İçinde Aşk Saklı - Judith McNaught || Kitap Yorumu


 Özgün Adı : Whitney, My Love
Kitap Adı : İçinde Aşk Saklı 
Yazar Adı : Judith McNaught 
Seri Bilgisi : Westmoreland Saga #2
Çevirmeni : Melek Aslı Öztürk 
Sayfa Sayısı : 679
Yayınevi : Epsilon Yayınları
Baskı Yılı : 2009
Kitaba Puanım : ☆☆☆☆
Whitney'in yanına uzandı Clayton. Başparmağıyla Whitney'in yanağına dokundu ve genç kadının elmacık kemiğinin nazik kıvrımını parmak ucunda hissetti. Clayton bu kadının ruhuna, tazeliğine tapıyordu adeta; Whitney'in tutkusu iç yakıcı ve tahrik ediciydi... Bunu düşündüğünde bile Clayton iliklerine yayılan keskin bir acı hissediyordu. Bu kadın tıpkı onun umduğu gibi, hatta umduğundan da öte bir yaratıktı; inatçıydı, tatlıydı, şehvetliydi, küstahtı ve zekiydi... Heyecan verici bütün zıtlıkları içinde barındıran bir hazineydi. Clayton'ın hazinesiydi.
(Tanıtım Bülteninden)
Historical romans okuruysanız kitaplığınızda mutlaka Judith McNaught kitapları bulunur ve muhtemeldir ki İçinde Aşk Saklı da defalarca okunur. Yani şaşmaz bu, bence şaşmaz tabi.. 🤭

İlk okuduğum zaman Clayton tüm öfkemin nasibini almıştı ki Whitney'e bir şey kalmadı. Sonraki okuyuşumda hâlâ kızgındım tabi, bu sefer diğeri de payını aldı. Üç derken kaçıncı okuyuşum ipin ucu kaçtı. 🙈  Her iki karakterin de kendilerine ait kısımda yaptığı hatalar hatta ahmaklıklar var kitapta. Kadının kısrak misali dizginlenemez oluşundan bıkkınlık geliyor. Ben başına buyruk burnunun dikine giden sonucu kötü biteceğini bile bile lades diyerek olaya atılan haksız olsa da haklıyım takılan kişileri sevmiyorum. Clayton'dan gözlerimi çekip Whitney'e dönünce tüm sinirlerimin hedefi haline geldi. Eşit miktarda kızdığım eşit miktarda beni öfkelendiren bu iki karakterden yine ılıman yaklaşacağım karakter de Clayton oldu. Şok şok şok 🙈 En azından birinin aşkına bir diğerinin de pişmanlığını görebildim. Yüz puan bana! 👊🏻

Gelelim kitabın konusuna... Gerçi çok bir bahsetmeme gerek yok diye düşünüyorum. Dediğim gibi yıllar içinde kitabın *bulunmayan* baskısına ulaşıp alıp çoktan okudunuz diye düşünüyorum. Aşk için herkesin yapamayacağı şey yoktu. Kendi doğrularıyla yaşayanlar için özellikle, tabi bunlar bir başkası için etik olmamakla birlikte yanlış ve ciddi hatalar olabilir. Clayton da hissettiği güçlü aşk için birçok şey yaşadı. Yaptıkları birçok olaylara sebep oldu. Yanlış anlaşılmalar ciddi hatalar derken hopaaa pimi çekilmiş bomba misali avucumuza bıraktı kendini. Ya sev ya sevme dedi düpedüz, eh sonunda sevdik seni hergele, neyse... Judith'in kaleme alıp da çok sevilmeyen karakteri yoktur, varsa da ender niteliktedir ya da okurken yanlış yorumlanıp anlaşılmıştır. Satırlara döktüğü her bir karakterleri farklı seviyorum, ben. Farklı bir hisle yazıyor kadın ki boşuna Yüreğin Kraliçesi denmiyor ona. Aşkı, tutkuyu, kaybedecek olmanın korkusunu en çok da yaşadığı acıları yüreğinin içinde hissettiriyor. Clayton'un da acısını okurken içinizde hissediyorsunuz. Tabi benim Royce (Düşler Krallığı kitap karakteri) ve Ian (Mutluluk kitap karakteri) aşkım durdurulamazken, Clayton'a da bir sempati besliyorum. Keşke dedesi Royce kadar olaydı da demeden de edemiyorum. 🤭


Yine kısa bir konudan bahsedecek olursam; Whitney'i tanıyan herkes yaramazlıkları ile tanıyor. O dönem bir leydiye yakışmayacak davranışlar sergilemesi babası için utanç verici bir durum halini alıyor. Eh diyor ehtiyar yeter, sonrasında Fransa'ya teyzesinin yanına gönderiliyor bizimki. Whitney'in eve gelişi ise muhteşem oluyor, gıpta edilen bir leydiye dönüşüyor. Hal böyleyken kızı başgöz etmek niyeti peydah oluyor. Fakat bizim deli kısrağın gönlünü fetheden bir bey var, Paul. Peki bu Paul da aynı duygu besliyor mu? Asla. Başta yok mok diyor sonra ciddi rakip çıkınca ama ben vardım moduna geçiyor. Tipik kararsız erkek sorunsalı.
Whitney'in katıldığı her balo ve parti de gözler ona çevriliyor. Karşılaştığı her erkek gönlünü bizimkine kaptırıyor, o gönül kaptıranlar listesinde biri daha ekleniyor. Clayton! Etkilenmemek olmaz tabi, yemyeşil gözleri, bulaşıcı neşesi, esprileri, kıvrak zekası ile epey ünlü, bir de ününe ün katan katır inadı var. Katlanana sabırlar.✌🏻

Clayton'a bir tık daha verip veriştiresim var. Bu kadar aşık, bu kadar sabırlı, bu kadar duygusalken inada binip nasıl duvara dönüşür bir insan çok şaşılası. Yani bir dursa nefes alsa ve düşünse dank edecek görecek oh diyecek ama yok. Dikine dikine gittiği burnunu kırmak istemedim değil hani. Bir de öfkesi, ne menem bir öfke o? Yıkıcı yakıcı yıpratıcı, ondan sonrası tufan olan, Allah sabırlar versin katlanana...

