Julie Garwood - En Güzel Hediyem | Kitap Yorumu

 
Yazar Adı: Julie Garwood
Kitap Adı: En Güzel Hediyem
Özgün Adı: The Gift
Seri Sıralaması: Crown’s Spies #3
Baskı Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 488
Yayınevi: Epsilon Yayınevi
Kitaba Puanım: 5/5
Serinin tam ortasından dalıp kitap okurdum ama sevgili Epsilon Yayınevi'nin inatla kulak tıkayıp sorulan sorulara cevap vermeyişi bir yana Crown's Spies serisinin ilk iki kitabını bulamadığımız için mecburi üçüncü kitabı okumak durumunda kalıyoruz. Kadere İnanır Mısın? ve Koruyucu Meleğim kitaplarının baskıları yok. Bulan şanslılar da satan kişinin insafına kalarak ya alabiliyor ya da uzaktan bakabiliyor. Her neyse, serinin sonuncu kitabı aşırı eğlenceli ve aşırı güzeldi. Kitapta her şey tamamdı, komedisi romantizmi macerası aksiyonu boldu dozundaydı çok güzeldi.

Kitabımız bir evlilik töreni ile başlıyor. Aileler arasındaki husumet son bulsun diye çocuklarının evlenmelerine karar veriliyor. Kahramanımız Nathan on dört, Sara ise 4 yaşındayken kralın kararıyla evlilik kontratına imza atıyorlar. Bu evliliğin gerçekleştiği/tamamlandığı takdirde çifte ise cömert bir hediye vad ediliyor. Karşılık olarak verilen arazi verimli topraklara sahip ve ucunda bir de hazine var. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra Nathan gelinini almak için harekete geçer. En son bıraktığından beri hiç görmediği karısı Sara ile karşılaştığında nutku tutulur. Karısının peşinde onun planıyla hareket eden Nathan en sonunda bütün itirazlara kulak tıkayarak Sara'yı gemisine götürür ve yola koyulurlar buradan sonrası hakkında bir şeyler söylemeyerek merak ettirmek niyetim vardı ama kitabın bulunulduğu o kadar zor ki, merak eden bulunabilirse e-kitap haline bakın. Belki şans sizden olur da seriyi okuyabilirsiniz.

Sara çok masum çok saf çok iyi niyetli ve teyzesi Nora'nın da dediği gibi hayalperest bir kız. Ailesinin kötü davranışları kötü söylemlerine rağmen Nathan hakkında en ufak bir kötü düşüncesi ya da hissi yok. Hatta onu gelip alabilecek şövalye olarak hayal ediyor. Hayaller şövalye iken hayatlar karşısına çıkan çatık kaşlı Viking. 🤭

Deniz macerası kısmı o kadar eğlendim o kadar güldüm ki, nasil ifade edebilirim inanın bilmiyorum. Bir güneş şemsiyesi ne kadar bela olabilirse Sara'nın müstakbel kocasının başına açtığı dertler de bir o kadar gülünçtü. Nathan'ın olaylar karşısında verdiği her bir ender tepkisi okumaya değerdi.

En Güzel Hediyem kitabında bir önceki kitap karakterleri olan Jade ve Caine'i evli ve çocuklu olarak görüyoruz. Tabi öncekileri bulabilmeyi başarırsam hikayelerini okuyacağım. 🥰 Her bir karakter çok güzeldi, yap boz misali birbirini tamamlayarak bir bütün oluşturuyorlardı. Eh yazarın kalemi de akıcı olup bir çırpıda bitince keyifle okunuyor kitap. Uzun lafın kısası tarihi aşk romanı okuruysanız kaçırmamanız gereken bir yazar Julie Garwood. Bulabildiğiniz her kitabını alın, gözüm kapalı öneririm.
New York Times çok satanlar yazarı Julie Garwood okurlarını bir kez daha nefes kesen sürükleyici bir aşk hikâyesinin derinlerine çekiyor...

Küçücük yaşında aileler arasındaki anlaşmayla evlendirilen Sara Winchester büyümüş ve muhteşem güzelliğe sahip genç bir kadın olmuştur; artık tek beklediği şey kocası St. James Markisi'nin günün birinde ortaya çıkarak en sonunda onun kalbini çalmasıdır.

Bu masum genç kadın, evli olduğu kişinin meşhur korsan Pagan olduğundan da bihaberdir. Karşısına dikilen son derece kibirli genç adam, Sara'nın kalbini, bedenini ve ruhunu gerçekten en vahşi hazlarla besleyecek, ona aşkların en büyüğünü yaşatabilecek midir? Kadınlara kendini açmayı her zaman reddetmiş genç bir erkekle, yıllar boyu beklediği aşkına kavuşma hasretiyle yanan genç bir kadının yürekleri ısıtan hikâyesi…

☆☆☆

Crown’s Spies Serisi

#1 Kadere İnanır mısın? / The Lion's Lady
#2 Koruyucu Meleğim / Guardian Angel
#3 En Güzel Hediyem /The Gift
#4 Benim Yerim Senin Yanın / Castles

Camilla Monk - Kusursuz Elmas | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Kusursuz Elmas
Kitap Adı: Camilla Monk
Özgün Adı: Spotless
Seri Sıralaması: Spotless #1
Baskı Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 372
Yayınevi: Dex Kitap
Kitaba Puanım: 5/5
Şimdiye kadar okumuş olduğunuz kötü adamları bir yana bırakın, eminim *bahse bile girebilirim* March gibi bir karakterle kesinlikle karşılaşmamışsınızdır. Okuyamama dönemine çakıldım diye dolanırken bitmesin diye uzata uzata ve kahkahalarla okuyup bitirdiğim hiç mi hiç ayrılmak istemediğim canım March'a veda ederken hakkında gevezelik etmeye geldim.

Bölüm başlarında olmayan kitaplardan alıntılar ekleyen yazarımız bizi ta ilk baştan kahkaha atmaya hazırlıyor. Kendime engel olamayıp yüksek sesle gülmem alışılmadık bir şey değil benim için ve bu kitap her bölümünde beni eğlendirecek güldürecek malzemeye sahipti. 

Hayal edin, işten yorgun bir şekilde eve geldiğinizi düşünün ve evinizde bir adam var. İlk etapta ev arkadaşınızın erkek arkadaşı olabileceğini tahmi ederken size ait evrakları düzenlemesi biraz şüphe uyandırır. Evet evet Island için durum aynen böyleydi. Island, okuduğu romantizm kitaplarındaki gibi aşk arayan hayatında şimdiye kadar hiçkimse olmayan ilginç kadın karakterimiz. Üşengeç ve pasaklı oluşunu dip not düşerken tetikçimiz olan kötü adamımız March'a dönmek istiyorum. Hani bildiğiniz gibi değil derken kesinlikle abartmıyorum, peşine düşüp bilgi edinmek için evine girdiği kişinin pasaklı evini hangi tetikçi temizler ki? Tabi o kişi March değilse.


Adamımız OKB hastası bir tetikçi. Fazlaca titiz ve trafik kurallarına da uyuyor! Benim şimdiye kadar okuduğum en eğlenceli karakterlerden zirvede, eh tek başına değil. Susmayıp olan biteni bütün çıplaklığı ile tüm içten duyguları ile bize ileten Island da benden tam puan aldı. Böyle bir arkadaşım olsa eminim her gün kahkaha krizine girer evi de pislik götürürdü o başka. 🤭

Kusursuz Elmas gerçek anlamda keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. O kadar çok güldüğüm bölümler vardı ki, hangi bölümün favorim olduğunu tam olarak söyleyemem. Başlangıç ​​gülünçtü, ne oluyoruz diyerek merak ederken orta kısımda gerilimli anlara da şahitlik ediyoruz. (Çok fazla bahsedip spoiler vererek tat kaçırmak istemiyorum, serinin davamı gelmeyecek olsa da, ilk kitabı okumanızı öneririm.) Bitiş ise dinmeyen tansiyon tırmanıyor ve aksiyon eksik olmuyor, silahlar durmadan parlıyordu.

Annesinden miras kalan sırlar, yıllar sonra hayatının seyrini değiştirip ölümle burun buruna geleceğini eminim ki Island aklının ucundan dahi geçirmiyordu. Ne var ki aklımıza gelemyecek şeyler başımıza gelir düsturu bu kitapta da kader motifinde. Ehhem, kaçırılma, sorguya çekilme, kaçma teşebbüsü, kaçırılma ve başına gelen talihsizlikler, March tarafından kurtarılma (beni de kurtarsana bebişim bir şey denicem, söz rahatsız etmem seni) tekrar kaçırılma kurtarılma sırlar peşine düşme gerçeklerle yüzleşme derken bizim kız sen tut aşık ol! Uf! Aşık olunmayacak gibi de değil.

Dürüst olmam gerekirse, şimdiye kadar okumuş olduğum en keyifli kitaplardan biriydi. Fazlasıyla komikti, fazlasıyla istah açan bir kitaptı. Hemen hemen her karakterleri eğlenceliydi ve hepsine ayrı güldüm. Çılgın şapkalı adam beni tedirgin ederken Antonio ve Paulie'ye çok ama çok güldüm ve Kalahari 😍 ve Ilan 😍 çok çok tatlıydılar. Umarım Dex bir gün "ya şu seriye bir daha şans verelim yeniden çıkaralım" der de her biriyle yeniden bir araya gelebiliriz. Hiç olması beni inanılmaz üzdü.
Uzun lafın kısası, March ve Island'in bu keyifli ve macera dolu yolculuğuna eşlik etmelisiniz. Ikisi arasındaki kimya tutuşuyordu da beyfendi buz dolu su döküp durdu. Gerçi Island'a bir Stockholm Sendromu vakası yok değildi ama işin ucunda March gibi bir adam varken eminim hepimiz bu sendroma balıklama atlardık. Peki adamın kendi değer yargılarından dolayı son derece saygılı olduğundan bahsettim mi? Tamam anlatmıyorum, bu kısımdan sonrası spoiler olur. Merak eden varsa buyursun alsın okusun. Söz, pişman olmazsınız.
Romantik bir polisiye. Hem de çok komik!

Gündüzleri bilgisayar kurdu, geceleri romans bağımlısı Island Chaptal , New York ‘taki darmadağınık dairesine girdiğinde Bay Doğru ile karşılaşacağından bihaberdir.
Şey.. Aslında Bay Titiz desek daha doğru.

Hem son derece kibar ve yakışıklı hem de Obsesif Kompülsif Bozukluk hastası profesyonel bir tetikçi olan March'ın , Island'ın hayatına girdiğinde onu öldürmeye niyeti yoktur,en azından bir süre. Yalanlar kadar , dağınık çamaşır çekmecelerine de tahammül edemeyen March , Island'ın annesinin gizli bir örgütten yıllar önce çaldığı elmasın peşindedir. Başlarda Island annesinin sırlarına ışık tutmak için March'e yardım ediyor gibi yapar. Ancak ‘önce parçala sonra sorgula' mantığını benimsemiş başka bir tetikçinin önüne düşünce bir tek March'a güvenebileceğini anlar. March iyi ki vardır. ve yanında taşıdığı ipleri, silahları, bıçakları..

Kendi halinde bir hayat süren Island birdenbire Paris'ten Tokyo'ya uzanan nefes nefese bir kovalamacanın içine düşer. Annesinin vasiyetinde bıraktığı ipuçlarını takip ederek elmasın yerini bulmalıdır. Bu sırada bir erkeğe hayatında hiç olmadığı kadar yakınlaşacaktır. Ama bir tetikçiye aşık olmak kelimenin tam anlamıyla tehlikenin kendisiyle flört etmek demektir.
(Tanıtım Bülteninden)

☆☆
Mücevherler Serisi / Spotless
#1 Kusursuz Elmas / Spotless
#2 Beating Ruby
#3 Crystal Whisperer
#4 Butterfly in Amber
#4,5 Apache Strike Force



Laviniapiaf - Haziranda Sevelim Mi? | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Laviniapiaf
Kitap Adı: Haziranda Sevelim Mi?
Özgün Adı: * 
Seri Sıralaması: *
Baskı Yılı: 2017
Sayfa Sayısı: 288
Yayınevi: Mendirek Yayınları 
Kitaba Puanım: 4/5
Kahkahası bol bir kitap okusam ve bu ne olurdu düşüncesi içerisindeyseniz, size tavsiye edeceğim şahane bir kitapla gelmiş bulunuyorum. ☺☺ Son zamanlarda okuma performansı olarak biraz durağan bir döneme girmiş olsam da bu kitap beni koparıp aldı, bir nebze de olsa kendime getirdi. 😊😊

Gelelim kitabımıza, Şiir Elem ile tanışın ahali. Kesinlikle ne iç sesi ne çenesi duruyor. Susmak bilmeyen hazır cevap zeki bir karakter ki kitaplarda en keyif aldığım karakterler bu tamında oluyor. Mimar kızımızın hayali işinin ehli tanınan bir oyuncu olmak ve yine bu vesile ile tanıdığı oyuncu sevgilisinin onu aldatması ile başlıyor hikayemiz. Bir magazin haberiyle aldatıldığını öğrenip depresyona girdiğini düşünen Şiir'e sürpriz güzel bir tatil değil ananesinin yazlığında geçecek bir yazdır. Epey şikayet eder ve bundan dolayı da epey bizi kahlahaya boğar derken bir kızılca oğlan ile tanışır. Başlangıcı son derece trajikomik olsa da Şiir ile Ateş'in hikayesi sizi içine çekmekle kalmayıp keşke bitmese az daha devam etse dedirtecek türden bir kitap. 🤩

Şiir, kardeşinin gazıyla kıskandırmak için ava çıkarken avcı tarafından avlanıp ham yapılacağını eminim bilmiyordu. Ateş ise neye bulaştığından bir haber başına gelenlerle yüzleşmeye hazırdı. Onların hikayesinde ne oluyor bilmek isterseniz kitabı satın almanız gerekiyor 🥰 Velhasılkelam, hikayeye yedirilerek okura geçen duygular güçlüydü. Ayrılıklar, kıskançlıklar ve aşk her bir duygu kararında ve tadındaydı. Kısacık bir kitap olmasına rağmen dolu doluydu. Kitap içerisindeki her karakter beni fazlasıyla eğlendirmeyi başardı. Şiir'in ondan eksik kalmayan dilli düdük kardeşi Şirin'i de çok sevip aşırı merak ettim. Şiir'e bayıldım, Ateş'e düştüm. Keyifli karakterleri, sürükleyici hikayesi ve mutlu sonuyla mest ediyor Haziranda Sevelim Mi? kitabı. Eğer ki bu tarz kitaplar seviyorsanız kaçırmamanız gerekiyor. Tavsiye ederim, okuyun. 🥰


Sevgili dostlar! Anlatacağım şeyleri dinlemelisiniz. Çünkü yanlış sularda yüzen küçük bir balık gibi kendi yolumu bulmak için çırpınıp durduğum bu hikâye her ne kadar benim olsa da siz de kendinizden bir şeyler bulacaksınız.

