Yıldız Haritası - Betül Güçlü | Kitap Yorumu



Yazar Adı: Betül Güçlü
Kitap Adı: Yıldız Haritası 
Özgün Adı: -
Seri Sıralaması: -
Baskı Yılı: 2021
Sayfa Sayısı: 448
Yayınevi: Ren Kitap
Kitaba Puanım: 5/5
Her güzel anda sevginin payı olduğu gibi her dibe çöküşün sebebi de sevgisizliktir. Bir insan içine kapanıp herkesten uzak durarak kendini korumaya alıyorsa oradaki sorun sevgisizlikten kaynaklanıyor. Yıldız Haritası kitabında da temelde sevgisizlik sorunu yatıyordu. Hayatının yarısını alay konusu olup dışlanarak zorbalığa uğrayarak en önemlisi annesinden nefret edilerek geçiren Öykü'nün iyi insanlarla karşılaştığı, dostlukla tanıştığı, aşkı öğrendiği hikayesini okuyoruz.

Geçmişinde yaşadıkları onda travmalar bırakır Öykü'nün. Kolay şeyler değildir, fiziki bir boyuta ulaşmamış olmasına içten içe sevinsem de psikolojik olarak şiddet görmüş bir çocuk, çok üzdü beni, kalbim onunla birlikte yaşadıklarını öğrenirken kırıldı. Yaraları fazla, herkesten saklanıp acılarını korkularını gizlediğini sansa da dikkatli gözlerden kaçmıyor.

Kitap kızımızın bir eve taşınması ile başlıyor. Oda ait bir odası olacağı için heyecanlı, onun olacağı için huzurlu. Ev arkadaşları Derya ve Sıla, bu iki kızı çok ama çok sevdim. Sıla daha kırılgan bir karakter, Derya onun aksine daha inatçı anaç biri, bir de üst kat komşuları var. Daha ilk andan beri vurulduğum prens Yağız, onun çok konuşan ev arkadaşı Tunç. Bu iki karakteri de sevdim. Tunç ne kadar dışa dönük açık olsa da Yağız bir o kadar daha sakin ve ağır kalıyor,  beyfendi çocuğum benim aşırı kalp ben. Öykü'nün çalıştığı kafedeki Suzan hanım var, o kadını da çok sevdim ben bir de Demir var. Demir de Öykü gibi sessiz içe kapanık az konuşan biri, az ve öz konuşur.

Öykü'nün güvenini kazanmak, içini açmasını beklemek sabir gerektiriyor ve Yağız bu konuda çok iyi gidiyor. Bazı bazı arada çıkışları olsa da Öykü ona kendini tam anlamıyla gösterince eriyip bitiyor, çok çok güzel seviyor. Kitapta çok tatlı sahneler var okurken ayyy diyip iç çektiğim. Nahif bir aşk, ince ipliklerle birbirine bulanan bu gençler birbirilerini tanıyıp hislerini dökdükçe daha güçlenen dostlukları. Her biri çok güzeldi.

Bölüm başlarında eklenen Küçük  Prens alıntıları da kitap kurgusunun iç içe geçmiş haline bayıldım. Keyifli okuması kolay bir kitaptı. Yazarın şimdiye kadar çıkmış olan romantik komedi kitaplarından daha ayrı bir yerde Yıldız Haritası ve benim favori kitabım da olabilir zira baya beğendim. Atmosferindeki o umutsuzluk öyle okurken boğucu bir durumda değil, aksine hafif ve vurucu şekilde yazmış Betül ve baştaki umutsuz, mutsuz olan Öykü'nün olumlu yöndeki değişimi görülmeye okunmaya değerdi. Bizi her zaman gülümseyip kahkaha atmamızı sağlayan Betül Güçlü bu sefer hüzünlü havaya sokuyor. Yıldız Haritası benden tam puan kaptı, kesinlikle okumanızı öneririm.
Öykü onu karanlığa çeken her şeyden uzaklaşıp yeni bir başlangıç için yola çıktığında atacağı adımları hesaplamıştı. Geçmişte onu yıpratan tüm ilişkilerden uzaklaşacak, kimseyle yakınlık kurmadan mutlu olacağına inandığı yalnız ama huzurlu bir hayat için savaşacaktı. Güçlü ve sarsılmaz görünüşünün altındaki kırılgan kızı herkesten saklarken güvende olacağına inandığı tek yer kilitli kapıların ardıydı.

Oysa hiçbir kilit aşılmaz değildir.
(Tanıtım Bülteninden)


Sindirella Anlaşması - Sarah Strohmeyer | Kitap Yorumu

 

Yazar Adı: Sarah Strohmeyer
Kitap Adı: Sindirella Anlaşması
Özgün Adı: The Cinderella Pact
Seri Sıralaması: -
Baskı Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 384
Yayınevi: Sayfa6
Kitaba Puanım: 5/5
Daha öncesinde uyarlanan filmini izlediğim kitabın yorumuyla geldim. Filme kıyasla kitaptan daha zevk aldığımı daha çok güldüğümü de söyleyebilirim. Sarah Strohmeyer zekası ve mizahını çok sevdim. Her sayfada kendimi yüksek sesle gülerken buldum, inanın abartmıyorum!