Neyse neyse daha da çemkirmeyeyim adama. Birbirini hem yaralayan hem de yarasını çok güzel saran bir çift onlar. Sevgileri ise bambaşka bir güzellikte. Biraz başbaşa kalsalar dinlemeyi öğrenseler yakmadan yıkmadan önce çok güzel anlaşacaklar. Her duyguyu zirvede hissettiren, her satırda sizi içine çeken bir kitap, eh cağnim epsilon tekrar baskı yenilese de okumayanlar da okusa. OKUSUN DA!

•••
Benden şimdilik bu kadar, çokça sevgi bolca saygı kucak dolusu da öpücükler.




Bu Bir #AşkHikayesi Değil - Sonia Hartl || Kitap Yorumu


Özgün Adı : Not Your #Lovestory
Kitap Adı : Bu Bir #AşkHikayesi Değil
Yazar Adı : Sonia Hartl
Seri Bilgisi : ●
Çevirmeni : Can Başaçek
Sayfa Sayısı : 288
Yayınevi : Ren Kitap
Baskı Yılı : 2022
Kitaba Puanım : ☆☆☆☆☆
Macy Evans, küçük bir kasabada annesi ve büyükannesiyle yaşamaktadır. 80’li ve 90’lı yıllara ait romantik komedi filmlerini yorumladığı bir YouTube kanalı vardır ve tek hayali, bir şekilde zengin ya da ünlü olup yaşadığı küçük kasabayı terk etmektir.
Kızının kendi kaderini yaşamasını istemeyen annesininse, ona en önemli tavsiyesi şudur: İş arkadaşınla sakın sevgili olma.

Bir gün Macy’nin başı, annesiyle gittiği bir beyzbol maçında hiç ummadığı bir şekilde belaya girer. Yanında oturan yakışıklı gençle medeni bir şekilde iletişim kurarken, arka sırada oturan biri onları gizlice kameraya kaydeder ve Twitter’da uygunsuz biçimlerde paylaşır.
İnternet üzerinde uydurulan bu hikâye sayesinde Macy zamanla viral olur ve bundan YouTube kanalı da payını alır.
Macy kendini bu uydurma aşk hikâyesine uyum sağlamak zorunda hisseder, ancak o çoktan annesinin bir numaralı kuralını çiğneyip iş arkadaşı Paxton’a âşık olmuştur. Üstelik şimdi, kısa yoldan zengin olup yaşadığı kasabadan kurtulmak da kendi elindedir.

Macy uydurma bir aşk hikâyesinin mi yoksa kendi aşk hikâyesinin mi başrolünde olmayı seçecektir?
(Tanıtım Bülteninden)
Macy Evans, seksenli ve doksanlı yıllara ait romantik komedi filimleri konu alan incelemeleri YouTube kanalı K1ralama Düny4sı'nda paylaşmaktan keyif alan kızımız. Yaşadığı Midwestern kasabasından ayrılmaya yetecek kadar gelir elde etmeyi hayal ediyor. Annesine hediye amaclı götürdüğü bir beyzbol maçında yan koltukta oturan yakışıklı çocuğun üzerine elindekileri yanlışlıkla dökdüğünde kısa bir sakarlık olarak alacağını umdu. İşgüzarın teki o anları kayıt altına alarak Twitter da viral bir konunun baş kahramanları olacağını her ikisi de ummuyordu. Birkaç video ve fotoğraf, içi şişirilmiş bir hikaye ve yalanlar kısa sürede yayılıp çok konuşulan konular arasına girerken, Macy başına geleceklerden habersizdi. Artık kanalına akın edenler sadık aboneleri değil, internet trolleriydi ve hiç hoş olmayan cümleler sarf ediyor nefretlerini kusuyordu. Üstelik büyük emek vererek çektiği romantik film incelemeleri hakkındaki ilgilenmiyorlar varsa yoksa beyzbol maçındaki yakışıklı Eric ile olan ilişkisi ne boyutta o önemsiyor onu sorguluyorlardı.

On beş dakikada yakalanan şöhretin getirisi zorbalığın yânı sıra lehine kullanınca fayda sağlayabileceğini fark eden Eric, bir teklifte bulunur. İnsanların ilgilendiği hikaye devam edip ilişki yaşıyor görünümü sağlanırsa ilgi eksilmezken her iki tarafa da kazan kazan durumunu ortaya çıkarır. Fakat Macy'nin içine sinmeyen bir durum vardır. Yalan söylemeyi sevmez ve insanları kandırmak ona göre değildir. Üstelik bu yalan aşl hikayesi gerçekte yaşamak istediği aşka da engel olacaktır.

