31 Aralık 2015 Perşembe

[MGOE] Severek Ayrılalım & Sevince - Rukiye Kayaarslan || Kitap Yorumu

Yazar: Rukiye Kayaarslan
Yayınevi: Parola Yayınları
Sayfa: (Severek Ayrılalım) 704, (Sevince) 480
Yıl: 2015
Kitaba Puanım: 3

Sevgili günlük, bu gün 2015'in son günü. Bir yıl daha bitip ve yenisi geldi, göz açıp kapatana kadar. Maskeli Günlükler ekibinin bu etkinliğinin de son gününde ben pembeyi kendine mesken edinen #pembemaskeligünlük olarak yorum yapma sırası ben de :)
Yazarın kitaplarını incelemek için Tık tık


Bazı kitaplar okuyanı kendine bağlar, bazıları da bağlamaya çabalar. Tabi iki arada bir derede kalan kitaplar da vardır. Ayrılık Serisinin ilk kitabı Severek Ayrılalım’daki gibi. Bir türlü adapte olup konuya odaklanamadım. Yani ilk 300 sayfaya kadar olaylara tam konsantre oldum derken, sonrasında koptu gitti. İpin ucunu kaçırdım tutamadım.
Yani, 700 sayfa boyunca anlatılan, bir ayrılıp bir kopan çiftin yanında bonus çiftler de eklenince -bir kitapta çok çift işlemek kendi ayağına sıkmakla eş değer, zira ana konudan kopuyor- gerçekten gitti o ip, koşuversem de tutamadım. Ara vererek hatta araya başka bir kitap sıkıştırarak okudum ama bu sefer okuduğumu unuttum.

Bir de ana çiftin benzer adları, hangisi neydi bir zamandan sonra ben de hatlar karıştı ama toparladım tabiki durumu. Kapak, ayraç iyi hoş da bu yukarıda bahsettiklerimden dolayı baya koptuk kitapla. Sanırım yıldızım da barışmayacak, eminim. Küsüz yani biz, barışamayacağız gibi. Kader.

Bir de kitabı okurken, bir an kitap içinden Hülya Koçyiğit, Ediz Hun çıkacak sandım. Hele ki, Akay’ın yakın arkadaşı -adını unuttum luzumsuzun- kötü adam Erol Taş misali dolandı durdu ortalarda. Aslında bu kurgu kitap değil de dizi olsa, maaile oturup annem, ananem, babannem, yengem ve ben izlerdik. Dizi tadında bir kitap ama işte, öyle...
Aslında söylemek istediğim çok şey vardı ama şu an unuttum, sanırım unutkanlık hastalığına yakalandım.


Ama en takıldığım yer, geçmiş zaman diliminde yazılması. Yapmıştı, gitmişti, kalmıştı... Üstüste gelince bir sıkılmadım değil.
Ve keşke yazar 700 sayfa değil de, yarısı kadar yazmış olsaydı daha zevk alırdım ama olmadı. Yine, kader.

Gelelim serimizin ilk başına. Asel moda öğrencisi. Tipik Türk kızı, hayalleri var peşinde koştuğu. Stilist olmak istiyor ve bu yolda ilerliyor. Okulun başarılı öğrencisi, öğretmenlerinin gözdesidir. Bir gün geç kalmıştır okula, yetişmesi gereken önemli bir sınavı vardır üstelik. Kader işte, evden çıkmış acelece okula giderken arabası bozulur. Peşine de ünlü footbolcu Akay Demir’in arabasının önünde bulur kendini. Hasar yoktuq ama yaşananlardan dolayı bir şok geçirir.

Adam futbolcu, üstelik ünlü de, hatta ailesinin tuttuğu takımın oyuncusu, akşam maç izlenir evde bağrış çağrış ama Asel tanımıyor adamı (???)
Neyse efenim, böyle başlar hikaye,telefonlar karışır, illaki tekrar karşılaşmaları gerekir.

Asel ve Akay’ın dostundan çok düşmanı vardır, şu luzumsuz -adını hala hatırlamıyorum- onlara zarar vermek için boş durmaz. Sonra evlilik, ayrılık, bahsi geçmeyen çocuk, aradan geçen zaman, tekrar birleşme. Dedim ya, kitaptan çok dizi olmalıydı. O zaman kaçırmadan tüm bölümleri izlerdim.

İlk kitaptaki bu doluluk ikinci kitapta da devam ediyor ama şükür mutlu son. Seriyi, bu tarz konuları sevenlere özellikle tavsiye ederim. Kafanızı boşalmıyor aksine dolduruyor. Ben pek sevemedim. Yıldız tutmadı, elektrik alamadım.
Yazandan yayınlayana, herkesin emeğine sağlık.
Yazarın eline sağlık, inşallah dizi sektöründe görebilirim onu, cidden, senaryo yazıp bu sektöre atılsa, uyarlama dizi değil de kendi memleketimin konusunun geçtiği hakiki Made İn Türkiye dizi izlerdik.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder