Seni Beklerken - Judith McNaught | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Seni Beklerken 
Yazar Adı: Judith McNaught
Seri Sıralaması: Sequels #2
Yayınevi: Epsilon Yayınevi 
Yayın Yılı: 2008
Sayfa Sayısı: 464
Kitaba Puanım: 5/5
Söylenecek binlerce şey kafanın içinde olup da hiçbir kelimeyi bir araya getirememe diye bir durum var. Literatürde yer almamış olsa da benim uydurduğum bu durumu şöyle izah etmeye devam edebilirim. Çok iyi bir kitap bitirince oluşan sessizlik ani ve uzayan saatler var ya, aha o işte, bu durumun zemini. Judith McNaught her kitabında her karakteriyle sizi kendine bağlayan usta bir yazar. Farklı kişilikler farklı durumlar ve olaylar ama aynı hayranlık şaşmayan bir sonuçtur okuyan kişi için. Bitmesini hiç istemiyor, merakla içiniz oyuluyor ve su gibi akıp giden sayfalarla sürükleniyor, sonuna ulaşıp bitince de hüzünleniyorsunuz.

Gel gelelim kitabımıza. Diğer kitapların da konu olan zorunlu evlilik durumu Seni Beklerken'de de var. Kitap kahramanlarımızın sıra dışı karşılaşmaları ve sonrasında gelişen bir takım olaylarla bu evlilik bağları güçleniyor. Eh, birbirlerinden etkilenmiyor desek yalan olur. İlk andan beri birbirlerine dut gibi aşık olan Jordan ve Alex fırtınalı bir hikayeye atılıyor.

Alexandra okuduğum çoğu karakterden farklı yapıda bir kadın. Saf kalbi, hayata karşı her daim pozitif bakışı, bitip tükenmeyen azmi, pes etmeyi bilmeyen inadı, kıvrak zekası, muzipliği, sevecenliği, sonsuz aşkına olan umudu ve sadakati beni etkileyen bir dolu özelliklerinden aklımda kalıp da sayabildiklerim. Öyle yaralı ve öyle sevilmeye muhtaç ki, kitabın içine dalıp sıkıca sarılmak ve avutmak istedim. Öyle çok yakın hissetim Alex'i, sanki gerçek bir insan etten kemikten bir varlıkmış gibi...

Annesinin statü merakıyla ne yaptığı belirsiz olmadık bir adamla evlenmesi ve Alex'in doğumundan sonra terk edildiği bir hikayeye sahip. Kendini bilen kitaplara tutkun bir büyükbaba ayda bir kere gördüğü ve onu yürekten sevmesini istediği hayırsız bir baba, onu umursamayan elde ettikleri ile başkalarına tepeden bakan bir anne ile geçen bir çocukluk sonrasında bu denli sağlam ayakları yere basan kendini bilen iyi yetiştirilmiş -dedesinin bunda katkısı büyük- bir genç kız olması şaşılacak bir şey o dönem koşullarında.


Jordan ise bir Dük, taban tabana zıt iki karakter ve farklı hayatlar yaşamış iki farklı insan. Her şeye karşı bir şüphesi, kadınlara karşı güvensizliği, iyiliğe karşı inancı olmayan, karamsar ve bir o kadar sert mizaca sahip hayattan zevk almayan bir adam. Sosyetede önemli yere sahip bir dükalığın varisi olması anne ve babasının tasvip etmediği gönül maceraları bir yana çocukluğundan beri sert koşullarla yetiştirilmesi onu bu adam hâle getirmişler. Hayat hikâyesini geçtiği bu önemli kısımları okurken gözlerim doldu ve içimde inanılmaz bir öfke duydum. Vurdumduymaz annesine, erkeklerin de bir insan olup duygu sahibi varlıklar gerçeğini itinayla görmezden gelen babasına karşı öfkem inanılmaz.

Alex’in babası ve bu ikisini tek bir torbaya doldurup boğazın serin sularına atasım geldi. Ya da Karadeniz'in hırçın dalgaları ile tanıştırmalıyım, ne dersiniz?

Evlendikleri gerçeğini henüz sindiremeden birbirlerine bağlanmaları tutku dolu anları yaşayıp artık ayrı olamayacaklarını düşündükleri anda Jordan kaybolur. Bu kaybolma çeşitli çıkarımları doğurur ve en son öldü denir. O anlarda Alex ve Jordan'ın büyükannesinin durumları anlatılamaz, fena dokundu...

Sonrasında dul kalmışlığı ve sosyeteye girişi çeşitli olaylar ve bir anda herkes tarafından istenen kadın olması bir senede Alex'in karakter olarak adım adım gelişmelerini, Jordan'ın geri dönüşü ve beraberinde getirdiği birçok şey.  Merak ettiniz mi? Oh, harika. O zaman bu muazzam kitabı bulup satın alın ve okuyun. İnanın okuyup okuyacağınız en iyilerden biridir Seni Beklerken. Jordan'ın şüpheci güvensizliği arasında umutsuzca aşka inanmak istemesi, Alex'in saf sadakati sonsuz aşkı ve aralarındaki tutkuyu okuyup hissetmelisiniz. Bol bol güldüren biraz kalp kıran ve sonunda gözlerinizi dolduran bir kitap.
En güzel aşk romanlarının yazarı Judith McNaught, bu son kitabında anlattığı etkileyici ve baştan çıkarıcı aşk hikayesiyle adeta ayaklarınızı yerden kesecek ve sizi tutkunun doruklarına çıkaracak! Tesadüfler zinciri hiç umulmadık bir yerde, masum kasaba kızı Alexandra Lavvrence ile Havvthorne'un zengin ve güçlü dükü Jordan Tovvnsenden'i bir araya getirir. Londra sosyetesinin büyüleyici dünyasına sürüklenen özgür ruhlu Alexandra, kendini kıskançlık, intikam, gurur ve karşı konulmaz bir tutku tuzağının içinde bulur ve bir zaman sonra kocasına bile güvenemeyeceğini anlar...

Mutluluk - Judith McNaught | Kitap Yorumu


Kitap Adı: Mutluluk
Yazar Adı: Judith McNaught
Seri Sıralaması: Sequels #3
Yayınevi: Epsilon Yayınevi 
Yayın Yılı: 2009
Sayfa Sayısı: 572
Kitaba Puanım: 5/5
Yıllar önce kitabı ilk okuduğum zaman "Yüreğin Kraliçesi, diye boşuna demiyorlarmış!” Diye düşünmüştüm. Geçen onca zamanda bir kere bile yanıltmamıştır beni Judith McNaught. Her kitabında, okurken bizleri dahil ettiği her hikayede bağlanıyor ve sonu gelsin istemiyorsunuz. Zaten yazarın kalemine diyecek olumsuz herhangi bir şey  bulamam. Her ne kadar zaman zaman beni delirten karakterlere hayat vermiş olsa da dönemine göre var olan durumlar ve yaşanan hayatlar tam olarak bu.

Defalarca okusam da ilk okuyuşum gibi heyecanla kalbimi eriten Mutluluk kitabındaki beye vurgun olduğumdan hiç söz ettim mi? Sizi tanıştırayım o zaman. Yarı Iskoç yarı İngiliz olan bu büyüleyici bey, İan Thornton'dan başkası değil!
İnanın bana az rastlanan aşıklardan biridir kendisi, çok sever sadık ve tutkundur. Ama ona affedilmesi güç hata yaparsanız sizden vazgeçer kendi kabuğuna çekilir. Böyle bir adam böylesi bir karakter işe... Kitabı okuyanlar duygularımı az çok anlayacaktır ve okumayanlar da merak ederek bu kitap neymiş diyecektir eminim.

Ian yalnız bir adam ama bu yalnız olmasını seçmiş ve bu durumundan da memnun. Ailesinin kaybı ise içinde kabuk tutmaz bir yara. Hatta bunun sebebi olarak büyük babası ve onun ünvanına bağlar. Öfkeyle ve kırgınlıklarla büyümüş. Bundan ötürü güvendiği, değer verdiği ve sevdiği kişiler bir elin parmağını geçmez . Yıllar önce bir baloda rastlaştığı güzeller güzeli bir kadın yüreğine düşer ama yanlış anlamalarla yolları bir şekilde ayrılır. Yine kendi hayatına dönerken aklı da kalbi gibi o kadında kalmıştır. 


Elizabeth, okuduğum ve sevdiğim kadın karakterlerden ender kişidir dersem yeridir. Bu kadar saf temiz kalpli böyle candan seven bir o kadar da zeki *kısmen zeki diyeyim, saflık yaptığı da çoktur* ve alçakgönüllü bir kadın. Sosyeteye takdim edildiği sene birçok gözde bekar beylerin dikkatini çekmesi ve evlilik teklifi alması etrafında dost görünümlü kişilerin kıskanmasına yol açar. Arkadaşlarının niyetinin kötü olduğunu bilmeden Ian ile konuşmaya hatta herkesi reddeden bu gizemli adamla yakınlaşmaya karar verir. Eh bu karar, beraberinde patlayan skandalla Elizabeth toplum tarafından dışlanır. 

Sosyeteden dışlanması sonrasında kabuğuna çekilen Elizabth ailesinden kalan borçları kapatmakla da boğuşur.  Haber vermeden kaybolan ağabeyi için endişe ederken paragöz amcasının tek kuruş daha harcamamak için yıllar öncesinde evlenme teklif eden adaylara yeğeniyle yeniden evlenmeleri yönünde mektup yollar. Sonrasında da macera başlar.

Elizabeth tekrar yollları birleşirken Ian ile evlenerek mutlu olacak mı? Yoksa şartlar her zaman bir sorun doğururken onlar ayrılık rüzgarı ile mi savrulacak?

Şaşkınlıklar, yanlış anlamalar ile başlayan bir hikaye onlarınki ve dolu dizgin ilerleyen aşklarında yer yer güldüren yer yer göz donduran bu serüvene bir şans verin.
Okuyucularımızın çok severek okuduğu bir yazar olan Judith McNaught''ın ''Mutluluk'' adlı romanı 19. yüzyıl İngiltere''sinde geçen güzel bir aşk hikayesi. 



Sosyeteye takdim edilmek üzere Londra''ya gelen ve kumarbaz olduğu söylenen Ian Thornton''ın büyüsüne kapılarak kendini onun kollarında bulan Elizabeth Cameron, dedikodular yüzünden acımasızca dışlanarak kötü bir duruma düşmüş, adı lekelenmiştir. Üvey ağabeyi Robert, onun onurunu korumak için düelloya davet ettiği Ian''ı yaralayarak kayıplara karışınca, anne babası olmayan genç kız yapayalnız kalır. Skandaldan sonraki iki yıl boyunca, Londra dışındaki bakıma muhtaç malikanesini ayakta tutabilmek için, son derece kısıtlı koşullarda mücadele veren Elizabeth''e parasal destek sağlamak istemeyen cimri amcası, onu evlenmeye zorlamaktadır. Sonunda genç kızı adeta bir meta gibi açık artırmayla pazarlayarak en fazla para veren soyluyla evlendirmeye karar verir. Daha önce yeğeniyle evlenme talebinde bulunmuş olan lordlara mektup yazar. Çoğundan cevap bile gelmez. Sadece üç kişi genç kızı bir hafta misafir ederek durum değerlendirmesi yapmaya razı olur. Bunlardan biri de Ian Thornton''dır. 


Ancak Elizabeth genç adamın av köşküne gittiğinde hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaşır. Thornton''la aralarındaki aşk kıvılcımı aleve dönüştüğü halde, yanlış anlamalar yüzünden birbirlerini incitip yaralamak zorunda kalırlar.

Romantika - Turgut Özakman | Kitap Yorumu

 Kitap Adı: Romantika
Yazar Adı: Turgut Özakman 
Yayınevi: Bilgi Yayınevi
Baskı Yılı: 2000
Sayfa Sayısı: 163
Kitaba Puanım: 5/5
Aşk, sizce nedir?

Bu soruyu sormamın sebebi verilecek binlerce cevaptan sizce ne olduğunu merak etmemdi. Ve bu merakı tetikleyen etken de Romantika kitabı oldu. Çünkü bu kitapta aşk bambaşka bir halde okurun karşısına çıkıyor.  Bıçak sırtı bir durumu bile incelterek kırılgan bir hâle büründürerek anlatmış yazar. Yasak bir aşkın anlatıldığı bir kurguyu olabildiğince naif şekilde nasıl anlatılır derseniz, size bu kitabı gösterebilirim.  

Aşkın tensellikten de öte duygularla yaşandığını gösteriyor apaçık bir şekilde ve dokunmadan sevmeyi uzaktan görmenin bile yeterli gelmesini anlatıyor. Samimiyetle yaklaşmak, gerçek duygularla derinden sevmek, değer vermek bunları bütün olarak iliklere kadar hissettiriyor. Günümüzde bu düşünce yapısında insanların maalesef kalmaması sevmenin ne demek olduğunu unutan insanların bir arada kalmak için bir şeyler yaptığını görünce aslında gerçek duyguların ya eskilerde ya da kitaplarda kaldığını görebiliyoruz.

Konu itibariyle yalnızca yasak aşk teması da yok kitapta. Dönem kitabı da denilebilir. Kuşakların geçiş dönemine atıfta bulunmasını göz önüne alırsam inceleme olarak da değerlendirebilirim. 60'lı 70'li 80'li ve de 90'lı yıllar var satırlarında, kısa kısa o dönemleri götürüyor, okurken o anları yaşatıyor ve eskiye gidiyoruz. 

Babasının rahatsızlığı ile her şey başlıyor. Şirin kendi ile ilgili düşünceleri yaşamına yon vermek için uğraşırken bile isteye uzaklaştığı ailesinde tek başına bıraktığı babasının sırrını keşfediyor.  Çalışma odasında bulduğu defterle o saklamak için emek sarf edilen aşk ortaya dökülüyor. Tabi bu kolay olmuyor, defter baştan sona şifrelerle dolu ve bunu çözmek de Şirin'e kalıyor. 
Kitapta hoşuma giden detaylardan biri Şirin’in sorgusuz sualsiz babasının yanında oluşu ve asla yargılanmaması. Çoğu kişi bu davranışı eminim sergilemezdi, hatta babasına cephe bile alabilirdi ama ailesindeki mutsuzluk kaynağının annesinden doğduğunu bilerek babasına kısa mutluluğu yaşaması için destek olması Şirin için yapılması gerekendi. Çok iki duygu arasında kaldığım ama okuduğum aşka yüreğimin burkulduğu bir kitap oldu Romantika. Aslında çok şey söylemek istiyorum fakat ipuçları vererek tat kaçırmak da istemem. Bir de eski Ankara'yı anlatmış olması beni bam telimden yakaladı. O eski güzelliklere maalesef yetişemedim, göremeden yok olmasının üzüntüsü vardır da, zaman hiçbir şeye acımıyor bir tek onu biliyorum. *Aslında zaman değil de yönetim şekillerinin çevre düzenleme kararlarının bir şeye acımadığını bal gibi de biliyorum ama konumuz o olmasın.*

Yorumuma nokta koymadan önce son bir ekleme daha yapmak istiyorum. Öyle bir aşk mümkün olur mu? Düşünün yirmiyi aşan sene birbirini doğru düzgün göremeden, oturup iki kelime edemeden, dokunamadan ve ayrı hayatları yaşarken böylesi bir aşk mümkün mü?
'Romantika', Turgut Özakman'ın 'Korkma İnsancık Korkma'dan sonra, ikinci romanı.
Yine şaşırtıcı bir aşkın öyküsü. Bir aşk güzellemesi. 1960-1987 dönemine özgü çalkantılar. Sürprizler, oyunlar, dönüşümlerle dolu, gizemli bir ilişkinin gizli tarihi. Kuşaklar arası çatışmalar. Renkli, ilginç, şaşırtıcı karakterler. Kıvrak, akıcı, neşeli bir dil, yalın bir üslup.
Çok açılı bir anlatım tekniği, usta işi bir kurgu.
Konusu, kişileri, tekniği, kurgusu ile farklı bir roman.
...
Aşk keyifli bir işemedir! Metabolizma hastalığıdır! Afyondur! Köleliktir! Yanılsamadır!, Doğanın aldatmacasıdır! Aşk havuzunda kazlar yüzer. Yaşasın seks!"
...
"Kendinden başkasını sevmeyen, bedenini kutsayan, kafası yerine bilmemnesi ile düşünen birinin aşkı anlamasını, övmesini beklemenin, bir kurbağadan arya söylemesini istemek kadar gülünç olduğunu bilirim."
...
"Sevene yılan bile dokunmaz. Bu büyük ve önemli sözü daha duymamış olabilirsin. Çünkü az önce uydurdum. Ama bir gün kalbi olan herkesin, bu sözü benimseyeceğine inanıyorum."
...
"Olayları özel bir yöntemle not ettim. Aklını çalıştırırsan kolayca çözebilirsin."
..
"Her şey şu basit, çocukça, sefil işaretlerin içindeydi ve çözemiyorduk. Hani kolaydı baba?"
...
"Bir gün 'aşk ihtilaldir' demiştiniz. Bu sözün anlamını şimdi anlıyorum. Aşk gelince, gerçekten yeni bir dünya kuruluyormuş. İçimde, varlığından haberli bile olmadığım yeni duygular keşfediyorum. Eskiden göl balığıydım. Şimdi akıntıya karşı yüzen bir sazanım."
...
bin yıllık özlemle sarılmak istiyorum
rüyalarını bile kucaklamak için.

Zorba Aşık - Jennifer Royce | Kitap Yorumu


Kitap Adı: Zorba Aşık
Seri Sıralaması: ⭐
Yazar Adı: Jennifer Royce
Yayınevi: Parola Yayınları
Baskı Yılı: 2018
Sayfa Sayısı: 448
Kitaba Puanım: 5/5


Historical türü kitaplarına olan bitmeyen sevgimi bilmeyen yoktur. Sevdiğim yazara aitse hele o kitap, keyifle geçecek bir okuma durumu oluyor bende. Jennifer Royce'un çıkan son kitabını daha önce Facebook'da yayınlanırken - eskiler bilir - okumuştum. Şimdide yeniden düzenlenmiş ve daha güçlü bir kurgu ile basılmış haliyle yeniden okudum. Jennifer Royce, Türk olup bu türü yazan yazarlardan biri ve benim sevdiklerim arasında. Her kitabında her kurgusunda daha çok geliştiğini yakinen görmek ise inanılmaz bir keyif.  Başarısı da yadsınamayacak şekilde, kendi kültürü olmayan bir türün hakkını vererek yazması benim gözümde hayranlık uyandırıyor.

Aşkın dolu dizgin ilerlediği, bir an olsun heyecanın bitmediği sürükleyici bir kurgu ile karşılaşıyoruz Zorba Aşık kitabında ve Highland'ın konu edildiği zorlu, dik kafalı ve son derece güçlü klan beyleri anlatıyor sevgili yazarımız.

Zorba Aşık sıradan bir historical romanı olarak görülmez aslında, çünkü Iskoç'ları konu alan bir kitap. Belki de kitabın hikâyesini bu denli sevmemin sebeplerinden biri de bu, emin olamadım şu an. İskoç klanlarını, savaşlarını gerçekçi hissettirerek anlatılması, dikkat çeken detaylara yer vererek açıklaması kitapta sevdiğim yerlerden biri oldu. Kurgu bazında başlı başına okuyup okuyabileceğiniz en farklı kitaplardan biri.

Karakterimiz Sheena'nın hayatı sıkıntılarla dolu, her şeyini geride bırakarak çıktığı yolculuğuyla başlıyor hikaye. Cesur bir kadın aynı zamanda kendisi, her türlü zorluğun da üstesinden gelecek zekaya sahip. Güzeldir de aynı zamanda. Cesaret ve güzellik aynı bünyede bir araya gelince baş dondurucu bir etki bırakıyor, esas adamımızla karşılaştığı ilk anı düşününce... neyse ben yorumuma devam edeyim. Siz meraklandınız ama değil mi? Güzel.

Troy bizim esas adamımız. Güçlü ücretli ve yıkılmaz bir adam. Zeki, çevik ve yakışıklı,  takıldıgım tek bijta zorba oluşu ama o da böyle sevimli hallere bütününde kalp falan çalıyor. Kendi kalesinde en önem verdiği şey, halkının ve yanında olanların güvende olması. Bunun sebebi ise eskiden yaşanmış trajedi, yeniden yaşamaya kayıplar vermeye takati yok. Troy için sanırım yumuşak karnı bu olması gerek, yeniden sevdiklerini kaybetme korkusu.... Bundan sebep güvenlik için getirdiği  yöntemler çok zekiceydi. Bu tarz yaratıcı fikirler hoşuma gidiyor diye bir itiraf da bırakayım.


Karakterlerimizin arasındaki diyaloglar, o tatlı çekişmeler, bazen de birbirlerine dokundurmaları, yakınlaşmaları ve kavgaları dahi oldukça keyifliydi. Kadın karakterinin kimseye eyvallah etmeyişini seviyorum. Karsısında duran aman vermez bir klan lideri bile olsa o laf sokulacak arkadaş, o kadar.

Kitabı öncesinden de okuduğumu söylemiştim, yeni hâlini de okuyunca daha bir iyi olduğunu gördüm ve çok beğendim. Eklenen farklılıklar elbette ki göze hemen çarpıyordu ve uzun zaman önce okumuş olsam da çabuk hatırlamam kitabı daha önce de sevdiğim anlamına rahatlıkla gelir.

Kitabın konusuna değinmek gerekirse; Leydi Sheena kalesini ele geçiren Lord Fergus eziyetlerine dayanamaz, şantajlarına boyun eğmez. Ölüm döşeğinde yatan babasının son arzusunu yerine getirip elinde bulunan gizli bir tünelden söz edilen haritayla büyüdüğü topraklardan kaçarak, babasının öğütlerine uyarak kendilerine en yakın olan, aynı zamanda en korunaklı klana, Hawkslot'a sığınır. Kale güvenliğini ön planda tutan Troy'un oldukça korunaklı yerleşkesine girebilmek adına belli bir prosedür gereklidir. Klanda yaşayan herkesin kolunda, o klana ait olduğuna dair belli olmasını sağlayacak "şahin" dövmesi bulunmaktadır. Sheena de olmayan bu dövme üzerine yakalanmasıyla Hawkslot'un korkulan lordu Troy'un önüne çıkarılır. Her ikisi için hayat o dakikadan sonranormal seyrinde gitmez. Troy ve Sheena işittikleriyle mi hareket edeceklerdir yoksa kalplerinde beliren aşkla mi?
Bunları öğrenmek için kitabı okumanız gerekiyor.

Kalesini ele geçiren acımasız Lord Fergus’tan kurtulabilmek için hasta babasını geride bırakmak zorunda kalan Leydi Sheena, kalesinin ve kalbinin kapısını tüm dünyaya karşı kapatmış olan bir adama sığınmak zorunda kalır. Üstelik gizli bir geçidi kullanmak zorundadır ve Hawkslot Lordu’nun bundan haberi yoktur.

Hawkslot Lordu Gawyn Troy Kennedy düşmanın zayıflıklara karşı merhametsiz olduğunu çok acı bir şekilde öğrenmiştir. Ailesini kaybettiği o lanetli baskından sonra sorumluluğunu yüklendiği halkını korumak için saplantılı tedbirler almak zorunda kalmıştır.

Bütün önlemlerine rağmen kalesine giren genç kızın yalancı ve hain olduğundan emin olan Troy, güzel yüzüne ve masum tavırlarına rağmen düşmanları tarafından gönderildiğine inandığı bu kadınla ne yapacaktı? Ömür boyu tutsak olarak kalesinde mi tutacaktı? Yoksa genç kızın nişanlısı olduğunu söyleyen tehlikeli ve sinsi Lord Fergus’a mı teslim edecekti?

Bir hain olarak suçlanan Sheena kendi ayaklarıyla girdiği bu tutsaklıktan kaçabilmek için planlar yaparken, Lord Troy ise hem düşmanlarına kalesini hem de genç kadına kalbini teslim etmemek için amansız bir mücadeleye girişmiştir.

(Tanıtım Bülteninden)

Geveze Kalemler #30 Kutay Görgülü - 60 Gün | Kitap Yorumu


Kitap Adı: 60 Gün
Seri Sıralaması: ⭐
Yazar Adı: Kutay Görgülü 
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Baskı Yılı: 2018
Sayfa Sayısı: 384
Kitaba Puanım: 5/5

 Bir defter düşünün, şifreler ve ölümlerle dolu bir defter. Sonra 60 gün biçildiğini hayal edin. Bu sayılı zamanda çözülmesi gereken birçok gizemli olay ve kaldırılmadı gereken sır perdesi var. Düşündünüz mü? Tamam şimdi kendinizi kitap karakterlerimizin yerine koyun, ne yapardınız?

Ben kendimi onların yerine koyunca bocalayıp duruyorum. Bir titreme bir terleme bir korku kaplıyor içimi  ve üstesinden gelmedi de güç olan bir duruma kayıyor. Ama karakterlerimiz benim aksine işlerinin ehileri, cinayetleri çözmekte katilin kim olduğunu neden bu cinayetleri işlediğini çözmek için daha kararlılar.

Tabi ki bu iki karakterle sınırlı değildi kitap. Kilit nokta olan yedi isim ve bu yedi isimden oluşan bir şifre. Her birinin farklı farklı davranışları tavırları. Okurken çoğu yerde şaşkınlığa uğradığımı itiraf erebilirim. Hiç beklemediğim karakterlerin hiç beklemediğim davranışlarıyla olay bambaşka bir boyuta doğru geçiş yapıyordu. Ama en nefret ettiğim karakter kimdi dersek şüphesiz Sezgi olurdu. Ben böyle bir manyak hiç görmedim. Kitapta en içime dokunan karakterde Sıla'ydı. Kendimi onun yerine koyup tepki verirken buldum çoğu zaman. Baha karakterine karşı hislerim tam bir karmasa onu çözmekle uğraşırken cinayetleri çözmenin daha kolay olduğunu fark etmemle karakteri saldım. O denli farklı kapalı bir kutu olan bir adam. Çok şeye çok yere değinmek istiyorum fakat çenemi tutamayarak kitabı anlatmaktan çekindiğim için susmam gerektiğini düşünüyorum.

Ek olarak, kitapta öyle bir sahne vardı ki, ciğerimi bıraktım. Sonu hakkında sevgili yazara neden böyle bir sonu Sıla'ya reva gördüğünü merak etmedim değil. Şaşırtıcı hayret verici ve şok edici bir final ile kitap bitti. Kitabın kapağını kapattıktan sonra birkaç dakika okuduğum kitapta neler oldu, bunlar olurken ne yaşanıyordu diye kısa süre bir hata verdim. Gerçekten hiç de tahmin edemeyeceğim bir sonla bitti.

Kitap konusundan gelecek olursam şayet; bulunan defterde yazan bir ölüm olayı var. Görünürde intihar ama aslında cinayetler zincirinin yazıldığı defter her şey başlıyor. Katilin yazdığı bu defterde aklından geçenlerle birlikte kimlerin kurban olacağı, bu kurbanları neden, nasıl öldüreceğine dair detaylı bilgiler vardır. İşinin ehli polislerimiz Baha ve ortağı Sıla bu dosyayı alarak katilin peşine düşerler.  Defterde yazanları incelerken sırlar arasında kalan geçmişte yaşınmış olaylara da bağlantısının olduğunu keşfederler.


Çözülmesi gereken sırlar  bir bir sonuca ulaşırken adım adım da katile yaklaşmaktadılar. Sıla, katile ulaşmak için uğraştığı her anda ve sonrasında gerçekleşen işkence dolu anlarda acılarla başbaşa kalır. Yaşadığı her olay sonucunda öğrendiği her bir sırlara katile daha da yaklaşırken ölüm kalım savaşı ortasında kendini bulacaktır.

Kitabın beklentimden daha iyi çıktığını söylemek istiyorum şimdide. Normalde gizem gerilim tür kitapları okumayan beni bile kendine bağladı, merakım her sayfada karşıma çıkan her şifrede çözmeye çalıştığım olaylarda daha da arttı. Bilemedigim tahmin edemediğim şaşırdığım çoğu yerde geri dönüp hadi be diyerek naralar attığım bir kitap okudum.

Kapağından iç tasarımına kadar bayıldım, okurken zorluk çektiğim herhangi bir durum da olmadı.  Bunun için de emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Gerçekten keyifli bir eser ortaya çıkarılmış.

Bir de değinmek istediğim bir durum var. Genel olarak okurlar tarafından wattpad kitaplarına karşılık bir ön yargı var. Kitap wattpad ise genelde hep kötü muamelesi görüyor. Ama wattpad'de de nefes kesen hayranlık uyandıran kitaplar var.

60 Gün onlardan yalnızca biri. Belki de türü bakımından okuduğum en sağlam kurguya en şaşırtıcı sona sahip tek kitap da olabilir. Ön yargıyla yaklaşmamak gerekiyor. Hele ki gencecik yaşına rağmen bu denli güçlü bir kurguyu oluşturup böylesi bir gizeme bizleri de ortak ettiği için yazarı tebrik ederim. Yazımsal anlamda gelecek vaat eden bir yazar olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
SONA ÇEYREK KALA...

Bir günlük,
Bir oyun,
Ve bir intihar…

Ölümün ana madde olduğu bir oyunda kime güvenebilirsin? Defterin şifrelerindeki geçmiş ve geleceğin sırlarını nasıl çözebilirsin? Defteri okuduktan sonra aynı kalabilir misin? Peki ya defter de seni okuyorsa?

Binlerce soru ve tek bir yanıt. Ama yanıt kimde? Hangimizde?

Sayfayı kavra ve sonrakine geç. 
Oyun başlıyor ve eksik oyuncu sensin.

