25 Ekim 2015 Pazar

Yazar Röportajı #8 | Burcu B. Filiz - Ünlü Aşk & Ölümsüz Aşk


  
Gülümse... Tozu gitsin yalnızlığımızın. #Attila İlhan 
Her insan bir parça yalnızdır, şu hayatta. Kimisi etrafına yaydığı güzel hislerle yalnızlığını paylaşacağı eş/dost edinir kendine; kimisi de yazar yalnız hissedenler ile gönül bağı kurup köprü olsun. Ve geri kalan herkes okur ki yalnızlığını unutabilsin.Hani herkesin ağzında bir laf vardır, “Onca kalabalığın arasında insan hep yalnız hisseder.” diye, aslında paylaşabilecek gülüşleri ve hayalleri olmadığı için yalnızdır.
Ben size hayallerini satırlara dökerek bizi tek bırakmayıp, sıcacık gülümsemesiyle içimizi ısıtan bir yazarı tanıştıracağım. Henüz yüz yüze gelebilmiş olmasam da kendime yakın hissettiğim bir yazardır kendisi.
Sevgili Burcu B. Filiz, bize biraz kendinden söz eder misin?

Merhaba Nurhayat'cım. Elbette bahsederim :) Bir çocuk annesiyim. Bursa'lıyım. Öğretmenlik diplomasına rağmen mesleğini ifşa edemeyen yığınla meslektaşımdan biriyim :) Tekstil sektöründe yönetici olarak çalışıyorum. Boş geçen beş dakikam bile yok diye bilirim.

Yazmaya başlama hikayeni merak ediyorum ben, ne oldu da yazmaya başladın? Ya da ben yazayım artık deyip, seni yazmaya iten neden nelerdi?

Bir forumda bir grup yazar arkadaşın paylaştığı online hikayelerle tanıştığım altı yıl öncesine dayanıyor başlama hikayem. Daha önce hiç yazmayı denememiştim. Kitap okumayı seviyordum ama yazmak benim için büyük bir işti. Ancak forumda yazarların paylaşımlarını ve okurlarının onları sevgi ve şevkle takipleri beni de kısa sürede sardı.

Forumun “sizde yazarlarımız arasında yer almak ister misiniz? Bize bir bölüm gönderin ve değerlendirelim” demesi, bu işe başlama butonuma bastı sanki , üstelik ilk denemem fantastik oldu. Sayfamda şu anda kayıtlı olan “güneş aşığı/gezgin serisi” ‘ının ilk bölümünü yazdım ve gönderdim. Sonrası ise çorap söküğü gibi geldi. Yazmak benim için adeta bir terapi haline geldi.

Hayatında en fazla iz bırakan bir olay ya da durum oldu mu? Olduysa bunlar nelerdir?

Fantastiğe duyduğum ani ilgi Alacakaranlık filmini izlediğim anda başladı diyebilirim. Filme aşık olmuştum. İlk fantastik romance türünde film olma özelliği beni heyecanlandırmıştı. Sonra kitabının olduğunu duyunca benim için fantastik dünyasının kapıları açılmıştı. İki bitmiş romanım bu türdendir. Şu anda fantastik türünün yazarı olmayı arzu etmemin sebebi de o filmdir.

En çok yoksunluğunu yaşadığın şey neydi diye sorsam, bu sorunun cevabı ne olurdu?

Zaman. Tek yoksunluğum zaman maalesef…

Yazmak güzel olduğu kadar meşakkatli bir eylem. Peki sen, ne için yazıyorsun?

Yazmak ruh halime müthiş iyi geliyor. Değişik bir duygu. Özellikle kurgu yazdığım için, meşakkatli olan böylesi bir işi bitirdiğim her seferinde inanılmaz büyük bir keyif yaşıyorum. Açık söylemek gerekirse, kitabımın çıkması bile, beni bir romanımı bitirebilmiş olmak kadar heyecanlandıramaz.

Uzun bir yol aslında kitap serüveni, peki bu yolculukta ne zaman ben artık yazarım diyebilirsin? Ya da kendini ‘yazar’ olarak tanımlıyor musun?

Bana göre insan farklı bir şeyler ortaya koyuyorsa yazılarında ve sarsabiliyorsa açtığı pencereden okurun bakış açısını, o zaman diğerlerinden ayrılıyor. Ama yazar olmak ? Bilemiyorum. Sözlük anlamıyla bir “Yazar”ım. Ama manevi anlamda bana göre yazar, Ömer Seyfettin, Orhan Kemal, S.F. Abasıyanık, Dostosyevski gibilerdir. “Ölümsüz eserler” yaratanlardır. Yani ne zaman aradan yıllar geçmesine rağmen insanlar benim kitabımı alıp okurlar ve adımı anarlar,hatırlarlar ; o zaman ben “Yazar” oldum derim.

