Ev Arkadaşı - Rosie Danan | Kitap Yorumu


Özgün Adı : The Roommate
Kitap Adı : Ev Arkadaşı
Yazar Adı : Rosie Danan
Seri Bilgisi : The Shameless Series #1
Çevirmeni : Doğa Şarlayan
Sayfa Sayısı : 352
Yayınevi : Ren Kitap
Baskı Yılı : 2023
Kitaba Puanım : 3-3,5/5
Kendi bulaşığını yıka.
Banyoya girmeden önce kapıya üç kere vur.
Ev arkadaşını internette araştırma.

Wheaton’lar, Doğu Yakası sosyetesinde dürtülerini kontrol edememeleriyle bilinirlerdi. Fakat kızları Clara, onlardan tamamen farklıydı. Clara tam bir sosyetikti; aşırı başarılı, görgülü ve tahmin edilebilirdi. Gelgelelim her Wheaton’ın olduğu gibi onun da zayıf bir noktası vardı. Çocukluk aşkı onu ülkenin öteki ucuna taşınması için davet ettiğinde, bu teklif Clara’nın karşı koyamayacağı kadar iyi ama bir o kadar da gerçek dışıydı. Son anda yapılan ufak çaplı ve Clara’nın tamamen bihaber olduğu plan değişikliğiyle, sosyetik güzelimiz kendini bir anda hiç tanımadığı biriyle ev arkadaşı olmuşken buldu. Bu kişi, çevresinde rahat olabileceğiniz kadar anlayışlı ve göz acıtacak kadar yakışıklı olan Josh Darling’di.

Bir yaz boyunca sadece ev arkadaşı olarak kalabilmeleri, Clara’nın Josh Darling’i internette aratmasıyla sarsıldı. Josh’ın ününü öğrenen Clara, onunla birlikte yaşamanın ailesi için büyük bir skandal olabileceğinin farkındaydı. Darling’in profesyonel becerileri, kadınların hor görülen isteklerinin mücadelesini kendi ellerine alması için Clara’ya ilham verdi. Birçok konuda farklı görüşleri olmasına rağmen ikisi de kadınların sekste daha iyisini hak ettikleri konusunda hemfikirlerdi. Yapmaya karar verdikleri şey, ikisinin de hayatını değiştirecek ve eğer şanslılarsa başkalarının da şanslı olmasına yardımcı olacaktı. 
(Tanıtım Bülteninden)
Sevebileceğimi düşündüğüm eğlendiğim bir kitap umuyordum ki buldum da. Akılda kalan ve beni kahkahalara boğan birçok sahneye sahipti Ev Arkadaşım. Alışılmışın epey dışında bir kurgusu var, hikayede farklı bir iş kolundan bahsediliyor. Bundan dolayı önyargı yapıldığını düşünüyorum kitaba. Hatta yediği linci de hak etmediğini de düşünüyorum.

Rosie Danan'ın ilk romanıymış Ev Arkadaşım. Tabi böyle olduğunda okurken hissedilen kurgudaki eksiklikler de vardı. Genel olarak bir şeye odaklanılınca anlattığın çoğunlukla odaklanan kısım oluyor, daha geri plana kalmış ya da yüzeysel değinilmiş kısım da odaklanılmayan yer oluyor. Bu kitabı okurken ben aşkı hissedemedim pek, sanırım yazarın istemeden de olsa geriye ittiği kısım aşktı. 

İki birbirine zıt hayatlar yaşayan karakteri mecburi bir durumla aynı evde kalmalarını sağlarsanız ne olur diye soru sorulsa, Ev Arkadaşı kitabını işaret eder, evet tam olarak bu olur derdim ben. Farklı sosyal sınıflardan ve yaşam tarzlarından geliyor Clara ve Josh, kısa süreli de olsa zorunluluk hâlinden kaynaklı ev arkadaşlığı yaşıyorlar. Sonrası ise tam olarak kaos, duyguların isteklerin kararların kaosu ikiliyi de bam telinden yakalıyor birbirine yapıştırıyor.

Clara, çocukluğundaki en iyi arkadaşı karşı romantik duygular besliyor, fakat Everett'in olan bitenden haberi yok. Kendine yeni bir düzen kurması konusunda cesaret vermesi ise tamamen yakın arkadaş olmasından kaynaklı. Eee bizim kız da aldığı cesaretle kendini Los Angeles'te buluyor. İlk önceliği duygularını itiraf etmek belki de birbirlerkne çekim oluşursa diye hayaller kuruyor, sonra Everett'in evinde kalacak yakınlaşacaklar iş güç derken çocukluk aşkı sonsuz olacak düşüncesinde. De bir pürüz var, o da elamanın turnesi olması. Hem de Clara'nın tam taşınacağı gün bunu söylüyor, eve taşınıp yerleşmesini yeni ev arkadaşı ile iyi geçinmesini söyleyip gidiyor. Hayaller ve hayatlar durumunu iliklerkne kadar yaşayan kızımız tam anlamıyla kurduğu hayaller tepesine yıkılıyor. Derken ev arkadaşının kim olduğuna dair gerçekliği öğrenince hayatının da şokunu yaşıyor.

İnternette yetişkinler için yapılmış eee filmlerdeki şöhreti ile bilinen Josh Darling, Clara'nın ev arkadaşı. Ciddi, terbiyeli, kendi halinde ailesinin çizdiği sınırları ihlal etmemiş kızımız Clara'nın duygularını karmaşık. Sebebi ise yakışıklı, flörtöz, edepsiz, merhametli, anlayışlı ve son derece seksi adamımız Josh. Aralarında her an tutuşacak kıvılcımlar saçan enerji yüklü ikilinin başta arkadaş olmaları, daha sonrasında kıvılcımın alev almasıyla pek bir yakın mesafeye evrilen ilişkileri, iletişimleri güzeldi. Arkadaşlık ilişkisini kızımızın aklına gelen fikir ile iş ilişkisine dönmesiyle olaylar hız kazanır. Clara fikri denemeye değer olduğunu düşünüp Josh'ın da ona güvenmesiyle harekete geçerken, aralarında hali hazırda romantik bir ilişki yoktu. Birbirlerinden etkileyorlardı birbirlerine karşı arzu duydukları da oluyordu ama aşk henüz görünürde yoktu. Bundan dolayı da Josh'in aklını kurcalayan *aslında bu düşünceye sebep veren de Naomi'dir* bir takım düşünceler var. İş ortaklığını bozacak sarsacak durumların olması onu tedirgin etti. Josh'un eski kız arkadaşı ve iş arkadaşı Naomi de bu yeni projenin önemli bir parçası olur. Hazırlıklar başlar ve kitabın heyecanı da tansiyonu da hiç düşmez. Karakterlerin gelişimleri, olaylar karşısındaki duygu durumları verdikleri tepkiler beni çok eğlendirdi.

Clara Wheaton; kabuğunu yırtan minik tırtıldan görkemli bir kelebeğe dönüyor. Kendi kuralları olan, çizgileri aşılmaz bir ailenin parçası, New York sosyetesinin de önemli yerinde varlık belirten Clara kendi yolunu çizmesi bunu istemesi yolunu ve yönünü kendi duygularıyla belirlemesi çok iyiydi. Düzen takıntısı pvc kaplama listeleri devam etse de kızımız kendini buldu. Hayatı boyunca etrafında olan insanları mutlu etmeye çalışan Clara'nın, korkusuzca kendi bakış açısını söylemesi, kendi isteklerini fark ederek ihtiyaçlarını kabul etmesi, bir işle ilgilenebilecek kadar kendine güvenen genç bir kadına dönüşmesi çok çok çok güzeldi.

Josh Conners, nami değer Josh Darling; elemanımız hayatı boyunca zora geldiği her anda en kolay yolu seçerek kendini kurtaran bir karakter. Bağlanmaktan ve bağlılıktan korkan, içinde en ufak hırs olmayan merhametli, son derece yakışıklı ve internette de popüler olmasını sağlayacak fizikiyle çok çok seksi bir adam. Clara ile tanışmadan önce ve tanıştıktan sonra kısımları ise epey eğlenceliydi. İçinde bir şeyler filizlenirken kendini sorguladı, yetebilir miyim düşüncesi benliğine yerleşti. Çünkü Clara, onun daha iyi biri olma isteği uyandırdı. Alaycı oluşuna bayıldım, Josh'ın yaptığı her şakaya kahkahalarla güldüm. Kelime oyunları, mimikleri, beklentileri, ondan beklenenlere verdiği tepkileri beni Josh'a karşı yakın hissettirdi. 

Clara ve Josh ikilisini birlikte de çok sevdim. Aslında daha çok Josh ağır basıyor bu sevgide. Sebebi de, hayatında gerçek bir fark yaratan küçük değişiklikler yapması inanılmaz hoştu. Clara'nın ise sürekli böylesi bir adam için yeteri kadar seksi olduğunu sorgularken ve deneyimli olmamasındaki korkusunda Josh'un ona karşı hep korumacı olması, hep düşünceli davranması çok güzeldi.

İlişkilerinde hissedilit katmanları, aşmaları gereken aşamalar vardı. Sosyal statü ve yetiştirilme tarzındaki fark gözle görülürdü ve bu birçok soruna da neden oldu. Üstelik ilişkilerinin sabote eden bir başkası değildi, kendilerine olan güvensizlikleri sebepti. Zaten kitapta yavaş ilerleyen bir tempo vardı ve daha yedirilerek anlatılmış olsaydı, aşk daha yoğun olsaydı ben daha çok severdim.

Önemli bir noktayı unutmadan ekleyeyim, tüm bu süre boyunca görünürde somut olarak bulunmasa da ismen olan varlığı ile engel Everett vardı. Clara'nin yoğun duygular beslediği arkadaşı. Josh başlarda takmıyor görünse de gittikçe kıskanıyordu, bunu da ifade ediyordu hatta kızdığı yerlerde duygularını belli etmeai beni heyecanlandırdı. Everett tam bir boş küme ve ne kaçırdığı hakkında bir fikri yok. Ki iyi de yok, Josh bebeğim mutlu oldu bu sayede.

Kitabımızın önemli ve dile getirilmesi gereken bir diğer katakrer, Naomi Grant; kara kutu gibi bir kadın. Çok güzel, çok zeki bir kadın. Açıkçası kötü bir karakter olmasından korktum fakat olmadı tam tersiydi. Ve Naomi'nin gizlediği kendiyle alakalı olan bilgileri daha cok heyecanlandırdı beni. Onun kitabını merak ediyorum. Duyguları düşünceleri davranışları tavırları çok ilgimi çekti. Umarım kitabını çok erken bir zamanda okuma şansına sahip olurum.

Sonuç olarak, eğlencesi eksik olmayan yetişkin bir romantik komedi bir kitaptı. Karakterleri beğendim, Josh'i sevdim, olay örgüsünü komedi kısmı beni eğlendirdi. Eklemem gereken bir yer var, söylemesem olmaz. Yazarın sektör hakkında kaleme aldığı gerçeği yansıtan yerleri birileri yaşıyor. Her iş dalında, her meslek grubunda ya da çalışma hayatında olan mobbing istismar baskı zorbalama bu sektör için de söz konusu. Tamam karakterlerimiz bir şekilde kendi hayatlarını bu şekilde ilerletmek istedikleri için yaşıyorlar fakat bu durum istismar edildikleri gerçeğini değiştirmiyor. Üzerlerinden milyonları cukkalarken, kayda aldıkları insanlara çok çok az miktarda ödeme yaparken bağlayıcı sömürüye açık sözleşmeler imzalatıyorlar. Kitapta bu kısmı da okuyoruz ve belki de merak edip hiç araştırmayacağımız bir meslekte -her ne kadar görmezden de gelsek, bu yaşanıyor- yaşananları okura aktarıyor. Keyif aldım mı, aldım. Güldüm mü, güldüm. Okudum mu, okudum. Türü seven ve bu tarz konulardan rahatsız olmayacaksanız okuyun derim. Ama yok benlik değil derseniz, keyif alacağınız kitaplara yönelin.

Çamurda Açan Nilüferler - Heather B. Moore | Kitap Yorumu


Özgün Adı : The Paper Daughters of Chinatown
Kitap Adı : Çamurda Açan Nilüferler
Yazar Adı : Heather B. Moore
Seri Bilgisi : ☆
Çevirmeni : Oğuz Barış 
Sayfa Sayısı : 392
Yayınevi : Arkadya Yayınları
Baskı Yılı : 2022
Kitaba Puanım : 5/5
Ne kadar harap olmuş olursa olsun, her ruh kurtarılmaya değerdir…
 
1800’lü yılların sonunda Çin’i kasıp kavuran iç ve dış savaşların getirdiği yıkımdan nasibini fazlasıyla alan gencecik Mei Lien, önce babasını sonra da çocukluğundan beri günün birinde evlenme hayalleri kurduğu nişanlısını kaybetmiştir. Zavallı, yaşlı annesiyle yapayalnız kalınca hayata tutunabilmek, özellikle de bu dünyadaki tek varlığı olan annesini hayatta tutabilmek için bir çöpçatanla anlaşma yapmayı kabul eder. Böylece ödenecek parayla hem annesini kurtarabilecek hem de Altın Dağı ismini verdikleri o uzak ama bereketli topraklarda zengin bir adamla düzgün bir evlilik yapabilecektir. Ancak annesinden yadigâr gelinliği ve el değmemiş hayalleriyle çıktığı bu yolculuk, onu gerçekleşen bir rüya yerine en kötü kâbuslarından birine götürür ve sonunda kendini bir eş değil bir köle olarak bulur. Çin Mahallesi’ndeki en karanlık yerlerden birinde açlığa, susuzluğa ve birbirinden beter işkencelere katlanırken, umut ışığının hemen yanı başında olduğundan habersizdir.
 
İyi bir ailenin kızlarından biri olan Donaldina Cameron ise nişanının bozulmasının ardından, kafasını toparlayabilmek için öğretmenlik yapmak üzere San Francisco’daki bir kız yurduna gider. Planı kızlara bir süre dikiş nakış öğretip evine geri dönmektir fakat çok geçmeden yurdun hiç de sandığı gibi bir yer olmadığını fark eder. Yurtta kalan tüm kızların Donaldina’nın hayal edebileceğinden çok daha acı dolu hikâyeleri vardır, dahası onları bu kötü kadere sürükleyen karanlık hâlâ şehrin sokaklarında kol gezmekte ve onlar gibi yüzlerce genç kızı daha tehlikeye atmaktadır. Peki, henüz kendisi de gencecik bir kadın olan Donaldina, kalpten bağlandığı bu kızları kurtarabilmek için gelecek güzel günlerini, hatta belki de tüm hayatını feda etmeye gerçekten hazır mıdır?
 
Tarihin tozlu sayfalarında gizli kalmış gerçek hayat hikâyelerinden esinlenilerek kaleme alınan Çamurda Açan Nilüferler, umudun ve sevginin en derin yaraları bile sarabileceğini bizlere bir kez daha hatırlatıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Bu hayatta kadın olmak öyle çetin öyle dikenli yollardan geçmeli zorluklarla doludur ki, her durumda haksız çıkarılıp çeşitli istismarlarda bulunuluyor. Hangi dönem olursa olsun ya da hangi ülke kadınsa bir de güçsüz görülürse her türlü zorbalığı reva görüyorlar. Bu gerçeği tüm çıplaklığıyla birlikte Heather B. Moore, Çamurda Açan Nilüferler kitabında gözler önüne seriyor. Biz okurlar da tüm duyguları dibine kadar yaşayarak hissederek satır satır okuyoruz.

Son sayfayı çevirip de kapağı kapattığımda boğazıma yerleşen düğümle veda ettim kitaba. Okuduğum satırlardan sızan o duygular gözlerimi doldurup kimi zaman da nefessiz kalmama sebep oldu. Dedim ki kendi kendime, neden bunları yaşatıyorlar ve neden insan olaral huzurla güvenle mutlulukla huzurla bir hayat sürmüyor da çeşitli acılarla yoğruluyoruz. Bu çok canıma dokunuyor.

Çamurda Açan Nilüferler bizleri 1800'lü yıllara götürüyor, bu sefer şaşalı balolar ufak dram ardından kavuşulan sonsuz aşklar yok. Daha çok gerçeği yansıtan olaylar, yüreğe dokunan dramlar, ağlatacak hikayelere ev sahipliği yapıyor. O yılların acımasız yüzünü gösteriyor kısaca. Mesela Çinli kızların ve genç kadınların fuhuştan, kölelikten ve tacize uğramasından bahsediyor içimizi deşerek. Oysa ki hayaller bambaşka oluyor, tek isteği o çok sevdiği nişanlısı ile evlenmekken neler neler yaşıyor da görüyor. İnsan bu, çiğ süt emmiş temelinde bir yerlerde vardır bir kötülük diye bir cümle vardır ya halk arasında kulaktan kulağa ulaşan. Kötü insan kötüdür işte, iyiler ise aralarda yitip gidiyor yok ediliyor...