Sindirella Anlaşması, kendi ile barışma yolculuğu temelinde ilerleyen bir konuya sahip. Üç yakın arkadaş olan Nola, Deb ve Nancy bir gün gittikleri restorantta kilolarından dolayı can sıkıcı tavra maruz kalmaları sonucu bir anlaşma yaparlar. Yıl sonuna kadar hedefledikleri kiloya ulaşacaklardır ve böylece onları hor görerek istedikleri cam kenarı masayı vermeyen restorant müdürüne gününü göstereceklerdir. Tabi bu tamamen tetikleyici nedendir. Üç basamaklı kilolarına artik son vererek zayıflayıp sağlıklı olmaya odaklayacaklardır. Ev hanımı olan Deb, çocukluğundan beri artan kilolarla saklandığı korkularıyla yüzleşecek, dişli bir avukat olan Nancy neden kilo aldığını ve kendini savunma için bu yola yöneldiğini yakın arkadaşları ile kendine açıklayacaktır. Ana karakterimiz Nola ise bir dergide editörtür, onun ise karıştığı işlerle mecburi olarak yalan söylemeye başlar.

Dış görünüşü ile yargılanıp çalıştığı dergide yıllarını vermiş olmasına rağmen bir köşe yazısı yazma şansı verilmemesi üzerine bir fikre sarılır. İngiliz asıllı Belinda Apple yaratır ve dergide köşe yazarlığını kapar. Başta üzerine düşünülmemiş sinirle harekete geçilen bu yalan gittikce büyür büyür ve artık ayağına dolanır. Üstelik hayallerini süsleyen prens ile de tanışmıştır. Bilgisayar tamircisi olduğunu düşündüğü adamın asıl kimliğini öğrendiğinde şok geçirir. Yalanlar uzun sürmez, gerçeklerin ortaya çıkma huyu da vardır.

Nola, asıl kimliğini söylediğinde karşılaşacağı tepkiler neler olacaktır. Hepsi ve daha fazlası, kitapta.

Gelelim kendi duygu düşüncelerime. İnsanların yapı gereği aldığı kilolar ya ırsidir ya da psikolojik sorunlardan dolayı bu kiloları alırlar. (Ya da tersi durumu da olur.) Mesela çocukken yaşadığı bir travma onu yemeklere bağlar ve yemeden duramaz, böylece hayatı boyunca kilolu olarak yaşar. Kiminin ise bir rahatsızlığı vardır, hastalık sebebi ile kilo alır ve veremez. Kısaca kimin neden ve ne şekilde kilosu olduğunu bir tek o kişi bilir. Karar verip daha sağlıklı bir beden isterse profesyonel destek alırsa o kişilerin fikrini önemser. Nola'nın annesk gibi kız kardeşinin zayıf olmasını kıskanıyorsun onun mutlu olmasını istemiyorsun şeklinde yaralayıcı yargısını (ki doğru da olsa söyleyiş şekli sinir bozucuydu) önemsiz havada dile getirip al yemek ye diye önüne yiyecekler yığması yanlış bir tavırdır. Kendine bile diyemeyeceği nahoş durumdan kurtulmak için kilo alan Nancy kendine karşı dürüst olup zayıfladıkça özgüven kazanarak o nahoş duruma sebep veren kişiyle yüzleşmesi de cesurcaydı. Deb'in çocukluğundan beri kilolu oluşu ve onu o halde kimsenin sevmeyeceğini düşünüp liseden veri obu seven tanıdığı kişiyle evlenmesi ise kendine karşı dürüst olmayışıydı. Gerçek hayatta da böyle sorunlar yaşayan birçok insan var. Becerisi bilgi seviyesi önemsenmeden dış güzelliğe bakılarak acımasız bir şekilde yargılanmalar çok kötü bir durum. Örneğin sırf güzel diye oyunculuktan bir haber kişiler başrol oynarken, her rolün hakkını veren daha az görsellik gösteren kişiler ise yan röllerdedirler. Bunun toplum temelinden başlayarak her yere yayılan bir sıkıntı olduğunu bilinse de fazla kiloları var diye ya da kilo alıyor diye ne linçler yaşıyorlar insanlar. Tabi zayıf olup da psikolojik şiddete maruz kalanlar da var. Bu kitapla birlikte bu tarz düşünceleri sıkça düşündüm.

Romantik komedi bir kitapta amma da iç bayan düşünceler geçmiş aklından diyen olabilir. Eh işte, türlü düşüncelere de savrulduk okurken. Aşırı eğlendim, dilerim kitabımızın prensi gibi dış güzelliğe önem vermeyen, içe bakan, olduğu gibi seven biri karşımıza çıkar.


