Kaybettiğimiz Işık - Jill Santopolo | Kitap Yorumu


Özgün Adı : The Light We Lost
Kitap Adı : Kaybettiğimiz Işık
Yazar Adı :  Jill Santopolo
Seri Bilgisi : ☆
Çevirmeni : Meriç Keleş
Sayfa Sayısı : 348
Yayınevi : Dex Yayınevi
Baskı Yılı : 2017
Kitaba Puanım : 4/5
Epey zaman olmuştur, bir kitap yüzünden kendimi bu kadar depresif hissetmeyeli...

Lucy ve Gabe'in aşk hikayeleri yarım kalmış bir hikâyeydi, tamamlanmak için yeterli istek belki yoktu fakat sonsuza kadar da devam edeceği bir kesindi. Alınan yanlış kararlar sıra dizisiyle ilerlerken, çıkmaz bir sokağa çıktı yolları, ayrılıksa kaçınılmaz olandı. 

Aşkın karmaşık olmasına dair birçok çıkarımlar var, aslında karmaşık olan insanken hissettiği duygunun karmaşık hâle gelmesinin de sebebidir. Bazı kitaplar mutlu sonsuz şekilde biter, bazıları ise sizi bir düğüm haline getirerek bırakır. Kaybettiğimiz Işık tamamen böyle bir kitaptı işte. Saf temiz duygular vardı fakat birbirleri için çarpması gereken kalplerin yolu bir çizilmemişti bu hikayede. Daha gerçekçi bir yanıyla tanışırken karakterlerle, yaşadıklarına şahitlik ettik okurken.

Gabe ile geçirdiği ilk günü hiçbir zaman unutamıyor Lucy, unutması zor bir gün yaşamış olmaları da unutulmaz kılıyor, o günü.  11 Eylül ikiz kulelere saldırı yaşandığı tarihte ikilimiz dersin ortasında olaydan haberdar oluyor. Yaşadıkları korku endişe yanında içlerini saran farklı bir duyguyu da beraberinde getiriyor. Telefonlar çekmiyor tabi, iletişim de kısıtlı, bilinmezliğin ortasında gibi Gabe ve Lucy birlikte bu kapana kısılmış ruh halini paylaşıyor. Gabe'in yurt odasına gidip vakit geçirmek mantıklı geliyor, eh ondan sonra oluyor zaten ne oluyorsa. Lucy açıklanamaz bir şekilde Gabe'e çekiliyor, bağlanıyor, aşık oluyor! Fakat Gabe'in hayatında olanlara bir yerde hayır diyemiyor oluşu bu ilişkinin o zamanlar oluşmasına engel oluyor. Eski sevgilisi ile devam ediyor yoluna Gabe ve aradan uzun zaman geçiyor. Lucy yetişkin bir kadın oluyor, o toy heyecanlı genç kız değil belki ama tesadüfi karşılaştıkları zaman yeniden o kız olabiliyor. Bu yüzden yıllar sonra bir barda tam da doğum gününde tekrar karşısına çıkınca kendini ondan esirgeyemiyor Lucy ve birbirlerine şans vererek çıkmaya başlıyor.

Birlikte çok eğleniyorlar, ruh eşi olduklarını düşünüyorlar, birçok konuda birbirlerine danışarak hareket ediyorlar. Ama mutlular mı diye sorarsak, Lucy için evet olan cevap Gabe için değil maalesef. 

Kendi iç dünyasında karmaşayı yaşarken Gabe, kendi benliğini bulmak adına aldığı kararları kendine saklıyor. Geri kalan hayatında ne yapmak istediğine emin olup ülke ülke gezerek en kritik anları ölümsüz kılmak istiyor, fotoğrafçılık onun kendini bulma yolundaki en hayati adım fakat bunu Lucy'ye her şey onaylanınca bahsediyor. Bu elbette Lucy için için bir yıkım demek oluyor. Ve farkına varıyor ki Gabe, tek başına kurduğu hayallerinde ona bir yer vermiyor. Böylece ayrılık kaçınılmaz oluyor. Aslında bütün bunların da bağlandığı bir sebep var, tabi korkaklık ederek kendini sevdiğin kişiden sakınmak yerine, korkuların sorunların üzerine giderek bir hayat paylaşmış olsalardı sonları mutlu biterdi. Gel gelelim temelde yatan önemli sebep ne? Babası o çocukken annesini terk edip gitmiş, kendine öncelik tanımış hayallerine öncelik vermiş ve geride kalanlara önem vermemiş. Gabe de öyle olmaktan çok korkuyor fakat önünde sonunda tam olarak korktuğu gerçek oluyor, o da babası gibi davranıyor. Bundandır ki kendini en iyi ifade ettiği yeteneğine sarılıyor, fotoğrafçılık onun için büyük bir tutku hâlini alalıyor.


Ayrılık sonrası kendini toparlaması zaman alıyor Lucy'nin, bir süre o acıyı yaşıyor fakat sonrasında böyle devam edemeyeceğine karar vererek yoluna bakıyor. Karşısına Darren çıkıyor... Başlarda arkadaş oluyor ikili ve temkinli ilerlemek istiyorlar, daha sonrasında beraber yaşıyorlar. Darren çok planlı bir adam işinde gücünde ve Lucy'i seviyor. Fakat Gabe ile bariz farkları da var. Mesela Gabe, Lucy'nin işinde desteğini hissettirerek ağzından çıkan her kelimeyi can kulağı ile dinleyip fikir verirken, Darren ise aa ne güzel sen yaparsın şeklinde geçiştiriyor.

Lucy, Darren ile evleniyor ama Gabe'i hiç unutamıyor, asla irtibatı kesmiyor; ondan gelen en ufak habere sıkıca tutunuyor. Çünkü Lucy Gabe'e âşıktı, Darren'i ise yalnızca sevdi. Bundandır ki hayatı boyunca bir bumerang misali ona geri dönmeye devam ediyor.

Beni epey sarsan bir kitaptı, dediğim gibi uzu bir zaman sonrasında bu kadar etkileyici bir kitap okudum. Gönül isterdi farklı olsun hikayeleri, mutlu sonsuz olsun ama olmadı. Kitabın dokunaklı hikayesi, karakterleri dünleri bugünü ve yarını, kurgunun yazımını ve ilerleyişi aşaması her bir detayı beni çok etkiledi. Ve finali kalbimi kırdı, bir miktar gözyaşı dökmüş bile olabilirim tabi.

Kendinden daha çok sevdiğine odaklanan, fedakâr Lucy, kendini bulacak diye hayatındaki en değerli şeyi elinden kaçıran ahmak Gabe ve sabırlı ve sakin bir hayat sunan sevgi dolu Darren bu yolculukta unutulmaz karakterler olarak hafizamdaki yerini aldı.

Tek bir şikayetim olabilir kitaba karşı daha uzun hâli ve o sonun değişmesi. Sonradan neler olacak diye epey kafa patlatıp hayaller kurdurdu. Kitabı okumanızı gerçekten öneririm. Yorumumun bu satırına kadar okuduğunuz için teşekkürler, kitapla ve sevgiyle kalın.

Kaybettiğimiz Işık Kitap Açıklaması
Aşk Hikâyesi, Bir Gün ve Senden Önce Ben’i bir öyküde buluşturan, kısa zamanda tüm dünyada büyük bir okur kitlesi kazanan Kaybettiğimiz Işık hüzünlü bir aşk masalını inanılmaz bir sonla noktalıyor.

Kararınla içimi parçalamıştın... yaşanan onca şeyden sonra hâlâ kanıyor..
İki aşk, iki yaşam.
Biri ona ilham verdi, onu gerçekten anlayıp cesaretlendirdi. Diğeriyse ona güvenli bir gelecek sundu, koruyup kolladı onu. Lucy korkunç bir karar vermek zorundaydı. Seçimini yapmadan önce hikâyesini en başından anlatmaya başladı...