Kitabın başlarında geçen bir cümle var, onu da eklemek isterim. "Çin'den buraya Amerika'da iyi bir evlilik yapacaklarına dair vaatlerle getirmişler. Ancak bu vaatler birer yalandan ibaret. Genç kızlar ya evlere köle olarak satılmış ya da fuhuşa zorlanmışlar." Bu o kadar korkunç o kadar can yakan bir kabus ki, insanların bunları zamanında yaşamış olması ve dünyada hâlâ bir yerlerde benzeri durumların yaşanıyor olması kan donduruyor.

Donaldina (Dolly), çalışmaya başladığı kız yurdunda karşılaştığı durumlarda aynı reaksiyonu veriyor; boğazı düğümleniyor, yutkunamıyor, üzülüyor, korkuyor tıpkı kitabi okuyan biz okurlar gibi davranıyor, içi eziliyor. Gördükleri *çocukların yüzüne yansıyan korkuları, konuşmaka güçlük çekip kaçması vs*, duydukları onu fena halde etkiliyor. Oysa tek isteği dikiş nakış öğretmekti aslında fakat başka şeylere şahit oluyor. Çok da fazla şu oldu bu oldu diye detaylandırmak istemiyorum, çünkü okuyarak, yo hayır okurken yaşayarak kendinizin tecrübe etmesi gereken satırlara sahip kitap. Mutlaka o şansı vermelisiniz.

Özetle çok etkilendiğimi söyleyebilirim. Öyle ki hikayeye girmesi ilk satırdan itibaren kolay oldu. Hele de karakterleri tanıdıkça bahsedilen kadınların hayatlarını okudukça kapıldım gittim. Bu kitap içinde barındırdığı pek çok duyguyu açığa çıkarıyor, okuruna sunuyor. 

Donaldina Cameron'a hayran kaldım, hayran olunası bir kadındı.  İstismara uğramış yardıma ihtiyacı olan bu kızlara ve kadınların hayatına dokunduğu, sadece bir eğitim vermekle kalmayarak  yaşam becerileri öğrettiği, yeniden güvenmelerini sağladığı, düştüklerinde tutunabilecekleri dal olduğu, kimsesizken onları yalnız bırakmadığı için hayranım ona. Hayatını adayarak onları koruyup kolladığı için minnettarım.  İnanılmaz bir hikaye kaleme almış Heather B. Moore, ille de okuyunuz, ille de tüm duyguları yaşayınız.

Buz Prenses - Elizabeth Hoyt | Kitap Yorumu


Özgün Adı : The Ice Princess
Kitap Adı : Buz Prenses
Yazar Adı : Elizabeth Hoyt
Seri Bilgisi : Princes Serisi #3,5
Çevirmeni : Ceylan Aldemir Down
Sayfa Sayısı : 112
Yayınevi : Pegasus Yayınları 
Baskı Yılı : 2014
Kitaba Puanım : 4/5
YEDİ GÜNAH DOLU GECE
Londra'nın en kötü şöhretli evi Afrodit'in Mağarası'nı işleten Coral Smythe, erkeklerin ihtiyaç ve tutkularına dair her şeyi bilmektedir. Fakat tek bir erkeğin bile sevgisini hissetmemiştir… Özellikle de kartal gibi gözleriyle onu kınayan fakat gizliden gizliye arzulayan Kaptan Isaac Wargate'in sevgisini.

YEDİ ZEVK DOLU GECE
Kaptan Wargate, gemi tayfasını baştan çıkaran bu altın maskeli kadını ayıplamaktadır.
Ancak Coral bir kart oyununda ödül olarak ortaya konunca, Wargate kendine engel olamayıp oyuna katılır… ve kazanır.

YEDİ AŞK DOLU GECE
Artık tutucu donanma kaptanının bu gizemli kadın hakkında bir şeyler öğrenebilmesi için sadece yedi gecesi vardır. Peki Coral, Afrodit'in Mağarası'nın yeni sahibi tarafından tehdit edilince Wargate maskenin ardındaki kadına… ve aşka bir şans tanıyacak mıdır?

"Hoyt gerçek olamayacak kadar güzel öyküler yazıyor."
-Lisa Kleypas-
(Tanıtım Bülteninden)
Tarihi aşk ben de bir tutku, beni içine çekebilecek sürükleyip peşine götürebilecek kitaplara, bunları yazan yazarlara aşığım. Elizabeht Hoyt da kalemini sevdiğim listemde ilk beşte yer alan yazarlardan biri. Prensler üçlemesi serisinde ben de yerk ayrı, hele de Çirkinin Aşığı. Serinin novel kitabı olan bu kısacık kitap da sevdiklerim arasında yerini alıyor tabi ki.

Londra'nın kötü şöhretli genelevinin Afroditi Coral ile daha önce tanıştık. Kısacık bir yerde görünüp kaybolan bu güzellik yazarın da içine sinmemiş ki kısa da olsa bir kitap olarak karşımıza yeniden çıkıyor. Kızımızın başı şu aralar biraz sıkışık, bela peşindedir. İçinde bulunduğu zor durum dolayısıyle borç almak zorunda kalmış ve hamle sonrasında biraz dert içinde.  Borçlu olduğu kişinin hem kendisini hem de genelevini kontrol etmeye çalışması ise büyük sorun. Bir kart oyununda ödül olarak konması ise tahmin edemeyeceği bir şeydir.