Bir oturuşta okunup bitirilecek bir kitap Sindirella Anlaşması, ayırdığınız vakte değecek keyifli zaman geçirecek bir hikayeye sahip. Kitaba denk gelirseniz mutlaka edinip okuyunuz, şiddetle tavsiye ederim.
Nola'nın en büyük hayali çalıştığı dergide köşe yazarı olmaktır. Fazla kiloları yüzünden bu isteği reddedilince Nola hayali bir
karakter yaratmak zorunda kalır: Belinda Apple! Bu karakter 'etik' konulardaki sorulara yanıt veren bir köşe yazarından beklenen her özelliğe sahiptir: havalı, modern ve incecik... Belinda'yı gören, onunla tanışan kimse olmamıştır, ama o derginin en popüler yazarı olup çıkar. Film teklifleri alır, televizyon programlarına davet edilir, onu görmeyen bir sürü erkek onunla çıkmak için can atar.

Belinda'nın kilo vermeyle ilgili bir yazısından etkilenen Nola'nın yakın arkadaşları Nancy ve Deb zayıflamaya karar verince Nola da plana dahil olur. Kendi yazılarının tuzağına düşen Nola, arkadaşlarının yaptığı 'Sindirella Anlaşması'ndan kaçamaz. Üstelik bu onun tek derdi değildir! Yarattığı hayali karakter olmaya çalışırken, peşindeki esrarengiz ve çekici prensten de kaçamaz. Ama acaba peşindeki yakışıklı gerçek bir prens mi, yoksa arabacı kılığına girmiş bir fare mi?
Nola ayağına uyacak camdan bir ayakkabı bulabilecek mi, yoksa camdan ayakkabılar gerçek kadınların ayağında kırılır mı?
(Tanıtım Bülteninden)


Gece Fısıltıları - Judith McNaught | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Judith McNaught 
Kitap Adı: Gece Fısıltıları
Özgün Adı: Night Whispers
Seri Sıralaması: Second Opportunities #3
Baskı Yılı: 2012
Sayfa Sayısı: 397
Yayınevi: Epsilon Yayınevi
Kitaba Puanım: 5/5
Judith McNaught en sevdiğim yazarlardan biridir benim. Hani ne yazarsa yazsın severek okuyacağım bir yazardır ve tüm kitaplarına sahibim. Gece Fısıltıları kitabını da ayrı bir severim.

Ana karakterimiz Sloan Reynolds polistir. Herkes tarafından sevilen Sloan hem güzeldir hem akıllıdır hem de kendine güveni tamdır. Karakterimizin ebeveynleri henüz çocukken ayrılmış ve babası kız kardeşini seçip yanına alırken, bizim kız da annesi ile birlikte büyümüş. Yetişkin olduğunda, kimseye ihtiyacının olmadığı bir yaşta babasının onu tanıyacağı tutuyor. Daha doğrusu büyükannesinin isteği doğrultusunda şimdiye kadar bir kez olsun aramayan babası, kız kardeşini de bahane ederek Sloan'ı Palm Beach'teki yaşadıkları malikâneye davet ediyorlar. Başta gitmek istemeyen kızımızı annesi ikna eder, gitme kararında etkili olan bir başka isim daha vardır; FBI ajanı olan Paul Richardson. Aldıkları davada önemli bir araştırma yapacaklardır ve görevlidir.

Sloan, babası ve ailesinin yaşadığı yere Palm Beach'e gider, orada ummayacağı bir kazancı olur, aşk. Masalardaki gibi karşısına çıkan "Beyaz Atlı Prens" kalbini çalar. Sloan aşk ile sarmalayıp yanarken içini kemiren ikilemler arasında da kalacaktır. Noah onun ebedi aşkıdır ama ya şüpheleri doğrultusundaki kişi de oysa? Sorular ve cevaplar kitapta.


Kitaba karşı olan sevgim ve tutkum kapak ile konunun uyumsuzluğunu dillendirmeyeceğim anlamına gelmez. Kurban olduklarım, alakasız kapaklar yapmak yerine gökyüzünün resmini kapağa koyun, zaten yazarın kalemine aşığız, biz her türlü alıp okuruz. Günümüz kurgusu bir kitaba tarihi aşk izlenimi veren kapak nedir. 🤦🏻‍♀️Bir de zahmet olacak ama baskı yenileseniz mi? Hani merak edip almak isteyen oluyor da.
Kitapta yüzeysel işlenen bir çift vardı, ajan Paul ile bizim kızın kardeşi Paris. Onlar için bir kitap var mı, dilimize çevrilir mi diye hiç bakmadım, hayal kırıklığı olmasın diye. Uzun lafın kısası, yazarın tüm kitaplarını şiddetle öneririm. Bulup almanıza değecek bir kalem.
Küçük ve sakin bir kasabada polis olan Sloan Reynolds, güzel, akıllı, kendine güvenen ve herkesin sevdiği bir genç kadındır. Hiç ummadığı bir anda, otuz yıldır onu hiç aramamış olan babası, genç kızı Palm Beach'e davet eder. Sloan kırgın olduğu babasını görmeye hiç hevesli olmadığı için gitmek istemez. Ancak bir FBI ajanı, Palm Beach'te yapacağı bir araştırmada kendisine destek olması için genç kızı bu teklifi kabul etmeye zorlar. Sloan Palm Beach'e gider, yaşamı boyunca hiç karşılaşmadığı babasını, kız kardeşini, ninesini yakından tanır ve 'Beyaz Atlı Prens'i ile karşılaşır.