Paxton'a karşı hissettiği duygular gerçektir ve artık bastırmakta da zorluk yaşıyordur. Macy bir çığ gibi sürekli büyüyen bu yalana bir son vermesi gerektiğini biliyor, ancak reklam parasını ya da biri videolarına tıkladığında göğsünde oluşan kıvılcımı görmezden gelemez. Viral faydaları elde etmesine izin verilen tek kişinin Eric olmasının haksızlık olduğunu düşünürken aslında yaptığının kendinden uzaklaşmak olduğunu sonradan fark edecektir. Ancak tıklamalar ve aboneler için sahte bir ilişki kurmak gerçek insanları incitmeye değer midir?

Gülünce yüzünde güneş açan utangaç Paxton'un kendine sakladığı sırlar, kaçıp sığındığı küçük kasabada kalmasının sebeplerini okurken canımı çok yaktı. Ondaki hikayenin bir acı barındırdığını tahmin ederken boyutunun ve yaşadıklarını okumak kalbimi kırdı. Neyse ki onu sarip sarmalaya dünden hevesli (şanslı kız, hıh) Macy var. Fiziki zorbalığa uğrayıp kendi kabuğuna çekilen ve ismini kullanmaktan bile çekinen Midnight, onun elini tutmaya ve birakmamaya kararlı Elise, annesi Gracie, büyükanne ve kasabanın kendilerine arılar dediği örgücü kadınlar ve kötü karakterlerle birlikte her birinin hikayedeki varlığı bir yapbozun bütünlüğünü oluşturuyordu. Romantik bir aşk yanında ögüt veren mesajlarının barınması beni inanılmaz etkiledi.

Yine aynı yere geleceğim ama Paxton ile ortak noktam tavşanları çok seviyor olmamız, bundan dolayı da (tabi kiii aksi mümkün müü) bir ayrı sevdim. Tavşanlarla ilgilendiği bir sahne var, tipki Macy gibi ben de hayranlıkla seyrettim. (kafamda, hayır delirmedim henüz.)

Bu kitap, sosyal medyanın ve bir bütün olarak internetin gerçekte kim olduğunuzu değiştirmesine, gerçek hayatınızı etkilemesine izin vermemek için genç yetişkinlerle bir mesaj veriyor. Viral şöhretinin dağınık ve iki ucu keskin gerçekliğini üstleniyor. Sadece konuşmak için etiketlere tıklayan kitlenin acımasızca sarf ettiği kelimelerin ağırlığı altında muhatapların ezilmesi, üzerlerinde bıraktığı tahribatı empati kurduracak şekilde bizlere hatırlatıyor yazar.

Aşkı da dozunda veriyor, hissettiriyor. Karakterlerkn arasındaki çekim, filmlere yapılan atıflar (kitap boyu birçok filmden bahsediliyor ve yarısını izleyip diğer yarısını izlememiş olan ben bir film maratonu yapma fikrindeyim.) Arkadaşlığı, sadakati, aile ilişkilerini her biri tam kararında satırlara dökülmüştü. Okuduğum her satırı hissettim ve bunda emeği geçen herkesin ellerine sağlık, şahane bir iş ortaya koyulmuş. Elbette ki içerikle uyumlu olan kapağa da değineceğim, Ren Kitap kapak konusunda çıtayı arşa çıkardı, bayılıyorum her kapağa. 🖤 Alış-veriş listenize yer açmanızı tavsiye edeceğim, bu kitabı okumanız gerekiyor.
ŞİDDETLE TAVSİYEMDİR.




Tomorrow || Dizi Yorumu


Adı : Tomorrow
Türü : Aksiyon, Dram, Fantezi
Yönetmen : Kim Tae Yoon
Yapımcı : MBC, Netflix
Bölüm Sayısı : 16
Gösterim Tarihi : 1 Nisan 2022 - 21 Mayıs 2022
Ülke : Güney Kore
Dil : Korece
Oyuncular : Rowoon, Kim Hee Sun, Lee Soo Hyuk, Yoo Ji On.
Puanım : ☆☆☆☆☆
İyi bir üniversiteden mezun olup işsiz kalan Choi Joon Woong, uzun uğraşları sonuncunda iş bulamamıştır. Son iş görüşmesinden de olumlu sonuç alamamış olmasının yıkımını yaşayan karakterimiz derin bir buhran içindedir.  İntihar etmeyi düşünenlerin hayatlarını kurtarmak için birlikte çalışan ölüm melekleri Goo Ryeon ve Im Ryoog Goo ile yolu bir geçe kesişir. İki ölüm meleği bir kriz yönetimi ekibine aittir. Goo Ryeon ekibin liderdir ve Im Ryoog Goo yanına Choi Joon Woong da üye olarak katılır. 

Dizi talihsiz bir kaza sonucu yolu ölüm melekleriyle kesişen Choi Joon Woong etrafında dönmektedir.

Karakterler: 

Kim Hee Sun; ‘Tehlike Yönetim Ekibi’ni yöneten korkusuz ve karizmatik ölüm meleği Goo Ryun karakterini canlandırıyor. Soğuk bir karakterdir, insanlarla arasına mesafe koyar.

Yoo Ji On; Tehlike Yönetim Ekibinin üyesi ve Goo Ryun'un sağ kolu Im Ryoog Goo karakterini canlandırıyor.

Rowoon; Talihsiz bir kaza sonucu derin bir komaya giren Choi Joon Woong karakterini canlandırıyor. Tekrardan hayata dönmek için ekibin parçası olarak 6 ay kadar süre geçirmesi gerekir.

Lee Soo Hyuk: Ruh Yönetimi Genel Merkezi'ndeki insani yönetim ekip lideri Park Joong Gil karakterini canlandırıyor. Soğuk bir karakterdir ve asla gerçekte ne hissettiğini belli etmez.


