Kır Papatyası - Dilek Taygun || Kitap Yorumu

Yazar: Dilek Taygun Yayınevi : Mendirek Yayınları Sayfa: 360 Yıl: 2015 Kitaba Puanım: 3,5 -4



'Sen yasak elmasın, papatya…'
"Kızma…" Kızın ağzından bu kelime yalvarır bir tonda çıkmıştı. Adam daha fazla dayanamayarak masanın üzerinden elini uzatarak kızın elinin üzerine bıraktı.
"Kızdığım sen değilsin küçüğüm… Kendime kızıyorum." Genç kızın kavisli kaşları şaşkınlıkla kalkmıştı.
"Neden?"
"Bana emanet edilene sahip çıkamadım," dedi adam yüzünde sıkıntılı bir ifadeyle.
"Ben… Ben senin için sadece bir emanet miyim?"
(Tanıtım Bülteninden)


Kır Papatyası kitabı yazarın okuduğum ikinci kurgusu. Wattpad’da güncel yayınlanan Kalbime Fısılda’yı okuduktan sonra fellik fellik aradığım bir kitaptı. Ve nihayet vuslata erdim :D Kır Papatyası konu itibaren şaşırtıcı bir gidişata sahip değil. Tahmin edebiliyorsunuz çoğu yeri. Karakterler de günlük hayatınızda karşınıza çıkacak türde kişiler. Sokakta yanınızdan geçen insanlardan biri kadar sıradan :) Kitapta benim bocaladığım tek bir yer oldu. Bölümler çoğu yerde hem karakter ağzıyla hem de ilahi bakış açısıyla anlatılmış. Bu biraz okurken duraksamalara sebep oluyor - O esnada meşrubatınızı içebilirsiniz! - Benim pek sevmediğim durumdur bu. Zaten yazarımızın da bu konu hakkında başını şişirdiğim çoktur. Ben isterdim ki tek bakış açısıyla olsun. Yani İnci’nin ve Gökhan’ın ağzından olayları okumayı daha çok istedim. Bir üçüncü göz fazla geldi bana. Ve aradaki geçişler, biraz sertti. Yani bıçakla kesilmiş gibi pat öte yana geçiyordu. Kitap konusuna şöyle bir değinecek olursam; Gökhan despotun teki. Bekar, başarılı bir iş adamı ve ailesinden ayrı yaşıyor. Annesinin ricası üzerine evinde misafir ağırlayacak. Böylece olayların fitili ateşlenmiş oluyor. Hızlı bir girişle olayların içinde buluyoruz kendimizi.
İnci, Gökhan’ın evinde zorunlu olarak kalıyor, kalmasına da hayatı birden kıskaç altına alınmakta. Temizlik delisi ve titiz Gökhan’ın tam tersi karakterde. Dağınık bir kere. İlk görüşte aşık olan İnci’nin aksine Gökhan aşka pek itimat etmez. Mantık adamı o çünkü, romantik değil. İlerleyen zamanlarda, içinde filizlenen duygularla agrasifleşiyor. Ufacık bir sorunda savaş baltalarını kuşanıp İnci ile tartışmaya başlıyor. Gökhan karakterini sevemedim ben. Öyle sert oluşu ya da dik kafalı olduğundan dolayı değil. Bir kere emir kipi ile konuşulmasından nefret ederim ve Gökhan tam bu tipte biri.
O, emirler yağdırsın, sürekli bir şeyler üzerinde kendi dediği olsun, kendi istediği yapılsın isteyen biri ve İnci’ye bu tarz dayatmalarda bulunması beni çıldırttı. Tek kelimeyle sevemedim. Gökhan benim seveceğim tipte erkek değil. Sınıfta kaldın bebişim! -burun kıvıran surat ifadesi- Sonuç olarak bizim kız kendini bilebilecek yaşta. Kendi kararını verebilir, neyi yapmak istediğini ya da yapmak istemediğini düşünebilir. Buna Gökhan karışamaz, yoo hayır, feministlik yapmıyorum burada :P
Gökhan her ne kadar esrarengiz ve soğuk bir karakter olsa da çekemedi beni. Gine çeekeemeedi :D Gökhan, İnci için sürekli bir “yasak elma” terimini kullanmış. Bence bu düşünce biraz garip. Yani neden yasak olsun ki? Aşkta mantık ya da bir sınırlama mı vardı? Ne yani yaş farkı var diye aşık olmasın mı kimse? Garipsediğim bir noktaydı bu. Hem günümüz evliliklerinde çokça rastlanmakta bu durum. Kitabın anlatımı ise akıcıydı, evet. Sıkılmadım. Bir günden kısa bir sürede bitirdim. Aktı gitti sayfalar, yormadan kendini okutuyor. Ayrıca kapağına ve iç tasarımına bayıldım, çok güzel, acayip hoşuma gitti.
Yazarın eline, emeğine sağlık.


0 yorum:

Yorum Gönder