Karakter Röportajı #1 Laviniapiaf - Sevgili Juliet


Canım dostlar,
Cehennem sıcaklarını geride bırakıp havaların serinlemesine sevinirken birbirinden önemli konuklarımı ağırlamaya devam ediyorum. Bugün bizlere eşlik edecek çiftimizi çok seveceksiniz. Sevgili Juliet dünyasında bizi kendilerine bağlayan, verdikleri mücadele ve sonsuz aşklarıyla hayranlığımızı kazanan Özgü Dağhan ve İbrahim Kayra Üstün sohbet konuğumuz.

Dağhan ismi size tanıdık gelebilir, Haziranda Sevelim Mi?'den tanıdığımız Şiir ve Ateş'in biricik kızları büyümüş de aşık olmuşlar. Oysa dün gibidir, anne ve babalarına şahitlik ettiğimiz günler.

(Yan gözle kapıdan içeri başını uzatıp öpücük atan Şiir Dağhan'a bakıyor, gülümsüyor ve çiftimize dönüyorum.)

☆☆☆


《Sevgili Juliet,
Sihirli değnek diye bir şey olmadığı gibi sihirli içecek diye bir şey de yok. Gerçek hayatta Demetrius Helena'yı bütün bağlılığıyla ve kalbiyle sevmiyor. Gözünün ondan başkasının görmeyeceği de gerçek değil. Birileri delirir, bir şeyler yıkılır, yeni masallar anlatılır ve sonra onlara da inanılır. Hayat böyledir. Sihirli geceler.》

☆ Öncelik olarak sizlerle konuşacak olduğum için inanılmaz mutluyum. Sohbetimize başlamadan önce hakkınızda biraz araştırmalar yaptım sizi köşeye de sıkıştırmak istiyorum ama onlara daha var. (Gülerek kalemi dudaklarına götürüp göz kırpar.) Zamanımız bol, bana ilk karşılaştığınızda aklınızdan birbiriniz hakkında neler geçti?

Özgü: Ben de kendi adıma bu röportaj için mutlu ve heyecanlıyım. Özellikle hakkımızda araştırma yaptığını duyduktan sonra. Soruna gelecek olursam... (Kayra’ya bakarak utangaç bir gülüş takınıyor.) İlk gördüğümde jüri koltuğunda oturuyordu ve diğer jüri üyelerinin aksine çok sert görünüyordu. Ondan onay almamın çok zor olduğunu düşündüm ki haklıymışım. Ve yani elbette o zaman da çok karizmatik olduğunu düşünmüştüm.

Kayra: (Cevap vermeden önce Özgü’nün kızarmış yanaklarına açıkça ve aşkla bakıyor.) Özgü en başta da olduğu gibiydi. Heyecanlı, samimi ve duru. Onu görür görmez önümdeki kağıtlara aldığım notlardan bazıları bunlardı. Beni yanıltmadı.


☆ İlk bakış ve ilk izlenim asla yanıltmaz yani. (Elini ağzına götürüp kıkırdar, iç geçirerek önündeki kağıtlara bakıp sıradaki soruya geçer.) Bu sorum biraz kişisel olacak, bu yüzden Kayra Bey için bir başka merak edilen soruya geçmeden önce vereceğin cevabı merak ederek sorumu yöneltiyorum. (Güler.) İkili ilişkileri birazda arkadaşlık kısmına değinelim. Arkadaşlıklar dostluklar önemlidir, tabi doğru kurulan dostlukların ömrü daha uzun olur. Bu konuda biraz dertli olduğunu biliyorum Özgü, bana hislerinden bahsetmek ister misin?

Özgü: Aslında geniş bir ailem olduğu için arkadaşlık kurmak pek aklıma gelmiyordu. İnsanlarla iyi anlaşıyordum ama onları hayatıma alacak kadar yakın bulmuyordum. Sonrasında işler biraz değişti. Herkesi kendim gibi zannetme hatasına ben de düştüm ve kötü bir deneyim yaşadım. Ama şu anda hiçbir önemi yok.

☆ Kayra Bey, sizi kaşları çatık kara kara bakar halde tanıyoruz. Şu an ise gözlerinizin içine kadar gülüyorsunuz. Size iyi gelen bir şeyler var anlaşılan. Özgü hayatınıza girdikten sonra mi edindiniz bu halinizi, bire ondan bahsetmek ister misiniz?

Kayra: (Başını sağ omzuna doğru eğerek dudaklarına tatlı bir gülüş yerleştirmeden edemiyor.) Çalışırken bu halimden eser yok gerçekten. Sahneyi, oyunu ve oyuncuları yönetirken hala çatık kaşlı adamın tekiyim. Ama haklısın, eskisi gibi olmam mümkün değil. Özgü beni değiştirmedi ama ben Özgü’ye layık biri olmak için kendimi törpüledim diyebiliriz. Bazı şeylere istesem de eskisi kadar keskin yaklaşamıyorum. Yani en azından Özgü oralarda bir yerlerdeyse... (Bu ikisini de güldürüyor.)

☆ Sizlerle karşılıklı oturup sohbet edercesine sorduğum sorulara yanıt almak inanılmaz bir duygu. Bir başka soruma geçiyorum. Tiyatro her ikiniz için de önemli bir yere sahip, sahnede olup verilen rolü yerine getirmek canlandırmak Özgü, en ince detayı sahnede gerçekleştirmek Kayra sizin için önemini bir kez daha ağzınızdan duymak isteriz.

Özgü: Tiyatro eşittir tutku demek benim için. Sahnede olmadığım bir işi yaparken kendimi hayal bile edemiyorum. Orada başka ruhlara bürünmek, onların üzüntüsünü ya da sevincini yaşamak beni arındırıyor. Her gün daha fazlasını öğreniyorum ve hatta her gün şaşırmaya devam ediyorum. Daha ne isterim?

Kayra: Sahnenin tamamını dışarıdan farklı bir gözle seyredebilmek başka bir iş tabii. Benim için bir zamanlar vazgeçmeye yakın olduğum bir hayaldi ama şu anda orada hiç var edilmemiş oyunlara yer vermek istiyorum. Bunu Özgü’yle beraber yapmak da işi daha şahane kılıyor benim için.

☆ Tiyatro tutkuyu diri tutarken, tutku aşkı size getirdi. (Gözleri parlayarak ikisinin arasında gidip geldi.) Aşk hakkında konuşmak isterim bir de ben. Bulması zor, kaybetmesi de kolay olan bu güçlü duyguya siz kapıldığınızda yaşadıklarınızı ilk elden şahitlik ettik. Bir başka pencereden bu soruma yanıt bekliyorum bu sefer sizden. Müzmin bir bekar olarak aşkı sizler sayasinde görüyoruz, peki yaşaması nasıl bir duygu?

