Yazar Röportajı #4 Burcu Demet - Sahra & Cambaz


Görmediğiniz bir yanı da yaşamın Onun dile geçme tutkusu. #EdipCansever
Kalem kâğıda, kâğıt da kelimelere âşıkken yazar aktarır tüm duyguları büyüt bir tutkuyla. Duyguları aktarırken, biz okurlara farklı dünyaların kapısını açarak yeni hayatlara konuk ediyor.

Sevgili Burcu Demet, bize biraz kendinden söz eder misin? Hayatında en fazla iz bırakan bir olay ya da durum oldu mu? Olduysa bunlar nelerdir?

Merhabalar öncelikle, kendimden söz etme konusunda oldum olası sıkıntılıyımdır. 1979 tarihinde doğdum, ilk ve ortaöğretim hayatımı Trabzon’da tamamladıktan sonra, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanarak, hemen tüm hikâyelerime ev sahipliği yapan güzel şehrim Ankara’ya taşındım. Okul bittikten sonra Van’a tayinim yapıldı ve orada tanıştığım eşimle, 6 aylık bir süre içinde tanışıp, kaynaşıp evlendik. Yaklaşık sekiz senelik “Ay, biz doyamıyoruz gezmelere,” sürecinden sonra ise Şubat ayında minik kızımı kucağıma aldım.

Hayatımda en çok iz bırakan durum sorusu için, mezun olmak, evlenmek ve de çocuk sahibi olmak cevaplarından daha uygunu yok benim için. Bu üç durum da hayatınızda radikal değişikliklere yol açıyor ve de sizi değişmeye zorluyor.

En çok yoksunluğunu yaşadığın şey neydi? Uzun bir yol aslında kitap serüveni, peki bu yolculukta ne zaman ben artık yazarım diyebilirsin? Ya da kendini ‘yazar’ olarak tanımlıyor musun? Kitaplarını ne kadar sürede yazıyorsun? Yani bir romanın ortaya çıkması ne kadar sürüyor?

En çok yoksunluğunu yaşadığım şey zaman. Zaman hiçbir şeye yetmiyor  bu aralar. Açıkçası ben yazarım diyebileceğimi sanmıyorum. Onun takdiri okurdadır. Bir romanın ortaya çıkması  bir seneyi geçiyor .

Yazmak güzel olduğu kadar meşakkatli bir eylem. Peki, sen, ne için yazıyorsun?

 Güzel zaman geçirmek için… İnan bundan daha doğru bir cevabım yok. Yazarken güzel zaman geçiriyorum; paylaşırken güzel zaman geçiriyorum; yorumları okurken, cevaplarken güzel zaman geçiriyorum. Forumlardan, wattpadden tanıdığım insanlarla sohbet ederken güzel zaman geçiriyorum. Sanırım başka sebebe de ihtiyacım yok.

Karakter oluşturmak için çok insan tanımak gerekiyor mu?

 İnsanları anlamak için, toplumu anlamak için ve değerlendirmek için, ; evet, çok insan tanımak gerekiyor. Karakterler bütün olmalı onlara yaşam öyküleri, neyi neden yaptığını açıklayan yaşanmışlıklar ve de en önemlisi gerçek hayatın içinden bir şeyler katabilmek gerekiyor. Yoksa yazdıkların, bugünün tek tipleşmiş toplumu gibi, birbirinden ayrılamayan, sadece isimleri değişen, aslında sana ait olan iç sesler olur.

Romanlarındaki karakterlere benzeyen insanlar tanıyor musun?

 Karakterlere birebir benzemese de, andıran karakterler tanıyorum elbette. Hepimiz tanıyoruz. Aslında, herhangi biri olabilirlerdi, onları roman karakteri yapan yaşadıkları.

Kitaplarındaki konuları seçerken nelere dikkat ediyorsun?

 Dikkat çekici olmasına, kurguyu toparlayıp toparlayamayacağıma ve de elbette akla mantığa uymasına… En ütopik kurguda bile kendi içinde bir mantık olmalı. Ondan şaşmamalı.

Karakterlerini nasıl seçip oluşturuyorsun? Yazarken belirli bir teknik kullanıyor musun?

Önce olayları belirliyorum, daha doğrusu bir olayın temelindeki karakteri demek lazım belki de. Ne anlatacaksın? Neyi irdelemek istiyorsun? Nereye varmak istiyorsun?
Bunlar kendime sorduğum sorular, mesela Sahra’nın temelinde, bir intihar bombacısı nasıl hisseder sorusu vardı. Sonra sorular eklenmeye devam etti. Mesela bir insan sevmeyi öğrenebilir mi? Ya da ne bileyim, bir kadın ne zaman aşktan bile vazgeçer?

Peki, nasıl başladın yazmaya, bu maceraya başlarken örnek aldığın bir isim var mıydı?

Örnek aldığım bir isim yoktu açıkçası. Benim ilk hikayem bir fantastik kurguydu. O dönem okuduğum bir kitapta, Kadın karakterin çok vasıfsız ve ezik anlatılmasına sinirlenip, güçlü bir kadın karakter yaratmak istedim.

Bir romanın başarılı olabilmesi için sence olmazsa olmaz koşul nedir?

Mantık ve özgünlük… Bence bunlar mutlaka olmalı, olmazsa , o an için popülerliği yakalasa da kalıcı olamaz.

 Kitabı yazarken, kafanda önceden belirlemiş olduğun bir kurgu var mıydı, yoksa yazdıkça mı gelişti her şey?

Ana kurgum vardı, ama bazı ayrıntılar yazdıkça ekleniyor elbette. Özellikle başta aklıma gelmeyen bir ayrıntıyı eklemek istediğimde kurgu gelişebiliyor.

Zorlandığın, takıldığın anlarda, yazmayı bırakır mısın, yoksa kendinizi zorlar, yazmak için direnir misin?

Bırakırım, zorlamanın alemi yok bence.


Sahra, Cambaz ve şimdi raflarda yerini almaya hazırlanan Zamansız... Yazmaya ne zaman ve nasıl karar verdin?

 Zamansız’ı yazmaya Wattpadde karar verdim açıkçası. Sahra’da yazmak isteyip de es geçtiğim ayrıntıları buraya taşımak istedim.

Bize kitabını anlatır mısın?

 Zamansız da, Sahra gibi bir büyüme öyküsü aslında ve diğer tüm kitaplarım gibi altta yatan, kendi kendinizin kahramanı olun, tek başınıza ayakta durabilirsiniz mesajı belli belirsiz de olsa kendisini hissettiriyor diye umuyorum.
Siyah, 8 yaşından öncesini hatırlamayan bir kimsesiz. Sekiz yaşındayken bir yetimhane yangınından kurtulan tek kişi olarak gözlerini hastanede açıyor. Hastanede kaldığı süre boyunca ona refakatçilik eden adam, ona o yangının onun için çıktığını ve ölenlerin yakınlarına canını borçlu olduğunu tekrar ediyor.
Siyah, hastaneden çıktıktan sonra, başka bir yetimhaneye gönderiliyor ve onun gibi zeki ve yetenekli kimsesiz çocukları alarak, birer savaşçı olarak yetiştiren bir örgüt tarafından fark edilerek, kendisi gibi dört çocuğun daha olduğu başka bir yetimhaneye alınıyor. Hikâye de burada başlıyor aslında. Her bölüm başında gelen, geçmişten ya da gelecekten alıntılarla birlikte Siyah’ın eğitimini, eğitmenine olan hayranlığını ve kendini bulma öyküsünü anlatmaya çalışıyorum.

 Kitap yazmanın senin açından zorlukları var mıydı?


Elbette olmaz mı? Özellikle de kurguya bir şey eklediğim zamanlar benim için tam anlamıyla cehennem oluyor ama yapmadan da duramıyorum.

Kitaplarında en beğendiğin ya da beğenmediğin yerler var mı?

Sahra’nın kayıp olduğu zamanı daha ayrıntılı anlatabilirdim diye düşünmüşümdür oldum olası neyse ki şimdi Zâl Kohen isimli kitap projem var ve orada uzun uzun anlatacağım.
Hırçın’da, Mehir’in annesinin ona anlattığı masalları düşündüğü bir bölüm var, orası beni hep duygulandırmıştır.

Kitapların senaryolaştırmak için teklif geldi, yazdıklarından en az birini filme çekileceği söylense ne hissederdin ve kararın ne olurdu?

Zamansız, derdim sanırım.

 Kendi kitaplarını yayınlatmak isteyen biz okuyucularına örnek olmak açısından ilk kitabını yayınlatma maceranı anlatır mısın?

Benim kitap maceram çok uzun. Açıkçası aşırı istekli atıldığım bir macera değildi. Hep sohbet arasında “Eh, dosya yollayalım bakalım ne olacak, “ diyerek yolladım. Olumsuz sonuç almamama rağmen bir türlü kendimi hazır hissetmemiştim bugüne kadar.
Sahra’da birlikte çalıştığım editörüm, benim yönetici olduğum bir sayfaya kitap tanıtımı yollamıştı, özel mesajla bazı noktaları düzeltmesini rica ettim ve sohbet arasında, daha önce başka bir dosyama onay vermiş olduğunu söyledim. Tekrar dosya yollamamı rica etti, kısa bir süre sonra onayım geldi ve bu sefer, “Tamam,” dedim.

Yayınevi önemi büyük sanırım. Buna nasıl karar vereceğiz peki? Yani hangi yayınevine gitmemiz gerektiğine... Peki, yayınevleri nelere dikkat ederler?

Yayınevi elbette öneli, öncelikle, yayınevi içindeki ortamı soruşturun derim. İşin doğrusu kitap yazmak, eğer kitabınız onbinlerce baskı yapmazsa, geçimi idame ettirmenizi sağlayacak kadar kazandırmayacak. O nedenle bunun bir hobi olduğu unutmayın ve hobinizi yaptığınız yer mutlu olacağınız yer olsun.
Elinizden geldiği kadar ılımlı olun. Ne olursa olsun, kitabınızın basılması, birçok takipçiniz olmasına sebep olur ve onlara karşı bir sorumluluğunuz var. Görsel paylaşımlarınıza, okurlarınızla konuşmanızdaki üsluba dikkat edin.
Bastırmayı düşündüğünüz kitabın, hayatınız boyunca portföyünüzde olacağı unutmayın. 20 yıl sonra yazdıklarınız sizi utandıracaksa, ne kadar okunmuş olursanız olun, bastırmayı düşünmeyin diye düşünüyorum ben.
Yazdığınız kitabı, gönül rahatlığıyla kızınıza, oğlunuza ya da babanıza okutabilmeniz gerekir.


Günümüzdeki edebiyat durumunu nasıl buluyorsun?

Açıkçası bana göre geçmişten çok da farklı değil, sadece artık daha fazla kitap basılabiliyor. Ne okuduğunuza göre değişir, ne aradığınıza göre değişir.
Beni en çok rahatsız eden şeylerden biri de basılan kitaplara karşı koparılan feveran. Zaman kimin kalıcı, kimin geçici olacağını gösterecek zaten. Hep klasikleri örnek veriyoruz ya, zannediyor muyuz ki o dönem sadece onlar vardı? Ya da Amerikan, ya da İngiliz Edebiyatının çevrilenlerden ibaret olduğunu mu zannediyorsunuz?
Tefrika usulü yazım yeni mi keşfedildi? Bana gereksiz geliyor bütün bunlar açıkçası. Yasal açıdan sıkıntı doğurmayan, suça ve şiddete teşvik etmeyen her yazın basılabilir. Mutlaka okuyucusu da olur. Edebi açıdan yetersizse de zamanla unutulur.

 Son olarak eklemek istediğin, okurlarına söyleyeceğin bir şey var mı?

Açıkçası ilk defa bu kadar uzun cevapladım ve ne eklenebilir bilmiyorum. Sadece şunu söyleyebilirim. Sizi seviyorum.




Umutsuz ve başkalarına çözülmez bağlarla bağlı bir aşk onlarınki… 

Mirza ve Sahra, imkânsız ve çok büyük bir aşkın birbirini inkâr eden iki fatihi. 

Sevgi yok, aşk yok Sahra'nın dünyasında… Yanılsamalar dünyasındaki, aptalca hayaller onlar sadece. Umutsa… şekil değiştiriyor kalbinde. Beğenilmek yeter ona. Mirza, onun büyüdüğünü görsün, yeter. Onunla birkaç saat… sadece birkaç saat. Başka dileği yok.

Beni sevdiğini düşündüğüm herkesin beni terk ettiği dünyamda, sevilmek istemiyorum ben artık… Hoyrat ellerime her alışımda kırılan, camdan narin bir oyuncak sevgi.

Sevgi, hayatımdan koparılarak çıkarılan insanlar demek benim için, sevgi terk edilişin ilk işareti.
"Seni seviyorum…" söyleyenin vedası bana.

"Başlangıcı, sonu sadece ben olayım. Sadece benim tenime karışsın teni… Sadece benim olsun Sahra'm. Tüm gizemlerini bana açsın, ruhunda girmediğim tek kapalı oda kalmasın istiyorum."

"Artık ilk adımları atıldı geceyi teslim alan dansın…

Çalılıkların arasından çıktım çoktan. Özenli bir çabayla kurulmuş kapanımın tam ortasında Sahra... Kozasından sıyrıldığında kelebeğin güzelliğinin de ötesi olduğunu kefşediyor gözlerim. Bana açılan sayfanın okunmuş olduğu gerçeği ilk defa canımı yakıyor hayatımda."
(Tanıtım Bülteninden)

* * *



Hükmen mağlup bir evliliğe gizli, büyük bir aşk…



Gecem ve Aktan'ın büyük bir iddiayla değişen hayatını okurken, hem kendini sürekli inkâr eden büyük bir aşka kapılacak hem de âşıkların düştüğü akıl almaz durumlara güleceksiniz.

Sürükleyici kaleminin gücünü kısa zamanda birçok baskı yapan Sahra adlı ilk kitabıyla binlerce okuruna hissettiren Burcu Demet'ten tanıdık kahramanlarla yepyeni bir macera!

Tutkulu bir aşkın kavurduğu Aktan'ın, imkânsıza; Gecem'e olan ısrarı, sonunda her ikisini de vazgeçemeyecekleri bir yolculuğa sürükler. Kahramanlarımız, tüm güçleriyle birbirlerine doğru çekilmeye ne kadar direnebilirler? Mutluluğa doğru sadece umutla değil, aynı zamanda büyük bir inatla koşarken birbirlerine karşı sürekli bir savaşı nasıl sürdürebilirler?

"Bazen, her şeye rağmen yumuşadığını hissediyordu Gecem. O fark etmediği zamanlarda, onu izlerken, o küçük kız oluveriyordu yine. Onun tarafından sevilmeyi hayal ediyordu için için. Ve her seferinde hızla uyanıyordu bu rüyadan. Aktan sevmezdi, onu sevemezdi."
(Tanıtım Bülteninden)








0 yorum:

Yorum Gönder