Eski bir inanışa göre insanın kaderi kopması zor kırmızı bir iple bağlıdır. Kaderin kırmızı ipidir bu, bir hayat bitimi bir sonraki hayatta o iple yeniden buluşulacağına inanılır. Eğer intihar edip affedilmesi güç suç işlersen o ip ve sevdiklerinle olan bağ kopar. Dizinin temelinde yatan ana mesaj buydu ve benim en hoşuma giden kısımlardan da biridir. Birçok dizi izlemişimdir, birçoklarına ayılıp bayılmışımdır ama beni en derinden bu kadar etkileyen dizi de ender denecek kadar azdır. Güldüğüm çok sahne olduğu gibi boğazımda düğüm bırakıp hıçkırarak da ağlatmıştır.

Kaderin kırmızı ipi... İnsan hayatı zor, bu zorluğa yine insan sebep oluyor. Zorbalıklar konusu özellikle, okul yıllarında yaşanan akran zorbalığı ile başlar iş hayatında da çoktur. Dışarıda ki sorunları eve getirir evin huzurunu bozar, ya da ülke için canını ortaya koymuş bir adamı bile hor görebilir. İnsan çözümü zor olan bir sorundur. Ülkedeki sorunla kadınlar zulmedilir mesela, üstüne yine o zulme uğrayan kadınlar suçlanır dışlanır... Günümüze ulaşan o lanet sorun, tecavüz. O saatte kadına denir orada niye vardın ne yapıyordun çığlık atmadın... Her şey omza birikir, tak eder ve hayattan vazgeçmek ister, tam orada bizim ekip devreye giriyor. Koo Gu Ryeon risk yönetim ekibinin lideridir, kendisinin de geçmişinden gelen bir hikayesi vardır. Yaşadıklarından yola çıkarak intiharın önüne geçmek ister ve insanları bu yoldan döndürmeye çalışan bir ölüm meleğidir. Yine bir intihar durumuna tam müdahale edeceği zaman karşılaşırlar Choi Jun-Woong ile. İyi bir üniversiteden mezun olmak iş bulmakta kolaylık sağlamıyor, torpille işi kapanların ardından bakmak da bazen insanın hevesini kırıyor fakat Choi Jun için bu durum öyle üzülmüş olsa da hayata sıkı sıkı bağlı. İş görüşmesi kötü geçmiş, arkadaşı ile dertleşmiş eve dönerken yol üzeri başına geliyor ne geliyorsa. Sarhoş bir adam ölmek maksadıyla köprüden dururken Choi Jun onu vazgeçirmek için ikna etmeye çalışırken, kendi düşer. Ölmemesi üzerine bir anlaşmaya gidererek 6 ay kadar komaya girer. Yarı ölümlü olarak bir ölüm meleği olup dahil olduğu ekipte çalışacak yoksa daha uzun bir süre komada yatacaktır. Bizim şaşkın Choi Jun kabul eder ve hikaye başlar.


Dizide işlenen o kadar çok konu vardı ki her biri derinden etkiledi. Sevdiği kadını kaybeden bir adamın o kaybetme acısı ile hayattan kopma isteği epey sarstı, sonra gazi bir amcanın son gününü ekiple geçirmesi finali öküz oturdu böğrüme nasıl ağladım. Hele evcil dostlarımız ile alakalı bir bölüm vardı, allah'ım nasıl zoruma gitti nasıl ağladım. Kpop konusu da işlenmiş, idollerin hayatının kolay olmadığı sossyal medyada nasıl zorbalığa nefrete kurban gidileceği, tek bir kötü haberin bir hayata mâl olacağı... Bir de bu dizi sayesinde kore ve japonya arasında yaşanan bir olayı öğrendim mesela, o kısımda aldığım nefes boğazımda kaldı, düğüm oldu soluksuz bıraktı beni. 

1910'dan 1945'e kadar Japonya tarafından sömürgeleştirildiği tarihî bir dönem olduğunu dizi ile öğrendim. O dönem kaçırılan koreli kadınlar “Rahatlatıcı kadınlar” ismiyle japon askerlerinin tecavüz ve işkenceye maruz kalmış. Bu olaylar nedeniyle japon hükümeti 2015 de anca özür dilemiş, kusurumuza bakmayın olan oldu tarzında. İzlerken kanım dondu, öyle karamsar ruh haline büründüm ki ağlamaktan bir hâl oldum. Hangi dönem hangi ülke hangi topluluk ya da medeniyet fark etmiyor, kadın işin sonunda en fazla zulme uğrayan oluyor. Üstüne suçlu ilan ediliyor, öldürülüyor intihar et diye kendini öldür diye zorbalık da görüyor. Yani, mağdur edilenken birden bambaşka konuma getiriliyor. Şu an bile bilmediğimiz bir şehirde bu kabusu bir kadın yaşıyor. Adalet...

Im Ryoog Goo'nun hikayesi de beni darma duman etti, en çok ağladığım bölümlerden de biri o. Annesinin yaşadıkları, canına kıyması ile aralarındaki bağın kopması o duygular dedim allah'ım geliyorum galiba...