Dünyanın kaderinin değiştiği günlerden birinde, 11 Eylül'de bir üniversitenin kampüsünde tanışmıştı Lucy ile Gabe.

Tıpkı tüm dünya gibi onların da yaşamı o kısacık anda değişiverdi. O gün anlamlı bir hayatları olması için, dünyaya bir şeyler katacaklarına söz verdiler. Bir yıl sonra tekrar karşılaştıklarında birbirlerinin hayatlarının anlamı olmak istediler. Ne yazık ki aşkları Gabe’i durduramadı; Orta Doğu’ya gitmeyi seçti, büyüklere acının hikâyelerini anlatabilmek için. Lucy de New York’ta kalmayı seçti, çocuklara mutluluğun hikâyelerini anlatabilmek için... Fakat ikisinin hikâyesi bitmedi, yazılmaya devam etti.
(Tanıtım Bülteninden)

Kalbim Sana Ait - Jewel E. Ann || Kitap Yorumu


Özgün Adı : Look The Part
Kitap Adı : Kalbim Sana Ait
Yazar Adı : Jewel E. Ann
Seri Bilgisi : ☆
Çevirmeni : Hanife Albayrak Çift
Sayfa Sayısı : 383
Yayınevi : Nemesis Kitap 
Baskı Yılı : 2021
Kitaba Puanım : 2 /5
Yorumda spoiler mevcuttur!

Jewel E. Ann okuyanlardan tam puan alarak çok sevilen bir yazar. Çoğu kişi bayıldı aşık oldu kitaba, eh beklenti haliyle arttı ben bir yükseldim yükseldim, okuyup da karakterlerle tanışınca o yükselen beklenti beni dağın tepesine çıkarıp hop aşağı atarak yere çakılmama sebep oldu. Kitabı sevmedim, karakterleri sevmedim, olayları sevmedim, bana hitap eden bir şey bulamadım. Bir olmamışlık aldı başını gitti. Birincisi çevirisi gerçekten sıkıntılıydı, ikincisi karakrerler de en az çevirisi kadar sıkıntılıydı. *Bence* Ve siz sevdiniz diye benim de sevmem gerekmiyor, bundan dolayı bana *kızmayın*.

Orjinali okuma şansım yok, o kadar ileri derece Ingilizce bilmiyorum maalesef, bu yüzden Türkçe kopyası ile idare etmem gerek. Çeviride gerçekten sıkıntı vardı, bir cümleyi anlayabilmek için birkaç defa okumam gerekti. Bu da benim sürekli olarak kurgudan kopmamı sağladı.

Karakterlere gelecek olursam Ellen gerçek dışı "fantastik" bir tipti, hayatımda olmasını istemeyeceğim her özelliği taşıyordu. Bir kere dengesizdi, karşısındaki insanı rahatsız edecek şekilde konuşan düşüncesizce hareket eden dahası sınır ne bilmeyen bir kadın. Yalnız şaka değil, gerçekten sınırını bilmiyor. Adamla tanıştıkları andan kısa süre geçmesiyle aralarında bir ilişki başlamamışken hele adamın orasına burasına dokunmaya çalışması, kravatını, gömleğinin yakasın düzeltmesi, sürekli ellerini üzerinde tutması rahatsız ediciydi. Adam tarafından bir davet de yok ama en başlardan bahsediyorum ben, eller hep üstünde. Bu bariz taciz değil de ne? Şu tavrı bir erkek yapmış olsaydı, tavrımız ne olurdu ben merak ediyorum.

Cıvıl cıvıl, pozitif, sevecen, bağışlayıcı, olması üzerine olmayan bir gömlek gibi, o öyle hissettirmedi ne bileyim... Aşırı rahat tavırlarına anlam veremedim. Bir tek evcil hayvan olarak fareleri seçmiş olması ilgi çekici geldi, onun haricinde yanına yaklaşacağım biri değil.  

Gelelim Flint'e, yıllar önce bir aile toplantısı kutlama yemeği her neyse artık orada içiyor beyzadem, karısı da diyor ki içme arabayı sen  kullanacaksan alkol alman doğru değil. Bizimki de bir şey olmaz modunda takılıyor. Sarhoş oluyor, kadın gene uyarıyor bu da erkeklik yapıyor *buraya zibilyon küfür sığdırırım* vay efendim sürerim ben yaparım ben ederim ben, ettin zaten, içine ettin bir kere! Hop kaza, hop karısını kaybetme. Ve yalnızlık... Beyimiz aşka kapıyı sıkıca kapatıyor ama arada "ihtiyaç karşılamak için" birileriyle olabiliyor, erkek sonuçta dimi ama... Neyse iş değişikliği yapıyor, avukat oluyor işinde gücünde aklında sürekli ölen karısı sürekli olarak ama... Bu arada oğlu Harrison otistik bir çocuk, çok zeki çok tatlı, Karakterler açısından, otistik oğul Harrison'ı gerçekten ama çok sevdim. Kitapta katlanır kılan bir etkendi. Bir kere çok komikti. Gelişim açısından en etkilendiğim hatta tek etkilendiğim karakter Harrison'du.

Flint, oğlunu yeteri kadar sevmiyordu bence, o koşulsuz sevgi his geçmedi bana. O saf sevgiyi göremedim. Daha çok pişmanlık ve sorumluluk duygusunu hissettirdi okurken. Büyüsün de kendime şunu yapcam şeklinde söylemlerine de bakarak asla sevdiğini düşünmüyorum. O kazada karısı yerine kendisinin ölmesini dilemesine katılıyorum, ölseydi eminin anne oğul daha güzel hayatlar yaşardı. Neyse.

Benim bu olayda takıldığım kısmı da izah edeyim de boşa kin güdüyor düşüncesi taşımasın satırlarım. Kazadır olur, gerçek hayatta da insanın başına kazayla birçok şey gelebilir, oluyor yani bunlar. Fakat sarhoş bir şekilde direksiyon başına geçmek demek, düpedüz cinayettir ve bu durumda arkası sağlam değilse yargılanır ve yargılanması gerekir. Elbetteki karakterimiz içinde bir adalet terazisi yaşamış, ölmüş karısı Heidi'nin annesi Sandy torununun annesiz kalışı üzerine babasız da kalmasına gönlü razı gelmiyor, şikayet vs durumu olmuyor, tek şart koşuyor, torunu yetişkin olana kadar iyi bir baba olması. Teyzecim, ihmalkârlık ederek kızının ölmesine sebep olmuş, sence verdiğin karar doğru bir karar mı? Neyse daha fazla takılmıyorum o detaya ben. Ama şimdi yiğidi öldür hakkını ver demişler, bakım ve sorumluluk konusunda sağlam biri Fint, iyi bir baba ama sevgi noksanlığı var.

Ana karakterlerimizin tanışması uzun sürmüyor, bizimkinin fazladan boşta olan bir ofisi var oraya da kiracı arıyor. Ellen de taliplerden biri, konuşup anlaşıyorlar ama kadın işi konusunda detaya mı girmemiş yoksa Flint dolu kafayla dinlerken kulak mı asmamış bilmem müzik terapisti kendisi ve işi gereği enstrümanlarla çalışıyor. Bu durum Flint'in hoşuna gitmiyor ve onu kovuyor konut sahibi olarak üstelik sözleşme ihlali yokken. Bir de bir sekreteri var ki o da Ellen ile aynı kafa, sınırdan haberdar değiller her işe burun sokmaya endeksliler, sevemedim onu ve olaylara yaptıgı yorumları. 

Aşkı hissedemedim ben, yaşadıkları ilkler bana geçmedi; yakınlaşmaları, öpüşmeleri, sevişmeleri samimi değildi. O sıcaklık yoktu, zaten kadının doymak bilmediği bir dokunma ve dokunulma arzusu vardı ki inanılmaz yordu. Bakın bazımız mantıklı bulup açıklamadan tatmin olmuş olabilir ama beni tatmin etmedi. Eski kocasının maceraperestin teki olması, geçirdiği kaza sonrası parmaklarını kaybetmesi, her şeye öfke duyup sinirini Ellen'dan çıkarması, sevişirlerken dokunmasına izin vermemesi travma yaratmış ve bunu güzel şekilde -belki de dokunaklı ama ben hissedemedim- aktarıyor ama yok yani orada da sinir beynimi uyuşturuyor. Adam senden nefret ediyor bacım, adam seni istemiyorum diyor bacım, seni kapı dışarı edip kovana kadar AKLIN NEREDEYDİ? Yaa bana dokunmuyor dokunmama izin vermiyor diye tribe giriyorsun bir de. ALLAHIM SEN BENİM AKLIMI KORU! Romantizm böyle olmaz, böyle olmamalı dostlarım. Biri seni istemiyorsa istemiyordur kes biletini yolla, bak sonra kendi hayatına! Bundan travma devşirip hoşuna gitti bu beni becerir diyerek elin adamına sebepsiz yere alakasız yerde dokunamazsın ama...

Toparlamam gerekirse Ellen'ın eski kocasıyla alakalı eklenen ve davranışlarına anlam kazandırılsın diye yazılmış olan 'drama' gerçekten gereksizdi. Mantıklı bir yanı yoktu, bana ulaşamadı mantıklı bir şey bulmadım, hikayeyi anlaşılır almadım ve davranışa anlam konduramadım. Üzgünüm, ama etkilenmedim.

Bu kitap baştan sona olmamışlıklarla doluydu. Bir kere birbirlerinden gerçekten neden etkilendikleri yazmıyordu. Karakter bakışı ile yazılmış kitapta her iki karakterin de ağzından okuduk ama neden çekici ne sebebiyle etkileyici bulduklarını hiçbir zaman anlaşılır değildi ki okuduğumu anlayan biriyimdir, ben anlamadım bu işten, çıkamıyorum içinden.

Ellen, Flint için seksi takım elbiseli ya da ona benzer şey diyordu ve genelde kızdırmak ve kavga ederken son derede filtresiz konuşuyordu. Yani, neden? Bacım niye ya niye? Bu adama eridim donum ıslandı abooo diyon ama it gibi de davranıyoooon, amacın sadece düzüşmekse orasını bilmem ama aşk olmadığı aşikar.

Adam zaten kendinden umutsuz, mutsuz ve huysuz biri, geçmişte yaptığı hataya takılmış kendini de düşünmüyor varı yoğu oğlu ama çöpçatan kesilen asistanı ana babası biri hayatında olsun istiyor. Yani onu da öldürsün derseniz ben tamamım ya diyesim geldi her konu dönerken. Çünkü bir sürtüşme uzaklaşma mevzusu dönerken yine sadık manitasına sarıldı, içkiye! Senden bir bok olmaz yiğidim, sen düz devam et! 

Babasının felç geçirmesi ile Ellen gidiyor, plansız şekilde hamile kaldığını öğreniyor, eski kocası dönüyor diyor ki aha artık robotik parmaklarım var bana şans ver dndjdjd NE? Sonra babanne dede geliyor birbirinden yaşlılar babasına bakmaya vs ohoo o kısımlar ise ne düşüneyim ne hissedeyim boş boş okudum açıkçası. Ve beni rahatsız eden başka unsur da tüm karamsarlığa iç bayan temaya rağmen araya sıkıştırılmak istenen mizahi unsurlarla havanın dağıtılma çabası. Sevgili yazar, muhtemelen hep övgü aldın hep pohpohladın ama biri gerçekleri söylemeli üzgünüm. Olmamış hissedilemiyor ya da ben bu tarz konuda çok iyi kitaplar okudum diye bana yetersiz geldin, üzgünüm. 

Beni bağışlayın da ben sevemedim. İçerikte değindiğim yerlerde çok rahatsız oldum. Ne Ellen ne Flint beklentimi karşılayacak bir karakter değildi, seveceğim bir ilişki yaşanmadı geçmişleri bana geçmedi o acıyı hissetmedim. Dokunuşlar boştu bakışlar boştu, hint dizilerinde bile his vardı da işte... Kitabı okumayı düşünenler varsa beklentisiz okumalılar ya da bir şeyleri göze alarak başlamalılar. Yukarıda değindiğim noktalara takıntılı değilsiniz, benden daha fazla keyif alacağınız bir gercek. Ben harici herkesin okuduğunda beğendiğini görebiliyorum. 

İlişkisi yolunda gitmeyen ittirerek devam eden sevgili gibi hissediyorum kendimi, partnerime sorun sen de değil ben de diyorum sanki. Bunu söylüyorum ama asıl sorunun sende olduğunu fark et diye gözünün içine bakıyorum belki. Ortada bir sıkıntı da, irdelemek yerine okuyup geçsem sever miydim? Ya da yazar irdeleyerek daha güzel yazsa ben de aşık olur muydum? Şüpheli.
“Duygular bizim en iyi pusulamızdır.”

Flint Hopkins, hukuk bürosunun üzerindeki daire için mükemmel bir kiracı bulduğunda işlerin tepetaklak olacağından habersizdir. Yeni kiracısı Ellen müzik terapisti olmanın hakkını verir: Gün boyunca söylenen şarkılar ve susmayan müzik sesi genç adamın kozasının içine sızar. Acımasız avukat, kendi iyiliğini düşünerek bu fazla çekici, sürekli sevdiği melodileri mırıldanan kızıl saçlı kadına tahliye bildirisi gönderir. Ancak Flint’in otizmli oğlu Harrison ondan hoşlanmıştır ve şans Ellen’dan yanadır.

Flint ve Ellen’ın arasındaki tutku-nefret ilişkisi güzel ve trajik bir hikâyeye dönüşür. Hayat önlerine engeller koyarken aşklarına sahip çıkmak için vermeleri gereken zor bir karar vardır.

Aşk mı yoksa sorumluluklar mı galip gelecektir?
(Tanıtm Bülteninden)






Küçük Tatlı Yalanlar - Jill Shalvis || Kitap Yorumu


 Özgün Adı : Sweet Little Lies
Kitap Adı : Küçük Tatlı Yalanlar
Yazar Adı : Jill Shalvis
Seri Bilgisi : Heartbreaker Bay #1
Çevirmeni : Zeynep Yeşiltuna
Sayfa Sayısı : 359
Yayınevi : Nemesis Kitap
Baskı Yılı : 2019
Kitaba Puanım : 5/5
Herkese merhaba, güzel dostlar.
Sevdiğimiz türden okuduğumuz kitaplardan bazısı yüzümüzü güldürürken, bazısı bizi hayal kırıklığına uğratıyor. Bazısı da kendine hayran bırakırken aşık olunası karakrerleri hayatınıza dahil ediyor. Bu yıl okuduğum kitaplar arasında tam puan alarak en sevdiğim 3 kitap arasına girmeyi başaran bir kitap olurken, her daim okuyacağım favorilerim listeme girdi.

Şu kadarını söylemeliyim ki, aldığı övgüleri hak ediyor. Küçük Tatlı Yalanlar ile yazar  hayatınıza dahil olacak enfes karakterler okura sunuyor. İnanılmaz eğlenceli, inanılmaz hareketli, inanılmaz sevilesi karakterli şahane bir kitap... Sizi aşka dostluğa doyuracak içinizi eritecek vee ateş basmanızı sağlayacak. Seriye başlangıç kitabı da böyle olur dedirten türde, bayıldım bayıldım ve bayıldım...

Bir romantik komedide isteyebileceğiniz her şeyi bu kitapta bulabiliyorsunuz. Karakterlerin arasındaki kimyası, eksik olmayan kahkahası, yeterli miktardaki cinsel gerilimi, aile bağı, bağışlanma duygusu, sorumluluklar, bacakları titreten aşk ve ters içinde bırakan şehvet! On numara beş yıldız bir hikaye.