☆☆☆

Second Opportunities Series;
#1 Paradise / Cennet
#2 Perfect / Kusursuz
#3 Night Whispers / Gece Fısıltıları


Çarpık Saray - Erin Watt | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Erin Watt
Kitap Adı:  Çarpık Saray 
Özgün Adı: Twisted Palace
Seri Sıralaması: The Royals #3
Baskı Yılı: 2021
Sayfa Sayısı: 344
Yayınevi: Yabancı Yayınları 
Kitaba Puanım: 4/5
Milyon dolarlık sorunun cevabını nihayet alıyoruz: malum suçu kim işledi?

Çarpık Saray birçok gizemi içinde barındıran bir kitaptı. Okurken, kendimi ipuçları toplarken ve bazı açıklamaları bir araya getirirken buldum. Elbette ki tahminim vardı ve ortada duran gerçek ise kaçınılmaz sondu. Belki de benim bu seriyi keyifle okumamın tek sebebi de buydu, kolay tahmin ediliyor ve çabuk bulunuyor olmasıydı.

Reed ve Ella'nın romantik ilişkileri ve karakter gelişimi olumlu yönde, her ikisinin de olgunlaşmasını okumak keyifliydi. Önlerindeki zorlu yolu, aşılması gereken tümsekleri geçtiler. Birbirlerine sahip oldukları sürece ikisi birlikte çok güçlüler ve bunun da farkındalar. Birbirlerine duydukları sevgiyi gerçekten hissettim bu kitapta.

Ella'nın aldığı kararlarda sert kalmasına ve yaşadıkları zorluk karşısında Reed'e inanması ve onun yanında kalmayı seçmesi mükemmeldi. Tüm Royaller'e olan bağlılığı ve sevgisini gerçekten hissettim. Ve Reed... Ah Reed, seni sersem 🤦🏻‍♀️ Baştan beri çizmiş olduğu o kötü çocuk imajı bir anda yok olmuştu.  Kendini beğenmiş şımarık bir Reed ile karşılaşmayı umarken nazik, düşünceli ve güvenilir Reed'i bulmak beklenmedikti. Bu kitapta nihayet öfke sorunlarını kesinlikle kontrol edebilen farklı bir Reed görüyoruz.

Arada sırada bazı gereksiz dramalar olabilir (geçmişte kalması gereken bir dangoz var, zaten o dengesiz geldi geleli neler neler oldu) ancak çok geçmeden nedenleri ve sonuçları anlaşılıyor. Yine de abartılan bir iki şey ve benim sinirden gözümün döndüğü yer vardı. Şimdi diyeceksiniz tüm seri de mantıkla bakınca çok delirmelik yer vardı bu ne ki, doğru haklısınız ama kudurdum işte, benim de derdim bu napim 🤪 Çözülmesi gereken olaylar, aralara sıkışan sırlar, gelecekte bizi ne bekliyor endişesi ve ben sensiz mutlu olamam diyen iki genç ile serinin ilk üç kitabına veda ettik.

Bir de ek parantez ile belirtmek istediğim şey var. İnsanı en çok sevgisizlik yıkıyor ve hasta ediyor. Kendini suçlamak bu psikoloji ile gerek kendine gerek etrafına bok gibi davranıp kırmak sevgisizlikten güvensizlikten kaynaklı. Burayı kırmızı oda'ya çevirme niyetim yok fakat sevginin tek çözüm olduğu, konuşularak iletişimi sağlamak gerektiğini içte saklanan neyse ortaya dökülmesi gerektiğini kitabın kapağını kapatırken düşünüyorsunuz.

Sonuç olarak, serinin sonu beni tatmin ederek son derece memnun kaldım. Bir parça ayrılık kaygısını yaşıyor olsam da gelecek üç kitaba bel bağlamış durumdayım. Evet Ella Harper ve Reed Royal aşkına bir nokta koysak da Royal oğlanlarına tamamen -şimdilik- veda etmiş değilim. Bence, Çarpık Saray destansı bir şekilde ortaya çıktı ve noktayı koydu. Seride en beğendiğim kitap olduğunu ifade edeyim.
Sıra geldi, iç dökmeye bu kısım spoiler olacağı için dilerseniz okumaya da bilirsiniz.

Serinin başlangıç kitabı olan Kağıt Prenses finalinde patlayan ilk bomba Broke cadısının hamile kalışıydı. Paramparça Prens kitabında ise bombalar ardı ardına patlamaya devam etti. Bu bombalardan biri Reed'in yediği haltlardan biri. Babasına olan öfkesi onu birçok yanlışa sürükledi ve o yanlışlardan biri de Broke ile birlikte olmasıydı. Ki Reed bebeğin babası olamayacağını söylerken son derece kendinden emindi, altı ay kadar önce yaşanan bir hadiseden hamile kalsa karnı şimdiye kocaman olurdu. Tabi kitapta patlayan önemli bir bomba ise finalde Broke'un ölüyor oluşu ve baş şüpheli olan kişi de Reed. Beklenmedik hatta öldü olarak bilinen Steve'in de geri dönüşü ile üçüncü kitabın seyri epey değişiyor.