Park Joong Gil ve Koo Gu Ryeon, onların hikayesi.. Bak boğazım düğümleniyor. Spoiler olacak diye de bir şeyler demiyim diyorum ama... İzlemeniz gereken bir dizi, kaçırmamanız gereken bir dizi. Oturup ağlamanız gereken konular var, valla bakın ya 😭 Gu Ryeon'in ihtihar etmelerine engel olmasının, Joon Gil'in intihar edenlere karşı öfkesinin olmasının sebebi var. Baş rollerden yan rollere, hikayelere mekanlara kostümlere her şey o kadar çok cok iyiydi ki akılda kalan bir dizi. Finalde yüzde tebessüm bırakarak bitiyor, ya hepsi çok iyiydi, müziğinden sahnesine her şeyine 10/10 dizi. Mutlaka izleyin! TAVSİYEMDİR 🖤


BUNLAR DA BONUS OLSUN 😉






Dublin Caddesi - Samantha Young | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Samantha Young
Kitap Adı: Dublin Caddesi
Özgün Adı: On Dublin Street
Seri Sıralaması: On Dublin Street #1
Baskı Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 364
Yayınevi: Dex Yayınevi
Kitaba Puanım: 5/5
Joss geçmişte yaşadığı acıları bir kutuya kilitleyip her şeyi unutmak için Amerika'dan iskoçya'ya yerleşmişti ve şimdi yeni bir ev arıyordu.
Bulduğu ev Dublin Caddesi'ndeki havalı binalardan birindeydi.
Yolda bir adamla karşılaştı.
Takım elbiseli, bronz tenli, çıldırtıcı İskoç aksanlı, maço tavırlı, seksi bakışlı Braden'la.
Joss, Braden'ın her zaman kolunda taşıdığı Barbşe kılıklı kızlardan biri değildi, olmaya da hiç niyeti yoktu.

Ama insan arzularına nereye kadar gem vurabilir?
Kalbiniz başka, beyniniz başka şey söylüyorsa, hangisinin sözünü dinlesiniz?

Trajedi. Seks. Tutku. Kahkaha. Kıskançlık.
#1
New York Times Bestseller
The Wall Street Journal Bestseller
Amazon Bestseller
USA Today Bestseller

Ve 30 ülkede milyonlarca okuyucuya ulaşmış, son yılların en çok konuşulan aşk hikayesi.
(Tanıtım Bülteninden)
"Ağzın iyi laf yapıyor. Hakkını vermek gerek."
"Ellerim de iyi işler. Onunda hakkını verecek misin?"

••

Jocelyn Butler, ailesini korkunç bir kazada kaybetmiştir ve aradan geçen dört koca yılda acısı dinmemiş yarası kabuk bağlamıştır.  İskoçya'ya taşınan Joss, hayatına yeni baştan başlamaya çalışırken, geçmişini bilerek görmezden gelir ve şeytanlarıyla yüzleşemez. Yalnız kalmak onun içindir, etrafında olan insanlara onları kaybetme korkusundan dolayı bağlanmamaya çalışır. Bir kere kaybın acısını yaşamışken benzerini bir daha yaşamamak için aşılmaz zırhı vardır.

Dublin Caddesi'ndeki yeni dairesine taşındığı zaman geri dönülmez bir şekilde tüm dünyası değişir. Yeni oda arkadaşı Ellie ve onu amansızca takip eden Braden Carmichael ile yeni hayatı son derece renkli hâle gelecektir. Eğer hayatında onlarla bir gelecek istiyorsa tabi. İnsanları kendinden uzaklaştırmakta sorun yaşamazken, onlarla bir aradayken neden zordur?


Birçok kitap karakterine dut gibi vurulup aşık oldum diye gezmişimdir ama Braden'la tanıştıktan sonra geçmeyen bir kitap sarhoşluğu var üzerimde. 🥴 Kaç kere okusam aynı duyguları hissettirip aynı heyecanı yaşatan en sevdiğim karakterler listemin baş sıralarında yer alır. 🤤 Alaycı ve edepsiz olması, yakışıklı ve öhhö biri olması, ona yakışan kibiri, bayılmaya değer bir kitap erkek arkadaşı Brendan beycim. Henüz onunla tanışmamışsanız, çok şey kaybediyordunuz.

Kitaptaki tüm karakterler her biri ayrı bir şahanelikle, her birinden ayrı keyif aldım. Joss kadar güçlü olmayı basarabilirmiydim diye düşünürken bile ruhum sıkıştı. Yaşadığı hayatla yüzleşmek zorunda kalmak, kolay iş değildi. Bütün aileni bir günde kaybetmek düşünülemez bir şey ve nereden, nasıl devam edeceği konusundaki kararlı tavrı takdire şayan, elbette hayatta daha fazla hasar ve yara almamak için diğer herkesten uzaklaşmak kendi tercihi. O yüzden bazı bazı mantıksız davranışını görmezden gelebildim. Ama Braden ve Ellie'e karşı sert tavrında, onları içeri almadığında kalbimin kırıldığını inkâr edemem. 😔

Seksi, esprili, komik, duygusal ve uzanıp yüreğine dokunan (BRADEN, TUZLU KAHVEN HAZIR, GEL BENİ BUL) karakterleri seveceğinize eminim. Romantizm seven herkese ŞİDDETLE TAVSİYE ederim. Bunu kaçırmak istemezsin, inan bana. 😉

☆☆☆

On Dublin Street Series

#1 On Dublin Street / Dublin Caddesi
#2 Down London Road / Londra Caddesi
#3 Before Jamaica Lane / Jamaica Caddesi
#4 Fall from India Place 
#5 Echoes of Scotland Street 
#6 Moonlight on Nightingale Way


Esaret Şehrinde Bir Kitapçı - Shari J. Ryan | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Shari J. Ryan
Kitap Adı: Esaret Şehrinde Bir Kitapçı
Özgün Adı: The Bookseller of Dachau
Seri Sıralaması: *
Baskı Yılı: 2022
Sayfa Sayısı: 380
Yayınevi: Arkadya Yayınları
Kitaba Puanım: 5/5
Esir düşen bedenin değil de kalbinse, özgürlük ancak kavuşmakla mümkündür.