Finn ve Pru ilk karşılaştıkları andan itibaren aralarındaki etkileşimlerin yoğunluğu, çatırdayan elektrikleri ve tek vucut olduklarında ortaya çıkan sıcaklık  kitabımın sayfalarından dışarı çıktığını hissedebiliyordum. *abartmıyorum asla!* Bunların hepsi büyüleyiciydi fakat bir unsur vardı ki beni kör eden; Finn'in ta kendisi! Finn kadar büyüleyici hiçbir şey yoktu. Şey, öhhö, aşklarını sayarsak bir şey daha varmış.

Daha önce Jill Shalvis kitabı okuyanlar daha aşınadır elbette ve bu söylediklerime de destek çıkacaklarını düşünüyorum. Kitaplarında destekleyici karakter kadrosunun da ana karakterler kadar renkli ve ilginçler. Bu kitaptaki karakter kadrosu ise harika! Her birine çok güldüm her birine bayıldım, tekrar söylüyorum böylesi bir arkadaş grubunun parçası olmayı çok isterdim. Beni de Pru'yu aralarına kabul ettikleri gibi kabul edebileceklerinden eminim. Tek sorun bir adet Finn O'Riley vardı ve onu da Pru kaptı. Şanslı sürtük...

Finn'in arkadaşlarının, sanki Pru da o grubun bir  parçası, sanki yıllardır onlarla birlikteymiş de hep tanıyormuş gibi hemen sevmesini okumanız gerekiyor. Nasıl bir arada olduklarını, birbirlerine verdikleri değeri, her zaman için birbirlerinin arkalarını kollamaları çok gerçekçi ve çok samimi hissettiriyor. O'Riley's Pub'da oturup Pru ile sıcak kanat yemek ve Finn'in o mükemmel çok seksi vücuduna bakmak, orada vakit geçirmek, tüm ekiple dart oynamak isteyeceğinize eminim. Çünkü ben istedim.

**Gelelim nasıl ve ne şekilde yolları kesişmiş ve neler olmuş? Burasından sonrası spoiler barındırıyor, zaten yorumun detayını bundan ötürü bloga sakladım ama değil mi?**

Finn ve Pru'yu birbirine bağlayan kader, çok can yakan bir hikâyeye ve dahası kızımızın vicdanına bağlanıyor. Sekiz yıl önce henüz bir ergenken katıldığı parti dönüşü babasının onu alması ile alakalı bir iletişimi olur Pru'nun. Sonrasında alkollü şekilde araç kullanan babası ve annesi karıştığı bir kazada canından olurken birçok insana da hem maddi hem de manevi zararları olur. Sırf bundan sebep kızımız hayatı boyunca derin pişmanlıklara sarılır. 

Pru, San Francisco'ya taşınıyor, orada bir tur teknesininde kaptan olarak yaşıyor ve şu anki hayatı konusunda bir şikâyeti yok. Onun ufak bir sırrı da var. Bu sırrı bilen kişi sayısı bir, o da kişi de eskiden sevgili olduğu ama yürütemeyeceklerine inanıp dost olmayı tercih ettiği patronu Jack. İçinde barındırdığı korkunç hislerden haberdar ve trajik kazaya karışan herkesi takip ettiğinide bir tek Javk biliyor. İsmini gizleyerek kazadan etkilenen tüm insanlara yardım ediyor. İyi olduklarından emin oluyor, hayatlarını daha iyi hâle getiriyor, bunun için çabalıyor; is buluyor, yurt buluyor, burs buluyor, resmi evraklarda vs yardımı dokunuyor... Dahası hayallerini gerçeğe dönüştürmek için ihtiyaç duydukları her şeye sahip oluyor.

Kazada babasını kaybeden biri var, onunda diğerleri gibi güzel bir hayatı olup kötü etkilendiğini düşünerek endişe duyuyor fakst görünürde olandan daha fazlasını çok çok sonraları öğreniyor. Sıradaki hayatına dokunarak mutlu olmasını sağlayacağı adama yoğunlaşıyor. Finn O'Riley. Uzaktan izliyor, onun için binasının çıkış kapısının baktığı avlusunda bulunan dilek çeşmesine çeyreklik atarak aşkı bulmasını diliyor, tabi aşkı onda bulması bir mucize... O öyle düşünüyor, o kısmı okuyanlar yaşadığı bocalamaya kahkahalarla gülmüştür eminim. Pru'nun düşünmeden edemediği bir pervane misali ateşe uçuşmasını sağlayan bu seksi adama vuruluyor.

İşler ters gitmeden gerçekleri anlatması ve ondan deli gibi etkilendiğini onsuz nefes alamaz olduğunu göstermesi gerek ama ne olsun? Finn o söylemeden gerçekleri öğrenip kızıyor. Biraz ahmaklık yapıyor da diyebiliriz aslında. Ufak bir ayrılık sonrası pişmanlık ve daha sonra vuslata eriyor cağnim çiftim.

Pru'yu çok sevdim ben. Yaşadığı onca kötü olaya rağmen mutlu olmaktan ve gülümsemekten asla vazgeçmemesi onun ne kadar güçlü biri olduğunun kanıtı. Dışa açık, özverili, verici, istekli, pes etmeyen bir karakter. En çok onun mutlu olması gerekiyor ve mutlu olduğunu okumak beni de inanılmaz mutlu etti. Finn ona iyi geldi, birbirlerine iyi geldi. Finn ise bu yıl karşılaştığım en tatlı erkekti benim için. Romantik, sevecen, anlayışlı ve en ateşli karakter! Ekibin geri kalanı da çok matraktı. Willa, Elle, Archer, Spence, Sean (Finn'in kardeşinin de umarım bir kitabı vardır. Elle ve Archer arasında gerilimi okurken hissetmemek mümkün değil, onların kitabını okumak için sıbırsızım. Bir de kitapta öyle ponçik öyle tatlı bir karakter vardı ki her ismi anıldığında şeker komasına girecektim. Thor! Çok tatlı bir köpek, kitaplarda hayvan dostlarımıza da yer verilmesine bayılıyorum.

Heartbreaker Bay serisi yeni gözdem olacak gibi... Bunca zaman beklettiğim için de gerçekten pişmanım, daha erkenden alıp daha erkenden okumam gerekiyordu. Küçük Tatlı Yalanlar şahane seri başlangıcı giriş kitabı, inanılmaz sevdim, bayıldım. Jill Shalvis, tüm karakterlerine aşık olmadan bizi bırakmayacak sanki. Serinin devamında neler olacağını görmek için sabırsızlanıyorum.

Yorumumun bu kısmına kadar okuduğunuz için teşekkürler.
Sahip Olamayacağın Tek Erkeği Seç…

San Francisco’da kıyı turları düzenleyen bir geminin kaptanı olan Pru genç ve güzel bir kadındır. Onun için fırtınalı denizlerle başa çıkmak oldukça kolay bir iştir. Asıl zor olan karada onu bekleyen yeni hayatıdır. Yeni evini ve dost canlısı komşularını çok sevmiştir fakat Pru Hariç Herkesin Bay Mükemmeli’ne âşık olmak gibi bir tehlikeyle de karşı karşıyadır.