Birçok soru birikiyor seri boyunca ve Çarpık Saray'da tüm cevaplara ulaşabiliyoruz.
Tabi kitap atmosferine yayılan olumsuz hava hakimken daha fazla drama, daha fazla sır ve en nihayetinde yaşanan ifşalar.

Ben seriyi okurken hep mantığı devre dışı bırakarak daha kayif alınabilir şekilde okumaya koyuldum, bundan dolayı da film izliyor gibi severek bitirdim. Mantıklı taraftan baksam birçok suç unsuru ile hop oturup hop kalkmam gerekirdi. Mesela akran zorbalığı, uyuşturucu, tacizler, şiddet, çarpık ilişkiler, usulsüzlükler, rüşvete varıncaya kadar birçok olay okuduk. Jordan'ın erkek arkadaşına baktı diye bir kızı okul duvarına yarı çıplak bantlamış olması, Daniel'in takıldığı kızlara uyuşturucu verip onlardan faydalanması, bir kızı aynı anda idare eden Sawyer&Sebastian ikilisi ve kızın bu durumu yanlış bulmaması, abisinin eski sevgilisi ile sevişmeyi yanlış bulmayan kumara alkole batan Eaeton... Karısına benziyor diye bir kadını öldüren Steve ve suçu gencecik bir çocuğun üzerine atması, Dinah'in şantaj ederek Gideon ile birlikte olması... Annesine türlü hakaret ederken ve Ella'yı orospu yerine koyanlarla hatta taciz (sözlü olarak) edenlerle sonradan iyi olması biz aileyiz demesi... Sıkıntılı bir durum ve paikolojik açıdan da tedavi edilmesi gereken bir şey. Daha nicesi var, ah unuttum, Daniel'in intikam almak için Reed'i bıçaklaması da vardı. Kısaca mantık olarak seri boyunca epey falso veren olay vardı. Tipik Amerikan film ya da dizilerinde bu tarz şeyler olduğu ve onları da seyredip geçtiğim için seriye saymak ya da sövmek istemedim. Yine temelde eksik olan SEVGİSİZLİĞİN nelere sebep olduğunu görmüş oldum. Melek olarak atfettikleri anneleri Maria'nın yediği bok da sonunda belli oluyor ve Royaller yüzünden değil kendi ahlaksızlığını kaldıramadığı için intihar edişi ortaya çıkıyor. Ve onun yediği boktan sebep koca bir aile bir arada olsa da kopuk kopuk yaşarken boğazlarına kadar boka batıyor. Yazarlar bundan sonraki kitapta neler yazacak ve bizi neler bekleyecek merak etmiyor değilim.

Ve Steve, sen nasıl bir şeref yoksunu bencil bir pisliksin! Hayatta en nefret edilen profil bu adamdı. Ella'ya söylediği aşağılayıcı sözler bir yana baba rolüne girip kısıtlaması kendi pis sırları ortaya dökülmesin diye ona zarar vermeye kadar gitmesi... Neyse ki tutuklanıp ceza aldı da hak yerini buldu. Üçüncü kitapta seri boyunca nefrer ettiğim Jordan'ın bile insani yönünü göstermiş yazarlar, keşke yaptıkları aşırı davranışları yazmamış olsalardı da üçüncü kitaptaki gibi biri olarak okusaydık. Ve Dinah, Gideon konusunda hâlâ öfkeliyim bu pisliğe. İğrenç bir insan olsa da Ella'yı kurtarıp gerçek suçulunun teslim edilmesi yönündeki önemli tutumundan dolayı bir aferin alsa da hâlâ nefrer ediyorum ondan.
Royal Ailesi Kaçmaz, Savaşır

Ella Harper, hayatta karşısına çıkan her zorluğu atlatabilecek kadar güçlü ve sevdiklerini korumak için kendini feda edebilecek kadar gözü karaydı. Öfkesiyle tanınan Reed Royal’ın ise her sorunu şiddet kullanarak çözmeye çalışması sonunda ayağına dolanmıştı. Fakat o gece malikânede yaşananlar ikisi için de fazlaydı.

Lekeli geçmişleri onları asla rahat bırakmazken, birbirlerine zarar vereceklerini haykıran seslerin arasında yollarını bulmaya çalışıyorlardı.

Çarpık Saray’ın çoktan unutulmuş sırlarını açığa çıkarmak ve kendilerine yeni bir hayat şansı tanımaktan başka seçenekleri kalmamıştı.