1940’lı yıllarda henüz gencecik bir kızken başlar Matilda’nın hikâyesi… Birlikte büyüdükleri çocukluk arkadaşı Hans, günün birinde bambaşka bir anlam kazanır genç kızın yüreğinde. Kalbini ilk kez pırpır ettiren genç bir adamdır artık o. Etraflarında giderek kararmakta olan dünyaya inat, birbirlerine inanmaktan ve birbirlerini sevmekten asla vazgeçmeyen iki âşığa dönüşmeleri çok sürmez. Aralarındaki bağlılık o kadar güçlüdür ki saf sevgilerinden yayılan ışığın, tüm karanlıkları aydınlatabileceğinden emindirler. Ancak Hitler Almanya’sının dalga dalga yaydığı kötülük, önüne çıkanı ezip geçmektedir ve ne yazık ki aşkın gücü bile onları durdurmaya yetmez. Bir sabah Naziler, Hans ve ailesini alıp götürmek için geldiklerinde, Matilda’nın kalbini de beraberlerinde götürürler. O günden sonra ise hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Bedeni özgür olsa bile Matilda da artık esaret şehrindeki tutsaklardan biridir ve Hans’ınkiyle beraber atan kalbine yeniden kavuşmak için her şeyi göze almaya hazırdır.

2018 yılının Amerika’sında ise kariyerinde sorunlar yaşayan başarılı bir mimar olan Grace Laurent, hayatıyla ne yapacağını bilemeyenlerin düştüğü o çukura düşmüş durumdadır. Tam da o büyük boşluk duygusuyla mücadele ederken, posta kutusunda âdeta tüm sorularına cevap olabilecek bir zarf bulur. Öte yandan o cevaplara ulaşmak için bütün düzenini geride bırakıp uçağa atlaması ve Almanya’ya gitmesi gerekmektedir. Hem de daha önce adını bile duymadığı ama büyükannesi olduğunu iddia eden, Matilda Ellman isimli bir kadından ona miras kalan mülkü görmek için. Grace, önce her şeyin garip bir şaka olduğunu düşünür ama Matilda’nın ona bıraktığı ipuçlarını takip ederek miras aldığı hikâyenin düğümlerini çözdükçe, çok geçmeden kendi içindekilerin de çözülmeye başladığını fark eder.

Esaret Şehrinde Bir Kitapçı, özgürlüğün, fedakârlığın, cesaretin ve insan olmanın anlamını tekrar tekrar sorgulatan, gözyaşları içinde okuyacağınız bir şaheser.
(Tanıtım Bülteninden)
Hikayelerin bakış açısı çok önemlidir. Bir pencerede birbirinin düşmanı iken bir başka pencerede ise çocukluktan beri tanıdığın kişi sonrasında kalbini delicesine çarptıran aşkın olur. Velhasılı bu Hikâyede birbirisiz nefes alamayan iki karakter olarak karşımıza çıkıyor Alman asıllı Mathilda ile Yahudi olan Hans.

Esaret Şehrinde Bir Kitapçı, II. Dünya Savaşı'nın farklı bir yanını anlatıyor bize. Hikayemiz iki ayrı hayatı ele alıyor. 1940'lı yıllar karşılıyor okuru, Yahudi aşkını kurtarmaya çalışan Alman bir kadın olan Matilda'nın bakışı ile yaşananlara şahit oluyoruz. Sonrasında 2018 yılına geliyor, annesinin yetim durumu nedeniyle akraba olduklarını bilmeden ona bırakılan mirası devraldığı söylenen Amerikalı Grace'in bakışı ile hikayenin başından sonuna neler yaşanmış adım adım okuyoruz.

Grace, kariyerinde başarılı bir mimar, bir gün ona ulaşan Almanya'daki avukatlar aracılığıyla geçmişi konusunda sır perdesini aralamaya, annesinin yetim olduğu, büyükannesi ile ilgini neler olduğunu öğrenmek üzere yola çıkar. Hiç tanımadığı büyükannesinden kendisine kalan mirası devralmaya, Matilda ve Hans hikayesi hakkındaki gerçeği öğrenmek için Dachau'ya kitapçıya gider.

Hikayenin her iki kısmı da çok güçlüydü, Matilda sıkıntı altında çok fazla güç gösterdi. Grace ise öğrendikleri karşısında hissettiği güçlü duygulara rağmen metanetini koruyarak gerçeği öğrenmeye istekliydi. Her iki karakter de beni kendine hayran bıraktı.

İkili zaman çizelgesini sevdim. Dachau kasabasının çok canlı tasvirleri vardı, kendimi Saray'a ve toplama kampının çevresine yürüyormuş gibi hissettim. O korkuları o acıları kargaşayı hissettim. Matilda ve Hans beni ne kadar duygusal bağlayıp onlar için üzülüp durduysam da Grace ve Archie o kadar beni heyecanlandırdı. 

Hikaye çok dokunaklı çok yüreğe dokunurdu. Okuduğum satırlar sadece bir kurgudan ibaret olmadığını bir zamanlar bunların yaşandığını bilmek beni derinden etkiledi. Okurken nefes alamadım çoğu zaman. Shari J. Ryan bu kitapla bizi kendine öyle bir bağlıyor ki daha ilk cümleden okuyucuyu kendine çekiyor. Aşktan ihanete, umuda ve hatta kalp kırıklığına kadar pek çok duyguyla dolu bir hikaye içinde hikaye okudum bu kitapta. Shari'nin kurgu hâkimiyetini sevdim, hikaye bittikten sonra etkisini uzun süre hissedeceğim.