İlk yazmaya başladığında hiç aklında yazdıklarını kitaplaştırmak gibi bir düşünce var mıydı?

Yazmaya kitap çıkartmak için başlamadığım için öyle bir düşüncem olmadı açıkçası
.

Kitaplaşma süreci senin için kolay mıydı ve nasıl karar verdin?

Zordu. Uzun bir süreye yayıldı çünkü ilk kitabımın çıkış aşaması. Şevkimin kırıldığı zamanlar olmadı diyemem.

Kitap çıktığında hiç beğenilmeyecek korkusu yaşadın mı?

Elbette :) özellikle Ölümsüz Aşk’ta tedirgin oldum. Daha önce hiç yapılmamış bir şeyi yapıyordum çünkü. üç türü bir arada kullanıyordum. İnsanlar ne düşünecek diye endişe ettim. Ancak şuana kadar tepkiler güzel.

Kitap konusu olarak “Bodyguard”ları belirlemiş olman, hele ki bu mesleği yapan kadını baş karakter olarak seçmen oldukçe dikkat çeken noktalardan biri. Peki yazarken sana neler ilham kaynağın oldu desem, cevabın ne olurdu?

Whitney Houston Bodyguard klibi :) Evet. Fantastik iki romandan sonra, türk romance denemeye karar verdiğim ilk dönemdi. Ama konusu kısmında kararsızdım. Farklı olsun istiyordum. Herkes aynı şeyleri yazıyordu. Her diyalog birbirine benziyordu. Bir şeyler eksik diyordum. Türk romancelarda bir şey eksik. Sonra birden o klibi gördüm nette gezerken. Tamamen tesadüftü. Üstelik filmini bile izlememiştim. Ama klip kalbime işledi resmen. Dilini anlamasam da, o sözler sıradışı bir aşkı anlatıyor dedim içimden. “Orada bir hikaye var ve onu yazmamı bekliyor!” ilham çok sıradışı birşeydir. Bu sözcükleri yüksek sesle söylediğimi hatırlıyorum ve bir anda ünlü aşkın iskeletini zihnimde oluşturduğumu. İniş ve çıkışlarıyla, sancıları ve tutkularıyla, korku ve adrenaliniyle o müzik bana ilham oldu. Yazarkende en çok o müziği dinledim. Zaten kitaptada geçtiği bir sahne var ;)

Peki benim en çok merak ettiğim şeylerden biri olan kurgu kısmı, kurgularını nasıl yapıyorsun?

Bunu bende merak ediyorum :) bazen öylece oluşuveriyor. Bir bölümü iki günde yazabiliyorum. Bazende iki hafta boyunca hiçbir şey gelmiyor aklıma. Tıkanıveriyorum resmen. Kurguyu bir halı örer gibi ilmek ilmek ve resmin bütününü daima hatırlayarak yapman gerekiyor. Bu da işin zor kısmı :)

Kaleme aldığın karakterlerde, senden ve çevrendeki kişilerden parçalar var mıdır?

Asla. Öyle bir tabum vardır. Gerçek hayatı bulaştırmamaya çalışıyorum kitaplarıma. Evet bazıları içimizden şeyler yazmayı seviyor ve bunu savunuyorlar ama ben insanlara bildikleri değil, bilmedikleri dünyalar göstermeyi tercih ediyorum.

Biraz da kitaplarına gelelim, az içeriğini irdeyelim . Ünlü Aşk içeriği salt aşk olan bir kitap değildi. Gerek konusu, gerek anlatımıyla da farkı vardı. Romantik aşk ve aksiyonu bir film tadında işlemen de oldukça başarılıydı. Ve serinin devam kitabı, Ölümsüz Aşk. O da romantik aşk ve aksiyonla harmanlanmış bir kitap. Ek olarak fantastik ögesi de bulunduruyor içeriğinde. Ayrıca tadına doyum
olmayan mistik havası da büyüleyici. Peki, bu kurguları böylesi muntazam diyeyim, nasıl kurdun? Bu büyünün sırrı nedir?

Fantastik ve paranormal yazmak benim için hayal gücümün sınırlarıyla oynadığım keyifli bir düello. Buna bayılıyorum diyebilirim :) ancak kurgu işi, biraz kendime meydan okumak gibi bir şey. Her defasında daha büyük kurgular ve daha detaylı romanlar yazmazsam kendi yazdığımdan kendim sıkılıyorum :) nasıl yazıyorsun dersen; insanlar kafamın farklı çalıştığını söylerler. Sanırım benim yeteneğim de bu.