Hayallerimin peşinden koşarken birileri geliyor mu diye arkama bakıp durduğum için tökezleyip düştüm. Dünyanın en manasız ikinci yaşam formu eski sevgilim kendini George Clooney zannettiği için bu düşüşümü güneş gözlüklerinin arkasından seyrederek yanımdan geçip gitti. Peki, ben ne yaptım? Oturduğum yerden bir mucize gerçekleşmesini beklemedim elbette. İşleri daha çok nasıl karıştırabilirsem işte tam olarak o kadar karıştırdım.

Bir de tüm bu olanlara anlam veremeyeceğim bir şekilde dahil olan bir adam var. Gözlerimin içine ruhunu akıtır gibi baktığı için kalbimin fırlayıp suratına çarpmasından endişe ettiğim bir adam.

Bir yaz ayında yaşadıklarıma şahit olurken topluluk içinde olmamanızı tavsiye ederim. Tepkilerinizi kontrol edemediğinizde insanlar size onlardan biri değilmişsiniz gibi bakıyorlar. Kendi kendime çok sık konuştuğum için başıma gelen bu durumu çok iyi biliyorum inanın.

Siz bu satırları okurken ben çok uzaklarda olmayacağım, çünkü hemen yanı başınızda elinizi tutan yakın arkadaşınızın ta kendisiyim!
☆☆☆


Kerri Maniscalco - Gölge ve Kan | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Kerri Maniscalco
Kitap Adı: Gölge ve  Kan
Özgün Adı: Stalking Jack the Ripper
Seri Sıralaması: Stalking Jack the Ripper #1
Baskı Yılı: 2019
Sayfa Sayısı: 384
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Kitaba Puanım: 5/5
Gölge ve Kan merak ettiğim kitaplardan ilk sıradaydı. Okuması uzun zamanımı alsa da iyi ki okudum diyeceğim kitaplar arasında yer aldı. Polisiye gerilimi 1800'lü yıllarda geçen bir hikayede okumak bambaşka bir lezzet.
1800'lü yıllar, o dönemde yaşayan kadınların bir kimliğe sahip olabileceklerini göstermeleri inanılmaz zordu. Kadınlardan istenen çeyiz dizmek, dikiş nakış öğrenmek ve koca bulup çocuk doğurmaktı. Tabi bütün bunlar Audrey Rose'un geleceği için istenenlerdendi fakat bizim kızın tek bir isteği vardı. Bilime olan merakını körüklemek ve amcasının yanında Adli Tıp eğitimi almak... Hastalıkların tedavisini bulup insanlık adına büyük işler başarmak hayallerindendi. Taa ki bir manyağın seri cinayetler işleyip tüm olayların içinde kendini bulmasına kadar. Bu sefer Audrey Rose'un öncelikleri değişti. Tek gaye daha fazla cinayetin işlenmesini önlemek ve asıl katilin kim olduğunu bulmak.

Bu araştırmalarda yanında bulunan ve en büyük desteği veren kişi ise Thomas. Amcasının yanında araştırmalarına yardım eden başlarda gizemli tanıdıkça eğlenceli kibirli ve yakışıklı bu arkadaşa Audrey Rose gibi hepimiz tutuluyoruz arkadaşlar. Birlikte atıldıkları olaylarda başlarına bir şey gelmeden (şükür ki bir şey olmadı) ipuçlarının peşinden gitmelerini okumak keyifliydi. Her bölüm bir adım daha katilin kim olduğuna yaklaşırken Audrey’i bekleyen gerçekler artar. Sırlar sayfalar akıp gittikçe açığa kavuşurken asıl yüzleşme gerçekleşir.

Karındeşen Jack son derece tehlikeli ve kurnaz bir katil, kedinin fareyle oynadığı gibi onu arayanlarla oynuyor ve asıl katilin kim olduğu konusunda okuyanı yazar öyle bir yanıltıyor ki asla doğru tahminde bulunamıyorsunuz. Hatta gerçek katil ortaya çıkınca şoka uğruyorsunuz. Audrey Rose gibi inkar edip yok ya o değildir demeye başladım. Çünkü katil herkes olurdu ama o asla olmazdı, mümkünatı yoktu.

Başlarda, konuya girerken adapte olmakta biraz zorluk çekebilirsiniz. Otopsiler, çeşitli hastalıklar vs dataylı şekilde anlatılıp görsel desteklerle de güçlendirilmiş. İlk 150 sayfayı geçip okumaya devam ederseniz kitabın ilerleyişinde açılma göreceksiniz. Zaten ondan sonra olaylar artıyor ve hız kazanıyor.

Bunun yanında ben kitaptaki karakter gelişimlerini de çok sevdik. Özellikle belirtebileceğim belli karakterlerden ziyade her karakterin kendi rollerinde genişliklerini gözlemlemek keyifliydi. Başlarda farklı fikirler ve davranışlar içinde olanlar dahi kitabın sonunda fikrini değiştiriyordu.