Esas adamımıza gelelim, Kaptan Isaac, İngiliz beyefendisidir. Dul olan elamanımızın neredeyse bir aziz gibi yaşamaktadır. Yolu bir gün Carol'un olduğu geneleve düşer fakat orada bulunma amacı ise karadayken denizlerini kontrol etmek ve taşkınlık çıkarmasını engellemektir. Karşılaştığı kadın nefesini keser, nutku tutulur, derin bir arzu duyar, yavaş yavaş aşık olmaktan kendini alamaz.

Kart oyununda şansını dener, kazandığı tek şey çok para olmaz, yanında bu cesur içini titreten kadın da onundur. Ve işler olmadığı kadar ilginç hale gelir.

Kısacık bir roman olmasına rağmen gerek olay örgüsü gerek karakterleri her bir kelimesi, her cümlesi, kıvrımları beni heyecanlandırmaya yetti. Bunun kısa roman yerine uzunca yazılmış 400  500 sayfalar süren bir roman olmasını dilerdim çünkü kurgu karakterler hikaye bunu hak ediyordu. Yine Hoyt kalemi, yine bizi kendine hayran bıraktırdığı kalemiyle bayıldım bayıldım sevdim. Şöyle bir son cümle yakışır hem yorumuma hem de kitaba; "Kötülük ve çirkinliğin dolduğu dünyada gerçek olan 'aşk' her şeyin üstesinden gelir."

Son Ejderha - Eoin Colfer | Kitap Yorumu


Özgün Adı : Highfire
Kitap Adı : Son Ejderha
Yazar Adı : Eoin Colfer
Seri Bilgisi : ☆
Çevirmeni : Çiğdem Köfüncü
Sayfa Sayısı : 376
Yayınevi : Artemis Yayınları
Baskı Yılı : 2022
Kitaba Puanım : 4/5

O, türünün son örneği.
Son ejderha.
Hayatta kalmasını insanlardan umudu kesmesine borçlu.

Bir zamanlar gökyüzünde uçup hak edenleri kavuran ihtiyar ejderha Wyvern -ya da bugünlerdeki adıyla Vern- şimdi bataklıkta tur teknelerinden saklanıp balıkçı kulübesindeki koltuğundan başını sadece votkasını yudumlamak ve Netflix izlemek için kaldırıyor. Geçmişin muhteşem ateş püskürtücüsü artık ateşini yalnızca sigarasını yakmak için kullanıyor.

Ancak her güzel şey ve her şişenin dibi gibi yüzyıllık huzurun da bir sonu var. On beş yaşındaki beceriksiz ve sakar Everett Moreau, annesinin kalbini kırmadan hayatta kalmaya çabalarken bir suça tanık oluyor ve yozlaşmış polis memuru Regence Hooke ile karşı karşıya geliyor. İkisi arasındaki kovalamaca sırasında varlığı ortaya çıkan ejderha, şimdi ateşli bir karşılaşmanın kahramanı olacak. Vern’ün parlak günleri geride kaldı. Yoksa bir kıvılcım yine o ihtişamı yakalamaya yeter mi?

Son Ejderha, Louisiana bataklıklarında yaşayan, votka düşkünü, Flashdance hayranı bir ejderhanın komik, hız kesmeyen, kavurucu macerası.

20 milyondan fazla okunan macera serisi “Artemis Fowl”un New York Times çok satan yazarı Eoin Colfer, ilk kez yetişkinler için kaleme aldığı romanı Son Ejderha ile yine çok eğlenceli.
(Tanıtım Bülteninden)
Fantastik kitaplarda alışık olduğumuz karakterlere benzemeyen bir karakterle karşı karşıyayız a dostlar. Dünyayı kiyametten kurtaran bir ergen yok elbette, yani kitapta bir ergen var ama esas karakter olan o değil, öteki. Ve hayır bin yıl yaşamış da değil, tamam uzun bir ömrü var da konu o değil 🤭 

Son Ejderha kitabıyla birlikte kendimizi New Orleans buluyoruz. Bizi karşılayan hikayede yalnızlığıyla barışık, depresif eski bir ejderha Wyvern ile tanışıyoruz. Türünün geriye kalan en sonuncusu muhtemeldir ki dünyadaki son ejderha da olabilir. İnsanlar ile anlaşması zor, elle tutulur bir sebebe de sahip, bitme noktasına gelen türünün nedeni de insanlar, bundan dolayı nefret ediyor. Bu yüzden herkesten ve her şeyden uzak kendine ait kurdugu dünyasında izole şekilde bir bataklıkta yaşıyor. *Daha doğru bir tabirle buna katlanıyor diyebiliriz.* Netflix izleyerek gelişigüzel vakit geçiriyor, Absolut Votka'ya olan merakı da aşırı bir şekilde, kendi halinde ve kendiyle takılıyor.

Sonrasında işte yolu 15 yaşındaki Everett Moreau ile kesişiyor. Kanı deli akan ergenliğinin zirvesindeki arkadaşımız biraz İrlandalı biraz Teksaslı bir çocuk, üstelik son derece de sorunlu bir tip kendisi. Deli fişek karakterimiz Squib, bekar annesiyle birlikte yaşıyor, hayatındaki en büyük eksikliği ise de baba figürü. Suça eğilimi olması ya da hayata karşı tavrının kaynağı da baba eksikliği. Bundandır ki burnu dertten kurtulmuyor tabi. Bela mı onu çekiyor yoksa o mu belaya davet çıkarıyor derseniz kendini bir anda talihsiz olayın içinde tehlikede buluyor. Tam orada da Vern devreye giriyor.

