22 Mayıs 2015 Cuma

Hiç Hesapta Yoktun Sen - Nazmiye Sümer || Kitap Yorumu




Yazar: Nazmiye Sümer
Yayınevi: Mendirek Yayınları
Sayfa:568
Yıl: 2015
 

Kendime yediremiyordum. Benimle evlenmek istediğini annesinin aracılığıyla ileten bu adam; kendini şimdi bana farklı bir kişi olarak tanıtıyordu.İntikam almam artık kaçınılmazdı.
"Evli misin?" diye sorduğumda şaşırdı. "Hayır," dedi. 
Soğukkanlılığımı korumaya çalışarak devam ettim.
"Peki, nişanlı olabilir misin ya da bir kız arkadaşın var mı?" 
derken göz ucuyla ellerine baktım. Bunu bilinçli yapıyordum.Sorduğum sorular onu şüphelendirmiş olmalıydı ki, bana tereddütle bakarken yine, "Hayır," dedi.
"Güzel!" dedim neşeyle. "Beni kaçırsana!" 
Karadenizin hırçın dalgaları arasında hayat bulan, büyüleyici bir aşk hikayesi

(Tanıtım Bülteninden)







Karadeniz bu vatanımın cennet mekanlarından biridir. Orası farklı evrendir. Yeşili ayrı güzeldir, mavisi ayrı büyü... Hele ki memleketimin sıcak kanlı insanı. Başı darda olana koşanı eksin olmaz Karadeniz’de. Ama bir kırgınlık olsa, araya küslük sızsa inattan, o denizinin kara hırçınlığından nasiplenenlerin ağızlarından tek kelimelik selam dökülmez. Öyle de hırçın ve inatlardır. Her duyguyu en derinde yaşar ve hissederler.
Doğası güzel, insanı cana yakındırda cennette yaşaması zordur. Yağmuru güneşi keyfine göre yaşatan Karadeniz insanını zorlamasınıda bilir. Her sefanın bir cefası olduğu gibi yaşaması da çiledir. Hele ki kadınsan! Öyle şehin tangoları gibi değildir Karadeniz kadını. Ayağında kara lastiği, altında basma eteği, elinde orağı ya da tırpanı dağ bayır ot biçer misal. Tarla sürer, ekin eker. Bir de hayvan bakması şarttır. Tavuğuydu, ineğiydi, eşeğiydi uğraşır didinir. İneğine buzağısı öküzü eksik değildir misal. En az on baş hayvan beslerler, bilirim. Nereden mi? Aslan Laz’ım ben, hem de has olanından dil bileninden. Öyle şiveye dil demiyeninden. Artvin’de bu saydıklarım rutindir. Bizim köy Arhavi de, Soğucak adında şirin ufak bir yerleşke. Bizde pek çay yok, en azından bizim ailede yok. Dayımlarda var, yengen tek başına dört bostan ot biçer, kuzenlerin yardımı da dayım olmasa hali nicedir mesela.

Bunu neden mi anlattım? Nostalji olsun diye anlatmadım ben bunu, okuduğum kitabın bana tekrardan hatırlatmasıyla anlattım. Daha da anlatacağım çok şeyim var, çok!

Mendirek Yayınların’dan çıkan, Karadeniz’i anlatan kitap Hiç Hesapta Yoktun Sen’i okuyup bitirdim. Yazarın anlatımını, yazımını eleştirmeden önce parmak basmam gereken bir nokta var. Kitap karakteri Şahsenem’in bir sözü kitap sloganı. “Asla bir Karadeniz’li ile evlenmem!” demiş hatun. Karadeniz nasıldır, hayat şartları nicedir bilmeyene bu söz büyük bir ‘aşağılama’dır, ama öyle değil. Biraz önce anlattım ya, Karadeniz de safa sürmek için cefa çekmek gerekir diye. Yayala zamanı öyle televizyonlardaki belgesellerde izlenilenden daha ötedir. Yaşamak için çalışmak, çalışmak için de yaşamak gerekir.

Bir kere kadın olmak başlı başına bir cesarettir. Çocukluktan beri dinlediğim çok gercek vardı, kadın kundakta ağlayan bebeğine bakmak yerine tarladan ekin kaldırmaya işe koşmuştu. Çok uzağımda da değil. Babamın babannesi ilk çocuğunu kundakta ağlarken bırakan kadınlardandı, sonu ise o anaya ağır olmuş bebeğini kaybetmişti. Kaynanası da “nasılsa gene olur çocuk, kocanda döl çok. Ama iş beklemez.”

Ha adamlar boş durmaz tabi, onlarda en az kadınlar kadar çalışkandır! Kış için odun yaparlar, dağa bal içik yüksek ağaçlara tırmanıp kovan yerleştirirler, evi tanir ederler, hayvan otlatırlar, bazende hanıma yardıma tarlada ekın eker, ot biçerler. Ya da gurbete gidip eve para getirirler. Bilirim, yaşanmışlıklara şahit olmasam da duymuşluğum vardır.

Özetle Karadeniz başkadır, başka oluşuyla güzeldir ya!

Şahsenem, kaderinin annesi, halası ya da tanıdığı diğer kadınlar gibi olmasın diye bu lafı söylemişti. Ben de olsam, böyle derdim ama bizi bizden başka kim anlar ki! O cennet bir başkadır!

Kitap güzeldi. Yazarın anlatımını sevdim. Lakin karakter ağzından yazarken ara ara ‘genç adam’ ‘genç kız’ ‘yaşlı adam’ ‘yaşlı kadın’ tarz kelimeleri ilahi bakış açısıyla değilde, ben diliyle yazılırken okumak beni rahatsız etti. Onun haricinde hata ya da gözüme batacak hiçbir şeye rastlamadım. Dün saat üç dolaylarında başladığım kitap bu gün beş iken bitti. Anlatımı akıcıydı. Öyle ki yazılanları ben yaşadım, okumadım!
Yazarı bu kıtap sayesiyle tanıdım, daha önce bilmezdim. Zaten de ilk kitabı. Ve başarısı göz önünde.

Atma türküler, horonlar, düğünü anlatışı, her birini gözümde canlandırdım. Nadir’e bittim! O adamın aşkına vuruldum. Nerede kaldı böyle adamlar demeyeceğim, mümkündür ki benim Nadir’im de Karadeniz’in derinlerinde beni bekler. Şahsenem’ın kurnazlığı, atılganlığı, cesareti, karadeniz insanının kıvraklığıyla kitaba bayıldım. Gerçekten güzel bir kitap olmuş. Yazana, yayınlayana teşekkürler. Karadeniz anlatılmaz yaşanır okunur diyor ve yorumuma nokta koyuyorum.

...

Kitapta en çok sevdiğim yerlerden biri atma türkülerin olduğu kısımdı, tabi biraz müdahale edilmiş sözlere, bu halini de sevdim ^_^














2 yorum:

  1. Bu aralar en çok okumak istediğim kitaplardan biri. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okumanızı tavsiye ederim. Bence bir şans verin ;)
      Şimdiden keyifli okumalar ;)

      Sil