Kitabın ana karakterleri Thomas ve Audrey Rose'un aralarındaki çekim, tatlı rekabetleri ve sıklıkla gerçekleşen atışmaları en eğlenceli kısımdı. Zaten kitabı elinizden birakamama sebebi de bu kısımlar olduğuna bahse girerim. 
Ek parantez açmak istediğim bir kısım daha var. Kitaptaki belki de en çok dikkatimi çeken ve sevdiğim yer diyebilirim. Toplum eleştirisini çok dallandırmadan kararında ve benim en sevdiğim şekilde taşlamalı olarak yazar kitabın temeline yaymış. Zeki bir kadın karakterle de taçlandırmış. Audrey Rose başlarda hırçın bir tavırla bunu sergiliyor olsa da bölümler ilerledikçe fikirler öyle yedirilmiş ki olağan hale getirilmiş. Sanki olması gereken buymuş gibi kadının toplum önünde etkin bir rolde olması kabul görmüş. Bu kısımda bayıldım. Yazar bundan sebep bendentam puan bile aldı diyebilirim.

Gölge ve Kan gerçekten çok güzel bir kitaptı. Okuması eğlenceliydi. Birkaç yazınsal hata haricinde okuması keyifliydi. Bakalım kahramanlarımız serinin devamında ne tür maceralar yaşayacaklar. Okumak için sabırsızlanıyorum.
Ve elbette ki önerimdir, şans verin asla pişman olmayacaksınız.
“Maniscalco yarattığı karakterlerle aklınızı başınızdan alacak!” – Booklist

“Daha önce böyle bir kitap okumamış olabilirsiniz. Sonuna kadar elinizden düşüremeyeceğiniz garanti.” – School Library Journal

“Karanlık, sürükleyici bir hikaye. Tahminlerinizi boşa çıkaran bir son. Bir kitaptan başka ne istenir ki?” – Anna Carey

Haftalarca New York Times’ın zirvesinde kalan, yirmiden fazla dile çevrilen Gölge ve Kan, şimdi Türkiye’de!

Asil bir İngiliz ailesine mensup 17 yaşındaki Audrey Rose ayrıcalıklı bir hayatı sürmektedir, ama toplumun beklentilerinin aksine gizli ve tekinsiz bir dünyası da vardır. Çünkü genç kız, amcasına adli tıp laboratuvarında otopsi konusunda yardım etmektedir. Ama Audrey bir gün kendini amansız bir katilin peşinde bulur ve hayatı tek kelimeyle tersyüz olur…
 
Kerri Maniscalco’nun satış rekorları kıran serisinin ilk kitabı Gölge ve Kan, hafızalarda iz bırakacak karakterleri, sürpriz gelişmeleri, eşsiz İngiltere tasvirleri ve görkemli finaliyle yılın kesinlikle favori kitaplarından biri!
(Tanıtım Bülteninden)



Ayşegül Çiçekoğlu - Mucizeler Adası | Kitap Yorumu


 Yazar Adı: Ayşegül Çiçekoğlu
Kitap Adı: Mucizeler Adası
Özgün Adı: *
Seri Sıralaması: -
Baskı Yılı: 2021
Sayfa Sayısı: 348
Yayınevi: Pika Yayınları
Kitaba Puanım: 5/5
Hayatın içinde saklıdır mucizeler, tıpkı denizlerin içinde deniz yıldızları gibi. İçten dilenen bir dilek er geç gerçekleşir. Tıpkı Kumsal'ın hayatında olanlar gibi, diyerek bir girizgâh yapıp sizleri meraka sürüklemek istiyorum. Şahane bir kitap bitirdim ben, ismi gibi içinin mucizeler dolu olan... Sevgili Ayşegül Çiçekoğlu'nun kaleme aldığı en yeni kitabı Mucizeler Adası yorumuyla sizlerleyim. 

Kitap temel olarak aşka tanılan ikinci bir şans hikayesi ele alınıyor. Ana karakterlerimiz Kumsal ve Fabian'ın birbirlerini tanımadan önceki yaşamlarına göz atıyoruz. Kumsal'ın Bahamalar'daki evlilik teklifini, Fabian'ın mutsuz evliliği ve ayrılığı derken ikiliyi bir araya getirecek başlangıca doğru sayfaları çeviriyoruz.

Adil olmayan bir hayatı içerisine kattığımız duygularla birlikte adil şekilde yaşamaya çalışıyoruz. Bize sunulan gerçekler çoğu zaman can yakabiliyor. Kayıplarımızın ardından yaşama sıkıca tutunmak, ayağa kalkacak gücü kendimizde bularak yola devam etmek zor olsa da bunu başarmayi gösteren bir hikaye de var kitapta. Kumsal'ın yaşadığı şeyler gerçekten zor, her şeye rağmen hayat enerjisini kaybetmeyerek kendini toplaması takdir edilesiydi.

Fabian'ın da yaşadıkları çoğu kişiye göre zordu ama bana göre yaşadıkları daha çok hayal kırıklığı ile kalp kırıklığıydı. Aşık olduğunu düşünüp hayatının kadınıyla evlendiğini sanarken aslında hiç de tanımadığı bir kadınla ömür tükettiğini ve hiç uğruna ülkesini geride bıraktığını en acı şekilde tecrübe ediyor. Neyse ki verdikleri ortak karar onun için en iyi şekilde sonuçlanıyor. Annesi ve kızıyla huzurlu bir hayatta istediği şekilde yaşıyor.

İkiliyi bir araya getiren ve yollarının kesişmesini sağlayan olay ise Kumsal'ın kendi geçmişi ile vedalaşma isteğiydi. Bahamalar'a bir kez daha gelerek geçmişiyle vedalaşmak isterken geleceğini bulacağını kimse Kumsal'a söylememişti.

Kumsal ve Fabian ikilisinin yaşadıkları çoğu kişiyi yıkacak olaylar dizisi. Buna rağmen her ikisinin de bir şekilde dimdik durmuş olmamaları gerçek anlamda mucize. Ve ikisini bir araya getirip aşka verecekleri ikinci şans adası da onlara özel. Bu kısım bir parça spoiler olabilir, o yüzden italik yazacağım. Dileyen atlayabilir.

Kumsal'ın ilk aşkı Vefa, üniversitede tanışıp birbirlerine aşık olmuşlar. Bahamalar'a tatile gittiklerinde hayatının teklifini alır. Mutlulup sonsuz olup ilk aşkıyla yaşlanacağını hayal ederken kader onlar için tatsız bir son hazırlar. Vefa'ya verdiği bir söz vardır. Onsuz geçecek ömründe aşka küsmeyecek hayattan kopmayacaktır. Fakat Kumsal bunu yerine getirmekte zorluklar yaşar. Hem kendi ile olan hesaplaşması hem geçmiş ile vedalaşması için her şeyin başladığı o yere gider, Bahamalar'a...

Kumsal'ın niyeti basittir, vedasını edecek kendiyle barışacak ve hayatına kaldığı yerden devam edecektir. Ama yine hesaplar onun yaptığı gibi ilerlemez. Teknesini kiralamak için zor ikna ettiği Fabian ile okyanusun ortasında fırtınaya yakalanır. Birbirini tanımayan iki yabancı iken kader ortağı haline gelirler. Derken zamanla ona karşı bir şeyler filizlenir içinde.

Fabian için da hayat hiç iyi davranmamıştır ona.  İlk aşkı ya da öyle sandığı kadınla evlenir ve nu evlilikte bir kızı olur. Karısının 9 yıl içerisinde aslında yaşamak istediği hayatın böyle olmadığını ve başka birine olan tutkusunu dinledikten sonra boşanmaya karar verir. Kızını yanına alan Fabian, karısı için terk ettiği Bahamalar'a geri döner. Kumsal'ın hayatına girmesi ile kalbinde bir şeyler değişir. Hayata olan bakışı da değişir. Bu değişimi fark eden annesi de oğlunun yaşadıklarından yola çıkıp endişe duyar. Eh, zaman geçer, olaylar olur ve bizim birbirine açılamayan aşıklarımız birbirlerinden çok aşk konusunda kendilerine bir şans vererek mutlu olmayı seçer.
☆☆☆

Onların hikayesini merak ediyor ve okumak istiyorsanız size tavsiyem vakit kaybetmeden bir an önce harekete geçmeniz. Ayşegül Çiçekoğlu her kitabında kendine biraz daha katarak kalemini daha enfes hale getirerek okurunun karşısına efsane bir eser getiriyor. Keşke biraz daha uzun olsaydı diye iç geçirirken kapağı kapattığımda aklımda kalan düşünce dizi ya da film olması. Soluksuz izlerdim. Kitabı şiddetle öneririm. Okuyun, okutun!
Kitapla kalın, sevgilerle.
Hayatın getirdiği her kayıpla biraz daha derinlere ve karanlıklara çekilen Kumsal’ın bulduğu tek çıkış yolu, çok mutlu hissettiği yere kısa bir süreliğine tekrar gitmekti. Bahamalar’da şimdi geçmişiyle vedalaşacaktı. İçinde durmaksızın esen fırtınalara bir de gerçek anlamda yakalandığı fırtına eşlik etmişti. Ancak bu sefer o teknenin içinde yalnız değildi. Yaşadıkları her an yeni başlangıçlara, yıkımın ardındaki ayağa kalkışa gebeydi. Birbiriyle kesişen hayatlar, fırtınanın içinde canlanan umutlar, okyanus ötesinden Türkiye’ye uzanan bir dönüşüm yolculuğu. Geride bıraktıklarımızı, hayatımızdan silinip gidenleri ve geçmişin yükünü sevgiyle bırakmayı anlatan bir hikâye. Bu hikâye umudun hikâyesi...

Ayşegül Çiçekoğlu’nun sımsıcak kaleminden Mucizeler Adası yeni başlangıçların vaadi ve aşkın iyileştirici gücü ile dolu bir roman.
(Tanıtım Bülteninden)

☆☆☆




Kat Martin - Gelinin Kolyesi | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Kat Martin
Kitap Adı: Gelinin Kolyesi
Özgün Adı: The Bride's Necklace
Seri Sıralaması: Necklace Trilogy 1
Baskı Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 352
Yayınevi: Nemesis Kitap
Kitaba Puanım: 3/5
Yıllar önce canım Sümyciğimin hediye ettiği kolye üçlemesinin ilk kitabı Gelinin Kolyesi'ni yeniden okuyup bitirdim. Bu sefer yorumunu yazarak sizlerle paylaşayım istedim.

Gelinin Kolyesi kitabında beğendiğim yerler olduğu givi beğenmediğim tarafları da olan bir kitap. Kurguda bir şeylerin eksikliğini hissetmedim değil, aşk-macera kısmında bir denge yoktu. Kitaptaki macera kısmını sevdim diyebilirim, kararında olduğunu düşünüyorum ama aşk kısmında ise öyle düşünmüyorum. 
Yazarın esas çifti yaşanılanlara ragmen bir araya getirip onlara  odaklanmayarak esas çiftin hikayesinin yanında yan karakterlere yer vermesine, bu kitapta sevdiğim kısım oldu.
Serinin devamında nelerin olacağı hakkında merakımın oluşması, devam kitaplardaki karakterler hakkında ipuçları okumamdan kaynaklı. Yine de devam kitapları edinip ne zamana okurum bilemiyorum. Yazarı ilk kitap hakkında eleştireceğim tek yer geçmiş hikayelere ve macera kısmına odaklanıp asıl çifte fazlaca yer bırakmamasıdır. Tory ve Cord'un aşkı hep bir geri plana atılmıştı.
Victoria Temple Whiting ile Kont Cordell Easton'u bir araya getiren kader onların hikayesine şekil vermişti. 
Bir kazayla babalarını kaybedinceye kadar Tory ve kız kardeşi Claire'nin hayatı çok güzeldi. Sonrasında kabuslar başladı, annelerinin evliliği ile her şey değişti. Üvey babaları onlari yeni hayatlarına alışmalarında güçlük çıkarıyordu.  Baron lutfeder gibi evde kalmalarına izin vermesinin altında çirkin bir neden vardı.
Yaşadıkları travmatik olay sonrasında iki kardeş yanlarına annelerinin aileden kalma kolyesini alarak evden kaçtılar. Sattıkları kolyenin parasıyle bir süre geçinmeye çalışsalarda paraları bir gün bitti ve geçinmek için Londra'da iş aramaya başladılar. İşte Kont Cord ile tanışma hikayelerinin başlangıcı böyle.

Hikâyenin devamında neler oldu, ikili arasında aşk nasıl kıvılcımdan alev aldı derseniz kitabı edinerek okuyup kendiniz öğrenebilirsiniz.
Saklanan sırlar, sırları açığa çıkarmak için iz peşinde olan casuslar, birbiri için çarpan kalplerin içinde olan aşk ve genele yayılan ihaneti güzel bir şekilde ele alarak yazılmış iyi bir kitaptı Gelinin Kolyesi. Merak edene ve türü okumayı sevenlere önerebilirim.

Sevgiyle ve kitapla kalın, hoşçakalın.
Tory, kız kardeşi Claire'i, şehvet düşkünü üvey babalarının kötü planlarından kurtarabilecek tek kişidir. Çünkü annelerini kaybetmişlerdir. Kız kardeşiyle birlikte kaçmaya karar verirler. İhtiyaç duyacakları parayı sağlamak için, baron üvey babalarının aile yadigârı kolyesini çalar ve satarlar.

Kolyeden gelen para onlara kısa bir süre için yeterli olur ancak sonrasında, soylu olmalarına rağmen asıl kimliklerini gizleyerek bir malikânede hizmetçi olarak çalışmaya başlarlar. Hizmetine girdikleri Kont Cord, bu iki genç kızın gerçek kimliklerini bilmemektedir. Kötü kalpli üvey baba, kolyesini çalan üvey kızlarını bulmak için harekete geçtiğindeyse, hem Kont Cord hem de kız kardeşler için gerçek bir yüzleşme yaşanacaktır.

"Muhteşem derecede başarılı."
-A Romance Review-
(Tanıtım Bülteninden)



Lisa Kleypas - O Yaz | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Lisa Kleypas
Kitap Adı: O Yaz
Özgün Adı: Secrets of a Summer Night
Seri Sıralaması: The Wallflowers Serisi #1
Baskı Yılı: 2010 
Sayfa Sayısı: 320
Yayınevi: Epsilon Yayınevi
Kitaba Puanım: 5/5
Tarihi aşk kitapları denince akla gelen ilk beş isimden birisir kuşkusuz Lisa Kleypas. Kalemini sevdiğim yazarlardan biridir, daha öncesinde serileri tamamladıktan sonra okuyayım modundayken şimdilerde kıyamamaktan okuyamıyordum. Wallflowers serisini de tamamlamışken artık okuma zamanımın geldiğini düşünerek O Yaz'ı gözüme kestirip okuyayım dedim.