Bir de suçluları adalete teslim etmek için yanıp tutuşan bir polis memurumuz var, Regence Hooke. Bunun aslında bir paravan olduğunu, tersine suça bulaşan suçlularla ortaklığı olan bir kartel ajanı kendisi. *puşt!* 😑 Kendi pislikleri ortaya dökülmesin isteyen Hooke, çok şey bildiği için ortadan kaldırılması gereken bir tehdit olarak gördüğü Squib'in peşine düşer.
Huysuz ejderhamiz, her şeyin sebebi olan insanlardan o kadar da nefret etmediğini fark eder ve Squib için mücadele ederek kazanır. Sonrası ise artık kitapta işte. Maceralar maceralar uuu neler neler. 😏

Eoin Colfer kalemini Son Ejderha kitabıyla tanıdım ve tarzını tam olarak bilmiyor olsam da bu kitapla emin olduğum kadarı, komik bir yetişkin fantezisi yazmış olduğunu söyleyebilirim. Daha önce yazarın çıkan kitaplarından okuma fırsatım olmamıştı ama bundan sonra okumak isteyeceğim bir yazar kendisi. Kendine has bir anlatımı eğlenceli bir kalemi var. Keza karakterleri de öyle. Zeki, espirili, eğlenceli karakterleri okurken sıkmıyor. Macerası aksiyonu dozunda sayfalar su gibi akıp gidiyor. Hele ki Vern'in, bitmeyen iğneleyici yorumları ve kitabın genel havasına uyan asık suratlı tavrıyla kesinlikle favori karakter oldu benim için. Kahramanların cinayet, uyuşturucu ve kötü adamlarla olan mücadelesini mizah harmanlanmasıyla karşımıza çıkmasını ve okumayı çok sevdim. 😍

Fantastik sevenlerin keyifle okuyacağı bir serüven Son Ejderha, hatta okuması gereken bir kitap. Okuyup eğlenin, keyif garanti. 😉

Aşk Gecesi - Kathryn Caskie | Kitap Yorumu


Özgün Adı : The Duke's Night of Sin
Kitap Adı : Aşk Gecesi
Yazar Adı : Kathryn Caskie
Seri Bilgisi : Seven Deadly Sins Serisi 3
Çevirmeni : Gizem Onat
Sayfa Sayısı : 272
Yayınevi : Pegasus Yayınları
Baskı Yılı : 2016
Kitaba Puanım : 3/5
Karanlıkta Filizlenen Aşkların Bedeli Ağırdır

Leydi Siusan Sinclair sosyetenin diline düşmüş yedi kardeşten biridir. Babaları, Yedi Ölümcül Günah olarak bilinen Sinclair Kardeşler'i yola gelinceye kadar evden kovmuştur. Siusan hayatını düzene sokmaya karar vermişken gecenin karanlığında yakışıklı bir yabancıyla karşılaşır. Bu yabancı, unvanını yeni elde etmiş Exeter Dükü'dür.

Karanlıkta yaşananların sonuçlarını kaldıramayacağını düşünen Siusan, genç hanımefendilerin yetiştirildiği bir okulda saklanmaya karar verir. Siusan öğretmenlik rolünü üstlenmişken Exeter Dükü de onun peşine düşmüştür. Ailelerinin itibarını korumakla yükümlü genç âşıklar mutluluğu yakalayabilecek midir?

"Caskie'nin zekâsı krallık tacının mücevherleri kadar parlak."
-Christina Dodd, New York Times çoksatan yazarı-

"Büyüleyici; ustalıkla anlatılmış bir aşk hikâyesi."
-Romantic Times-
(Tanıtım Bülteninden)

Yazarın yazmış olduğu Yedi Ölümcül Günah Serisindeki üçüncü ve maalesef ki son kitabı. Üç kitap arasında işte benim favorim diyebileceğim bir kitap yok ama bu tarz kitaplar merak edenlere başlangıç kitabı olarak sevebilecekleri kurgu olduğunu söyleyebilirim. Keşke yazarın ömrü yetseydi de kaleminin ve hayal dünyasının gelişimini serideki kitapları okurken tanıklık edebilseydik. Kitaplar keyifli, hikayeler klişe olsa da merak uyandırıcı oldukça güzel şekillenen bir dizi olaylara da sahip. Serinin üçüncü kitabında bizi karşılayan kardeş ise Suisan Sinclair ve onun hikayesindeki mutlu sona giden yolunu okuyoruz.

Yorumuma geçmeden önce, temel hikayeyi bir hatırlayalım mı? Yedi Ölümcül Günah olarak bilinen yedi kardeşin, birbirinden merak uyandıran hikayeleri. Babaları kötü şöhretlerinden dolayı onları evden kovar ve bir ultimatom verir. Eğer ki düzgün bir hayata sahip olup evlenebilirlerse onun ismine ve parasına layık olduklarına ikna olacak, tekrar kabul edecektir. Her bir kardeş kendi hikayesindeki yolculuğa çıkar ve sonrasında kendi mutlu sonuna koşur. Evet, Kathryn Caskie'in bize sunduğu tema bu ve kitaplarda karşılaştığımız her bir karakterin kendi hayatlarındaki dokunuşlarını okuyoruz.

Nişanlısın ölüm yıl dönümünde olmak istemediği bir baloda mutsuz şekilde bulunurken boğulduğunu hissederek temiz hava almak adına dışarı çıkar. Adımları onu karanlık bir kütüphaneye sürükler. Nerede olduğunu tam çıkaramadan aklında olmayacak şey başına gelir. Bir adam çıka gelir ve hem huzurunu hem de sessizliğini bozup onu yanlış anlayarak bir takım eylemlerde bulunur. 🤭 

Şaşkın ve saf kızımız durumdan sıyrılıp odadan dışarı fırlar, bizim esrarengiz adamımız ise bu kadının kim olduğunu merak eder. Dük beyimiz, kütüphanesinde yakınlaştığı kızın tanışması gereken kişi olmadığı aksine bir hanımefendi olduğunu dahası balosunda, evinde misafir olduğunu öğrenecektir.