“Bu neslin Cruel Intentions’ı.” —Jennifer L. Armentrout

“Çarpık Saray, Ella ile Reed’in hikâyesi için mükemmel bir son.” —Samantha Towle

“Bırakın Royal ailesi sizi de mahvetsin.” —Meghan March

“Aşk, ihanet ve manipülasyonlara dair kusursuz bir hikâyenin sonuna hazır olun.” —S.L. Jennings


The Royals Serisi;
#3 Twisted Palace / Çarpık Saray
#3.5 Tarnished Crown
#4 Fallen Heir
#5 Cracked Kingdom

Paramparça Prens - Erin Watt | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Erin Watt
Kitap Adı:  Paramparça Prens
Özgün Adı: Broken Prince
Seri Sıralaması: The Royals #2
Baskı Yılı: 2021
Sayfa Sayısı: 320
Yayınevi: Yabancı Yayınları 
Kitaba Puanım: 3-3,5/5
İki güçlü isteği aynı anda hissetmeyeli epey olmuştu. Gırtlağına çöküp boğmakla, göğsüne çekip sarılmak arasında kaldığım bir ikilemle kitap bitti.

O sondan sonra, Reed'in her şeyi berbat ettiği oldukça net olan bir durumdu. Reed ve Ella arasındakiler ise tam anlamıyla koparttı diyebiliriz. Kağıt Prenses'in sonunda, Reed'in yaptığı o muazzam hata Ella'nın şehri terk etmesiyle sonuçlanır. Reed ise ne yaptığını ve bunda kendini anlatamadı açıklayamadığı için pişmanlıkları, korkuları ve dibe çöküşüyle baş başa kalıyoruz. Ella'nın gitmesiyle, Royaller ailesi arasındaki gerilim şimdiye kadar ki en yüksek seviyeye ulaşıyor. Ella'nın bulunması, Collum'un sevgilisinin hamile oluşu ve daha nicesi peş peşe gelen olaylar zinciri. Onları bekleyen son ise hiç de iyi bir son değil. Üstelik geçmişte kalması gereken birinin çıkıp gelmesi ise şok etkisi yaratır. Şimdi Royaller için durum kötüdür, Reed masum olduğunu nasıl kanıtlayacaktır?

Kitabı sevdim sevmesine ama ilk kitaptaki temponun aynısını bulmak beni biraz gafil avladı. Okurken takıldığım geriye dönüp baktığım yerler oldu. Onlardan biri de Ella'ya Reed'in eski sevgilisinin annesine benzediğini söylerken ikinci kitapta bunu bir yerde duymuş olduğunu söylüyor oluşuydu. Oysa ona bunu söyleyen kişi Reed idi. Bunun gibi detaylar vardı. Çok üzerinde durulmayacak olsa da okurken önemsediğim bir detaydı. Fazladan uzatıldığını düşünüyor olsam olayların sonlara doğru artması ile heyecana kapıldım.

Gelelim karakterlere; Royal şeytanları onlar benim için. Her birine karşı farklı empati kuruyorum ben. Ailesi darmadağınık onları bir arada tutan babalarına karşı duydukları öfkeyle karıştıkları haltlar boyunlarını geçmesi üzücü. Tabi en dikkatimi çeken ise Easton, onun hikayesini çok merak ediyorum.


Aslında bu kardeşlerin hepsini seviyorum. Tokatlamak istiyor olsam da bir şekilde kendilerini sevdirmeyi başardılar. İkiz olan Sebastian ve Sawyer bence en çetrefilli hikayeye sahip olanlar ama onların bir kitabı yok, sonraki kitaplarda konularının dönecek olmasını bekliyorum. Sonra Easton'un Ella ile aralarındaki arkadaşlığını, onunla kardeşi olarak ilgilenmesini seviyorum. Reed'in sevgiye muhtaç oluşu ve bunu yansıtmaktan ödünün kopması, sevdikleri söz konusuysa yapamayacağı bir şeyin olmamasını da seviyorum. Reed Royal'i sevmemek mümkün değil gibi geliyor bana... Gideon için söyleyeceğim tek şey, içinde bir yarasının oluşu ve kendini dış dünyaya kapatması olacaktır. Onun için üzülüyorum.

Ella gerçekten zor bir karakter ve güçlü olduğunu söyleyebilirim. İçine düştüğü bütün her şeye karşı başa çıkma şekli takdir edilesi. Her ne kadar kaçıp saklanmak kolayına gelse de durup savaşmayı da biliyor. Artık hayatı eskisinden daha karmaşık durumda. Bir yere ait olma duygusunu yaşarken aşkla tanışıyor. Mutlu olmayı beklerken pimi çekilmiş bir bomba ile Reed ortada duruyor. Bir de beklenmedik misafir var. Onları nelerin beklediğini tahmin etmek de sarsıcı.
Royaller gerçekten mahvedemeye gelmişler. Ama sorulması gereken soru şu, etrafında olanları mı yoksa kendilerini mi? Bunu okuyup göreceksiniz.

Paramparça Prens elinizden bırakmadan hızla okuyacağınız bir kitap. Pek beklentiye girmeden okumanızı öneririm derim ben.
Bu aşk benim sonum olacak

Reed Royal zengindi, yakışıklıydı, güçlüydü. Okuldaki her kız onunla olmaya can atıyor, her erkek onun yerine geçmek istiyordu. Ancak Reed ailesi dışında kimseyi önemsemezdi. Ta ki hayatına Ella Harper girene kadar.

Babasından ve onun yeni oyuncağından intikam almak isterken kendini bambaşka bir çıkmazda bulmuştu. Artık tek arzusu Ella'nın güvende ve yanında olmasıyken, yaptığı bir hatayla her şey elinden kayıp gitmişti. Herkes Royalların zehirli olduğunu söylüyordu ve belki de haklılardı.

