Bir Duygudan Fazlası - Ayşegül Çiçekoğlu | Kitap Yorumu

 

Yazar Adı: Ayşegül Çiçekoğlu 
Kitap Adı: Bir Duygudan Fazlası  
Özgün Adı: ☆
Seri Sıralaması: ☆
Yayınevi: Pika Yayın  
Baskı Yılı: 2020
Sayfa Sayısı: 328
Kitaba Puanım: 5/5

Kafanda oluşan hayalini kurduğun kurgu dünyasını somut hale getirmek ve bunu yaparken de hakkını vermek çok önemlidir. Okura istediğin ölçüde yansıtmak da asıl amaçtır bana göre. Ayşegül Çiçekoğlu daha önce okuduğum yazarlardan biri. Basılan ilk kitabını okuduğumda şöyle bir cümle kurmuştum. "Eminim ki sonraki kitaplarında kalemi kat kat iyi olacak ve kendini geliştirecek. Buna inanıyorum da."

Beni haksız çıkarmadığı için çok teşekkür ederim öncelikle. Kitap tam olarak beni doyurdu diyebilirim. Duygular netti, karakterler ayakları yere sağlam basan karakterlerdi, duygu tahlilleri olay akışları her şey tam olarak olması gerektiği gibiydi. Ben bu kitapla tam olarak yazarın kalemine doydum. İnanılmaz bir gelişim ve kalemin inanılmaz ilerleyişini görmek beni çok mutlu etti.

Üç arkadaş; Zerrin, Deniz ve Rojda.

Ayrı şehirlerden, farklı hayatlardan, başka ailelerden gelen üç yakın arkadaş. Yatılı okul hayatlarında başlayan ömürlük dostluk onlarınki. Ve bu kitap temelde dostluğu barındıran sarsılmaz güvenin işlendiği bir kitap


Zerrin'in ailesi, varlıklı bir aile ve tek çocuktur. Büyürken istediği her şeye kolaylıkla sahip olmuş, kafasına ne koyduysa gerçekleştirmeye alışkın biri. Hedefiyse günün birinse babasının işini devralmak ve başına geçmek.

Deniz ise biraz şanssız biri. Anne ve babasını kaybetmiş henüz küçük bir çocukken ve halasının yanında kalmış. Kalabalık bir aile içinde eksiklerini hissetmeden sevgiyle büyümüş. En büyük hayali ve vazgeçilmez hedefi psikiyatr olup çalışmak.

Rojda, aralarında en bıçkın olanı. Doğuda yaşayan bir ailenin kızı. Rojda da kalabalık bir ailede yaşıyor ama sevgi konusunda biraz şanssız diyebilirim. Babasının üç eşi, eşlerinden olan çocuklarıyla birlikte kalabalık bir ailenin ferdi. Kadının sözünün olmadığı değer verilmediğini görerek büyümüş. Bundan dolayı hukuk okumak dahası ezilen kesimin yanında olmak kadının sesi olmak istiyor. İdealleri olan akıllı bir kız Rojda.

Üç arkadaşın yolları ise lisenin sonunda kısa süreli ayrılıyor. Kendi hayatlarında kendi idealleri doğrultusunda hedeflerine doğru yol alırken hayat onlara fırsatlar sunuyor bir araya gelmelerini sağlıyor. Hayat bu ya sürprizler hazırlıyor dengeler değişiyor birçok şey yaşıyorlar ama bir arada da kalmayı başarıyorlar. Her şeyden daha değerli olan sahip oldukları şeyler var; sevgi, sonsuz güven ve dostluk.

Kitabı elinizden bırakamayacaksınız, onlarla birlikte heyecanlanıp gülümseyecek ve üzüleceksiniz. Kitabın kapağını kapatırken de yüzünüzde bir tebessüm olacak.

Ben okudum ve beğendim, sıra sizde! ;) Kitaba ve yazara mutlaka bir şans verin. Bence pişman olmayacaksınız, garanti veririm.

Lise sıralarından beri hiç ayrılmayan, hayallerine ulaşmak için her şeyi yapan üç başarılı kadın. Zerrin, Deniz ve Rojda. Biri zengin bir ailenin tek kızı, diğeri anne babasını çok küçük yaşta kaybetmiş ama hayata hep olumlu tarafından bakmaya çalışan bir kız çocuğu, diğeriyse Doğulu bir ailenin kalıpları yıkmaya çalışan, ezilen kadınların sesi olmak için yanıp tutuşan kızı. Biri alanında uzman bir işkadınına, diğeri başarılı bir psikiyatra, diğeriyse güçlü bir avukata dönüşüyor. Bu üç kadın daha küçük yaşlarda birbirlerinden ayrılmayacaklarına söz veriyor. Ama hayat çoğu kez olduğu gibi planları bozuyor. Aşk aralarından ikisini aynı tuzağa çekiyor, diğeri de bu aşktan yarasını alıyor. Ayşegül Çiçekoğlu'nun duru kaleminden entrikanın, tutkunun, en önemlisi de güçlü bir dostluğun hikâyesi: Bir Duygudan Fazlası.

(Tanıtım Bülteninden)

Günahkar 1&2 - Fırtına Hamide | Seri Yorumu

 


Yazar Adı: Fırtına Hamide
Kitap Adı: Günahkar 1&2
Özgün Adı: *
Seri Sıralaması: Günahkâr Serisi
Yayınevi: Postiga Yayınları
Baskı Yılı: 2015 - 2016
Sayfa Sayısı: 584 - 511
Kitaba Puanım: 5/5 - 4/5

Bir söz vardır bilmem bilir misiniz? Çocuklara miras kalan anne babalarının günahları ve sevapları diye... Bu kitapta babasının günahını sırtına yük alan Gül'ün yaşadıklarını okuyoruz. Babasının da içinde olduğu bir durumdan kaynaklı gözünü kırpmadan büyük bir meblağ karşılığı kızını bilmediği bir adama veriyor. Evee burada yakası açılmamış naftalinli küfürleri babaya alıyoruz. Sanırım okuyup okuyabileceğim en karaktersiz karakter kendisidir zira. Diğer baş karakterimize geçelim, Yağız, ah be adam neden böylesin sen diyesim var. Hem çok kızdığım hem de sevmeye çalıştığım ender karakterlerden biri. Ona lanse edilen çarpıtılmış bilgilerle hiç önünü arkasını düşünmeden körü körüne kızgınlığına bağlanıp hayatı zindan etmeyi kendine bir borç bilerek halt ediyor kendisini. Bu arkadaşa da ufak çapta bir kızgın ifadeleri alalım...

Yağız gücünü kullanarak hayatına zorla dahil ettiği güzel kadına aşık olurken, yaşadığı ve yaşattığı onca acıya rağmen aşkına karşılık alabilecek miydi? Metres hayatı dayatılan Gül'e yaşayacakları karşısında tavrı ve düşünceleri neler olacaktı? Size konuyu anlatarak ipuçları vermek istemiyorum, bundan dolayı kitabı merak ediyorsanız edinip okumanızı önerebilirim.  


Gel gelelim kitap hakkındaki düşüncelerime; Bıçak sırtı konulardan birini kaleme almış yazar. Bu cesaret isteyen bir hareket bana göre çünkü çuvallayabilirdi de. Neyse ki kaleminin gücünü konuşturarak bize güzel bir okunası kitap sunuyor. Yazıldığı dönemde bu tarz konuların daha az olmasını da dipçe düşerek klişe kisvesinde olmayacağını söylemek isterim.

Birbiri ile alakası olmayan iki karakterin kendi hayatlarında zorluklar çıkarıp bu zorlukları yaşayarak içlerinde büyüttükleri aşkı okuyoruz. Onlar mutlu oldu ya da olacak bunu kitabı okursanız bileceksiniz. Benim size söyleyeceğim tek şey ise Fırtına Hamide'nin kitapları okunur. Hatta ne yazsa okurum, gözüm kapalı öneririm. 
Arayın, bulun, satın alıp okuyun.
Bıçak sırtı bir konu olduğunu ilk kitap yorumumda söylemiştim sizlere... İkinci kitap, devam kitabı olduğu için çiftimizin sonraki yaşadıklarının anlatıldığı kısım. Aslında yazarımızın da hem fikir olduğu tek kitapta anlatılma düşüncesinde ben de varım. Günün birinde Günahkâr yazarımız tarafından yeniden kaleme alınırsa ben yeniden oturur okurum.

Ben Günahkâr'ı seviyorum o ayrı tabi, eksik yönleri var mı, vardır ama yazarın kalemi o kadar akıcı ki okurken kapılıp gidiyor noksan yanlarını fark edemiyor, hikâyenin içine giriyorsunuz. Bunu daha önce yazarımıza da dedim diye hatırlıyorum. (Kitabı birçoklarca okumuş bir okur tebessümü bırakıyorum buraya.)


Kitabımıza gelecek olursam; Gül değişen hayatı karşısında savunmasız olsa da güçlü duruşu ile üstesinden gelmeye çaba sarf ederken duruma ayak da uydurabiliyor. Bir yerde kırılan kalbi çiğnenen gururu ona artık durması ve ardına bakmadan gitmesini söylüyor. Gül, ardını dönüp geriye bakmadan gidiyor. Yağız'ın karmaşık hayatı daha da düğüm olurken çıkar yollar araya dursun, Gül çareyi gitmekte buluyor. Kalmaya bahanesi yok ama gitmeye sebebi çok.

Aradan uzun zaman geçiyor... 
Gül tek tabanca olduğu dünyaya bir melekle yoluna devam ediyor. Duru, öyle sevimli bir çocuk öyle bilmiş bir fındık kurdu ki, tur ısır ye hesabı. Yağız sevdiği kadını ikna edebilecek mi? Aşklarına ikinci bir şans verilecek mi? 
Yağız kararlı, Gül inatçı... Bu aşkın kazananı kim olacaktı?
Okuyup görebilirsiniz.




Güz Fırtınası - Rita Hunter | Kitap Yorumu

 

Kitap Türü: Tarihi Aşk
Yazar Adı: Rita Hunter
Kitap Adı: Güz Fırtınası 
Özgün Adı: *
Seri Sıralaması: Dört Mevsim #1
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Baskı Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 584
Kitaba Puanım: 5/5
Her insan için çok severek okuduğu, okumaktan keyif aldığı tür kitaplar vardır. Benim içinde tarihi aşk kitaplarının yeri hep ayrıdır. Aşina olduğum severek okuduğum yazarların da bende yeri ayrıdır. Pek bir severim yani, böyle doyamayarak okumam ondandır. 

İlk olarak söylemem gereken önemli nokta kitaba bayılmış olmam. Abartısız söylüyorum ki kitabı çok sevdim. Bitmesin diye az az okuduysam da sona ulaştım. Çoğu yerde kahkahalara boğularak tavşanımı korkuttum. Benden çıkan ani sesle hayvan neye uğradığını şaşırdı. Sayamayacağım kadar çok sahne gözlerimden yaş gelesiye güldürdü beni. Jane dönemine göre fazla deli bir karakter, hatta daha doğru bir anlatımla tam olarak çatlak biri. Onu sevmemi sağlayan etken karşısında bulunan kişiye karşı yüksek empati duygusuna sahip. Gülenle gülen, ağlayanla oturup ağlayan, her duyguyu en uçta yaşayan biri.


Alexander ise geçmişi puslu kalbi paslı bir adam. Başlarda gizemine takılıp acaba derdi neydi merakına düşüp sonlara doğru kıvrak zekası ile kendine hayran bırakan adam. Yazarımıza sesleniyorum, böylesi adamları kaleme aldıkça biz kimseyi beğenemeyiz, bilesiniz.

Kahramanlarımız karşılaştıkları ilk andan itibaren birbirlerine karşı koyulmaz bir çekimle çekiliyorlar ama bunu yine kendilerine erkenden itiraf edemiyorlar. Çünkü laf yarışı durur akıl üstünlüğü kurmak varken burnunun ucundakileri görmüyorlar. Olsundu ben bu ikiliyi böyle benimseyip sevmiş bulunuyorum. Fazla detaya girmiyorum, çünkü önemli yerler oraları, derken bir şeylerin sonucunda evleniyorlar. Dük'ümüzün geçmişi bir anda sorun olacak şeklinde karşılarına çıkıyor. Acaba kahramanlarımız sorunların karşısında çelik gibi durup aşkın gücünü kendilerine zırh gibi giyip tüm sorunları alt edecekler mi? Bunu kitabı okuyarak öğreniyoruz.

Kitabı sevdim, konusu içinde olan olayları karakterleri bana göre olması gerektiği kadardı. Zaten bu kurguya öyle aman aman büyük olaylar sansasyonel eklemeler olmazdı. Her şey yerli yerinde, tam kararındaydı. Yormayan su gibi akıcı bir anlatımla kaleme alınmıştı. Karakterler birbirleriyle çok uyumluydu. Tüm karakterler hikayeye tat vermiş bir yapboz gibi biri yerinden oynasa resimde eksik kalır hissi bırakırdı.

Dört Mevsim serisinin ilk kitabı olan Güz Fırtınası kitabini şiddetle tavsiye ediyorum. Eğer ki Rita Hunter kalemiyle tanışmamışsanız bir an önce şans vermelisiniz.
Geçmişi, üzerine gölge gibi düşen bir adamın tek çaresi, daimi bir güneştir... "Belki de hiç... Belki de hiçbir zaman tehlikeye ne kadar yaklaştığını anlayamayacaktı. Güzel, küçük kıvılcım bilmiyordu ki bu dünyada ateşten de sıcak şeyler vardı…"

Abertillery Dükü'ne ait papaz evinde ailesiyle birlikte yaşayan Jane Hammond'ın hayatı, kendi küçük dünyası ve gizli hayalleri üzerineydi. Mutlu olduğu, kendini huzurlu hissettiği, ona göre dünyanın en güzel topraklarında yaşamanın belki de tek bedeli, efendileri olan soylunun dikkatini çekmeden, hatta var olduklarını unutturarak devam etmenin bir yolunu bulmaktı. Zira bugüne kadarki hiçbir Abertillery Dükü'nün ahlâk ya da merhametiyle övündüğü söylenemezdi.

Jane endişelerine rağmen, yeni dükün huzurlu dünyalarına ayak basmasının hiçbir şeyi değiştirmeyeceğine inanmaya hazırdı. Ne var ki, soyundan gelen uğursuzluğu gölge gibi üzerinde taşıyan ve geçmişte yaptığı korkunç şey yüzünden yargılanan dükün diğerleri kadar umursamaz olabileceğini düşünmek başlı başına bir hataydı.

Gizemli ve baştan çıkarıcı son Abertillery Dükü Alexander Darius Cunningham'ın Hammond ailesini kabul etmeye mecbur bıraktığı görev onları hiç de arzulamadıkları şekilde bir araya getirirken; tesadüfler ve güçlü güz fırtınaları, tutkulu serüvenlerinin fitilini ateşleyecekti.

Okurken kahkahalarımı tutamadım. Jane, şimdiye kadar yazılmış en çatlak, en eğlenceli leydi olabilir. Kendisine hayran kalmamak imkânsız! Tarihi aşk sevip de Rita Hunter'ın eşsiz kalemiyle henüz tanışmamış olanlar çok şey kaçırıyorlar, benden söylemesi. Alexander ve Jane yeni favori çiftimiz olacağa benziyor."

Onur Kınacı Birler
-TheReadingLady -

"Rita Hunter'ın romanlarında bir tarihi aşk romanında olması gerekenlerin fazlası var, azı yok."
-Büşra Bal, Yorumbaz-

"Rita Hunter başucu yazarlarınızdan biri haline gelecek."
-Önokumalar ve Fazlası-
(Tanıtım Bülteninden)






Gabriel'in Cehennemi - Sylvain Reynard | Kitap Yorumu

Kitap Türü: Romantizm
Yazar Adı: Sylvain Reynard
Kitap Adı: Gabriel'in Cehennemi 
Özgün Adı: Gabriel's Inferno
Seri Sıralaması: Gabriel's Inferno #1
Yayınevi: Optimum Kitap 
Baskı Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 654
Kitaba Puanım: 5/5
Çok sevdiğiniz bir kitap olunca defalarca ve defalarca kere o kitabı okur, ilk okuduğunuzdaki duyguları hisseder, aynı düşüncede olursunuz. Gabriel'in Cehennemi serisi benim için başka bir yerde olan seri ve ilk kitabı. Çok seviyorum yani, ötesi yok. Bir de tür olarak yanlış bir etikete kurban gittiğini düşünüyorum.
Her neyse... 

Okuduğumuz kitaplarda aşık olduğumuz karakterler için 'Ay bu adam yok mu?' diye başlayan cümlelerle hayranlığımızı, beğenimizi sunabiliyoruz. Ama bu karakter, bu Gabriel anlatılabilecek bir adam değil! -Bence- Anlatılarak zaman harcanmayıp yaşanılması gereken bir adam. Uzun bir ah çekmelik, göz süzüp hayallere dalmalık, yanı sıra nereye bakılırsa bakılsın Gabriel görmelik bir karakter. Tamam; kibirli, ukala, kendini beğenmiş herifin teki ama ona yakışıyor! Hem bir kere adam Profesör, üstelik Dante uzmanı... Nasıl sevmeyelim değil mi? Düşünceli oluşu, sevdiğine sahip çıkışı, ince fikirli olması, kibarlığı, kıskançlığı ve aşık hali... Okuması keyif veren bir karakterdi.

Gabriel Emerson, geçmişinde bir takım hatalardan, başarısızlıklardan sonra kendini cehennem zevklerinden alı koymaya gerek duymuyor. Yaşadığı sonrunlardan kendini sorumlu tutarken sonunda kendi cezasını kendine vererek ailesinden uzaklaşarak ve tek başına yaşıyor.

Julia Mitchell, lisans öğrencisidir ve Gabriel'in kalemidir. Güzeldir bir kere, akıllıdır ve çoğu erkeğin dikkatini çekebilecek bir kadındır. Master programı için Toronto Üniversitesi’ni seçer ve uzmanlık alanının Dante olması sebebiyle, Gabriel’in öğrencisi olur. Ortak geçmişlerinin olması yanı sıra ne Julia geçmişi hatırlıyordur ne de Gabriel. Üstelik Gabriel'in kız kardeşinin arkadaşıdır da kızımız.

Her insanın sırları, kendi ile hesaplaşmaları, geçmişteki hataları vardır. Çiftimiz sorunları hep vardır, bu sorunları zamanla nasıl üstesinden geldiklerini yaşadıkları inişli çıkışlı olaylara şahit ediyoruz.

İlk kitapta yazar beklentiyi en uç noktaya taşımış bulunmakta ve serinin diğer kitaplarında aynı tadı almaya sevk ediyor okurları. Edisyon kısmında bir parça sıkıntılar olsa da kitap genel hatlarıyla güzeldi ve ilgi çekiciydi. Yayinevinin karton baskısı için orjinal kapağı tercih etmesine ayrı bir seviniyorum. Çeviri kitaplarda en sevdiğim şey orjinal kapağın basılması. Sonradan çıkan ciltli kitaplarda bunu gözardı etmişler ama ilk baskıları almış bir okur olarak şanslıyım bence. Kitabı bulup okumanızı tavsiye ederim. Güzel bir seri başlangıç kitabıydı.



“Grinin Elli Tonu’nun yazarı rekabete hazırlan! Sylvain Reynard sahneyi sana bırakacakmış gibi görünmüyor.”
– Books and Reviews’tan Jessica Durham

 “E.L James’in Grinin Elli Tonu romanını bitiren kadınlar, üzülmeyin. Daha fazla zevk alacağınız bir eseri elinizde tutmaktasınız. Bu roman içerdiği aşk ve romantizm bakımından Grinin Elli Tonu’na en büyük rakip.” –Kirsten Acuna

 Uluslararası en çok satan yazarlardan biri olan Sylvain Reynard’tan, bir adamın bağışlanmasının ve kadının cinsel uyanışının unutulmaz öyküsü…

Hayli muammalı ve son derece seksi bir adam olan Profesör Emerson, gündüzleri saygın bir Dante uzmanı olarak yaşamını sürdürür, ama gecelerini hiç çekingenlik içermeyen bir cinsel zevke ayırır. Ün salmış yakışıklılığını ve üst düzey cazibesini kullanarak her hevesini tatmin etmeyi başarır, ama için için de karanlık geçmişinden ötürü acı çekmekte, tüm bağışlanma umutlarını yitirmiş olduğuna derinden derine inanmaktadır.
 Masum güzel Julia Mitchell, sınıfına lisansüstü öğrencisi olarak yazılınca, cazibesi ve Julia’yla olan esrarengiz bağlantısı yüzünden Profesörün hem kariyeri tehlikeye girecek, hem de hayatında geçmişiyle bugününü karşı karşıya getiren bir olaylar dizisi başlamış olacaktır.
 Gabriel’in Cehennemi, yasak aşk, baştan çıkarma ve ruhsal bağışlanma gibi alanları yoklayan ilginç, sürükleyici, vahşicesine ihtiras dolu bir yolculukta, bir erkeğin kendi kişisel cehenneminden kurtulup imkânsız sandığı şeye, bağışlanmaya ve mutluluğa ulaşmasının öyküsüdür.
 “Sen sadece şanssızlıkları üzerine çekiyorsun, Bayan Mitchell, bense günahların mıknatısıyım.”

☆☆☆

Serinin Diğer Kitapları:
1. Gabriel'in Cehennemi / Gabriel's Inferno (Gabriel's Inferno, #1)
2. Camriel Arafta / Gabriel's Rapture (Gabriel's Inferno, #2)
3. Gabriel'in Cenneti / Gabriel's Redemption (Gabriel's Inferno, #3) 






Ben İyi Bir Kızdım - Selvi Atıcı | Kitap Yorumu


Kitap Türü: Aksiyon
Yazar Adı: Selvi Atıcı 
Kitap Adı: Ben İyi Bir Kızdım 
Özgün Adı: *
Seri Sıralaması: *
Yayınevi: Nemesis Kitap 
Baskı Yılı: 2019
Sayfa Sayısı: 328
Kitaba Puanım: 5/5


Hayat her zaman tozpembe olmazdı değil mi? Elbette hayaller kurulurdu ve verilen çabalar da o hayalleri gerçekleştirmek için vardı. İyi bir okula gitmek, iyi bir mesleğinin olması en büyük hayallerden biriydi. Elif'in de hayalleri vardı, zaten üniversite sınavından da iyi bir puan alarak hayal ettiği doktorluk mesleği için okuyacaktı. Ama aşık oldu... Ya da olduğunu sandı. Zaten hayatı da ondan sonra tepe taklak oldu. Toyluk, heyecan, hayata karşı sevinci her biri aldandığı aşkla yok oldu, başına o kadar korkunç şeyler geldi ki yine de yaşadıkları karşısında pes etmedi. Önce hayalleri değişti, sonra teker teker umutlarıyla birlikte hayalleri de yok oldu Elif'in. Elif artık yoktu, yaşadığı hayatta da Elif'e yer yoktu. O da mecburen Nehir oldu.

Böyle yazdım diye merak ettiniz değil mi kitabı? Edin tabi. Alışılan Selvi Atıcı kurgularından biraz daha farklı bir kurguyla karşımıza çıkıyor yazar. Acımasız gerçeklere değinirken yaşanılanlara ayna da tutuyor bu kitapta. Okurken mideniz düğümleniyor, sinirden dudağınızı yiyorsunuz. Okuduklarınız belki bir kurgu ama gerçek hayatta da benzer yaşanmışlıklar var, hatta yaşamaya devam eden yaşamak zorunda olanlar da var. Kitapta okuyanın iliklerine kadar hissettiği gerçeklik duygusuyla vuruyor.

Düzenin elinde piyon olanlar var. O bu şu en alttan en tepeye uzanan dikeli bir yol. O yolda da kurban edilenler var. Nehir gibileri çok. Kandırılıp belli bir yola sokulanlar, kimsesiz olup yetiştirilen ve o yola sokulanlar... Kitabı okursanız ne demek istediğimi de anlarsınız.


Kurguya yön veren ve hareketlilik katan ekip üyelerini ben çok seviyorum. Dövüş ustası Okan, Bilgisayar kurdu Emre, kimyacı Derman ve silahların piri Akın... Aralarındaki ilişki birbirlerine karşı duydukları güven ve sevgileri kıskanılasıydı. Başlardaki dramı, ilerleyen sayfalardaki aksiyonu bitmeyen heyecanıyla bir çırpıda okunup bitti.

Selvi Atıcı benim için kusurlu karakterleri kusursuzca yazan bir yazardır. Her kitabını ayrı severim. Ben İyi Bir Kızdım kitabı da ayrıdır bende. Yüreğimi sızlatsa da karakterleriyle yüzümü de güldürdü.

Genel olarak ailelerde hani meşhur 'elalem ne der' sözü vardır ya, işte o olmasaydı, Elif'e sahip çıkılsaydı yaşadıklarının hiçbiri yaşanmayacaktı. O yola girmeyecek ve de o batağa düşmeyecekti.

Elif'in de kitapta dediği gibi, "...aslında Ben İyi Bir Kızdım."

Yazarın kitaplarını gözüm kapalı öneririm, mutlaka okuyun.

Bir süre öylece sustuk. 
Fakat o, konuşmaya niyetli olmalıydı ki, henüz yanımdan ayrılmamıştı. 
“Karanlık bazen ürkütücüdür.” 
“Çoğu zaman.” Omzumu silktim. Gerçi karanlık artık beni ürkütmüyordu. 
Karanlıktan daha ürkütücü varlıklar vardı. Adına da insan diyorlardı.
 
Birileri onun hayatını karartmadan önce, Elif pırıl pırıl bir genç kızdı. Üniversiteyi kazanıp sonunda doktor olma hayalleri vardı. Ta ki bir gün onunla tanışana kadar…
Hayalleri önce değişti, sonra hepsi umutlarıyla beraber birer birer yok oldu…
 
Umudu tükenince yaşayabilir mi insan?
Yaşadığına hayat denebilir mi peki?
Yoksa umut eriyip küçücük de kalsa, yaşadığımız sürece tükenmeyen bir şey midir?

Çirkin - Judith Ivory | Kitap Yorumu


Kitap Türü: Historical Romans
Yazar Adı: Judith Ivory
Kitap Adı: Çirkin
Özgün Adı: Beast
Seri Sıralaması: *
Yayınevi: Koridor Yayınları
Çeviri: Esra Gül
Sayfa Sayısı: 391
Yayın Yılı: 2010
Kitaba Puanım: 4/5 
Çirkin bitti, keşke bitmeseydi, dediğim bir kitabın yorumuyla geldim. Yer yer sinirden deliye döndüğüm yer yer gülme krizine girdiğim yer yer de çevirisinden dolayı ilk okurken hissettiğim karışık duygulara girdiğim bir okuma oldu benim için. Karakterleri ne olursa olsun döve döve sevecek düzeydeyim. Çünkü sevilesilerdi 😏😏
Charles gerçekte yaşıyor olsaydı, kesinlikle o aksayan bacağını önemsemeden kızılcık sopasıyla çok dövülürdü. Yani ben döverdim. Ya anladık, hemen hemen her dönem her insan dış görünüşe önem verir bir boş güzellik peşinde koşardı. Günümüzde de vardır, güzellik belli bir kalıba sokulmuştur ve o kalıp içinde değilse kişi güzel değildir diye düşünülür. Eh yanlış ama yapacak bir şey yok. Charles de düşünce olarak bu itici güce maruz kalmış, param pulum var ama aksayan bacağım yeteri kadar yakışıklı olmayan yüzümle ben çirkinim modunda. Ve hatta bundan sebep öyle bir oyun kuruyor de işte hem eğlendiren güldüren hem de sinirden kudurtan o oyalamaya dönüşüyor. Bana göre bir insan karşısındakinden önce kendisinin kandırır. Şöyle ki kişi ne kadar çirkin ya da güzel olsun, dış görünüşüne saplanıp başkalarının laflarını önemseyerek hareket edebiliyorsa kendisi için bu büyük bir kandırmacadır.
Kamu spotu kıvamındaki düşünce aktarımına son vererek kitaba dönüyorum. Kitapta bir çeviri problemi vardı, okuyanlar bilirler neyden bahsettiğimi. Ama bunun dışında hikaye benim gerçekten çok hoşuma gitti. Konu olarak kitap şahane olsa da çeviriden kaynaklı sıkıntı olmuş. Tamam kurgu güzel, hikaye oturmuş, karakterlerde yakışmış ama anlatım özellikle altını çizerek belirtiyorum çeviri sorundu.
Neyse diyelim. Kitap diyorduk, kitap bir bütün olarak ele alırsam keyifle okunup huzurla kapağı kapatılacak bir kitap. Charles Harcourt çocukluğunda geçirdiği bir hastalık sonucu bir gözü görme yetisini kaybetmiştir ve ürkütücü bir yaraya sahiptir. Ama buna rağmen sosyetenin en gözde çapkınlarından biridir. Çünkü adam soylu ve parası var. (Bak Charles o kadar da kötü değilmiş görüyor musun, alavere dalavere çevirmene gerek de yoktu, sersem şey hıh) Charles öyle bir karakterdir ki kendine göre açıklarını kollarına taktığı güzel kadınlarla kapatıyordur. Charles seyahat ettiği gemisinde nişanlısını deneme maksatlı kimliğini gizleyip kıza başka bir adam olarak oyun oynar ama... İşte orada bir ama var ki en eğlendiğim yerdir. Kendi kazdığı çukura kendisi düşer. Louise Vandermeer güzelliğiyle herkesi büyüleyen zarif akıllı ve uysal bir karakterdir. Uysal dediysem o görüntüsü yoksa çok cin çok fena bir kızımız. Gemide olan olaylar, tatlı tatlı atışmalar sonrasında Louise'nin kendini Fransa da herkesce çirkin olarak bilinen bir adamla (üstelik daha hiç karşılaşmadılar) evli olarak bulması... Derken hikayemiz hızını kesmeden devam eder. Sonrasında neler mi oluyor derseniz kitabın baskısını bulmanızı önerebilirim. Zira yok 🙈

MASUM BİR GÜZELİN AŞKI ÇİRKİN BİR ARİSTOKRATI TERBİYE EDEBİLİR Mİ?

“BÜYÜKLER İÇİN YAZILMIŞ MUHTEŞEM BİR PERİ MASALI” Susan Elizabeth Phillips
“TUTKUYLA HARMANLANMIŞ BİR AŞK HİKAYESİ…” Amanda Quick

GÜZEL
Seçkin bir Amerikan vârisi olan Louise Vandermeer güzel ve zekidir… ancak hayatından bıkmıştır – cesaret isteyen bir maceraya atılması da bu yüzdendir: Başka ülkedeki bir aristokratla evlenmek için okyanusun karşı tarafına seyahat edecektir. Dedikodulara göre evleneceği adam son derece çirkindir – bu, onu gün ışığında hiç görmediği ve merak uyandırıcı bir yabancıyla tutkulu, gözü kara bir ilişkiye iter.

ÇİRKİN
Charles Harcourt, çocukken geçirdiği bir hastalığın bıraktığı yaraya rağmen, Avrupa’nın en entelektüel güzellerini elde etmeyi başarmıştır. Şaka olsun diye, kendi nişanlısının gemisinde kimliğini gizleyerek seyahat etmeyi – ve zifiri karanlıkta budala bir genç kızı baştan çıkarmayı – planlamıştır. Ancak, çapkın kahramanımızın şakası geri teper. Şimdi deliler gibi aşık olan odur; artık eşi olan ve her şeye çabucak sinirlenen Lulu ise sadece gemideki sevgilisine aşıktır, hem de tüm o zaman boyunca onun Harcourt olduğunu bilmeden. Ve Charles onun kalbine asla sahip olamayacaktır – içinde saklanan prensi ona gösterene kadar.