Ona Aşık Ol, Hem de Sırılsıklam…

Şehrin en popüler mekânlarından birini işleten Finn O’Riley, arkadaşlarına her daim vakit ayıran, bir seksenden uzun boyuyla dikkat çeken, çalışkan bir yakışıklıdır. Finn’le arkadaş olan Pru, o koyu yeşil bakışların hedefinde bulunmanın ne kadar muazzam bir his olduğunu hemen keşfeder. Ancak bir dart okunun karıştığı saçma bir kaza –nasıl olduğunu hiç sormayın– üstsüz gerçekleşmesi gereken bir pansumana sebebiyet verir ve o noktadan sonra da işler arkadaşlık sınırının hayli ilerisine sürüklenmeye başlar. Hem de son hızla…
            
Ve Sonra Ona Gerçeği Söyle…

Pru’nun tek isteği Finn’in mutlu olmasıdır. Her hayali gerçekleştirdiğine inanılan o efsanevi çeşmenin başında tuttuğu dilek, hem onun hem de Finn’in hayatını değiştirmek üzeredir. Pru mutluluk sarhoşu olsa da tedbiri elden bırakmamalıdır çünkü her şeyi altüst edebilecek bir sırrı vardır.
(Tanıtım Bülteninden)

Bilinmeyen Numara Serisi; Nar, Bal, Kar - Emre Gül || Seri Yorumu


Kitap Adı : Nar, Bal, Kar
Yazar Adı : Emre Gül
Seri Bilgisi : Bilinmeyen Numara 1, 2, 3
Sayfa Sayısı : 368, 352, 368
Yayınevi : Ren Kitap
Baskı Yılı : 2022
Seriye Puanım : ☆☆☆☆
Emre'nin kitaplarını önceden beri merak ederdim fakat kapaklardan sebep ertelerdim. Bu seri için ilk söyleyeceğim fikrim, içeriği yansıtan kapaklarla kkitapların okurla buluşması olur. Nar uçlu kolye, Çınar'ın dizlerine yatan Balın, fotoğraf kareleri, kar küresi, dostluklarının simgesi için aldıkları bilekliler, kitapta olan bu detayların kapakta da var olması çok hoşuma gitti. Elbette ki diğer kapaklarda güzeldi fakat pek hoşuma gittiği söylenmezdi. Ren Kitap baskısı ise tamamen içeriğin dışa yansıması olmuş. Bu yüzden kapağa ruh üfleyen Arife'ye bir kez daha sevgilerimi sunuyorum.

Kapaklar kadar kitaplar da beni yakaladı, karakterler her iki koluma girerek hikayelerine ortak etti.

NAR

İlk kitapta Çınar ve Bal ortak bir proje için yaz tatillerinde belirlenen grupla bir yere gidiyorlar. İkili acayip mutlu ve heyecanlı, ödev dahi olsa beraber olup vakit geçirecek aynı zamanda tatillerini yapacaklardır. Derken eklendikleri grupta kişilere bakarlar ve bir mesaj gelir Balın'a. Kayıtlı olmayan bu numara değişik bir isme sahip olduğu hakkında bir mesaj atar. Bunun bir şaka olabileceğini düşünen ikilimiz üzerinde durmaz.

Çınar ve Balın çocukluktan beri kopmayan bir dostluğa sahiplerdir. Birlikte büyürken yıldızları izleyerek hep dilek tutarlar. Sonsuz olmaktır dilekleri ve ilelebet birbirlerinin hayatlarında en değerli kişi olarak kalmayı isterler. Dışarıdan bakan herkes onların dostluğunu yanlış yorumlayıp bir ilişki içinde varlar mı merak ederler fakat bizim ikili inatla dost olduklarını başka gözle bakamayacaklarını söyler dururlar. Dostluk ilişkileri imrenilecek, gıpta edilecek bir ilişki fakat içerde birbirlerine karşı hissettiklerini daha ilk kitaptan ele veriyorlardı kendilerini. Belliydi bir yerde...

Okuldan hocaları, Murat'ın düzenlediği bu proje ödevi kapsamındaki tatil görünümlü sorunlar düğümü aslında ikiliyi içinden çıkılamayan durumlara sürükleyecektir. Tanıştıkları her yeni yüz, her isim bundan sonraki hayatlarındaki değişime tanıklık edecekler.

İlkin Emir, ben bu çocuğu çok sevdim. Hazal, bu kızı inanılmaz tatlı buldum ve devam kitabında daha çok sevdim. Beren için pek olumlu hislere sahip değilim. Baran sessiz sakin durup tüm şüpheleri üzerinde toplayan bir karakter fakat onun da hiçbir şeyden haberskz olduğunu seri finalinde öğreniyoruz.


BAL

Bilinmeyen numaradan dur durak demeden mesajlar gelmeye devam ediyordu. İş artik çirkin yere de gidiyor, mesaj muhatabı artık tek bir kişi değil. Balın ile birlikte Çınar da mesajcı dedikleri kişiden sürekli mesajlar alıyordur. Tehditler tehditler... Bunları okurken hep sorguladığım şey, neden 'polise haber vermemeleri' yani durup bakınca sıkıntı yaratacak durumlar vardı ki devamında da oluyor. Seride benim beğendiğim kitap Bal, hissedilmeyecek ama boşlukların doldurulsa daha iyi olacak dedirten eksikler olsa da benim için en heyecanlı en dokunaklı kitap Bal.

Balın'ın önyargıları yorsada, Beren'in da fevri çıkışları olup Balın ile birlikte o önyargılara körükle gitse de (bu iki durum tatsızdı), Emir'in saf duyguları o hissedilir aşkı, Çınar'ıtn yavaştan kendi duygularını fark ediyor olması ve Hazal'ın temiz aşkını okumak güzeldi. Baran ise tamamen sürpriz oldu, okuyanlar muhtemelen anlar. 🤭


KAR

İkinci kitapta zirveye çıkıp tam oralarda tadı çıkıp artik kötülerin cezasını çekeceğini daha bir aksiyon olacağını beklerken, tamamen farklı bir tablo ile karşılaştık. Neyse ki Emir de benle hemfikir olacak ki olan olmuş kalan kalmış zurnanın zart dediği yerde 'polise gitsek ya' dedi ya, beni benden aldı. Keşke en başta bunun farkına varılıp şikayet oluşturulup suçlu bulunsaydı Hazal belki de yaşıyor olurdu. Ki neredeyse Baran da canından oluyordu!

Bu arada Emir ve Beren cephesinde sıcak yakınlaşmalar derken sevgili oluyorlar, Çınar artık aşık yavrum farkında kendinden ama ben bunu nasıl yaparım modunda, Balın ise henüz inkarlarda gibi bir şey derken kitabın ortalarında sevgili oluyorlar. Bu arada kötü adam bilinmez bir numaradan çıkıp bir kimliğe bürünüyor, hemen burunlarının dibine geliyor hatta beraber tatillere gidiliyor...

Sevgi, dostluk, ilk aşk vs derken evet güzel bir seri okuduk. Beri yandan psikolojik sıkıntısı olan bir genç var, ihmalkâr baba var, bu baba sayesinde tertip edilen yolculuk sonunda canından olan genç bir kız var. Olumsuzlar da geriye çekilip bakınca görülüyor. En azından ben suçlunun cezasını çekmesini okumak isterdim. Ya da bok yoluna gidip geberebilirdi.

Eksilrr ve artılar derken Kar beklentimi pek karşılamadı, Nar seri giriş kitabı olarak ortalama bir kitaptı ama Bal, fav kitabım seride, kessinlikle sebebi de Çınar & Hazal & Emir. Bu üçü için okunur seri.



Genel Degerlendirmem;

Tek solukta okunup bitebilecek bir seri #bilinmeyennumara serisi ve kitapları #Nar #Bal #Kar 🖤

Giriş gelişme ve sonuç olarak ilerleyen seride yavaşça kendi duygularının farkına varan iki gencin başta imrenilecek dostluğunu okuyor, ilerleyen sayfalarda da birbirlerisiz olamayacaklarını görüp duydukları saf aşka şahit oluyoruz.

Seride beni en etkileyen ve en çok sevdiğim kital Bal oldu, çünkü asıl ortaya çıkması gereken duygular o kitapta sebepler bularak topraktan filizleniyor. Yoksa uzuuuun uzun zaman geçerdi eminim. Okura vaad edilen duygular çok güzeldi; oldukça saf ve temiz bir aşkın yanında sonsuz bir arkadaşlığı sunuyordu yazarımız satırlar aracılığıyla. Tabi bunun yanı sıra hoşunuza gitmeyen önyargılar da bulabilirsiniz. Mesela Balın ya da Beren karakterinde olduğu gibi, sevemediğim iki karakterdir kendileri. Şımarık oluşları hani yakıştırmış olsam da, tanımadan yaftalama huyları gram hoşuma gitmedi, çok keskin düşünceleri vardı. Özellikle ana karakterimiz Balın'ın... Kendi hoşuna gitmeyen biriyle Çınar'ın konuşmasını istemezken benzerini kendisi bir güzel yapıyordu. Tabi bunlar kitabın detayları olup okurken kendinizin şahit olmanız gereken kısımları.

Ben seride en çok Çınar'ı sevdim. Çok yalın ve ayna gibi bir karakterdi, ne veriyorsanız onun yansıyacağı biriydi. Emir ve Hazal sonrasında gerçekten tanıdığımız (ben bir tık detay da istedim sanki) Baran vardı bayıldığım karakterler. Serideki favorim de kesinlikle Bal. Bir de değinmem gereken kısım karakterlerin davranışları var, ileri bir yaşta iseniz bir acabalara sürüklüyor fakat karakterlerimizin davranışlarının yaşlarıyla örtüştüğünü düşünüyorum. Şöyle bir kafamızı çevirip baktığımızda benzer davranışlarda olan birçok genç var.

Meraklılarına keyifli bir okuma vaat eden seriyi, tavsiye ederim, zaten çarçabuk okuyacaksınız.

İçinde Aşk Saklı - Judith McNaught || Kitap Yorumu


 Özgün Adı : Whitney, My Love
Kitap Adı : İçinde Aşk Saklı 
Yazar Adı : Judith McNaught 
Seri Bilgisi : Westmoreland Saga #2
Çevirmeni : Melek Aslı Öztürk 
Sayfa Sayısı : 679
Yayınevi : Epsilon Yayınları
Baskı Yılı : 2009
Kitaba Puanım : ☆☆☆☆
Whitney'in yanına uzandı Clayton. Başparmağıyla Whitney'in yanağına dokundu ve genç kadının elmacık kemiğinin nazik kıvrımını parmak ucunda hissetti. Clayton bu kadının ruhuna, tazeliğine tapıyordu adeta; Whitney'in tutkusu iç yakıcı ve tahrik ediciydi... Bunu düşündüğünde bile Clayton iliklerine yayılan keskin bir acı hissediyordu. Bu kadın tıpkı onun umduğu gibi, hatta umduğundan da öte bir yaratıktı; inatçıydı, tatlıydı, şehvetliydi, küstahtı ve zekiydi... Heyecan verici bütün zıtlıkları içinde barındıran bir hazineydi. Clayton'ın hazinesiydi.
(Tanıtım Bülteninden)
Historical romans okuruysanız kitaplığınızda mutlaka Judith McNaught kitapları bulunur ve muhtemeldir ki İçinde Aşk Saklı da defalarca okunur. Yani şaşmaz bu, bence şaşmaz tabi.. 🤭

İlk okuduğum zaman Clayton tüm öfkemin nasibini almıştı ki Whitney'e bir şey kalmadı. Sonraki okuyuşumda hâlâ kızgındım tabi, bu sefer diğeri de payını aldı. Üç derken kaçıncı okuyuşum ipin ucu kaçtı. 🙈  Her iki karakterin de kendilerine ait kısımda yaptığı hatalar hatta ahmaklıklar var kitapta. Kadının kısrak misali dizginlenemez oluşundan bıkkınlık geliyor. Ben başına buyruk burnunun dikine giden sonucu kötü biteceğini bile bile lades diyerek olaya atılan haksız olsa da haklıyım takılan kişileri sevmiyorum. Clayton'dan gözlerimi çekip Whitney'e dönünce tüm sinirlerimin hedefi haline geldi. Eşit miktarda kızdığım eşit miktarda beni öfkelendiren bu iki karakterden yine ılıman yaklaşacağım karakter de Clayton oldu. Şok şok şok 🙈 En azından birinin aşkına bir diğerinin de pişmanlığını görebildim. Yüz puan bana! 👊🏻

Gelelim kitabın konusuna... Gerçi çok bir bahsetmeme gerek yok diye düşünüyorum. Dediğim gibi yıllar içinde kitabın *bulunmayan* baskısına ulaşıp alıp çoktan okudunuz diye düşünüyorum. Aşk için herkesin yapamayacağı şey yoktu. Kendi doğrularıyla yaşayanlar için özellikle, tabi bunlar bir başkası için etik olmamakla birlikte yanlış ve ciddi hatalar olabilir. Clayton da hissettiği güçlü aşk için birçok şey yaşadı. Yaptıkları birçok olaylara sebep oldu. Yanlış anlaşılmalar ciddi hatalar derken hopaaa pimi çekilmiş bomba misali avucumuza bıraktı kendini. Ya sev ya sevme dedi düpedüz, eh sonunda sevdik seni hergele, neyse... Judith'in kaleme alıp da çok sevilmeyen karakteri yoktur, varsa da ender niteliktedir ya da okurken yanlış yorumlanıp anlaşılmıştır. Satırlara döktüğü her bir karakterleri farklı seviyorum, ben. Farklı bir hisle yazıyor kadın ki boşuna Yüreğin Kraliçesi denmiyor ona. Aşkı, tutkuyu, kaybedecek olmanın korkusunu en çok da yaşadığı acıları yüreğinin içinde hissettiriyor. Clayton'un da acısını okurken içinizde hissediyorsunuz. Tabi benim Royce (Düşler Krallığı kitap karakteri) ve Ian (Mutluluk kitap karakteri) aşkım durdurulamazken, Clayton'a da bir sempati besliyorum. Keşke dedesi Royce kadar olaydı da demeden de edemiyorum. 🤭


Yine kısa bir konudan bahsedecek olursam; Whitney'i tanıyan herkes yaramazlıkları ile tanıyor. O dönem bir leydiye yakışmayacak davranışlar sergilemesi babası için utanç verici bir durum halini alıyor. Eh diyor ehtiyar yeter, sonrasında Fransa'ya teyzesinin yanına gönderiliyor bizimki. Whitney'in eve gelişi ise muhteşem oluyor, gıpta edilen bir leydiye dönüşüyor. Hal böyleyken kızı başgöz etmek niyeti peydah oluyor. Fakat bizim deli kısrağın gönlünü fetheden bir bey var, Paul. Peki bu Paul da aynı duygu besliyor mu? Asla. Başta yok mok diyor sonra ciddi rakip çıkınca ama ben vardım moduna geçiyor. Tipik kararsız erkek sorunsalı.
Whitney'in katıldığı her balo ve parti de gözler ona çevriliyor. Karşılaştığı her erkek gönlünü bizimkine kaptırıyor, o gönül kaptıranlar listesinde biri daha ekleniyor. Clayton! Etkilenmemek olmaz tabi, yemyeşil gözleri, bulaşıcı neşesi, esprileri, kıvrak zekası ile epey ünlü, bir de ününe ün katan katır inadı var. Katlanana sabırlar.✌🏻

Clayton'a bir tık daha verip veriştiresim var. Bu kadar aşık, bu kadar sabırlı, bu kadar duygusalken inada binip nasıl duvara dönüşür bir insan çok şaşılası. Yani bir dursa nefes alsa ve düşünse dank edecek görecek oh diyecek ama yok. Dikine dikine gittiği burnunu kırmak istemedim değil hani. Bir de öfkesi, ne menem bir öfke o? Yıkıcı yakıcı yıpratıcı, ondan sonrası tufan olan, Allah sabırlar versin katlanana...

Neyse neyse daha da çemkirmeyeyim adama. Birbirini hem yaralayan hem de yarasını çok güzel saran bir çift onlar. Sevgileri ise bambaşka bir güzellikte. Biraz başbaşa kalsalar dinlemeyi öğrenseler yakmadan yıkmadan önce çok güzel anlaşacaklar. Her duyguyu zirvede hissettiren, her satırda sizi içine çeken bir kitap, eh cağnim epsilon tekrar baskı yenilese de okumayanlar da okusa. OKUSUN DA!