Etrafı sırlar, düşmanlar ve ihanetle sarılmışken, Reed gerçek bir Royal olduğunu kanıtlamak ve ailesini korumak zorundaydı.

☆☆☆
The Royals Serisi;
#2 Broken Prince / Paramparça Prens 
#3 Twisted Palace / Çarpık Saray
#3.5 Tarnished Crown
#4 Fallen Heir
#5 Cracked Kingdom

Kağıt Prenses | Erin Watt | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Erin Watt
Kitap Adı:  Kağıt Prenses 
Özgün Adı: Paper Princess
Seri Sıralaması: The Royals #1
Baskı Yılı: 2021
Sayfa Sayısı: 320
Yayınevi: Yabancı Yayınları 
Kitaba Puanım: 4/5
《Benimle dalga mı geçiyorsun?》Kitap boyu ağzımdan düşmeyen şaşırma cümlem kesinlikle buydu. Çünkü en başından en sonuna kadar Kağıt Prenses ile Royaller kesinlikle bizinle dalga geçiyorlardı.

Şimdi eğri oturup doğru konuşasım hiç yok, baştan söyleyeyim. Royaller için mantığı devre dışı bırakıyor, romantik hayaller bulutuna sarılıyor ve okuduğum kitaptan keyif almaya bakıyorum dostlarım. Yoksa parmağımı sanki pirizde unutmuşum gibi saçlarım tel tel ayrılarak ertafı çarpacak şekilde elektirik dağıtırdım, kuşkusuz. Neyse ki pamuk şeker kıvamında bir ruh halinde okudum. 🤭

Konunun klişe ve karakterlerin bilindik tipler olduğunu söyleyeyim. Tabi bu okurken en sevdiğim yanı da oldu kitabın. Olanları olacakları tahmin ediyor, ona göre tepki vererek keyifle okumaya devam ediyorsunuz. Açıp izleyeceğiniz herhangi bir gençlik dizisi ya da filmi üç aşağı beş yukarı benzer kurguya sahip olduğunu görürsünüz. Bundandır ki bildik sular, tehlikesiz ve güvenlidir. Bence tabi.


Duygular ve düşünceler çetin bir dövüş halindeyken okurken zihnimde beliren bir soru oldu. Bunca kötü eylemine katı tavrına rağmen Reed'i kabul etmemi sağlayan şey tam olarak neydi? Sanırım sevgiye aç oluşu kalbimin derinliklerine sızıp beni yakaladı. Takıntılı ve sevgiyi çocuklarına çok gören anne, sürekli iş kovalayan ve sadakat konusunda mimli bir baba, iletişim konusunda sorunları olan kardeşleri ile kendini yalnız hissederek etrafa karşı sert olması muhtemel kaçınılmaz olandı. Bir de babası bir gün üstü başı dağınık, geçmişi epey karışık olan Ella'yı kolundan tutup evlerjne getirerek "artık bizimle yaşayacak" dedikten sonra, zaren sevgi krıntısı göremediği babasından daha da uzaklaşmanın verdiği öfkeyle daha da "çirkin"leşecek. Ha yaptıkları asla doğru değil, sağlam bir dayak istiyor diyeceğim de ağzını burnunu dağıtıp eve geldiği de var. Her neyse.

Ella ise sanırım okuduğum en karmaşık hisler bırakan karakter. Dıştan gelen her darbeye hazır ve asla korkmuyor dimdik duruyor, içten ise paramparça. Gençken annesi ile babası kısa süreli bir gönül macerası yaşar ve babası sırra kadem basar. Annesinden başka kimsesi yoktur. Bir zaman sonra hayatta tek kaldığında ise hayatını değiştiren kişi ortaya çıkar. Babasını tanıdığını söyleyen Callum Royal onu kendi evine götürmeyi teklif eder, bir sene yanında kalarak okulunu okumasından başka bir istediği yoktur. Evde yaşayanlardan bahsetmeden Ella'yı önlerine atar.

Gideon, Reed, Easton, ikizler Sawyer&Sebastian. Royaller, onları dengeleyen bir arada tutan güç babaları Callum. Bu ışıltılı ayrıcalık ve zenginlik dünyasına ayak uydurmaya çalışan Ella, Reed ile arasındaki güç dengesinin değişeceğinden habersizdi. Ella ödün vermez güçle duran Aslan'ın ininde canlı kalabilecek miydi? Hem akıl sağlığını hem de kalbini koruyabilecek miydi? Dahası onlarla nasıl baş edecekti?