Sonuç olarak, II. Dünya Savaşı'nın tarihi trajedilerinin içinde ıstırap, cesaret ve kararlılıkla sarmalanmış güzel bir aşk hikayesi okumak istiyorsanız Esaret Şehrinde Bir Kitapçı sizin aradığınız istasyon olabilir. Yazarın yazmış olduğu diğer kitapları da okumayı çok isterim, eminim onlar da yüreğe dokunur hikayeler barındırıyordur içinde.

Aşk Bahsi - Kathryn Caskie | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Kathryn Caskie
Kitap Adı: Aşk Bahsi
Özgün Adı: To Sin With a Stranger
Seri Sıralaması: Seven Deadly Sins #1
Baskı Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 272
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Kitaba Puanım: 3,5-4/5
Kalbine söz geçiremeyen âşıkların tutku dolu hikâyesi…

İskoçyalı Sinclair’ler sosyetede Yedi Ölümcül Günah olarak tanınmaktadır. Babaları tarafından mirastan men edilen yedi kardeş, asi hayat tarzlarından vazgeçerek Londra’da saygınlıklarını geri kazanmak zorundadır. En çok skandala imza atan aile üyesi ise Blackburn Markisi Sterling Sinclair’dir. Sosyetenin hanımları onun vahşi cazibesine karşı koyamamaktadır… Matmazel Isobel Carington dışında.

Isobel, White’s kulübünde üzerine oynanan bahsi öğrenince dehşete düşer: Sinclair’le evlenmesi üzerine on bin poundluk bir bahis açılmıştır ve neredeyse tüm Londra, genç kadının geleceği üzerine oynamaya heveslidir! Peki genç kadın, onu amansızca baştan çıkarmaya çalışan gizemli Sterling’i tanımaya başladıktan sonra, yaşayacakları günahın heyecanına karşı koyabilecek midir?

“Günah işlemek hiç bu kadar çekici olmamıştı;
Caskie’nin yarattığı Sinclair kardeşlerin skandalları herkesin dilinde.”
Romantic Times Book Reviews
Sinclair kardeşlerin merak uyandıran hikayeleri yedi romanlık bir seri dürtüsü ile başlayan bir serüvenin ilk durağı Aşk Bahsi kitabı. Benzeri kurguları daha öncesinde okuyup aşina olduğum bir kitap aslında benim için. Karakterleri sevdim, beni şaşırtan pek bir olaylar olmasa da kitabı genel anlamda sevdim.
Karısının kaybına dayanamayıp kendi kabuğuna çekilen, bu sayede çocuklarının yetiştirilmesiyle ilgilenmeyen Blackburn Dükü, yaptığı hatayı fark ediyor. Kendiyle kaldığı süre zarfında ihmal ettiği çocuklarına ne kadar zarar verdiğini anladığında düzeltmeleri konusunda bir karar verir. Bu karar kendince bir dersken çocukları açısındanbir cezadır. Dük'ün ültimatomu keskindir; "Sinclair adına layık olduğunu kanıtla."  Yaşadıkları malikaneden kovulan, eylemlerini düzeltmek adına Londra'ya sürülen Sinclair kardeşler onlara bağlanan gelirle kıt kanaat geçineceklerdir. Artık o şatafatlı hayatları geride kalmış, yaptıklarından pişman olarak düzelmek için kendilerine çeki düzen vermek zorundadırlar. Hayatlarını yoluna sokarak babalarının isteğini yerine getirirlerken gerçek aşkı da bulacaklardır.

Bir dövüş müsabakasında karşılaşan Sterling ve Isobel'i bekleyen kader, ilmek ilmek işliyordur. Tüm Londra, fırtınalı çiftimizin evlenip evlenmeyeceği hususunda bir bahse girerler. Onların sonu elbetteki mutlu olarak bitecektir ve ne yaşarlarsa yaşasınlar bildik seyirde ilerlerler. (Bu kısımda yüzde tebessüm bırakıyor.)

Güzel bir romantizm, ortalama bir giriş kitabı. Sinclair kardeşlerin hikayelerine ortak olmak keyifliydi, yazarın seriye devam edip etmeme konusunda fikrim yok, bizde çevrilen üç kitabı var. Sanırım beklenen ilgi olmayınca yazar da dördüncü kitapta durmuş. Ne olursa olsun tüm karakterlerin kendilerinin hikayelerini okumayı isterdim. Türe aşina olup seven okumak isteyenlere elbette öneririm fakat derseniz ki daha iyisi var mı? Var. Yine de hepsini okuyun, çünkü neden olmasın. Tarihi aşk sonuçta çok seviyorum. 😍

☆☆☆

Seven Deadly Sins seri sıralaması:
1. To Sin with a Stranger / Aşk Bahsi
2. The Most Wicked of Sins / Aşk Esiri
3. The Duke's Night of Sin / Aşk Gecesi
4. A Sin in White




Kalbimi Sana Verdim - Elizabeth Hoyt | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Elizabeth Hoyt
Kitap Adı: Kalbimi Sana Verdim
Özgün Adı: The Leopard Prince
Seri Sıralaması: Princes Serisi #2
Baskı Yılı: 2010
Sayfa Sayısı: 440
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Kitaba Puanım: 4/5
AŞK ROMANLARININ TADI ELİZABETH HOYT'LA BİR BAŞKA…
Bir leydinin asla yapmaması gereken tek şey uşağına âşık olmaktır…

Varlıklı Leydi Georgina Maitland, bir koca istemese de mülkleriyle ilgilenecek bir kahyaya ihtiyaç duyar. Ama Harry Pye'la göz göze geldiği anda, karşısında bir uşak değil, çekici bir erkek olduğunu anlar.

Üstelik ortada zehirlenen koyunlar ve öldürülen köylüler varken, bu yasak ilişkiyi sürdürmek daha da zorlaşmıştır. Leydi Georgina bir yandan haksız yere suçlanan Harry için endişelenmekte, bir yandan da aşk gecelerini sabırsızlıkla beklemektedir…

"Hoyt erotik ve romantik stiliyle okurlarının en gizli fantezilerini tatmin ediyor. Peri masalını gerçekle, çocukluk hayallerini yetişkinlerin tutku dünyasıyla harmanlıyor."
-Kathe Robin, Romantic Times BOOK Reviews

"Hoyt Çirkinin Aşığı'ndan sonra yine çok başarılı bir romansa imza atmış."
-Susan Tam, The Road to Romance

"Kalbimi Sana Verdim ilk sayfasından itibaren okurları ele geçiren
büyü- leyici ve duygu yüklü bir romans."
-Lauren, The Mystic Castle

"Elizabeth Hoyt okurlarını uçuruyor."
-Kate Cuthbert, All About Romance

"Bu kitap hiç bitmesin istedim… Bayıldım!"
-Virginia, Historical Romance Writers

Yine bir tarihi aşk yorumu ile sizlerleyim. Benim bu sevdamı bilmeyen duymayan pek yoktur diye düşünüyorum. Elizabeth Hoyt, sevdiğim yazarlardan ilk sıralarda yer alıyor. Hikayesi kurgusu yazımı beni hep içine çekmiştir.

☆☆☆

Prens serisinde elbette ilk kitap Çirkinin Aşığı sevdam bambaşka. Kalbimi Sana Verdim kitabını da sevdim, ilki kadar olmasa da baya sevdim. Serinin temelinde “güzellik bakanın gözündedir” teması yatıyor ve kurguyu daha güçlü kılıyor.

Gel gelelim kitabın konusuna; 1700lü yıllara gidiyoruz. George'un üç erkek ve bir kız kardeşi var. Başlarda sorun olacak biri gibi görünse  de ablası Violet, sonrasında sorununun ne olduğunu ortaya çıkıyordu. O sıkın haricinde George'un kardeşleri şaşırtıcı bir şekilde onu ve Harry ile olan ilişkisini desteklediler. Her şey açık bir dürüstlükle ele alınmıştı kitapta. Harry'nin bazı çok karmaşık aile ilişkileri var ki, bazı şeyleri açığa çıkması gerekiyor. Harry'e karşı bir kan davası söz konusu ve davamı spoiler olacağı için burayı kısa kesiyorum.

Georgina kendine bir koca aramıyordur, bunun yerine mülkünü idame edecek bir kahyaya ihtiyacı vardır böylece Harry ile yolları kesişir. Kızımız o dönem için geçerli olan güzellik normları dışında biri. Kitapta güzel olmayan sade bir kadın olarak tanımlanıyor. Bir kadın için biraz fazla uzun, evcilleştirilemez kıvırcık kızıl saçları var. Kendi doğrularıyla biraz da inatçı biri.

Esas erkek karakterimiz Harry Pye ise oldukça sıradışı görünüşe sahip. Hiçbir zaman kadınlar tarafından muhteşem biri olarak tanımlanmaz, çarpıcı yeşil gözleri dışında dikkat çekmez. Bir parmağı eksik ve özellikle boyu uzun değildir. O sadece sade Harry, sıradan bir kahyadır. Yani çoğu insanın özellikle de bir aristokratın farkına bile varmayacağı türden biridir.

Farklı sosyal konumlarından bağımsız olarak, Harry ve George'un birbirleri için uyum içindedirler. Harry çekingen, sessiz sakin biri olarak anlatılıyor, George ise Harry'nin suskun doğasının tam zıttı biri. Kıpır kıpır, konuşkan, eğlenceli bir mizah anlayışı olan bir kadın. Birbirlerini tamamlayan yapbozun parçaları.. 

Bir takım gizemli olaylar baş gösteriyor ilerleyen zamanda ve bu olaylarda serimizdeki baş karakterleri Harry'nılin arkadaşları olarak görüyoruz, ihtiyaç anında yardım etmek için ortaya çıkıyorlar. Bu gizemli olaylar sonrasında, küçüklü büyüklü sorunlar ortaya çıkardı. Bu gizem kurguya güzel yedirilerek iyi işlenmişti. Kalbimi Sana Verdim ilk birkaç sayfadan itibaren beni içine çeken ve zaman zaman elimden bırakmasını çok zorlaştıran çok yönlü bir hikaye oldu. Bundan da büyük keyif aldım.

Elizabeth Hoyt, karakterlerin kendilerini eşit ölçülerde vererek nefes kesici bir aşk oyunu sunarken, tutku dolu şehvetli aşk sahneleri yazmayı kesinlikle biliyor. Eğer siz de tarihi aşk okumayı seviyorsanız mutlaka okumanız gereken bir yazar ve seri. İlle de okuyun diyorum.

Seri Sıramalası:

#2 Kalbimi Sana Verdim / The Leopard Prince 
#3 Bir Aşk Masalı / The Serpent Prince 
#3,5 Buz Prenses / The Ice Princess