Kütüphaneden daha doğrusu yanından kaçarken giden kadının sadece sırtını gören Dükümüz, yakınlaştığı bir şeyler paylaştığı kadını bulmak, yaptığı yanlışı düzeltmek özür dilemek ister. Bir sorun vardır, yüzünü görmemiştir ve adını da doğal olarak bilmiyordur. Peki bütün bunları nasıl yapacaktır? İşte orada devreye giren ise kaderdir, kader. 😎

Tembel olmakla övünen leydimiz Siusan itibarı mahvolmanın eşiğine gelene kadar bulunduğu durumdan gurur duyuyordur. Dedikodulardan kaçmak, dedikodu yapanların da onu unutmasına yetecek kadar uzun süre ortalardan kayboluyor. Saklanmak için de kendine güzel bir yer buluyor, genç leydilerin gittiği  özel bir okulda bir işe giriyor. Tabi burada ördü kader ağlarını melodisi devreye giriyor, tamam sulandırmadan esas yere geliyorum. Ana karakterimizle tanışıyor diyelim şuna biz. Öğrencilerden birinin amcası aklını bulandırıyor, kalbini meşgul ediyor ve dizlerinin bağını çözüyor. Bu karşılaşmadan önce de ikilinin bir arada olduğu kısa bir "durum" var ve kızımıza da eleman pek bir tanıdık geliyor, ama kime benzetti nerede karşılaştı, onu çıkaramıyor.

Exeter Dükü ile bizim tembel leydinin hikayesini anlatmaya bir son vereyim, merak edip okumak isteyene seriyi önereyim... Hikayelerini okumaktan keyif aldım. Keşke sıradaki kitabı da okuma şansımız olsaydı ama kader. Türün okuruysanız ortalama bulursunuz benim gibi, ama dediğim gibi türe başlamak için seri iyi başlangıç olabilir. Kitabı okurken karakterlerden keyif alacaksınız. İşler zorlaştığında bir araya gelen ve tüm olumsuzluklara direnen iki aşığın sevimli bir hikayesiydi.

🖤🖤🖤

Seven Deadly Sins Serisi;
#3 The Duke's Night of Sin / Aşk Gecesi


Bir Elmanın Yarısı - Sarah Hogle | Kitap Yorumu


Özgün Adı : You Deserve Each Other
Kitap Adı : Bir Elmanın İki Yarısı
Yazar Adı : Sarah Hogle
Seri Bilgisi : ☆
Çevirmeni : Hanife Albayrak
Sayfa Sayısı : 344
Yayınevi : Nemesis Kitap
Baskı Yılı : 2021
Kitaba Puanım : 5/5

Naomi Westfield’ın mükemmel bir nişanlısı var: Nicholas Rose ona kapıları açıyor, sevdiği yemekleri hatırlıyor ve her gelinin hayalini kuracağı sosyetik bir aileden geliyor. Asla kavga etmiyorlar ve her şey yolunda. Naomi’nin nişanlısından nefret etmesi sayılmazsa tabii…

Nicholas’ın da mutluluk numarası yaptığı ortaya çıkınca işler değişiyor. Nişanı bitiren kişi düğün faturasını ödemek hatta evi terk etmek zorunda. Böylece eşek şakaları ve sabotajla dolu duygusal bir savaş başlıyor. Fakat her hamleden sonra nefretlerinin sarsıldığını fark ediyorlar. Çünkü rol yapmak zorunda değiller ve sonunda gerçek kimliklerine bürünebiliyorlar.

Yılın düğününe çok az kaldı!
Sizce çiftimiz sonsuz aşka ulaşabilecek mi?
(Tanıtım Bülteninden)



Yaban Çiçeği Yeniden - Micalea Smeltzer | Kitap Yorumu


Özgün Adı : The Resurrection of Wildflowers
Kitap Adı : Yaban Çiçeği Yeniden
Yazar Adı : Micalea Smeltzer
Seri Bilgisi : Wildflower #2
Çevirmeni : Büşra Tekin
Sayfa Sayısı : 400
Yayınevi : Ren Kitap
Baskı Yılı : 2022
Kitaba Puanım : 4/5
Sevdiklerimiz bizleri terk ederlerdi ama onları hatırladığımız müddetçe yanımızda kalırlardı. Canımızı yaksa ve dayanılmaz bir acı dahi olsa hatırlamak zorundaydık.

••

Çevrileceği haberi geldiği andan beri merakla beklediğim seriydi. Her iki kitabı okuduktan sonra düşündüğüm şuydu; dünyanın her yerinde benzer hayatlar vardı. Yaşanan hiçbir olay hafif değildi, normalleşecek hiçbir durum da yoktu. Seride kızmaktan çok kırıldığım tek nokta aldatma olayıydı, o olmasaydı seriye tam puan verirdim ben.

Kitaba başlarken de okuyan arkadaşlarımdan genelde ikinci kitabı daha çok seveceğim söylenmişti ve evet itiraf edeyim şimdi. Sanırım bu kitabı, ilk kitaptan daha çok beğendim 🫣