Özgü: Benim hiç çocukluk aşkım bile olmadı biliyor musun? (Gözlerini kaçırarak eğip büktüğü parmaklarını seyrediyor.) Bu konuda şanslı olduğumu düşünüyorum. Sonuçta insanlar her zaman aşık olduğu insanlarla devam edemiyorlar. Benim ufak tefek hoşlanmalar dışında yoğun hislerle kendimi kaybettiğim tek kişi oldu. O da Kayra. Dışarıdan nasıl görünüyor bilmiyorum ama biz birbirimizi keşfedene kadar epey yorulduk. Aşk hem yorucu hem de sizi bir şekilde dinç tutmayı başaran bir duygu bence.

Kayra: Ben aşkın her şey olabileceğini ve her şeyi yaptırabileceğini düşünürdüm fakat herkesi bulmak zorunda olmadığına inanırdım -ki böyle düşünüyorum. Şimdi bu duyguyu yaşarken daha da özgürleştiğimi hissediyorum. (Özgü’nün elini tutup eğip büktüğü parmaklarını kendi parmaklarıyla kenetliyor.) Bunu yaşamaya devam etmek için her şeyden vazgeçmek bana çok kolay görünüyor.

☆ Sizi böyle aşkla ve mutlu halde görmek her şeye değer dedirtiyor. Yaşadığınız tüm zorluklar sizi mutlu sona ulaştırdı. O mutly sona ulaşmak için epey badireler atlatmak durumunda da kaldınız. Kayra, bu sorum sana. Özgü'nün ailesinden onay almak senin için epey zor oldu. O anları yaşarken biraz acımasız gelecek ama biz epey eğlendik. Şahsen ben kahkahalarımı tutmakta başarılı olamadım. Sen yaşarken neler hissettin?

Kayra: Dışarıdan komik göründüğüne dair şüphem yok zaten. Yaşarken çok afallatıcıydı. Hem kalabalığa alışkın değildim hem de o kadar dükşmanca bakışın arasında ne yapacağımı bilmiyordum. Ama sonra her şey yavaşça yoluna girdi. Şu an hatırladıkça bazı şeyler sahiden komik geliyor.

☆ Aile demişken kalabalık bir aileye sahipsin Özgü ve bir de ikiz kardeşin var. İkiz olsanız da  farklı karakterlere sahipsiniz. Biriniz sessizken bir diğeriniz sıkı yumruklara sahip. (Kayra'ya doğru kaçamak bir bakış atıp güler. Gülüşünü saklamak için de eliyle burnuna dokunur.) Kayra'yı kabul etmeleri epey sancılı oldu, Özgü bu sefer bayılmadan o anları bize anlatmak ister misin?

(Kayra bu bakış ve gülüşle beraber gözlerini yukarı dikip dudağını dişler.)

Özgü: Bir daha bayılıyormuşum. Yok yok merak etmeyin bayılmadan duracağım, söz. Ne desem eksik kalacakmış gibi geliyor çünkü o anları yaşarken şoktaydım. Evet, ailemi tanıyorum ama böyle bir durumun içinde kalmamıştım hiç. Haliyle neye nasıl tepki vermem gerektiğini şaşırıyordum. İstediğim tek şey Kayra’yı benim gibi bütünüyle kabul etmeleriydi. Bir şekilde yoluna girdi sanırım bazı şeyler.

☆ Kalabalık bir aile parçası olmak da güzeldir. Kuzenler, amca ve teyze, yenge, enişte derken hem samimi hem de ayrılmaz parçalarsınız. Ama en çok Kartal beni eğlendirdi, bir de Ege. Onlarla da ilerde bir gün uzunca bir süre birlikte vakit geçireceğimiz zamanlarımız olacak. Özgü, seni en dehşete düşüren, şu an düşününce gülmeni sağlayan an hangisiydi? (Yan dönüp Kayra'ya muzipçe bakar.) Senden de böyle bir anı keyifle dinleriz.

Özgü: O üçlü felaket. (İç çekip başını sallıyor.) Yemin ederim Nil, Kartal ve Ege gibisini bulmanız mümkün değil. Yaşadığımız her şey olaya dönüşüyor çünkü bundan besleniyorlar. Açıkçası atlatamadığım durumlardan biri de büyükelçinin oğlunu rehin almalarıydı. İşte Kayra’nın ailemi tanımaya başladığı ilk gün o olabilir.

Kayra: Sonradan çok daha büyük vukuatları da oldu bence. O yüzden bu soruya asla spesifik cevap veremem.

☆ Üçlü felaketten bahsetmişken seslerini duyuyorum, onları da aramızda görmekten memnun olurum, hem bir iki soru da onlara yöneltmek isterim. Eh tabi, Öykü de dahil bu ekibe. Sahi, onun aşk hayatı herkesi şaşkına çevirmişti. Bunun üzerine sizde bıraktığı izlenimi sorsam.

Kartal: Yönetmen bizi bir salsa duyacaksın da işte.

Nilüfer: Kendini geliştirmiş insanlara soruluyor tabii bu sorular. Senin gibi kafayı yemiş kanatsızlara değil.

Ege: Söz hakkı verildiğinde konuşmayı bir borç bilirim. Bu arada nasılsınız.

Özgü: Şşt! (Üçlüye gözlerini belettikten sonra arkasına yaslanıyor ve soruyu düşünürcesine dudağını büküyor.) Öykü öz ikizim olmasına rağmen bazı şeyler benden bile sakladı. Gerçi o dönem kaos üstüne kaos yaşıyorduk. Anlatacak zaman da bulamamış olabilir. Valla biz Uraz’ı boş bulduğumuz her an tebrik ediyoruz çünkü Öykü’yü ikna edebilmek büyük mesele.

Kayra: Bir ara tüm aile üyelerinin sıraya girip elini sıktığını da gördük. Hak etmiyor denemez elbette.


☆ Ah Egeciğim sizinle bir arada olup da kötü olmak mümkün mü? Nilüferciğim Kartal'ı çok sıkma, bir dost tavsiyesi olsun bu. (Göz kırpar ama bu hareket öylesine yapılmış bir hareket değildir, altında yatan büyük bir ima vardır.) Her biriniz bambaşka kişilersiniz ve sizleri çok sevdik. Gerek anne babalarınız gerek siz, bizlere birkaç şey söylemek ister misiniz?

Ege: Özellikle benden bahsettiğini düşünerek kesinlikle değil diyorum.

Kartal: Bak da gör. (Bu sırada Nilüfer’i dirseğiyle dürtüyor.)

Nilüfer: Elbet bir gün ben de alkışlanacağım. İşte o günü hasretle bekliyorum. Söylemek istediklerim bu kadardı. Hoşça kalın.

Kayra: Gençler şovunuz bittiyse sözü alalım biz. (Özgü’ye bakıp göz kırpıyor ve birbirlerine kenetlenmiş ellerini kucağına çekiyor.) Beni tazeleyen bir röportaj oldu. Teşekkür ederim soruların için. Herkes sanatla ve aşkla kalsın.

Özgü: Harikaydın. Ben de çok teşekkür ederim. Son olarak herkesin inandığı şeyin peşinden gitmesini, sanatın her yere bulaşmasını ve iyileştirmesini diliyorum. Nasılsa sanat denen sonsuzluğun içinde aşk, özgürlük, bağlılık, heyecan ve daha bir sürüsü var.

☆ Her biriniz ayrı değer de ve güzelliktesiniz. Bizlerin hayatına renk kattığınız için her birinize teşekkür ederim. Esas çiftimize son sorum. Sohbet güzeldi fakat veda zamanı geldi. Dönmeniz gereken bir yuvanız varken daha fazla sizi tutmayayım. Bizlerle buluşturan, sizlerin hayatına bizi şahit kılan sevgili Laviniapiaf için kısacık bir iki cümle ile size veda edelim. Çok keyifli bir sohbetti, sizleri özleyeceğim. Umarım hep mutlu olursunuz!

Bu arada, Öykü'nün de uzun uzun kendi yaşadıklarını anlattığı dunyaya konuk olmayı dilediğimizi de araya sıkıştırayım.

Özgü: Lavinia’nın anlamı ölüm çiçeğiymiş. Piaf da serçe demek. Ben yazarın sadece mahlasına bakarak uzun uzun iç geçirebilirim.

Kayra: İyi ki. Defalarca kez iyi ki ellerinde yoğuruldum Lavinia.


☆ Hangi kameraya bakıyorduk, ah evet. Ne yazık ki bize ayrılan sürenin sonuna gelirken bir röportaj macerasını da geride bırakmış bulunuyoruz. Bize bu güzel serüveni sunan sevgili Laviniapiaf'a da teşekkür ederim. ♡

Unutmayın ki sayfanın sonunda aşk varsa, sayfanın sonunda hayat da var.
Sevgilerle...







Laviniapiaf - Sevgili Juliet | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Laviniapiaf
Kitap Adı: Sevgili Juliet 
Özgün Adı: * 
Seri Sıralaması: *
Baskı Yılı: 2021
Sayfa Sayısı: 305
Yayınevi: Omca Yayıncılık 
Kitaba Puanım: 5/5
𝑫𝒊𝒌𝒌𝒂𝒕, 𝒃𝒖 𝒚𝒐𝒓𝒖𝒎 𝒚𝒖𝒌𝒔𝒆𝒌 𝒔𝒆𝒗𝒈𝒊 𝒗𝒆 𝒃𝒐𝒍𝒄𝒂 𝒎𝒖𝒕𝒍𝒖𝒍𝒖𝒌 𝒊𝒄𝒆𝒓𝒊𝒓.

Sevgili dostlar, hayat her zaman bizim istediğimiz gibi gitmiyor. Bazen ekşi limon tadı veren kişilerin hayatımıza girmesiyle bir anda hayaller hayatlar klişesini yaşayabiliyoruz. Bunun en belirgin örneği Dağhan ikizleri. Haziranda Sevelim Mi? kitabından tanıdığımız Şiir ve Ateş'in ikizleri olmuş. Ayakları yere basan kendini bilen kadınlar ve öyle güzeller ki üf üf... Annesinin sanat aşkını alan Özgü Dağhan kitabımızın esas kahramanı. Babası gibi boks tutkunu Öykü de kendi yerini alıyor kitapta ama asıl rol Özgü'nün. Gönül isterdi Öykü için de uzun uzadıya yaşadıklarının anlatıldığı kitabı okuyalım ama canım yazarım bunu uygun görmüş.

Laviniapiaf'in kalemiyle Haziranda Sevelim Mi? kitabıyla tanışmış çok keyif almıştım. Şunu açık yüreklilikle diyebilirim ki, üzerine ekleyerek kendini geliştiren bir yazar ve bu beni inanılmaz heyecanlandırdı. Sevgili Juliet için elbette ki beklentim fazlaydı ve son sayfayı okuyup kapağı kapatınca beklentimi karşılayan enfes bir kitap okuduğum için çok mutlu oldum. Karakterler öyle bizden öyle içten ve öyle iyiydi ki ipin ucunu kaçırmadan size ben nasıl anlatacağıma karar veremiyorum.

Kitapta her şey dozunda verilmişti. Eksik olmayan macerası, bitmeyen romantizmi, ara ara belirip ortalığı tutuşturan tutkusu, arayış sonucunda değil de ansızın bulunan aşkı ve bir an olsun elimizi bırakmayan komedisiyle okuyanı mest eden hikayeye sahipti.

Akıcı ve oradaymış hissini üzerinde bırakan yazarın anlatımına ben bayıldım. Tasvirler, betimlemeler, eğlenceli benzetmeler her şey çok güzeldi. Hani olumsuz şurası bak bundan ötürü ıı-ıh denecek tek bir yer yoktu. Hani sevimsiz Y²(Yiğit&Yeşim)'i saymazsak kitapta olumsuz hava dahi yoktu. He bir de Esin vardı, neyse, tamam tamam odaklanıyorum.

Arkadaşlar, bir afeti devran vardı ki, Allah'ım böylesi beni bulsa karanlık dolu kulelere kapatır beni almasını beklerim. Dolunay Tiyatro Merkezi'nde oynanacak oyunun yönetmeni kendisi, İbrahim Kayra Üstün. Kızımızla da seçmeleri kazanıp oyundan rol kapması sonucu tanışıyor. Ama ne tanışma uhuuuu neler neler. Merak ettiniz mi? Güzel.



Bu kısım spoiler olabilir, dilerseniz atlayınız...

Bir yerde duymuştum ilk kalp çarpıntısı genelde ilk hayal kırıklığı olur diye, sanırım bunun gerçeklik payı var. Özgü tam birinden hoşlanıyor eli ayağı dolanıyor derken olmadık anda hançerledi. Hem de en yakın arkadaşı tarafından.  Arkadaşının da hoşlandığı çocuktan hoşlandığını gözüyle görmek tam bir şok etkisi oldu onun için. İçine kapandı ve kendi ile başbaşa kaldı. O esnada Öykü'ye yakınırken hayatını tümden değiştirecek tiyatro oyununun seçmeleri için arandı. Ve hayatı tümden değişti. Dolunay Tiyatro Merkezi onun için bir dönüm noktası. Bir de istenmeyen kişi Yiğit de oyunda olmasaydı iyiydi ama kader. 

Tam burada derin bir soluk çekiyoruz ciğerlere çünkü siyah Impala’sıyla yakışıklı prensimiz İbrahim Kayra Üstün kadraja giriyor. Efendim, adamda yok yok, o kadar yani. On parmak on marifet durumu onun için yazılmış. Canım Kayra bir yönetmen, bir senarist, bir fotoğraf sanatçısı ve sayılamayacak başarılara imza atmış deha. Tamam aşktan gözüm döndü, abartıyorum ama abarttığım kadarıyla var yani. Ehem, peki tutkulu aşık olduğundan da bahsettim mi? Okey okey.

Bir de bu kitap önceki basılan ve yazarımızın basılacağı sinyali veren karakterlerin tamamı buradaydı. Şiir, Şirin, Ateş, Melih Cevdet, Alaz, Yasemen çocukları çocukları curcunası henüz filizlenmeye yüz tutmuş taze aşıkları her biri dolu doluydu. Tüm karakterleri, her birini tek tek saatlerce övebilirim , o kadar çok sevdim. Ama benim aklım Öykü de kaldı. En çok onun yaptıklarına güldüm, bir de aşkla inatlaşmasına. Neyse ki karşısına Uraz gibi biri çıktı da sonları çok mutlu bitti.

Kitap çok güzeldi, çok!

Uzun lafın kısası, hayatın sıkıcılığını bir kenara bırakıp kafam dağılsın nefes alayım derseniz mutlaka okumanız gereken bir kitap. 
..

Sevgili Juliet,
Aşka küsme, aşk gerçekten var. Meziyet görmesini bilmek.
Sevgilerle...
Kocaman bir yapbozun, ufacık parçalarından bir tanesiyim. Size kalabalık, kaosu bol ve gürültüsü eksiksiz bir ailenin parçası olmayı romantik bir cümleyle özetlemek istedim. Fakat bundan daha fazlasına şahit olacaksınız. Muhterem arkadaşlarım, sonunu yanlış bildiğiniz masalları unutun. Size sahne üzerinde ve dışında oynanan birtakım küçük oyunlardan, bir oyun karakterine hitap edilerek yazılan günlüklerden, prensini ararken avcısını bulan çömez ajanlardan bahsedeceğim.

Sevgili Juliet,

Sihirli değnek diye bir şey olmadığı gibi sihirli içecek diye bir şey de yok. Gerçek hayatta Demetrius Helena'yı bütün bağlılığıyla ve kalbiyle sevmiyor. Gözünün ondan başkasını görmeyeceği de gerçek değil. Birileri delirir, bir şeyler yıkılır, yeni masallar anlatılır ve sonra onlara da inanılır. Hayat böyledir. Sihirli geceler.
(Tanıtım Bülteninden)


☆☆☆

Monica McCarty - İskoç Sürgünü | Kitap Yorumu

 

Yazar Adı: Monica McCarty
Kitap Adı: İskoç Sürgünü
Özgün Adı: Highland Outlaw
Seri Sıralaması: Campbell Trilogy #2
Baskı Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 412
Yayınevi: Nemesis Kitap
Kitaba Puanım: 5/5
Yazdığı türde hakkını veren ve en iyi kalemlerden biri Monica McCarty. En sevdiğim özelliği de gerçekte yaşanmış olaylardan beslenerek kitaplarına konu ediniyor oluşu. Kurgu içine yedirip bize bambaşka bir dünyanın kapılarını aralıyor. Yazarın oluşturmuş olduğu kurgu dünyasındaki her bir olay okuyanı içine çekiyor her bir karakter de kendine bağlıyor. Hani ne yazda tereddüt etmem, sırf Monica McCarty yazdı diye alır okurum.

Ağırdan alarak okuduğum Campbell üçlemesi'nin ikinci kitabının yorumunu nihayet spoilersiz bir şekilde paylaşmış olacağım. Kaç kere yazdım sildim sayamadım ama çok fazla spoiler vermemek için kendimi epey kasmış olabilirim. Favori yazarımın en merak ettiğim kitaplarından biriydi İskoç Sürgünü, bundan belki hem uzun vadeye yayıp okudum hem de yorumu bu kadar geç paylaşmış oldum. Tabi havaların sıcaklığı da eklenince biraz tembellik de etmiş olabilirim.

Patrick MacGregor ve Elizabeth Campbell'in yaşayacağı aşk hikâyesine şahit oluyoruz bu kitapta. Karşılaşmaları ise biraz kalp kıran bir ana denk geliyor. Elizabeth güzel bir kadın olsa da kekeme oluşu onun hayatını zorlaştıran bir durum ve bundan dolayı evlenmek niyetiyle yan yana geleceği kişilerce aşağılayıp kalbi kırılmış. İşte öyle bir anda kahramanımız Patrick husumeti olan klanın varisi olan bu güzel kadına karşı kayıtsız kalamayarak yardımda bulunuyor. Daha sonra da yolları farklı bir zamanda birleşmek üzere ortadan kayboluyor.


Kızın çeyizi - ki o zamanlar kadının çeyizi çok önemli bir etkendi evlenmek için ve erkek unvanı olsun olmasın kadının çeyizi için evlenip kendi toprağını gelecek meblağ ile kalkındırabiliyordu.- hatırı sayılır bir büyüklükte parası ve topraga sahip. Bundan dolayı kusur sayılan kekemeleğini görmezden gelerek evlenmek isteyenler oluyor-du. Patrick de o kişilerden biri. Tabi ava giderken avlanma deyimi bu kitapta da var. Zaten etkilenmiş olduğu dilberi ayartmak ve evlenmeye ikna etmek zor olmadı. Yani, bir nevi. 🤭

MacGregorlar ve Campbell Klanı arasında husumet var. Bundan dolayı da uzun yıllar  kaçak olarak yaşamak zorunda kalıyorlar. Bizim esas eleman da bu duruma dur demek istiyor. Bunun için de fedakarlık yapmak zorunda kalacak olsa da... 😏 geri durmayarak kararını veriyor. Campbell varisi Elizabeth'in çeyizi aklına düşüyor, evlenme fikri cazip geliyor. Deyim yerindeyse, Midyat'a pirinç için gidecekken evdeki bulgurdan olacağını tahmin etmiyor. Elizabeth'in ona aşık olmasını beklerken kalbi ona bir ders vererek güzel duyguları yaşayacaktı.

Tabi her şey basit değildi elbette. İkilinim vereceği çetin mücadeleleri, önlerinde uzanan sınavları olacaktı. Her zorluk sonrasında bir adım daha birbirlerine yaklaşıyor olmaları ise kaderin - ya da yazarın diyelim biz ona- cilvesiydi. Elizabeth her durumda daha da güçlenerek kendine güveni artan bir karakter oldu, zira hayatındaki olan erkekler kendilerine koruyucu görev edinip onu kollamış olsalar da altından kalkamayacağı bir şey yoktu. Ehe aşk ile sınanmak da buna dahil. Ben Elizabeth'i sevdim, bana daha gerçekçi geldi. Kararları, duruşu, tavrı gerçek anlamda onu kendime yakın hissettirti.

Monica McCarty gerçek anlamda iyi yazarlardan biri. Bu öyle hava civa olsun diye söylediğim bir söylem değil. İlk okuduğum kitabından son okuduğum kitabına kadar beni asla şaşırtmıyor. Çok yükseldiğim zamanlarda bile beklentimi karşılıyor. Kurgusu, karakterleri, ortaya koymuş olduğu dünya sizi kendine hayran bırakıyor. Kitap hakkinda fazla gevezelik ermeyeceğim zira spoiler verip tadınızı kaçırmak istemem. Tansiyonu yüksek, macerası dinmeyen ve aşkı eksik olmayan bir kitaptı benim için. Türü seviyorsanız ya da denemek istiyorsanız yazarın kalemiyle mutlaka tanışmalısınız.

Yakışıklı ve tehlikeli Patrick MacGregor, aranan bir adamdır. Kanun tanımaz klanının sert ve inatçı ruhuna sahiptir. Halkını yoksulluktan kurtarana dek durmayacaktır; bu, en büyük düşmanının kızı olan Elizabeth Campbell ile evlenmesi anlamına gelse bile…

İpek saçlı güzellik Elizabeth ise onu en baştan etkisiz hale getirecektir. Kadının tatlı, el değmemiş zarafeti, Patrick’in perişan ruhunun soğuk derinliklerine kadar dokunacak ve intikamdan çok daha fazlasını istemesine neden olacaktır.

Utangaç ve itaatkâr olan Lizzie’nin içinde tutkulu ve özlemini çektiği aşk için hazır olan bir kadın yatmaktadır.  Genç kadın, keskin zümrüt yeşili gözleri olan adamın yakıcı öpücüğü içine umutsuz bir açlık kıvılcımı düşürdüğünde, Patrick’in cüretkâr baştan çıkarmasına karşı koyamaz. Ancak kurtuluş için tek şansı yakaladıklarının farkında değillerdir. Nefretten daha güçlü bir duygudur bu: aşk…

☆☆☆

Campbell Trilogy Serisi;

#1 İskoç Savaşçısı / Highland Warrior
#2 İskoç Sürgünü / Highland Outlaw
#3 İskoç Esareti / Highland Scoundrel

Julie Garwood - En Güzel Hediyem | Kitap Yorumu

 
Yazar Adı: Julie Garwood
Kitap Adı: En Güzel Hediyem
Özgün Adı: The Gift
Seri Sıralaması: Crown’s Spies #3
Baskı Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 488
Yayınevi: Epsilon Yayınevi
Kitaba Puanım: 5/5
Serinin tam ortasından dalıp kitap okurdum ama sevgili Epsilon Yayınevi'nin inatla kulak tıkayıp sorulan sorulara cevap vermeyişi bir yana Crown's Spies serisinin ilk iki kitabını bulamadığımız için mecburi üçüncü kitabı okumak durumunda kalıyoruz. Kadere İnanır Mısın? ve Koruyucu Meleğim kitaplarının baskıları yok. Bulan şanslılar da satan kişinin insafına kalarak ya alabiliyor ya da uzaktan bakabiliyor. Her neyse, serinin sonuncu kitabı aşırı eğlenceli ve aşırı güzeldi. Kitapta her şey tamamdı, komedisi romantizmi macerası aksiyonu boldu dozundaydı çok güzeldi.

Kitabımız bir evlilik töreni ile başlıyor. Aileler arasındaki husumet son bulsun diye çocuklarının evlenmelerine karar veriliyor. Kahramanımız Nathan on dört, Sara ise 4 yaşındayken kralın kararıyla evlilik kontratına imza atıyorlar. Bu evliliğin gerçekleştiği/tamamlandığı takdirde çifte ise cömert bir hediye vad ediliyor. Karşılık olarak verilen arazi verimli topraklara sahip ve ucunda bir de hazine var. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra Nathan gelinini almak için harekete geçer. En son bıraktığından beri hiç görmediği karısı Sara ile karşılaştığında nutku tutulur. Karısının peşinde onun planıyla hareket eden Nathan en sonunda bütün itirazlara kulak tıkayarak Sara'yı gemisine götürür ve yola koyulurlar buradan sonrası hakkında bir şeyler söylemeyerek merak ettirmek niyetim vardı ama kitabın bulunulduğu o kadar zor ki, merak eden bulunabilirse e-kitap haline bakın. Belki şans sizden olur da seriyi okuyabilirsiniz.

Sara çok masum çok saf çok iyi niyetli ve teyzesi Nora'nın da dediği gibi hayalperest bir kız. Ailesinin kötü davranışları kötü söylemlerine rağmen Nathan hakkında en ufak bir kötü düşüncesi ya da hissi yok. Hatta onu gelip alabilecek şövalye olarak hayal ediyor. Hayaller şövalye iken hayatlar karşısına çıkan çatık kaşlı Viking. 🤭

Deniz macerası kısmı o kadar eğlendim o kadar güldüm ki, nasil ifade edebilirim inanın bilmiyorum. Bir güneş şemsiyesi ne kadar bela olabilirse Sara'nın müstakbel kocasının başına açtığı dertler de bir o kadar gülünçtü. Nathan'ın olaylar karşısında verdiği her bir ender tepkisi okumaya değerdi.

En Güzel Hediyem kitabında bir önceki kitap karakterleri olan Jade ve Caine'i evli ve çocuklu olarak görüyoruz. Tabi öncekileri bulabilmeyi başarırsam hikayelerini okuyacağım. 🥰 Her bir karakter çok güzeldi, yap boz misali birbirini tamamlayarak bir bütün oluşturuyorlardı. Eh yazarın kalemi de akıcı olup bir çırpıda bitince keyifle okunuyor kitap. Uzun lafın kısası tarihi aşk romanı okuruysanız kaçırmamanız gereken bir yazar Julie Garwood. Bulabildiğiniz her kitabını alın, gözüm kapalı öneririm.
New York Times çok satanlar yazarı Julie Garwood okurlarını bir kez daha nefes kesen sürükleyici bir aşk hikâyesinin derinlerine çekiyor...

Küçücük yaşında aileler arasındaki anlaşmayla evlendirilen Sara Winchester büyümüş ve muhteşem güzelliğe sahip genç bir kadın olmuştur; artık tek beklediği şey kocası St. James Markisi'nin günün birinde ortaya çıkarak en sonunda onun kalbini çalmasıdır.

Bu masum genç kadın, evli olduğu kişinin meşhur korsan Pagan olduğundan da bihaberdir. Karşısına dikilen son derece kibirli genç adam, Sara'nın kalbini, bedenini ve ruhunu gerçekten en vahşi hazlarla besleyecek, ona aşkların en büyüğünü yaşatabilecek midir? Kadınlara kendini açmayı her zaman reddetmiş genç bir erkekle, yıllar boyu beklediği aşkına kavuşma hasretiyle yanan genç bir kadının yürekleri ısıtan hikâyesi…

☆☆☆

Crown’s Spies Serisi

#1 Kadere İnanır mısın? / The Lion's Lady
#2 Koruyucu Meleğim / Guardian Angel
#3 En Güzel Hediyem /The Gift
#4 Benim Yerim Senin Yanın / Castles

Camilla Monk - Kusursuz Elmas | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Kusursuz Elmas
Kitap Adı: Camilla Monk
Özgün Adı: Spotless
Seri Sıralaması: Spotless #1
Baskı Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 372
Yayınevi: Dex Kitap
Kitaba Puanım: 5/5
Şimdiye kadar okumuş olduğunuz kötü adamları bir yana bırakın, eminim *bahse bile girebilirim* March gibi bir karakterle kesinlikle karşılaşmamışsınızdır. Okuyamama dönemine çakıldım diye dolanırken bitmesin diye uzata uzata ve kahkahalarla okuyup bitirdiğim hiç mi hiç ayrılmak istemediğim canım March'a veda ederken hakkında gevezelik etmeye geldim.

Bölüm başlarında olmayan kitaplardan alıntılar ekleyen yazarımız bizi ta ilk baştan kahkaha atmaya hazırlıyor. Kendime engel olamayıp yüksek sesle gülmem alışılmadık bir şey değil benim için ve bu kitap her bölümünde beni eğlendirecek güldürecek malzemeye sahipti. 

Hayal edin, işten yorgun bir şekilde eve geldiğinizi düşünün ve evinizde bir adam var. İlk etapta ev arkadaşınızın erkek arkadaşı olabileceğini tahmi ederken size ait evrakları düzenlemesi biraz şüphe uyandırır. Evet evet Island için durum aynen böyleydi. Island, okuduğu romantizm kitaplarındaki gibi aşk arayan hayatında şimdiye kadar hiçkimse olmayan ilginç kadın karakterimiz. Üşengeç ve pasaklı oluşunu dip not düşerken tetikçimiz olan kötü adamımız March'a dönmek istiyorum. Hani bildiğiniz gibi değil derken kesinlikle abartmıyorum, peşine düşüp bilgi edinmek için evine girdiği kişinin pasaklı evini hangi tetikçi temizler ki? Tabi o kişi March değilse.


Adamımız OKB hastası bir tetikçi. Fazlaca titiz ve trafik kurallarına da uyuyor! Benim şimdiye kadar okuduğum en eğlenceli karakterlerden zirvede, eh tek başına değil. Susmayıp olan biteni bütün çıplaklığı ile tüm içten duyguları ile bize ileten Island da benden tam puan aldı. Böyle bir arkadaşım olsa eminim her gün kahkaha krizine girer evi de pislik götürürdü o başka. 🤭

Kusursuz Elmas gerçek anlamda keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. O kadar çok güldüğüm bölümler vardı ki, hangi bölümün favorim olduğunu tam olarak söyleyemem. Başlangıç ​​gülünçtü, ne oluyoruz diyerek merak ederken orta kısımda gerilimli anlara da şahitlik ediyoruz. (Çok fazla bahsedip spoiler vererek tat kaçırmak istemiyorum, serinin davamı gelmeyecek olsa da, ilk kitabı okumanızı öneririm.) Bitiş ise dinmeyen tansiyon tırmanıyor ve aksiyon eksik olmuyor, silahlar durmadan parlıyordu.

Annesinden miras kalan sırlar, yıllar sonra hayatının seyrini değiştirip ölümle burun buruna geleceğini eminim ki Island aklının ucundan dahi geçirmiyordu. Ne var ki aklımıza gelemyecek şeyler başımıza gelir düsturu bu kitapta da kader motifinde. Ehhem, kaçırılma, sorguya çekilme, kaçma teşebbüsü, kaçırılma ve başına gelen talihsizlikler, March tarafından kurtarılma (beni de kurtarsana bebişim bir şey denicem, söz rahatsız etmem seni) tekrar kaçırılma kurtarılma sırlar peşine düşme gerçeklerle yüzleşme derken bizim kız sen tut aşık ol! Uf! Aşık olunmayacak gibi de değil.

Dürüst olmam gerekirse, şimdiye kadar okumuş olduğum en keyifli kitaplardan biriydi. Fazlasıyla komikti, fazlasıyla istah açan bir kitaptı. Hemen hemen her karakterleri eğlenceliydi ve hepsine ayrı güldüm. Çılgın şapkalı adam beni tedirgin ederken Antonio ve Paulie'ye çok ama çok güldüm ve Kalahari 😍 ve Ilan 😍 çok çok tatlıydılar. Umarım Dex bir gün "ya şu seriye bir daha şans verelim yeniden çıkaralım" der de her biriyle yeniden bir araya gelebiliriz. Hiç olması beni inanılmaz üzdü.
Uzun lafın kısası, March ve Island'in bu keyifli ve macera dolu yolculuğuna eşlik etmelisiniz. Ikisi arasındaki kimya tutuşuyordu da beyfendi buz dolu su döküp durdu. Gerçi Island'a bir Stockholm Sendromu vakası yok değildi ama işin ucunda March gibi bir adam varken eminim hepimiz bu sendroma balıklama atlardık. Peki adamın kendi değer yargılarından dolayı son derece saygılı olduğundan bahsettim mi? Tamam anlatmıyorum, bu kısımdan sonrası spoiler olur. Merak eden varsa buyursun alsın okusun. Söz, pişman olmazsınız.
Romantik bir polisiye. Hem de çok komik!

Gündüzleri bilgisayar kurdu, geceleri romans bağımlısı Island Chaptal , New York ‘taki darmadağınık dairesine girdiğinde Bay Doğru ile karşılaşacağından bihaberdir.
Şey.. Aslında Bay Titiz desek daha doğru.

Hem son derece kibar ve yakışıklı hem de Obsesif Kompülsif Bozukluk hastası profesyonel bir tetikçi olan March'ın , Island'ın hayatına girdiğinde onu öldürmeye niyeti yoktur,en azından bir süre. Yalanlar kadar , dağınık çamaşır çekmecelerine de tahammül edemeyen March , Island'ın annesinin gizli bir örgütten yıllar önce çaldığı elmasın peşindedir. Başlarda Island annesinin sırlarına ışık tutmak için March'e yardım ediyor gibi yapar. Ancak ‘önce parçala sonra sorgula' mantığını benimsemiş başka bir tetikçinin önüne düşünce bir tek March'a güvenebileceğini anlar. March iyi ki vardır. ve yanında taşıdığı ipleri, silahları, bıçakları..

Kendi halinde bir hayat süren Island birdenbire Paris'ten Tokyo'ya uzanan nefes nefese bir kovalamacanın içine düşer. Annesinin vasiyetinde bıraktığı ipuçlarını takip ederek elmasın yerini bulmalıdır. Bu sırada bir erkeğe hayatında hiç olmadığı kadar yakınlaşacaktır. Ama bir tetikçiye aşık olmak kelimenin tam anlamıyla tehlikenin kendisiyle flört etmek demektir.
(Tanıtım Bülteninden)

☆☆
Mücevherler Serisi / Spotless
#1 Kusursuz Elmas / Spotless
#2 Beating Ruby
#3 Crystal Whisperer
#4 Butterfly in Amber
#4,5 Apache Strike Force



Laviniapiaf - Haziranda Sevelim Mi? | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Laviniapiaf
Kitap Adı: Haziranda Sevelim Mi?
Özgün Adı: * 
Seri Sıralaması: *
Baskı Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 288
Yayınevi: Mendirek Yayınları 
Kitaba Puanım: 4/5
Kahkahası bol bir kitap okusam ve bu ne olurdu düşüncesi içerisindeyseniz, size tavsiye edeceğim şahane bir kitapla gelmiş bulunuyorum. ☺☺ Son zamanlarda okuma performansı olarak biraz durağan bir döneme girmiş olsam da bu kitap beni koparıp aldı, bir nebze de olsa kendime getirdi. 😊😊

Gelelim kitabımıza, Şiir Elem ile tanışın ahali. Kesinlikle ne iç sesi ne çenesi duruyor. Susmak bilmeyen hazır cevap zeki bir karakter ki kitaplarda en keyif aldığım karakterler bu tamında oluyor. Mimar kızımızın hayali işinin ehli tanınan bir oyuncu olmak ve yine bu vesile ile tanıdığı oyuncu sevgilisinin onu aldatması ile başlıyor hikayemiz. Bir magazin haberiyle aldatıldığını öğrenip depresyona girdiğini düşünen Şiir'e sürpriz güzel bir tatil değil ananesinin yazlığında geçecek bir yazdır. Epey şikayet eder ve bundan dolayı da epey bizi kahlahaya boğar derken bir kızılca oğlan ile tanışır. Başlangıcı son derece trajikomik olsa da Şiir ile Ateş'in hikayesi sizi içine çekmekle kalmayıp keşke bitmese az daha devam etse dedirtecek türden bir kitap. 🤩

Şiir, kardeşinin gazıyla kıskandırmak için ava çıkarken avcı tarafından avlanıp ham yapılacağını eminim bilmiyordu. Ateş ise neye bulaştığından bir haber başına gelenlerle yüzleşmeye hazırdı. Onların hikayesinde ne oluyor bilmek isterseniz kitabı satın almanız gerekiyor 🥰 Velhasılkelam, hikayeye yedirilerek okura geçen duygular güçlüydü. Ayrılıklar, kıskançlıklar ve aşk her bir duygu kararında ve tadındaydı. Kısacık bir kitap olmasına rağmen dolu doluydu. Kitap içerisindeki her karakter beni fazlasıyla eğlendirmeyi başardı. Şiir'in ondan eksik kalmayan dilli düdük kardeşi Şirin'i de çok sevip aşırı merak ettim. Şiir'e bayıldım, Ateş'e düştüm. Keyifli karakterleri, sürükleyici hikayesi ve mutlu sonuyla mest ediyor Haziranda Sevelim Mi? kitabı. Eğer ki bu tarz kitaplar seviyorsanız kaçırmamanız gerekiyor. Tavsiye ederim, okuyun. 🥰


Sevgili dostlar! Anlatacağım şeyleri dinlemelisiniz. Çünkü yanlış sularda yüzen küçük bir balık gibi kendi yolumu bulmak için çırpınıp durduğum bu hikâye her ne kadar benim olsa da siz de kendinizden bir şeyler bulacaksınız.

Hayallerimin peşinden koşarken birileri geliyor mu diye arkama bakıp durduğum için tökezleyip düştüm. Dünyanın en manasız ikinci yaşam formu eski sevgilim kendini George Clooney zannettiği için bu düşüşümü güneş gözlüklerinin arkasından seyrederek yanımdan geçip gitti. Peki, ben ne yaptım? Oturduğum yerden bir mucize gerçekleşmesini beklemedim elbette. İşleri daha çok nasıl karıştırabilirsem işte tam olarak o kadar karıştırdım.

Bir de tüm bu olanlara anlam veremeyeceğim bir şekilde dahil olan bir adam var. Gözlerimin içine ruhunu akıtır gibi baktığı için kalbimin fırlayıp suratına çarpmasından endişe ettiğim bir adam.

Bir yaz ayında yaşadıklarıma şahit olurken topluluk içinde olmamanızı tavsiye ederim. Tepkilerinizi kontrol edemediğinizde insanlar size onlardan biri değilmişsiniz gibi bakıyorlar. Kendi kendime çok sık konuştuğum için başıma gelen bu durumu çok iyi biliyorum inanın.

Siz bu satırları okurken ben çok uzaklarda olmayacağım, çünkü hemen yanı başınızda elinizi tutan yakın arkadaşınızın ta kendisiyim!
☆☆☆


Kerri Maniscalco - Gölge ve Kan | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Kerri Maniscalco
Kitap Adı: Gölge ve  Kan
Özgün Adı: Stalking Jack the Ripper
Seri Sıralaması: Stalking Jack the Ripper #1
Baskı Yılı: 2019
Sayfa Sayısı: 384
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Kitaba Puanım: 5/5
Gölge ve Kan merak ettiğim kitaplardan ilk sıradaydı. Okuması uzun zamanımı alsa da iyi ki okudum diyeceğim kitaplar arasında yer aldı. Polisiye gerilimi 1800'lü yıllarda geçen bir hikayede okumak bambaşka bir lezzet.
1800'lü yıllar, o dönemde yaşayan kadınların bir kimliğe sahip olabileceklerini göstermeleri inanılmaz zordu. Kadınlardan istenen çeyiz dizmek, dikiş nakış öğrenmek ve koca bulup çocuk doğurmaktı. Tabi bütün bunlar Audrey Rose'un geleceği için istenenlerdendi fakat bizim kızın tek bir isteği vardı. Bilime olan merakını körüklemek ve amcasının yanında Adli Tıp eğitimi almak... Hastalıkların tedavisini bulup insanlık adına büyük işler başarmak hayallerindendi. Taa ki bir manyağın seri cinayetler işleyip tüm olayların içinde kendini bulmasına kadar. Bu sefer Audrey Rose'un öncelikleri değişti. Tek gaye daha fazla cinayetin işlenmesini önlemek ve asıl katilin kim olduğunu bulmak.

Bu araştırmalarda yanında bulunan ve en büyük desteği veren kişi ise Thomas. Amcasının yanında araştırmalarına yardım eden başlarda gizemli tanıdıkça eğlenceli kibirli ve yakışıklı bu arkadaşa Audrey Rose gibi hepimiz tutuluyoruz arkadaşlar. Birlikte atıldıkları olaylarda başlarına bir şey gelmeden (şükür ki bir şey olmadı) ipuçlarının peşinden gitmelerini okumak keyifliydi. Her bölüm bir adım daha katilin kim olduğuna yaklaşırken Audrey’i bekleyen gerçekler artar. Sırlar sayfalar akıp gittikçe açığa kavuşurken asıl yüzleşme gerçekleşir.

Karındeşen Jack son derece tehlikeli ve kurnaz bir katil, kedinin fareyle oynadığı gibi onu arayanlarla oynuyor ve asıl katilin kim olduğu konusunda okuyanı yazar öyle bir yanıltıyor ki asla doğru tahminde bulunamıyorsunuz. Hatta gerçek katil ortaya çıkınca şoka uğruyorsunuz. Audrey Rose gibi inkar edip yok ya o değildir demeye başladım. Çünkü katil herkes olurdu ama o asla olmazdı, mümkünatı yoktu.

Başlarda, konuya girerken adapte olmakta biraz zorluk çekebilirsiniz. Otopsiler, çeşitli hastalıklar vs dataylı şekilde anlatılıp görsel desteklerle de güçlendirilmiş. İlk 150 sayfayı geçip okumaya devam ederseniz kitabın ilerleyişinde açılma göreceksiniz. Zaten ondan sonra olaylar artıyor ve hız kazanıyor.

Bunun yanında ben kitaptaki karakter gelişimlerini de çok sevdik. Özellikle belirtebileceğim belli karakterlerden ziyade her karakterin kendi rollerinde genişliklerini gözlemlemek keyifliydi. Başlarda farklı fikirler ve davranışlar içinde olanlar dahi kitabın sonunda fikrini değiştiriyordu.

Kitabın ana karakterleri Thomas ve Audrey Rose'un aralarındaki çekim, tatlı rekabetleri ve sıklıkla gerçekleşen atışmaları en eğlenceli kısımdı. Zaten kitabı elinizden birakamama sebebi de bu kısımlar olduğuna bahse girerim. 
Ek parantez açmak istediğim bir kısım daha var. Kitaptaki belki de en çok dikkatimi çeken ve sevdiğim yer diyebilirim. Toplum eleştirisini çok dallandırmadan kararında ve benim en sevdiğim şekilde taşlamalı olarak yazar kitabın temeline yaymış. Zeki bir kadın karakterle de taçlandırmış. Audrey Rose başlarda hırçın bir tavırla bunu sergiliyor olsa da bölümler ilerledikçe fikirler öyle yedirilmiş ki olağan hale getirilmiş. Sanki olması gereken buymuş gibi kadının toplum önünde etkin bir rolde olması kabul görmüş. Bu kısımda bayıldım. Yazar bundan sebep bendentam puan bile aldı diyebilirim.

Gölge ve Kan gerçekten çok güzel bir kitaptı. Okuması eğlenceliydi. Birkaç yazınsal hata haricinde okuması keyifliydi. Bakalım kahramanlarımız serinin devamında ne tür maceralar yaşayacaklar. Okumak için sabırsızlanıyorum.
Ve elbette ki önerimdir, şans verin asla pişman olmayacaksınız.
“Maniscalco yarattığı karakterlerle aklınızı başınızdan alacak!” – Booklist

“Daha önce böyle bir kitap okumamış olabilirsiniz. Sonuna kadar elinizden düşüremeyeceğiniz garanti.” – School Library Journal

“Karanlık, sürükleyici bir hikaye. Tahminlerinizi boşa çıkaran bir son. Bir kitaptan başka ne istenir ki?” – Anna Carey

Haftalarca New York Times’ın zirvesinde kalan, yirmiden fazla dile çevrilen Gölge ve Kan, şimdi Türkiye’de!

Asil bir İngiliz ailesine mensup 17 yaşındaki Audrey Rose ayrıcalıklı bir hayatı sürmektedir, ama toplumun beklentilerinin aksine gizli ve tekinsiz bir dünyası da vardır. Çünkü genç kız, amcasına adli tıp laboratuvarında otopsi konusunda yardım etmektedir. Ama Audrey bir gün kendini amansız bir katilin peşinde bulur ve hayatı tek kelimeyle tersyüz olur…
 
Kerri Maniscalco’nun satış rekorları kıran serisinin ilk kitabı Gölge ve Kan, hafızalarda iz bırakacak karakterleri, sürpriz gelişmeleri, eşsiz İngiltere tasvirleri ve görkemli finaliyle yılın kesinlikle favori kitaplarından biri!
(Tanıtım Bülteninden)