Yazar Röportajı #11 Bihter Saatcı - Mühür Kıran

Ben Facebook da bir kitap grubunda tanıdım, tanımayanlar için! Bihter Saatcı kimdir? Nelerden hoşlanır, neler yapar, seni tanımak isteriz. 
✒ Tam olarak ne zaman yazmaya başladın? Yazma kararını almakta seni etkileyen faktör neydi?
✒ Tam olarak ne zaman yazmaya başladın? Yazma kararını almakta seni etkileyen faktör neydi?
Ortaokul sıralarında okuduğum Agatha Christie romanlarından esinlenerek yazdığım ve tüm kasabayı öldürdüğüm denemeyi düşünürsem, yazmaya olan ilgimin uzun zamandır içimde olduğumu söyleyebilirim. Ancak bu isteğim Üniversite sıralarında okuduğum Yüzüklerin Efendisi kitabının ardından üye olduğum çeşitli ortadünya sitelerinde çok yazarlı ufak tefek hikâye denemeleriyle yeniden canlandı. Kurgulamayı ve sihirli dünyalarda dolaşmayı çok seviyorum. Kendimle ilgili bir başka keşfim ise bu sihirli dünyaları paylaştığım zaman çok daha mutlu olduğum gerçeği. Sanıyorum kendimi ve başkalarını kısa sürelerle bile olsa bir başka dünyaya, bir başka maceraya taşıyabilme arzusu beni etkileyen faktör.
✒ Bir kitabın yazılmasında kurgu oluşturmak mı daha zor? Yoksa kitabı yazmak mı?
Bence ikisinin de farklı açılardan zorlukları var ama herhalde yazmak daha zor diyeceğim.
Kurgu oluştururken özellikle mevcutta yazılmış, çizilmiş bu kadar çok çalışmanın arasında orijinal bir kurgu yakalama isteğiyle boğuşmak zor. Yine de düşününce içimde yükselen, kabaran ben bunu ya da böyle bir şey yazmak istiyorum duygusu olmadıktan sonra yazma eylemine karşı bir istek duyduğumu düşünmüyorum. İçimde böyle bir istek olduğu zaman da elimden geldiğince ana hatlarını, kurgunun iskeletini ortaya koyar, ulaşacağı noktayı belirler ve yazmaya başlarım.
Yazmanın zorluğu ise çok başka. Başta sizi çok heyecanlandıran kurgunuz bir süre sonra sürekli üzerinde düşünüp çalışmaktan dolayı gözünüze sıradan, basit hatta sıkıcı gelmeye başlıyor. Tüm orijinalliğini yitiriyor ve yazma isteğinizi kaybetmeye başlıyorsunuz. Halbuki bu sadece yazan kişi için böyle. Bazen yazdığınız tüm cümleler birbirine benziyormuş, sürekli kendinizi tekrarlıyormuşsunuz gibi hissetmeye başlarsınız. Başka nasıl anlatabileceğiniz konusunda sıkıntıya düşmeye başlarsınız. Yani bir kitabı yazmaya başladığınızda yılmadan, yarım bırakmadan sona ulaşabilmek gerekten çoğu zaman en zor iş.
✒ Yazacağın kitapta, kurguyu oluştururken dikkat edilmesi gereken unsurlar nelerdir?       
✒ Yazacağın kitapta, kurguyu oluştururken dikkat edilmesi gereken unsurlar nelerdir?
Benim asıl mesleğim peyzaj mimarlığı. Bir proje çizilirken tasarım süreci dediğimiz bazı aşamalardan geçilir. Buna göre öncelikle ortada çözülmesi gereken bir sorun olmalıdır. Kurguyu oluştururken bende çözülmesi gereken bir sorun belirlerim. Hikâyenin bir amacı olmalı, sonunda ulaşmak istediğimiz bir nokta. Bu sona ulaşırken çok farklı yollara sapabilirsiniz ama hedefiniz belli olduğu sürece sizi doğru yolda tutacak ve kaybolmanızı önleyecektir.
Ayrıca ben bildiğiniz gibi daha çok fantastik kurgu çalışmaları yapıyorum ve çoğu kişinin anlayışına göre fantastik kurgu kafanızdan istediğinizi sallayabileceğiniz anlamına geliyor. Oysa kurgulanan dünyanın da bir işleyişi ve kendi içerisinde mantığımızın kabul edebileceği açıklamaları olması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle kurgularımı oluştururken neden sonuç ilişkilerine önem veriyorum ve elimden geldiğince yazdıklarımı sağlam bir temele oturtmaya çalışıyorum.
✒ İlham kaynağın nedir?
Belirli bir ilham kaynağım yok. Bugüne kadar okuduklarımın, izlediklerimin, gördüklerimin hatta dinlediklerimin mutlaka zihnimde bazı fikirlerin oluşmasında etkisi vardır.
✒ Yazılarını hep aynı yerde mi yazarsın? Herhangi bir yerde otururken aklına gelen sahneyi hemen kaleme alır mısın?
Yazılarımı genellikle dizüstü bilgisayarımda hazırlarım. Eğer unutmaktan korkuyorsam genellikle bana o sahneyi hatırlatacak notlar alırım. Ama genellikle eve dönüp bilgisayarımın başına geçmeyi beklerim. 
✒ Son zamanlarda popüler platformu Wattpad'i nasıl ve ne zaman keşfettiğini merak ediyorum.
Hesabımın kaydı 13 Ağustos 2014 görünüyor. Sanırım tesadüfen VeronicaRoth'un Uyumsuz kitabıyla ilgili bir hayran kurgu okurken üye olmuştum ancak çok sonra (iki sene kadar)Türkçe kısmı olan bir yazım paylaşma platformu olduğunu keşfettim. 
✒ Yazdığın kurgularını sosyal plartformda yayınlarken hiç aklına bir gün kitabının basılacağı geldi mi?
Basılması her zaman hayalimdi ancak başarabileceğime fazla inanmıyordum. Zira ne ulaşabileceğim, yardım alabileceğim birileri vardı ne de yayınevlerinin dikkatini çekecek popülaritede bir hikâye sahibiydim. Yine de yayınevlerime dosyamı gönderdim ve bir editörün dikkatini çekmesini umdum ki gerçekten de oldu 😊 
✒ İlk kitabının çıkması her yazar için çok önemlidir. Bu senin gerçekleştirmek istediğin hayalin miydi?
Kesinlikle evet. Yani ilk hayalim kurgumu tamamlayabilmekti, daha sonra bu hayalim, bir editörün onu fark etmesi, bir editörden olumlu dönüş alabilme isteğine ve elbette basılmasına döndü. 
✒Mühür Kıran farklı bir konuya ve atmosfere sahip bir kitap. Kapağı ile dikkat çektiğinden şüphem yok. Böylesi hayranlık uyandıran kitabın kurgusu nasıl ortaya çıktı? Kitabı yazmak aklına nasıl geldi?
Nasıl olduğundan çok emin değilim aslında. Büyü, ejderler, elfler, sihir hep en sevdiğim konular olmuştur. Güç kullanımıyla ilgili aklımda önce "cevher" kavramı belirdi. Düşündükçe bu gücün, cevherin kullanımıyla ilgili alternatifler belirdi. Böyle bir dünyayı kurgulayabileceğimi görmek için önce "Alya" adındaki çalışmamı yazdım. Mühür Kıran'ın dünyasında geçen kısa ve romantik bir hikâye. Üç hafta gibi kısa bir sürede tamamlandı ama bana düşündüğüm dünya ile ilgili önemli bir başlangıç noktası oldu. Onu bitirdiğimde bu kurguladığım dünyada yazabileceğimi ancak yazmak istediğimin çok daha farklı olmasını istediğimi fark ettim ve ona göre bir kurgu geliştirdim. Elbette Mühür Kıran'ı tamamladığımda artık kurguladığım yer oldukça değişmiş ve farklılaşmıştı.
 Elbette Mühür Kıran'ı tamamladığımda artık kurguladığım yer oldukça değişmiş ve farklılaşmıştı       
✒ Mühür Kıran kitabı çoğu okuduğum fantastik kitaplardan farklı. Bunda anlatımın gücünü görüyorum. Kitabından bize söz eder misin?
Öncelikle teşekkür ederim. Mühür Kıran, Gael isimli dünyanın bir köşesinde, sınırları deniz ve Nastar olarak adlandırılan bir sıradağ gurubuyla çevrilmiş Andram topraklarında geçmektedir. Bu toprakların sakinleri cevher kullanıcısı olarak adlandırılan ve gücünü sahip oldukları yaşam enerjisinden alan büyücü bir halktır. Güçlerini kullanabilme şekilleri ise doğuştan sahip oldukları yeteneğe göre farklılık göstermektedir. Üç yüzyıl önce Gael'e dehşet saçan ejderlerle savaşlarında insanların yanında yer alan cevher kullanıcıları savaşın ardından yine insanlar tarafından bu korunaklı bölgeye sığınmak zorunda bırakılmışlardır ve uzun yıllar boyunca sıradağların ardındaki Bardialı komşularının düzenlediği saldırılar haricinde dış dünya tarafından rahatsız edilmemişlerdir.Hikâye, Neira adındaki bir cevher kullanıcısının Andram'da yasaklanmış bir yetenek olan sızdırıcılığı (bir başkasının gücünü çekebilen kişiler) kullanan genç bir kızı, Mai'yi, askerlerden kurtarmasıyla başlamaktadır. Andram'da yakalanan sızdırıcılar demir alaşımı karıştırılmış özel bir boya kullanarak yapılan dövmelerle mühürlenerek yeteneklerini kullanmaları engellenmekte ve bu kişiler kim olduklarına bakılmaksızın sınır dışı edilmektedirler. Ancak Neira son yıllarda yakalanan sızdırıcıların sınır dışı edilmek yerine ortadan kaybolduklarını öğrenerek olayın ardındaki gizemin peşine düşmüştür.Aynı zamanda sınır şehri Suira'da yaşayan cevher kullanıcılarının güçlerindeki azalma ve yetenekle doğan bebeklerin sayısındaki azalmayı araştırmak isteyen Andram ordularının komutanı Kyte, eski arkadaşı Neira'ya gelerek bir anlaşma önerir. Sızdırıcıların kayboluşunun ardındaki gizemi araştırmasına karşılık, genç kadın da görevlendireceği askerleriyle birlikte sıradağların Dokuzlar olarak bilinen bölümündeki yer altı tünellerinden ulaşabileceği şehrin içme suyu kaynaklarını kontrol edecektir. Ancak bu tüneller, ejder savaşlarının ardından cevher kullanıcıları tarafından dokuzların gölgesinde yaşamaya mahkûm edilmiş eski ve kadim bir ırktan kalanlara ve onların beş liderine ev sahipliği yapmaktadır.Neira'nın bu ırkla karşılaşmasıyla hikaye dolu dizgin devam eder.
✒ Wattpad'de yazmaya da devam ediyorsun. Mühür Kıran sonrasında hangi kitabını basılı olarak göreceğiz?
Yazmak benim için nefes almak gibi. Yazmadığım zaman bir süre sonra bunalmaya başladığımı hissediyorum. Sanki patlayacakmışım gibi oluyor 😊 Umarım Mühür Kıran'ın ikinci kitabını yazıp tamamlamak ve basılı olarak görmek istiyorum. 
✒ 2018 wattys yarışmasını kazanan yazarlardan biri de sensin. Bu büyük bir başarı ve bu sene hak edenlerin kazanmış olmasına ayrıca seviniyorum. Yarışmaya Ay Tutulması kitabıyla katılmıştın. Bize kitabından bahseder misin?
Hikâyeden bahsetmemi istemişsin ama neresinden tutup anlatabileceğimi bilemiyorum biraz karışık. Ay Tutulmasıda yine kurgu bir dünyada geçiyor. Felaketlerin ardından çöller ve denizlerle kaplanmış bir gezegen.Tepsi gibi düz bir tepesi olan Sira dağının üzerine kurulmuş yukarı şehir Amarth ve eteklerinde kurulu aşağı şehir Osrah var. Bu iki şehir arasında bir zamanlar denge, eşitlik ve adalete dayalı ilişki yıllar içerisinde kaybolmuş. Hikâyenin temelinde Ivae (ışık) inancıyla Yönetilen Amarth'taki yozlaşmayı gören bir grup insanın kendilerince mücadele ederek bu düzeni kırma çabalarını okuyacağız. Kanatlı kurtlara (Kurtkanat) ve griffinlere (pençekanat) binen binicileri, çöl asilerini göreceğiz. Bir inancı yıkmak için unutulmuş bir başkasını bulup yeniden hayat vermeye çalışan bu bir grup mücadelecinin başından geçenleri okuyacağız.İtiraf etmem gerekirse Ay Tutulması'nın bu kadar başarılı olmasını beklemiyordum. Zira Mühür Kıran'ı bitirdikten sonra biraz rahatlamak ve eğlenmek için yazmaya başladığım bir kurgu. Bu nedenle ciddi eksikleri olduğunu düşünüyorum. İnşallah ileride tamamladıktan sonra dönüp bu eksikleri gidereceğim.
✒Yazılarını yazarken hayal gücü sınırlarını zorladığını hissedip bunun toplumsal yargılarla ters düşebileceğini hissettiğin oldu mu? Eğer hissettiysen, yazdığını hiç sildin mi?
Yazdıklarımın toplumsal yargılarla ters düşebileceği endişem henüz olmadı. Belki de daha o noktaya ulaşmadım. Bu nedenle böyle bir endişeyle yazdıklarımı silme gereği hissetmedim. İleride daha fazla yazdıkça ve daha fazla kurguladıkça ne olur bilmiyorum ama şimdilik toplumsal yargılar olmasa bile kendi doğrularımla ters düşen şeyler yazamıyorum. 
✒ Kaleme aldığın konuyu yazarken, bir toplumsal mesaj verme düşüncesiyle mi başlıyorsun?
Toplumsal bir mesaj verme düşüncesiyle değil de eğlenmek, keyifli bir dünyaya adım atmak, yeni bir maceraya atılmak isteğiyle yazmaya başlıyorum. Yine de yazdıklarımı şekillendirirken bir önceki soruda da belirttiğim gibi kendi doğrularıma ters düşmeyen şekilde olmasına özen gösteriyorum. İnsanlara mesaj vermeye çalışmasam bile okuyan kişilerin yanlış mesajlar çıkarmasına neden olacak şeyler yazmamaya çalışıyorum. 
✒ Yazma ritüelinden bahseder misin? Örneğin hangi ortamda, hangi materyallerle, hangi müzikle, nasıl bir ruh haliyle yazmayı tercih ediyorsun?
Sakin ve sessiz bir ortamda mümkünse beni dünyadan soyutlayacak hafif bir müzik eşliğinde yazı yazmayı seviyorum. Şekerli bir kahve, biraz müzik ve bilgisayarımın olması yeterli. 
✒ Konularını nasıl seçiyorsun? Konu seçimi tesadüfi mi oluyor, yoksa hayatta karşılaştığın olaylardan beslenerek mi yazıyorsun?
Hayatta karşılaştığım olaylardan değil de daha çok okuduğum, izlediğim hatta dinlediğim şeylerden etkilendiğimi düşünüyorum. Kendi sevdiğim, okumak istediğim şeyleri yazıyorum.
✒ Kitabını yazmaya başlarken kurguyu önceden mi belirliyorsun? Yoksa bütün olay örgüsü sen yazdıkça mı gelişiyor?
✒ Kitabını yazmaya başlarken kurguyu önceden mi belirliyorsun? Yoksa bütün olay örgüsü sen yazdıkça mı gelişiyor?
Kurguyu önceden ana hatlarıyla belirliyorum. Yani önümde başından sonuna kadar bir iskeleti oluyor. Ancak hikâyenin ilerleyişi, ortaya çıkan yan karakterler, olay örgüsünün nasıl ilerleyeceği ben yazdıkça gelişiyor. Ana hatlar ve hedefim belli olduğu için yazarken zorlandığım kısımlar olsa da çözüm buluyor ve sona ulaşabiliyorum. 
✒ Bir yazar için zaman ne demektir?
Zaman, hayallerimin kelimelere dökülmesi için en önemli ihtiyaç benim için. Her zaman yetersiz kalan bir kavram ne yazık ki. 
✒ İnsanların çoğu 'hayatımı yazsam roman olur' derler. Sence herkes kitap yazabilir mi? Yazmak bir yetenek midir?
Günümüzde zaten isteyen herkes kitap yazabilmekte ve parasını verip bastırabilmekte. Ancak hepsinin edebi bir eser olarak kabul edilip edilemeyeceği tartışılır. Sorunun cevabına gelirsem yazmak isteyen herkesin bir yere kadar bunu başarabileceğine inanıyorum. Çok okuyarak, inceleyerek, taklit ederek bir noktaya kadar da ilerleyebilirler. Ancak bunun ötesinde yıllar boyu hatırlanacak özel bir kitap yazmak için özel bir dokunuşa ve yeteneğe sahip olunması gerektiğini düşünüyorum. 
✒ Yazmak senin için hayat boyu sürecek bir serüven mi?
Hayat boyu sürmesini istediğim bir serüven. Dönem dönem yazmaktan uzaklaştığım zamanlar olsa bile hep karalamaya devam ettim. Umarım bu isteğimi hiç kaybetmem. 
✒ Kimsenin okumayacağını bilseydin, buna rağmen yazar mıydın?
Zaten okuyan var mı bilmiyorum 😊 Ve evet buna rağmen yazdım, yazıyorum ve umarım yazmaya devam edeceğim. Bazı zamanlar moralim bozulmuyor değil ama öncelikle kendim için, ben sevdiğim için yazıyorum. Umarım zamanla diğerleri de benimle bu maceraları daha çok paylaşırlar 😊
✒ Gelecek ile ilgili projelerinden söz eder misin?
Doktora tezimi yazıp bitirdikten sonra kendimi tamamen yazma işine odaklayacağım. Mühür Kıran'ın ikinci ve üçüncü kitapları var, Tutulma var tamamlayacağım ve iki kurgu daha beklemede umarım sıraları gelince onları da yazmaya başlayacağım. 
✒ Türk yazarlar içerisinde bu kişinin eserleri beni yazar olmak için çok iştahlandırdı diyebileceğiniz bir yazar var mı?
Fantastik kurgu ağırlıklı okuduğum için Türk değil ama belki Elaine Cunningham'ın kalemi beni kendi dünyalarımı yazma konusunda heveslendirmiş olabilir. Margareth Weiss ve Tracy Hickman ikilisini de çok severim. Umarım bir gün onlar gibi Bihter Saatcı ve Hatice Dirmikci ikilisi olarak yazdığımız kitaplarımızın basılmasını çok istiyorum. Bu arada Türk fantastik kurgu yazarlarından en ve şimdilik tek sevdiğim isim Orkun Uçar. 
✒ Bir yazar olarak okuduğun ve beğendin yazarlar kimlerdir?
Brandon Sanderson, Elanie Cunningham, Margareth Weiss& T. Hickman, R.A. Salvatore. Michael Moorcok, Partick Rothfuss, Ursula K. LeGuin, Geroge Martin, J.R.R. Tolkien, Sarah J. Maas ilk aklıma gelenler ve fantastik kurgu yazanlar ancak çok daha fazlası var elbette 😊 
✒ En son hangi kitabı okudun?
YuHua'nın Kanını Satan Adam'ını okudum. 
✒ İnsanların kitap okumadan yazma, yazar olma hayalleri konusunda fikrin nedir?
Yani elbette ilk kitabı yazan kişinin de elinde bir örnek yoktu diye düşünebiliriz. Ama bana yazmak için okumak ve okumayı sevmek gerekiyor gibi geliyor. Kendi ilk hatıralarımdan itibaren kitaplara, hikayelere, öykü ve masallara ilgim vardı. Kitap okuma isteğim zamanla kendi kurgularımı kâğıda dökme isteğine dönüştü. Ben ikisini birbirinden ayıramıyorum. 
✒ Son olarak okurlarına, takipçilerimize söylemek istediğin ya da benim unutup senin eklemek istediğin bir şey var mı?
Öncelikle bu güzel ve dolu dolu sohbet için teşekkür ederim. Sorularını gerçekten çok büyük bir keyifle yanıtladım. Bana verdiğiniz destek için, yanımda olduğunuz için, zamanınızı ayırıp okuduğunuz için tek tek teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Fırsat buldukça söylüyorum, kitap yazmak benim hayalimdi ancak bu kitap sayesinde tanıştığım insanlar, gördüğüm destek hiç tahmin etmediğim bir mutluluk vesilesi oldu. İyi ki varsınız 😊
***
Vakit ayırıp röportajıma katılım sağladığı için sevgili yazarıma teşekkür ederim ❤
***
Kitabı satın almak için;
Mühür Kıran / Okuoku