Hikayenin en başından beri yüreğe dokunduğunu açık yüreklilikle söyleyebilirim. İlk kitapta Salem genç bir kızdı, çocukken yaşadıkları korkunç anların babasının ölümüyle son bulması, onda bıraktığı hasarı ve eksik hissettiği o baba figürü ile farkında olmadan arayış içinde olması alt satırlardan okuyorduk. İkinci kitap ise kaldığı yerden değil yandığı yerden devam etti. 🤭 Okuması kolay kitaptı ve kısa zaman içerisinde okuyarak bitti ama veda etmesi zor oldu benim için. Bu biraz da karakterleri içselleştirip kendimle bağladığımdan dolayı kopması zordu. Yaban Çiçeği Yeniden de olay örgüsü tahmin edilebilirdi. Ayrılık sonrası bir araya gelecekleri kaçınılmazdı. Karakterlerimiz yakaladıkları ikinci şansı iyi değerlendirerek hayatlarına ona göre yön vereceklerdi ki olması gerekendi.
İlk kitapta yaşanan bir ayrılık vardı ve finalde öğrendiğimiz önemli detay da Salem'in hamile oluşuydu. İkinci kitapta altı yıl kadar bir zaman atlaması yaşanıyor. Salem bizleri yetişkin bir kadın olarak karşılıyor. Benim için şaşırtıcı olan bir detay var ki, kızımızın evli olması. Ben bekâr bir anne olarak çocuğuna tek başına bakma evresini okuruz diye beklerken Caleb ile evlenmiş olarak buldum. Şaşırdığım tek noktası buydu kitapta. Bilindiği üzere Salem'in annesi kansere yakalanıyordu ve iyileşerek ilk kitapta bitiyordu bu olay. Fakat bu kötü hastalık nüksederek tekrar Allie yeniden hastalanıyor. Hastalığın ilerleyişi, iyileşme şansının olmaması, kötü sonun yakında olması ve bu sürecin çetin olmasıyla birlikte Salem'i zorlu günler bekliyor.

Caleb ve tatlı kızı Seda Boston'da kalırken annesinin yanına ona bakmaya gelir Salem. Ve öğrenir ki onca sene Thayer hiçbir yere gitmemiştir. Oradadır, daha iyi durumdadır ve belki de onu bekliyordur. İlk karşılaşmaları tekrar geçmişte bıraktıkları duygulara sarılmaları derken yakınlaşırken bulur kendilerini ikili. Bu arada Salem ve Caleb boşanmışlardır, sebepleri ise kızımızın aşık olmaması ve Caleb'e haksızlık yapmak istememesidir.

Yalan söylemeyeceğim, ilk birkaç bölüm beni benden aldı. Yüklenen bilgilerle olacakları tahmin etsem de Seda faktörü için bocalamış olabilirim. Özellikle çocuğunun nereye uyum sağladığına dair bir tık daha detay istemedim değil. Seda'yı daha çok okumak istedim ben, muazzam bir çocuk inanılmaz bir karakterdi.
Thayer ve Salem'in sevgisi bu sefer tüm zorlukları aştı. Birbirlerine hak vermeleri, dinlemeleri o kadar hoşuma gitti ki, ben Thayer'in bir kızı olduğunu öğrendiğinde bir çıkıntılık yaparak yine Salem'in kalbini kıracağını düşünmüştüm ama yanıldığım için çok seviniyorum. Benden olumlu ve artı puanlar aldı bundan dolayı. Bu kitapta da ilk kitapta olduğu gibi içinize oturan, beklenen bir olay vardı. Forrest'in ölümü beni etkilediyse, Allie'nin ölümü yıktı. O kısımda ara vererek nefes alma ihtiyacı hissettim. Cidden zordu. O duyguları, o kaybolmuşluğu, kaynın acısını derinlemesine hissettim. Bu bir yazarın başarısıdır ve hakkını teslim etmem gerekir.

Yazarın aileleri, kaderi, kederi ve travmayı işleme biçimini, zor olan konulara değinmesine bayıldım. Bu kitapla Caleb'i daha çok severken, Thayer'ın gözümdeki yeri sağlamlaştı. Dürüst olmak gerekirse, karakterlerin gelişiminden memnun kalırken oldukları kişilere bürünmelerini okumaktan keyif aldım. Caleb'in fedakarlığı, Seda'nın olanca şirinliği, Thayer'in olgunluğu ve eline geçen şansı hak ettiği şekilde değerlendirme çabası, Salem'in gücü, yaşadıkları karşısında metanetli olması, yeniden hayata sıkıca tutunması aşkına ve kendine şans vererek mutlu olması her şekliyle okunması gereken kitaptı benim için. Detaylı yorumumu bloga ayırdığım için kısa bir özet yorumu sizinle paylaşayım dedim. Uyumlu kapak tasarımları, akıcı çevirisi düzeltisi için teşekkür ederim.

Genel olarak sadece kitabı değil seriyi beğendim. Artık her şey düzelmiş ve dengeli ilerliyor. Caleb kendine şans vererek hayatına çeki düzen veriyor, Thayer ve Salem ile birlikte, çocukları ile de mutlu ve sağlıklılar. Eee daha ne olsun. 🥰
“Her şeyin bu kadar karışmasına nasıl izin verdik?”
“Kibir bir noktada herkesi etkisi altına alıyor. Seni de kendimi de bensiz daha iyi olacağın konusunda ikna etmeye çalıştım ve sonunda ikimiz de kırıldık. Yine de benim için o kişi olduğunu biliyordum, seni sevdiğim gibi hiç kimseyi sevemem. Bu yüzden burada sadece ben varım,” dedi eliyle evini işaret ederken, “yalnızım. Bunun cezam olduğuna karar verdim. Gerçek bir şeyin tadına bakmama rağmen onu kendimden iterek reddetmemin cezası.”
Kahverengi gözleri sıcacıktı. İkimizin de henüz söylemeye hazır olmadığı her şey oradaydı.
Beni sevdiğinden bahsetmesine takılmıştım.
“Beni hâlâ seviyor musun, peki?”
“Seni korkutmak istemiyorum.”
Başımı iki yana sallayarak rica edercesine ona döndüm,
“Sadece dürüst olmanı istiyorum.”
“Seni sevmekten hiç vazgeçmedim, Salem.
Bir kez bile. Bir an, bir saniye olsun.”

Wildflower Series;

#2 The Resurrection of Wildflowers / Yaban Çiçeği Yeniden