•••
Benden şimdilik bu kadar, çokça sevgi bolca saygı kucak dolusu da öpücükler.




Bu Bir #AşkHikayesi Değil - Sonia Hartl || Kitap Yorumu


Özgün Adı : Not Your #Lovestory
Kitap Adı : Bu Bir #AşkHikayesi Değil
Yazar Adı : Sonia Hartl
Seri Bilgisi : ●
Çevirmeni : Can Başaçek
Sayfa Sayısı : 288
Yayınevi : Ren Kitap
Baskı Yılı : 2022
Kitaba Puanım : ☆☆☆☆☆
Macy Evans, küçük bir kasabada annesi ve büyükannesiyle yaşamaktadır. 80’li ve 90’lı yıllara ait romantik komedi filmlerini yorumladığı bir YouTube kanalı vardır ve tek hayali, bir şekilde zengin ya da ünlü olup yaşadığı küçük kasabayı terk etmektir.
Kızının kendi kaderini yaşamasını istemeyen annesininse, ona en önemli tavsiyesi şudur: İş arkadaşınla sakın sevgili olma.

Bir gün Macy’nin başı, annesiyle gittiği bir beyzbol maçında hiç ummadığı bir şekilde belaya girer. Yanında oturan yakışıklı gençle medeni bir şekilde iletişim kurarken, arka sırada oturan biri onları gizlice kameraya kaydeder ve Twitter’da uygunsuz biçimlerde paylaşır.
İnternet üzerinde uydurulan bu hikâye sayesinde Macy zamanla viral olur ve bundan YouTube kanalı da payını alır.
Macy kendini bu uydurma aşk hikâyesine uyum sağlamak zorunda hisseder, ancak o çoktan annesinin bir numaralı kuralını çiğneyip iş arkadaşı Paxton’a âşık olmuştur. Üstelik şimdi, kısa yoldan zengin olup yaşadığı kasabadan kurtulmak da kendi elindedir.

Macy uydurma bir aşk hikâyesinin mi yoksa kendi aşk hikâyesinin mi başrolünde olmayı seçecektir?
(Tanıtım Bülteninden)
Macy Evans, seksenli ve doksanlı yıllara ait romantik komedi filimleri konu alan incelemeleri YouTube kanalı K1ralama Düny4sı'nda paylaşmaktan keyif alan kızımız. Yaşadığı Midwestern kasabasından ayrılmaya yetecek kadar gelir elde etmeyi hayal ediyor. Annesine hediye amaclı götürdüğü bir beyzbol maçında yan koltukta oturan yakışıklı çocuğun üzerine elindekileri yanlışlıkla dökdüğünde kısa bir sakarlık olarak alacağını umdu. İşgüzarın teki o anları kayıt altına alarak Twitter da viral bir konunun baş kahramanları olacağını her ikisi de ummuyordu. Birkaç video ve fotoğraf, içi şişirilmiş bir hikaye ve yalanlar kısa sürede yayılıp çok konuşulan konular arasına girerken, Macy başına geleceklerden habersizdi. Artık kanalına akın edenler sadık aboneleri değil, internet trolleriydi ve hiç hoş olmayan cümleler sarf ediyor nefretlerini kusuyordu. Üstelik büyük emek vererek çektiği romantik film incelemeleri hakkındaki ilgilenmiyorlar varsa yoksa beyzbol maçındaki yakışıklı Eric ile olan ilişkisi ne boyutta o önemsiyor onu sorguluyorlardı.

On beş dakikada yakalanan şöhretin getirisi zorbalığın yânı sıra lehine kullanınca fayda sağlayabileceğini fark eden Eric, bir teklifte bulunur. İnsanların ilgilendiği hikaye devam edip ilişki yaşıyor görünümü sağlanırsa ilgi eksilmezken her iki tarafa da kazan kazan durumunu ortaya çıkarır. Fakat Macy'nin içine sinmeyen bir durum vardır. Yalan söylemeyi sevmez ve insanları kandırmak ona göre değildir. Üstelik bu yalan aşl hikayesi gerçekte yaşamak istediği aşka da engel olacaktır.

Paxton'a karşı hissettiği duygular gerçektir ve artık bastırmakta da zorluk yaşıyordur. Macy bir çığ gibi sürekli büyüyen bu yalana bir son vermesi gerektiğini biliyor, ancak reklam parasını ya da biri videolarına tıkladığında göğsünde oluşan kıvılcımı görmezden gelemez. Viral faydaları elde etmesine izin verilen tek kişinin Eric olmasının haksızlık olduğunu düşünürken aslında yaptığının kendinden uzaklaşmak olduğunu sonradan fark edecektir. Ancak tıklamalar ve aboneler için sahte bir ilişki kurmak gerçek insanları incitmeye değer midir?

Gülünce yüzünde güneş açan utangaç Paxton'un kendine sakladığı sırlar, kaçıp sığındığı küçük kasabada kalmasının sebeplerini okurken canımı çok yaktı. Ondaki hikayenin bir acı barındırdığını tahmin ederken boyutunun ve yaşadıklarını okumak kalbimi kırdı. Neyse ki onu sarip sarmalaya dünden hevesli (şanslı kız, hıh) Macy var. Fiziki zorbalığa uğrayıp kendi kabuğuna çekilen ve ismini kullanmaktan bile çekinen Midnight, onun elini tutmaya ve birakmamaya kararlı Elise, annesi Gracie, büyükanne ve kasabanın kendilerine arılar dediği örgücü kadınlar ve kötü karakterlerle birlikte her birinin hikayedeki varlığı bir yapbozun bütünlüğünü oluşturuyordu. Romantik bir aşk yanında ögüt veren mesajlarının barınması beni inanılmaz etkiledi.

Yine aynı yere geleceğim ama Paxton ile ortak noktam tavşanları çok seviyor olmamız, bundan dolayı da (tabi kiii aksi mümkün müü) bir ayrı sevdim. Tavşanlarla ilgilendiği bir sahne var, tipki Macy gibi ben de hayranlıkla seyrettim. (kafamda, hayır delirmedim henüz.)

Bu kitap, sosyal medyanın ve bir bütün olarak internetin gerçekte kim olduğunuzu değiştirmesine, gerçek hayatınızı etkilemesine izin vermemek için genç yetişkinlerle bir mesaj veriyor. Viral şöhretinin dağınık ve iki ucu keskin gerçekliğini üstleniyor. Sadece konuşmak için etiketlere tıklayan kitlenin acımasızca sarf ettiği kelimelerin ağırlığı altında muhatapların ezilmesi, üzerlerinde bıraktığı tahribatı empati kurduracak şekilde bizlere hatırlatıyor yazar.

Aşkı da dozunda veriyor, hissettiriyor. Karakterlerkn arasındaki çekim, filmlere yapılan atıflar (kitap boyu birçok filmden bahsediliyor ve yarısını izleyip diğer yarısını izlememiş olan ben bir film maratonu yapma fikrindeyim.) Arkadaşlığı, sadakati, aile ilişkilerini her biri tam kararında satırlara dökülmüştü. Okuduğum her satırı hissettim ve bunda emeği geçen herkesin ellerine sağlık, şahane bir iş ortaya koyulmuş. Elbette ki içerikle uyumlu olan kapağa da değineceğim, Ren Kitap kapak konusunda çıtayı arşa çıkardı, bayılıyorum her kapağa. 🖤 Alış-veriş listenize yer açmanızı tavsiye edeceğim, bu kitabı okumanız gerekiyor.
ŞİDDETLE TAVSİYEMDİR.