Kitaptaki konuları seçerken nelere dikkat ettiğini merak ediyorum ben. Karakterlerini seçip oluştururken önemli önceliklerin neydi?

Kadın karakter güçlü olacak. İlk şartım budur. Ve daima iyiler kazanacak. Çocukça belki ama iyilerin kazanmadığı hiçbir kitabı okumayı, hiç bir filmi izlemeyi sevmiyorum. Melodram bana göre değil.
Birde erkek karakterler yakışıklı ve kusursuz kariyerlere sahip olsa da çoğunlukla problemli tipler oluyorlar :) çünkü her zaman şunu savunurum. Beyaz atlı prens yoktur, bu kirli dünyada temiz kalmak için kendine bir sebep arayan erkekler vardır.

Özellikle Ölümsüz Aşk kitabını yazarken -üç türü kullanarak yazdığını göze alırsak- zorlanıp takıldığın anlarda neler yaptığını merak ediyorum ben. Genel olarak, tıkandığın zaman yazmaya ara mı verirsin, yoksa kendini zorlayıp, yazmak için direnir misin?

O kadar sık tıkandığım yerler oldu ki… bazen kendimi zorladım. Bazen ara verdim. Ancak genel olarak zorlamamın hiçbir işe yaramadığını öğrendim.

Çoğu yazarlar kitaplarında tek türü kaleme alırlar ama senin kitaplarında bu yok. Ve itiraf etmem gerekirse, böylesi olup kendini soluksuz okuttuğu için çok başarılı. Kaleme aldığın kurguları yazarken, belirlediğin teknikler var mı?

Bir tekniğim yok. Hatta bu kurguları nereden bulduğumu bile bilmiyorum :) Her bölüm kendi başına şekilleniyor. Her bölüm sonraki üç beş bölümün iskeletini oluşturuyor. Dediğim gibi, bu iş benim için tıpkı halı dokumak gibi. ilmek ilmek ilerliyorsun. Sabır ve zekanı konuşturuyorsun. Resmin genelini unutmamalı, araya serpiştirilen motiflere ve detaylara sadık kalmalısın.

Bize yazdıklarını anlatır mısın? Yolunu gözlemeye gönüllü olduğum Ünlü Aşk ve Ölümsüz Aşk serinin devamını...

Serinin devam olan Mucize Aşk’a hala başlamadım maalesef. Onun çıkma süreci bir seneyi bulur. Hatta geçer. Ancak elimde bitmiş iki fantastik roman var. Yayınevim ile anlaşabilirsek onlarında basılmasını arzu ediyorum. Bunlar dışında bir de yarıda olan “Ateşli oyun” adlı romanım var. Oda ünlü aşk tadında, romantik komedi. Şimdilerde planım onu bitirmek. Sonrada mucize aşka geçmek.
+Peki kitaplarında en beğendiğin ya da beğenmediğin yerler var mı? Ve bunlar neler.
Tek derdim özgünlük. Başkalarının yazdıklarına benzer şeyler yazmak ise en büyük fobim. Ancak illa benzerlikler oluyor. Duyuyorum oradan buradan. Bu yüzden türk yazar okumamaya çalışıyorum ve kendimi daima yazdığımla yanı tür olan yabancı eserlerle kıyaslıyorum. Özellikle kurguları çok kıyaslıyorum. Avrupa ile yarışacak kurgular çıkartabilmek en büyük hayalim. Bu açıdan ünlü aşk
yazdığım en hafif kurgu diyebilirim. Acemiliğim belli oluyor bu kitapta. Onun dışında, hepsi benim canım :)

Kitabını sinema uyarlaması olsa ister miydin? Hani seyirciyi ekrana kitleyen bir dizi olsa ya da gişe rekorları kıran bir film. Hayal ettim de, ben seyretmeyi isterdim.

Kim istemez ki :) özellikle fantastik romanlarımı :)

Kendi kitaplarını yayınlatmak isteyen biz okuyucularına örnek olmak açısından ilk kitabını yayınlatma maceranı anlatır mısın?

Kısaca anlatayım. Yayınevine dosyamı gönderdim. Üç ay süren bir beklemenin ardından, üç kişinin okumasından geçirildi ve sonunda üçünden de tam not alarak sözleşmem yapıldı. Ancak o dönemde fazla yazar yoktu. yayınevleri bu işlere ayıracak vakit bulabiliyordu. Şu anda ise dolular. Takipçi kitlesi hazır yazarları daha çok tercih ediyorlar. Yine de pes etmeyin. Denemeye devam edin ;)


Okuyup da etkisi altında kaldığın kitapları sorayım şimdi de, ve filmler. En çok sevdiğin tür hangisi?