Beklentiniz nazik bir aşk hikayesi ya da nahif bir romantizm ise umduğunuzu bulamazsınız. Reed, en iyi durumda bile düpedüz aşağılık ve dayanılmaz biri olabilir, çileden çıkarırken ondan nezaket beklemek... Bak işte bu ona uymuyor. 🤭 Kitabın çevirisini çok sevdim, duraklatmadan dönüp bir önceki sayfaya baktırmadan okuttu. Kapak zaten en başta da dedim, serinin en iyi kapakları bizde! Bunun için Yabancı Yayınları'na teşekkür ederim. Uzun lafın kısası düşünmeden salt eğlenme için bir oturuşta okunup bitirilebilecek bir kitap.
Kitabı okumanızı isterim elbette, alın da derim açık yüreklilikle. Bu tarz kitaplardan keyif alıyor, bana değişiklik olsun iyi gelir derseniz, kesinlikle öneririm.
Royal Ailesi seni mahvedecek.

Ella Harper ne olursa olsun hayatta kalmayı başarırdı. Tüm hayatını annesinin peşinde oradan oraya sürüklenerek ve bir gün bu çamurun içinden çıkacağını umarak geçirmişti. Annesinin ani ölümüyle ise artık yapayalnızdı. Ta ki Callum Royal birden ortaya çıkana kadar.

Ella'yı özel okullar, malikâneler ve ondan nefret eden beş erkek kardeş bekliyordu. Hepsi birbirinden çekici ve zalim olsa da, ondan kurtulmak için her şeyi yapabilecek olan Reed Royal'la boy ölçüşemezlerdi. Ella'nın oraya ait olmadığını düşünen Reed belki de haksız sayılmazdı.

Zenginlik, ölçüsüzlük, aldatma ve her kapının ardında başka bir günahla, Ella Royal Malikânesi'nde tutunmak istiyorsa önce kendi yolunu bulmak zorundaydı.

New York Times ve USA Today Çoksatanı

"Yetişkin romantik romanlarını aratmayan kurgusuyla, Gossip Girl seven gençlerin tam da aradıkları kan." -Kirkus

"Ella ve Reed hakkında daha fazlasını okumak için sabırsızlanıyorum." -Rachel Blaufeld

"Yoğun, akıldan çıkmayan ve çok ateşli. Mutlaka okumalısınız." -Emma Chace

"Keskin bir kalemden çıkma karakterler ve şok edici son sayfalarıyla elinizden bırakamayacağınız bir roman!" -Rockstars of Romance

"Devam kitabını nasıl beklerim bilemiyorum!" -Kristen Krantz
(Tanıtım Bülteninden)


Ay Işığı Sokağı - Stefan Zweig | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Stefan Zweig 
Kitap Adı: Ay Işığı Sokağı 
Özgün Adı: Twilight and Moonbeam Alley
Seri Sıralaması: -
Baskı Yılı: 2017 
Sayfa Sayısı: 80
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Kitaba Puanım: 5/5
Sürekli olarak ertelediğim ama artık yıl bitmeden önce tamamlarım dediğim, bu sayede okumayı düşündüğüm kitapları kapsayan mini okuma hedefim var. Maddelerden biri, klasiklerden bir kitap okumaktı. Onun için de Stefan Zweig'in Ay Işığı Sokağı kitabını seçtim.

Kitap içinde beş farklı hikâye yer alıyor; Ay Işığı Sokağı, Leporella, Nişan, Leman Gölü Kıyısında Olay, Avare. Anlatılan her hikayede kaleme alınan her duyguyu içinizde hissediyorsunuz. Tutku, aşk, ihanet, tiksinti, savaşın korkusu gibi duygular kitap genelinde konu olarak ele alınmıştı. Mesela hayatı boyunca takıntılı tutkusu olan bir karakter vardı ve okurken kendinizi o duyguları hissederken buluyorsunuz.

Stefan Zweig satırlar aracılığıyla o günden bugüne sesleniyor belkide diye düşündüm ben kitabı okurken. Yaşandığı psikolojik çöküntüyü anlatıyordur gizli saklı bize... Bu kitabın okunması gerektiğini düşünüyorum. Eğer ki henüz okumamışsanız mutlaka alınız ve kitabı okuyunuz. Kısacık olmasına rahmen derya deniz duygularla kalbinizi dolduruyor.

Ay Işığı Sokağı’nı kesinlikle tavsiye ediyorum. Zaman kaybetmeden okuyunuz.
Fransa’nın bir liman kentinin denizci mahallesinde gezinirken duyduğu arya söyleyen sesi izleyerek tanımadığı insanların marazi hayatlarına dalan bir gezgin; patronuna kölece bağlılığı yüzünden korkunç bir eyleme sürüklenen karanlık, itici ve yabani bir hizmetçi; 1810 yılında İspanya’daki savaşta yaralanan, düşman bir ülkede amansız bir hayatta kalma mücadelesine girişen bir Fransız albay; 1918 yılının bir yaz gecesi Leman gölünde bulunup kurtarılan, ancak sonra yüreğini kavuran yurt özlemine yenik düşen bir Rus savaş esiri; yaşıtları üniversiteye giderken hâlâ liseye devam eden avare bir gencin öğretmeninin otoritesine isyan ettikten sonra ödediği ağır bedel. Zweig bu öykülerde insanı insanlıktan çıkarıp en uç noktalara sürükleyen deneyimlerin izini sürerken, okuru da ister istemez karakterlerinin ruh çalkantılarının içine çekiyor…

(Tanıtım Bülteninden)