Judith Ivory - Teklif | Kitap Yorumu


Kitap Türü: Historical Romans
Yazar Adı: Judith Ivory  
Kitap Adı: Teklif
Özgün Adı: The Proposition
Seri Sıralaması: *
Yayınevi: Koridor Yayınları
Çeviri: Ender Nail
Sayfa Sayısı: 400
Kitaba Puanım: 5/5 
Kitap hakkında söylemem gereken en belirgin özelliği, kitabın gerçek anlamda çok eğlenceli oluşudur. Okurken en keyif aldığım kitaplardan biri Teklif. Çeviri yönünden bir tık aşağıda olmasına rağmen kitapta gülebileceğiniz çok sağlam diyaloglar vardı. 

Son zamanlarda karamsar ruh halimize iyi gelecek kisa bir mola niteliğinde bir kitap. Tabi kitabın baskısını bulabilirseniz diye bir notda düşeyim. 

Kitabın konusuna  gelecek olursam; Edwina Winnie Bollash babası gibi dilbilimcidir. İnsanların konuşmalarına bakarak inceler ve güzel konuşma dersleri verir. Kızımız kimsesi yoktur, ailesini kaybetmiştir. Annesi ve babasından geriye kalan mal varlıkları da tek erkek akrabaları babasının kuzenine, Arles Dükü Xaiver'a kalır. Huysuz ve taş kalpli kuzeni Edwina'yı kabullenmez, evinden kovar. Kendi evinde dahi kalamaz duruma gelen kızımız kendini dilbilimi işine vererrk saygın leydilere, lordlara konuşma sanatını öğreterek para kazanmaya başlar.


Esas adamımız ile karşılaşmaları ayrı bir olaydır. Oldukça güldüren bir karşılaşma hikayesine sahip çiftimiz. Kızımız şans eseri gittiği terzide dikkatini çeken bir olayın içinde çekilir. Esrarengiz bir adam olan Mick merakını cezbeder. Sıradan bir fare avcısı olan Mick'in sıradışı konuşma tarzı vardır. Bu eşsiz konuşma ile Edwina kendi bir iddianın ortasında bulur. Bu esrarengiz adama konuşma ve terbiye ödeyeceğine dair işin içine dahil olur. Derken de hikaye başlar.

Esrarengiz olan bu fare avcısı kimdir sorusu da ayrı bir düğümdür. Mick Tremore adı üzerine bahis oynanmasını başta hoş karşılamaz ama kendi yararına olduğu kararını vererek oyuna ayak uydurur. Çok bilmiş bir kadın ile uğraşması da keyiflidir. Kendi kimliğini de bulma yolunda çıkacağı bu serüvende aklında olmayacağı bir şeye de denk gelir. Aşka.

Kitap konusu hikayesi olarak muazzam bir tat. İlk okuduğum zaman da şimdi de çok keyif alarak okudum. Çokça gülüp bolca aşka denk geleceğiniz bir kitabı okuyacaksınız. Sizi şaşırtacak yerleri de var, bunu da unutmadan eklemem gerek. Kitabın baskısını bulursanız kaçırmayın ve alın, emin olun değecek. 
Keyifli okumalar dilerim.
“Judith Ivory’ye karşı koyamayacaksınız.” Susan Elizabeth Phillips

“Ivory olağanüstü bir yazar.” Minneapolis Star – Tribune


“Ivory her zamanki gibi okurlarını büyülüyor.” Publishers Weekly

Yarattığı heykele aşık olan bir kadın. Sevdiği için her şeyi göze alan bir erkek.

Edwina, ıslah edilmesi mümkün olmayan Mick Tremore’u yalnızca altı haftada (Xavier’in vereceği yıllık baloya kadar) bir asilzadeye çevirebileceğine dair bahse girmiştir. Her ne kadar dilbilimci yanı bu işin altından kalkacağını söylese de adamın delici bakışlarının etkisinden kurtulup kurtulamayacağından pek emin değildir.

Londra’nın dış mahallelerinden birinde yaşayan Mick dış görünümün son derece aldatıcı olduğunu gayet iyi bilir. Mükemmel bir İngiliz leydisi olan Edwina ise buna önem veriyor gibi görünmektedir ama içinde serbest kalmayı bekleyen tutkular gizlidir. O Mick’i cemiyete girmesi için hazırlarken, Mick de Edwina’yı kalbindeki yeri alması için hazırlamaktadır... Ve de yatağındaki.