Tomorrow || Dizi Yorumu


Adı : Tomorrow
Türü : Aksiyon, Dram, Fantezi
Yönetmen : Kim Tae Yoon
Yapımcı : MBC, Netflix
Bölüm Sayısı : 16
Gösterim Tarihi : 1 Nisan 2022 - 21 Mayıs 2022
Ülke : Güney Kore
Dil : Korece
Oyuncular : Rowoon, Kim Hee Sun, Lee Soo Hyuk, Yoo Ji On.
Puanım : ☆☆☆☆☆
İyi bir üniversiteden mezun olup işsiz kalan Choi Joon Woong, uzun uğraşları sonuncunda iş bulamamıştır. Son iş görüşmesinden de olumlu sonuç alamamış olmasının yıkımını yaşayan karakterimiz derin bir buhran içindedir.  İntihar etmeyi düşünenlerin hayatlarını kurtarmak için birlikte çalışan ölüm melekleri Goo Ryeon ve Im Ryoog Goo ile yolu bir geçe kesişir. İki ölüm meleği bir kriz yönetimi ekibine aittir. Goo Ryeon ekibin liderdir ve Im Ryoog Goo yanına Choi Joon Woong da üye olarak katılır. 

Dizi talihsiz bir kaza sonucu yolu ölüm melekleriyle kesişen Choi Joon Woong etrafında dönmektedir.

Karakterler: 

Kim Hee Sun; ‘Tehlike Yönetim Ekibi’ni yöneten korkusuz ve karizmatik ölüm meleği Goo Ryun karakterini canlandırıyor. Soğuk bir karakterdir, insanlarla arasına mesafe koyar.

Yoo Ji On; Tehlike Yönetim Ekibinin üyesi ve Goo Ryun'un sağ kolu Im Ryoog Goo karakterini canlandırıyor.

Rowoon; Talihsiz bir kaza sonucu derin bir komaya giren Choi Joon Woong karakterini canlandırıyor. Tekrardan hayata dönmek için ekibin parçası olarak 6 ay kadar süre geçirmesi gerekir.

Lee Soo Hyuk: Ruh Yönetimi Genel Merkezi'ndeki insani yönetim ekip lideri Park Joong Gil karakterini canlandırıyor. Soğuk bir karakterdir ve asla gerçekte ne hissettiğini belli etmez.


Eski bir inanışa göre insanın kaderi kopması zor kırmızı bir iple bağlıdır. Kaderin kırmızı ipidir bu, bir hayat bitimi bir sonraki hayatta o iple yeniden buluşulacağına inanılır. Eğer intihar edip affedilmesi güç suç işlersen o ip ve sevdiklerinle olan bağ kopar. Dizinin temelinde yatan ana mesaj buydu ve benim en hoşuma giden kısımlardan da biridir. Birçok dizi izlemişimdir, birçoklarına ayılıp bayılmışımdır ama beni en derinden bu kadar etkileyen dizi de ender denecek kadar azdır. Güldüğüm çok sahne olduğu gibi boğazımda düğüm bırakıp hıçkırarak da ağlatmıştır.

Kaderin kırmızı ipi... İnsan hayatı zor, bu zorluğa yine insan sebep oluyor. Zorbalıklar konusu özellikle, okul yıllarında yaşanan akran zorbalığı ile başlar iş hayatında da çoktur. Dışarıda ki sorunları eve getirir evin huzurunu bozar, ya da ülke için canını ortaya koymuş bir adamı bile hor görebilir. İnsan çözümü zor olan bir sorundur. Ülkedeki sorunla kadınlar zulmedilir mesela, üstüne yine o zulme uğrayan kadınlar suçlanır dışlanır... Günümüze ulaşan o lanet sorun, tecavüz. O saatte kadına denir orada niye vardın ne yapıyordun çığlık atmadın... Her şey omza birikir, tak eder ve hayattan vazgeçmek ister, tam orada bizim ekip devreye giriyor. Koo Gu Ryeon risk yönetim ekibinin lideridir, kendisinin de geçmişinden gelen bir hikayesi vardır. Yaşadıklarından yola çıkarak intiharın önüne geçmek ister ve insanları bu yoldan döndürmeye çalışan bir ölüm meleğidir. Yine bir intihar durumuna tam müdahale edeceği zaman karşılaşırlar Choi Jun-Woong ile. İyi bir üniversiteden mezun olmak iş bulmakta kolaylık sağlamıyor, torpille işi kapanların ardından bakmak da bazen insanın hevesini kırıyor fakat Choi Jun için bu durum öyle üzülmüş olsa da hayata sıkı sıkı bağlı. İş görüşmesi kötü geçmiş, arkadaşı ile dertleşmiş eve dönerken yol üzeri başına geliyor ne geliyorsa. Sarhoş bir adam ölmek maksadıyla köprüden dururken Choi Jun onu vazgeçirmek için ikna etmeye çalışırken, kendi düşer. Ölmemesi üzerine bir anlaşmaya gidererek 6 ay kadar komaya girer. Yarı ölümlü olarak bir ölüm meleği olup dahil olduğu ekipte çalışacak yoksa daha uzun bir süre komada yatacaktır. Bizim şaşkın Choi Jun kabul eder ve hikaye başlar.


Dizide işlenen o kadar çok konu vardı ki her biri derinden etkiledi. Sevdiği kadını kaybeden bir adamın o kaybetme acısı ile hayattan kopma isteği epey sarstı, sonra gazi bir amcanın son gününü ekiple geçirmesi finali öküz oturdu böğrüme nasıl ağladım. Hele evcil dostlarımız ile alakalı bir bölüm vardı, allah'ım nasıl zoruma gitti nasıl ağladım. Kpop konusu da işlenmiş, idollerin hayatının kolay olmadığı sossyal medyada nasıl zorbalığa nefrete kurban gidileceği, tek bir kötü haberin bir hayata mâl olacağı... Bir de bu dizi sayesinde kore ve japonya arasında yaşanan bir olayı öğrendim mesela, o kısımda aldığım nefes boğazımda kaldı, düğüm oldu soluksuz bıraktı beni. 

1910'dan 1945'e kadar Japonya tarafından sömürgeleştirildiği tarihî bir dönem olduğunu dizi ile öğrendim. O dönem kaçırılan koreli kadınlar “Rahatlatıcı kadınlar” ismiyle japon askerlerinin tecavüz ve işkenceye maruz kalmış. Bu olaylar nedeniyle japon hükümeti 2015 de anca özür dilemiş, kusurumuza bakmayın olan oldu tarzında. İzlerken kanım dondu, öyle karamsar ruh haline büründüm ki ağlamaktan bir hâl oldum. Hangi dönem hangi ülke hangi topluluk ya da medeniyet fark etmiyor, kadın işin sonunda en fazla zulme uğrayan oluyor. Üstüne suçlu ilan ediliyor, öldürülüyor intihar et diye kendini öldür diye zorbalık da görüyor. Yani, mağdur edilenken birden bambaşka konuma getiriliyor. Şu an bile bilmediğimiz bir şehirde bu kabusu bir kadın yaşıyor. Adalet...

Im Ryoog Goo'nun hikayesi de beni darma duman etti, en çok ağladığım bölümlerden de biri o. Annesinin yaşadıkları, canına kıyması ile aralarındaki bağın kopması o duygular dedim allah'ım geliyorum galiba...

Park Joong Gil ve Koo Gu Ryeon, onların hikayesi.. Bak boğazım düğümleniyor. Spoiler olacak diye de bir şeyler demiyim diyorum ama... İzlemeniz gereken bir dizi, kaçırmamanız gereken bir dizi. Oturup ağlamanız gereken konular var, valla bakın ya 😭 Gu Ryeon'in ihtihar etmelerine engel olmasının, Joon Gil'in intihar edenlere karşı öfkesinin olmasının sebebi var. Baş rollerden yan rollere, hikayelere mekanlara kostümlere her şey o kadar çok cok iyiydi ki akılda kalan bir dizi. Finalde yüzde tebessüm bırakarak bitiyor, ya hepsi çok iyiydi, müziğinden sahnesine her şeyine 10/10 dizi. Mutlaka izleyin! TAVSİYEMDİR 🖤


BUNLAR DA BONUS OLSUN 😉