Parasal konuda sıkıntıları olan Annabelle, Amerikalı zengin kardeşler Lillian ve Daisy, kekemeliği yüzünden zor bir hayata sahip olan Evie ile tanışıyoruz serinin ilk kitabında. Her biri güzel, her biri nahif karakterler ve mutlu bir evlilik yapmak için kararlı olan bekârlardır. Onları birbirine bağlayan sıcak bağ ise imrenilecek unsurdu kitapta.

Yan karakterleri bir yana bırakıp ana karakterlere dönersem, bir çeyizi olmadığı için talibi olmayıp evde kalan Annabelle'nin hikayesini okuyoruz. Ailesi beş parasız ve buna rağmen kızlarının rahat bir hayat geçirmesi için zengin bir koca arıyor. Katıldığı balo onun son sezonu ve bir koca bulması için de son şansı. Aksi durumda ya bir çiftçiyle evlenmek zorunda kalacak ya da zengin bir dükün metresi olacaktı. Bir diğer seçeneği mürebbiye olmak, tabi bu kısım o dönem kadınlar için yaşaması en zor seçenek. 
Derken sahneye Simon giriyor. Belirlenen kriterte bir damat adayı değil, çünkü asil soydan gelmiyor. Kasap babasının ticari hamleleri ve sanayi alanında yaptığı yatırımlar sayesinde büyük bir servete sahip. Sosyeteye tam anlamıyla kabul edilemeyeceğinin de farkında, fakat Simon bunu hiç önemsemiyor. Sosyetede sözü geçen güçte dostu Lord Westcliff sayesinde onu dışlayan kişilerin karşısında durabiliyor.
Simon, Annebella'ya karşı güçlü duygular hissetmekte ve tek isteği halinde. Hayatında o olsun yeter gözüyle bakıyor. Annebella da Simon'a karşı boş değil ama Lady olma fikri ve ailesini kurtarma isteği belli süre ağır basıyor. Ailesini kurtarması ve sosyeteye dahil olmaya devam etmesi için asil bir lord ile evlenmesi gerekiyor. Simon'un parası olsa da asil olmayışı kafasında bir acabaya yer açıyor.

Kitapta en etkilendiğim bitmeyen sabrı ile Simon oldu. Katıldığı her baloda Annabella'nın karşısına çıkması dansa kaldırması aklına girmeye çalışması ve reddedilmesine rağmen bütün bunları iki sene boyunca bıkmadan yapması takdire şayan. Açık sözlülükle Annabella'yı arzuladığı için yaptıklarını dile getirmesindeki cesaretini de çok sevdim. Yapısı gereği Simon'in duygusallıkla bir kadının peşinden gidecek bir adam değil, tabi zamanda felek ona da bir tane vuruyor ve aşık oluyor. 
Devamında ne oluyor derseniz o da kitapta saklı. Siz kitabı bulup okursanız kendiniz göreceksiniz.

Seri başlangıç kitabında, devam kitaplardaki karakterleri okumayı aşırı seviyorum. Bir sonraki kitapta olacaklar için meraklanırken karakterler hakkındaki ipuçlarını toplarken heyecana kapılıyorum. O Yaz kitabı da Wallflowers kızlarıyla tanışma kitabıydı. Kızların başlarına neler geleceğini, neler yaşayacaklarını kitabı okurken meraa düşüyorsunuz. Özellikle herkesçe daha çok sevilen serinin üçüncü kitabı Sevgim Sana Ait kitabını ayrı bir merak ediyorum.

Kısaca, eğlenceli bir tarihi romantizmdi. Okumaktan kesinlikle zevk aldım. O Yaz için diyeceğim şeylerden bir başkası da Simon kessinlikle kitabın yıldızıydı. Serinin geri kalanını okumak için sabırsızlanıyorum.
Epsilon okurlarının Benimle Kal adlı romanıyla tanıştığı, dünyaca sevilen yazar Lisa Kleypas bu kez O Yaz ile okurlarına yeniden merhaba diyor. 

Her şeyin bir yaz gecesi başladığı roman, tıpkı yazarın ilk romanı gibi bir solukta okunacak! "Gerçekten yetenekli bir öykücü." Publishers Weekly

Londra sosyetesine giren dört genç kızın ortak bir amacı vardır: Tüm kadınsı yönlerini ve çekiciliklerini kullanarak kendilerine birer koca bulmak.

Annabelle Peyton ise ailesini felaketten kurtarmanın tek yolunun, soylu bir genç adamın kendisine evlenme teklif etmesini sağlamak olduğunu düşünmektedir. Bunun için güzelliğini ve zekasını sonuna kadar kullanmakta kararlıdır. Ancak Annabelle'in en büyük hayranı, zengin ve güçlü Simon Hunt genç kızın aklını çelmekte ve onun duygularına karşı koymasını güçleştirmektedir. Arkadaşları, Annabelle i Simon dan uzakta tutmak için uğraşırlar ve ona uygun gerçek bir beyefendi bulmaya çalışırlarken, bir yaz gecesi her şey değişir. Annabelle, aşkın en tehlikeli oyun olduğunu keşfeder.
(Tanıtım Bülteninden)