Daha önceki sorulardan da ipucu verdiğim üzere fantastik , gerçi bunun yanında para normal ve bilimkurguda seviyorum. İşte bu dünyada olmayan ne varsa onlar çekiyor ilgimi.

Günümüzdeki edebiyat durumunu nasıl buluyorsun?

Bu konuda derdim büyük. Bir yanda genç bir okur kitlesi geliyor diye seviniyorum. zira fuarlarda da görüldüğü üzere ortaokul, lise gençliğinde inanılmaz bir rağbet var. Diğer yandan da, eğilim gösterdikleri eserlerin, boş olduğunu gördüğüm için üzülüyorum. Evet. Bende edebi bir tür yazmıyorum. Bu açıdan çok satılan kitapları yargılayamam ancak, yazılan karakterlerin duruşları ve olaylar karşısındaki davranışları, içsesleri, çeşitliliği ve olgunluğu, kurgudaki hatalar ve dersler, sorun çözme yöntemlerindeki irdelemeler, okura bir şeyler katması yönünden önemlidir.
Kitap okumak her şeyden önce insanda empati gücünü arttırır. Bu açıdan bu iş, özellikle ergenlikteki gençlere hitap ediyorsanız tehlikelidir. O gençler için cinselliği basite indirgemek, affedilemeyecek davranışları mazurmuş gibi göstermek, şiddeti yumuşatarak romantik bir şeye dönüştürmek tehlikelidir. Bu gençlerinde bir gün birer anne ve baba olacağını ve geleceğimizi yetiştireceklerini düşünmek zorundayız.

Son olarak eklemek istediğin, okurlarına söylemen gereken bir şeyler var mı? Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederim!

Sevgiyle kalın. Sevgi dolu kalın. Hoşça kalın :)
Ben teşekkür ederim Nurhayatcım. Benim için çok keyifli bir sohbetti.



 O bir Türk. O bir kadın. O bir bodyguard. O ünlü film yıldızı Can Taker'ın seksi, havalı, belalı takıntısı...

KAREN YAĞIZ… 25 yaşında. Gençliğinin baharında. Ve hep yapmak istediği işi yapıyor, çünkü bu işte iyi! Ancak işinde hareketi sevse de, özel hayatı içler acısı derecede sıradan, rutin ve sıkıcı... Aslında Karen, bu sıkıcı ve rutin hayatından da memnun. Fakat her şeyin bir kırılma noktası var. Karen bir anda kendisini iki yakışıklı erkek tarafından kuşatılmış olarak buluyor!

CAN TAKER… O bir dünya starı. Kadınlar onunla birlikte olmak için yarışıyor ama onun peşinde olduğu tek bir kadın var; şımarık bodyguardı.

TOPRAK ise Karen'in en yakın arkadaşı, dostu... O olmadan geçen bir günü bile olmadı.

İki erkek, iki aşk, üstüne bir de suikastçı bir psikopat!
Karen için hayat bundan sonra diken üstünde bir maceradan ibaret…
(Tanıtım Bülteninden)

***

Ünlü Aşk'ın yazarından… Melis Saygın.

O bir kadın. O bir bodyguard. O bir… Psişik! Melis, uzun yıllardan sonra ilk saha görevini aldığında, başına geleceklerden de, vermesi gereken zor kararlardan da habersizdi. Görevi gereği erkek kılığına girmesi, alkol kokan gece âlemlerine dalması ve her türlü fuhuş ve seks oyunlarının döndüğü bu yerde, kimliğini deşifre etmeden ipuçlarının izini sürmesi gerekiyordu.

Ta ki… Toprak Arslan'la yeniden karşılaşana kadar!

Arslan Holding'in yakışıklı ve güçlü sahibi Toprak Arslan için hayat sadece işten ibarettir. Uzun yıllar önce ayrıldığı bodyguard'lık görevinden sonra kendisini ticarete vermiş ve aile şirketlerini ülkenin sayılı şirketleri arasına sokmuştur. Fakat yeni bir yatırım için, bir gazinoya ortak olduğundaysa işler hiç beklemediği bir hal almaya başlar. Asla unutamadığı, asla kavuşamadığı kadın yeniden karşısındadır! Geçmiş, iki âşık için de geçmişte kalmayacaktır. Büyülü bir dünyanın kapıları sizler için aralanıyor…
(Tanıtım Bülteninden)







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder