanla aralarda bir şeyler alevleniyor.

Yayınevinin çıkardığı kitaplarda özgün kapak seçmesi benim en sevdiğim yönlerinden biri. İç tasarımı ve ayracı ise bayıldığım noktalardan birkaçı. Yabancı Yayınları'nı bundan dolayı seviyorum. Keşke serilere devam etse de bizler de daha çok sevebilsek!

Uzun lafın kısası Keri Ann ile Jack Eversea'in hikayelerine ortak olup neler yaşadıklarını görmek istiyorsanız kitabı satın alarak merakınızı dindirebilirsiniz. 🥰
Şimdiden keyifli okumalar dilerim. 😉

☆Ek Bilgi☆

Bizde iki kitabı çıkan seriye yazar devam ederek dört kitapla seriyi noktalamış. Hatta seride novel olarak yan kitaplar da yazmış. Yabancı Yayınları bizde seriye devam eder mi etmez mi bilmem ama bir okur olarak sevdiğim serinin devamının gelmesini isterdim.

☆Butler Cove Series☆

#1 Eversea / Aşka Var Mısın? (2013)
#2 Forever, Jack / Sonsuza Kadar (2013 )
#2.5 My Star, My Love (2014)
#3 All that Jazz (2016)
#3.5 According to Joey (2016)
#4 Beach Wedding (2017)
#5 One Night (2020)

"Eğer geleceğimde olacağını bilseydim, tamamen farklı bir yaşam seçerdim." ?

...kokusunu derin derin içime çektim. Sonra ağzımı kulağına yaklaştırdım. "Eğer farklı bir yaşam seçseydin, beni hiçbir zaman bulamazdın."

Sorumlulukları ve kendine olan güvensizliğiyle boğuşan, güneyli bir genç kız... ?Her şeyini kaybedebileceği son skandalından kaçan, Hollywood'un en gözde megastarı...?Onları sonsuza dek değiştirecek, tesadüfi bir karşılaşma, imkânsız bir birliktelik ve masalsı bir aşk hikâyesi...
(Tanıtım Bülteninden)




8.15 Vapuru - Ayşegül Çiçekoğlu | Kitap Yorumu

 

Kitap Adı: 8.15 Vapuru
Özgün Adı: ☆
Seri Sıralaması: ☆
Yazar: Ayşegül Çiçekoğlu
Yayınevi: Müptela Yayınları 
Baskı Yılı: 2019
Sayfa Sayısı: 496
Kitaba Puanım: 5/5
Herkesin hayatında kıramadığı insanlar vardır ve o insanların istedikleri -her neyse- mantık dışı da olsa kendinizi istenileni yaparken buluyorsunuz. Çok sevdiğiniz dostunuz sizden ufak bir şey isterse siz karşı koymadan yaparsınız, değil mi?

Nazlı da yakın arkadaşlarıyla bir gün evinde otururken sohbet arasında ondan yapmasını istenilen şeyi yaparken buluyor kendini. Canan'ın istediği bindikleri vapurda şüphe ettiği sevgilisini izlemeleri. Çok masumane bir istek olsa da Nazlı bu durumu hoş karşılamıyor. Yeşim ise biraz heyecan istediği için olaya atılıyor. Her zaman kullandıkları 8.15 vapurunda izledikleri kisi tahmin ettikleri kişi ya değilse? Ya yanlış kişiyse, ne olurdu?

Ali, seyahat ederken sürekli kullandığı 8:15 vapurunda kendi halinde gazetesini okurken onu gözetleyen ikiliyle hayatının değişeceğini ummazdı. İkilinin sürekli olarak kendine kaçamak bakışlarla izlemesi onu rahatsız etse de daha sonrasında gözü onları ararken bulur kendini. Hiç aklında yokken hayatına dahil olan ilgisini çeken bu kızın hayatını geri dönülmez şekilde değiştireceğini nereden bilecekti ama değil mi? Peki sonrasında ne mi oldu? Nazlı ile Ali neler mi yaşadı, onların hepsi kitapta! 🤭🤭


Genel olarak güldüğüm 8.15 Vapuru beğenerek okuduğum kitaplardan biri oldu. Üstelik kitabın gerçekte yaşanmış, sıcacık ve alışılmışın dışında bir aşkın hikayesi olduğunu da söylemem gerek. Eh tabi kitaptaki Karadeniz unsuru da beni kitaba çelik halatlarla bağlayan bir etken oldu. Yazarın kalemini zaten beğeniyorum, akıcı zihni yormayan kapılıp giden anlatımı ile bir çırpıda okuyorsunuz. Tabi ben bitmesin diye bölüm bölüm okumama rağmen finale ulaşmış oldum. 🙈  Ayşegül Çiçekoğlu'nun bu kitabı benim için epey ayrı yere yerleşerek oldukça değerli oldu. Kendisine bu güzel hikayeyi bizimle paylaştığı için teşekkür ederim. Umarım bir gün ben de seyahat ederken kendi Ali'mi bulurum.

Romantik kitap seviyorum, su gibi akıp gitsin kitap diyorsanız şiddetle öneririm. 😍😍

Bana doğru biraz daha eğildi. Bunun üzerine ben de kendimi iyice geriye doğru çektim. Sanki bizimle yıllardır tanışıyormuş gibi daha bu sabah Yeşim’le konuştuğumuz soruyu sordu.

“Evet kızlar, söyleyin bakalım, bana neden bakıyorsunuz?”

Nazlı arkadaşına yardım etmek için onun kulağa biraz sıradışı gelen isteğini gönülsüz de olsa kabul ettiğinde hayatının değişeceğini hiç düşünmemişti. Sadece bir hafta diye anlaştığı arkadaşına verdiği sözü tutabilmek için 8:15 vapurunda bir adamı gözetlemek ne kadar zor olabilirdi ki?

Ali, yıllarca seyahat ettiği 8:15 vapurunda iki kızın sürekli kendine bakması üzerine ilk başlarda rahatsız olsa da bir süre sonra gözleri onları arar olmuştu. Onlarla konuşmaya karar verdiğinde hayatının kökünden değişebileceğini nereden bilecekti?

Ali, Karadeniz’in dalgaları gibi değişken, deli ve bir o kadar da hırçındı.

Nazlı ise Ege’nin sakinliği, neşesi ve özgürlüğü ile büyümüştü.

Zıt kutuplardaki bu iki insanın bir araya gelmesi bir tesadüftü ama sonrasında yaşananlar aşkın tesadüfleri sevdiğini kanıtlar nitelikteydi. 8:15 Vapuru yaşanmış, sımsıcak ve sıra dışı bir aşkın hikayesi…

(Tanıtım Bülteninden)