Stacey Jay - Ölümsüz Juliet | Kitap Yorumu

 

Yazar Adı: Stacey Jay 
Kitap Adı: Ölümsüz Juliet
Özgün Adı: Juliet Immortal 
Seri Sıralaması: Juliet Immortal  #1
Baskı Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 264
Yayınevi: Dex Yayınları
Kitaba Puanım: 5/5

Romeo ve Juliet'in dillere destan olan trajik aşk hikayesini hemen hemen herkes biliyordur. Başka birine aşık olan Romeo can düşmanlarının balosuna sızar ve orada gördüğü düşmanının kızı olan Juliet'e aşık olur. Ve yüzyıllara yayılan buruk bir hikaye olarak hafızalara kazınır. Elbetteki her birimiz finali kafamızda değiştirerek kendi mutlu sonumuzu yazmışızdır. Kendi adıma konuşmak gerekirse Romeo'yu başka şekilde düşünüp kafamda senaryo kurar, mutsuz olan sonu değiştirerek final yazardım. Derken karşıma Ölümsüz Juliet çıktı. Arka kapağı okuduktan sonra kesinlikle benim olmalı ve okumalıyım dedim. Çünkü yazarı beni tatmin edecek bir kurguyu kaleme almıştı. Gerçek anlamda kafamın içinde dönen kendi mutlu sonuma yaklaşın bir kurgusu vardı. 🥰

Şimdiye kadar mümkün olan her kültürde ve zaman diliminde defalarca kere uyarlanarak Romeo ve Juliet yazılmıştır. Ama bu kitap farklı, tamamen hem de! Aşk için her şeyi feda eden ünlü talihsiz aşıklar hakkındaki bir hikaye değil bu. Uyarlama olsa da aslına sadık kalınan yerler vardı tabi. Eh yazarın farklı yorumu, içine kattığı olaylar ve fantastik bir dünya oluşturması beni kendine hayran bıraktı.


Peki ya bizim bildiğimiz tarihin en büyük aşk hikayesi bir yalansa ne olurdu? Kitabın temeli bu nedene dayanıyor. Juliet Aydınlık Elçilerinden biri ve Romeo ise Paralı Asker olarak karşımıza çıkıyor. Juliet, ruh eşlerinin birbirlerini bulmasını sağlarken,  Romeo ölülerin bedenlerini çalmak ve o ruhları yok etmekle görevlidir. Yüzyıllardır birbirleriyle savaşan yeminli düşmanlara dönüşen eski aşıklar, kendilerini yeni bir durumun içinde bulurlar. Peki, hangi taraf kazanacaktır?

Kitabı okurken hikayenin biraz aceleye getirildiğini hissettim ama orijinal hikaye ile aynı temayı takip ettiği için bunu gözardı edebilirim diye düşündüm. Bu yüzden ne kadar hızlı olduğunu umursamayarak romantik olan kısmının tadını çıkardım. Ariel / Juliet beklediğim gibiydi, beni yanıltmadığı için mutluyum. Dylan / Romeo ise düşündüğümden de çok farklı buldum. Bu kadar nefreti ben beklemiyordum. Bir parça kendini beğenmişlik ve intikam olabilirdi ama saf nefret beni şaşırttı. 

Sonuç olarak, bu kitabı sevdim! Mutluluktan başka bir şey düşünemeyeceğiniz karakterlerle dolu güzel bir fantastik kitaptı. Ve seri kitap olduğunu devamının olduğunu, devam kitabında ise Romeo'nun kısmının anlatıldığını goodreas'ta gördüm. Gönül isterdi ki bizde de çevrilsin, biz de devamını okuyalım biz de Romeo neler yaşayacak görelim ama sevgili Dex yazarın bir tek Ölümsüz Juliet kitabını çevirmekle yetinince biz de boynu bükük kalıyoruz. -Derin bir iç çekme.- Bundan sonraki hikayede umuyorum ki Romeo bu sefer gerçek aşkına kavuşur. -Gözü yaşlı okur, veda eder karaktere.-

Uzun lafın kısası, yazarın kalemini ve anlatım tarzını sevdim. Farklı bir fantastik kitap okumak, kısa zamanda keyifli zaman geçirmek isterseniz öneririm.

Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar,
Ölümleri olur zaferleri,
Öpüşürken yok olan ateşle barut gibi.
— William Shakespeare,
Romeo ve Juliet

JULIET CAPULET intihar etmedi. En çok güvendiği insan, kendi ölümsüzlüğünü garanti etmek için onu kurban veren, çiçeği burnunda eşi Romeo Montague tarafından öldürüldü.

Ancak Romeo, Juliet’e de ölümsüzlük bahşedileceğini hesap edememişti, onun Aydınlıkların Elçileri için çalışacağını da.

Juliet, yedi yüz yıl boyunca romantik aşkı ve masumların hayatını korumak için savaşırken, Romeo karanlık taraf için, insan yüreğini yok etmek için çalıştı. Ancak bugün her şey değişmek üzere.

Şimdi Juliet kendi yasak aşkını buldu ve Romeo, ah Romeo, onların mutluluğuna gölge düşürmek için elinden geleni ardına koymayacak.

Edebiyat tarihinin gelmiş geçmiş en trajik aşkına yepyeni bir bakış açısı getiren Ölümsüz Juliet’in karanlık aşk hikayesinde sırlar açığa çıkıyor, hiç bilinmedik gerçekler ünlü âşıkları bambaşka yollara sürüklüyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Gizemli Gelin - Samantha James | Kitap Yorumu

Yazar Adı: Samantha James
Kitap Adı: Gizemli Gelin
Özgün Adı: Bride of a Wicked Scotsman
Seri Sıralaması: McBride Family #3
Baskı Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 304
Yayınevi: Pegasus Yayınevi
Kitaba Puanım: 5/5
İşin içinde aşk varsa ben her kitabı ayıla bayıla okur severim diyordum. Ama anladım ki en esaslı aşk kurguları tarihi aşk romanlarında geçiyor. Tabi türe aşık biri olarak bunu rahatlıkla dile getirmemi o döneme olan sevgime de bağlayabiliriz, historical diyince bende biraz ipler kopuyor. 🤭🤭

Gizemli Gelin, McBride ailesi serisinin son kitabı. Bu sefer en büyük erkek kardeşi olan Alec hakkında daha fazla şeyi öğreniyoruz kitapta.

Gleneden Dükü Alec, bekar kızları olan annelerin gözde damat adaylarından biri. Çok yakışıklı olan kahramanımız  hem İngiltere hem de İskoçya'da annelerin göz hapsinde, evlilik çağında olan olan leydilerin ise radarındadır. Ama Alec, onun için kurulan tuzaklardan kaçınacak kadar da akıllıdır... Yani, Maura'ya kadar diyelim biz buna. 🤭🤭

Eskiden, çok çok eskiden huzur içinde yaşarlarken değer verdikleri kıymetli kemerini bir korsan çalmış. Aileye bolluk getiren bu kemerin özelliği ise sihriymiş. Buna inanan kahramanımız Maura da ölüm döşeğindeki babasına bir söz veriyor. Ne pahasına olursa olsun o kemeri bulacak, İrlanda'ya getirip yerine koyacaktır. Korsan soyundan gelen kişinin kim olduğu hakkında fazla fikir yürütmeye gerek yok tabi, ipuçları onu Alec'e götürüyor. Sihir belki de kemerde değil aşık olacağı bu adamdadır, kim bilir. 😏

Aralarındaki çekim, öyle iyiydi ki okuduğum kitaplardan en zirveye oturan karakterlerdi diyebilirim. Alec'in siniri, evliliğe kandırılması içten içe öfkesi; Maura'yı tanıyana ve ona olan arzusunun şehvetten daha fazlası olduğunu keşfedene kadar olan kısıma ba-yıl-dım! Emin olun ki benim anlattığımdan kat kat iyiydi hikaye ve spoiler olmasın diye dilimi ısırıyor elimi tutuyorum yazmamak için.

Tarihi aşk romanlarında genelde kadın karakter ailesi ve aşkı ya da halkı ve aşkı arasında kalır; bu kitapta da Maura, halkıyla sevgisi arasında kalıyor, şaşmaz yani bu durum. Heyacan katılacak faktörü bu, işin raconu yani 🤭 Yine kadın karakter bir şeylerin farkına varıp gerçeklerin ötesine bakmayı öğrenmelidir. Birbirleri için haklı oldukları yanları ortaya çıkarmaları, birbirlerinin iyiliklerini düşünmeleri ve de birbirleri için fedakarlık yapmaları gerekir. Ve sonunda tabi ki aşk kazanır. Mutlu son! 😍

Alec ve Maura arasındaki duyusal çekim ilk andan itibaren harlanan duygulari gözlerim kalp şekilde takip ettim. Yaşanan aşk sahneleri için de *öhhöm* güzeldi. Her aşk romanında olağan şeylerdi ☺ Hikayeyi çok sevdim, birkaç gülme, pek çok iç çekme ve bir iki gergin an ile finale geldim. Samantha James'in kitaplarını okumak çok zevkli ve bir o kadar keyifli. Yayınevinin kapak konusundaki tercihini sevdiğimi söyleyebilirim. Zira orjinal kapak benim pek hoşuma gitmiyor, bizim kapak bence daha hoş duruyor.

Ben kitaba bayıldım, sizin de seveceğinizi düşünüyorum. En azından historical türü seviyorsanız yazarı mutlaka okumalısınız.
ŞİDDETLE ÖNERİMDİR.

Leydi Maura O'Donnell ölüm döşeğindeki babasına bir söz verir: İki yüz yıl önce ünlü bir korsan tarafından çalınıncaya dek aileye bolluk getirmiş, sihirli bir Kelt emaneti olan Işık Çemberi'ni eve geri getirecektir. Bu eşsiz hazine artık korsan soyundan gelen Gleneden Dükü'nün elindedir ve Maura onu geri almayı aklına koymuştur. Alec McBride ise kandırıldığının farkındadır. Leydi Maura baştan çıkarıcı tavırlarıyla onu oyuna getirmiş ve evliliğe zorlamıştır. Ama yaptıklarının bedelini ödeyecektir. Alec onu kendine âşık edecek, büyüleyecek ve dize getirecektir... ta ki genç kadın, Gleneden Dükü'yle hiç karşılaşmamış olmayı dileyinceye dek.

İntikam oyununa kendilerini kaptıran Alec ve Maura kalplerinde olup biteni fark edemezler. Evlilikleri sahte olsa da engel olamadıkları bir gerçek vardır: Birbirlerine duydukları tutkulu aşk.
(Tanıtım Bülteninden)

Aşka Var Mısın? - Natasha Boyd | Kitap Yorumu


Yazar Adı: Natasha Boyd
Kitap Adı: Aşka Var Mısın?
Özgün Adı: Eversea
Seri Sıralaması: Butler Cove #1
Baskı Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 358
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Kitaba Puanım: 5/5
'Burada mı biterdi bu kitap?
Gerçekten, burda mı bitmeliydi!'
Kitabı ilk okuduğumda da şimdi de aynı tepkiyi varabiliyorsam bence kitabı (aslında karakteri!) çok sevmiş olmamdan dolayıdır.

Kurgu bilindik bir kurgu aslında, devamında nelerin olabileceğini az çok tahmin edebiliyorsunuz ama yazar bilindik olsa da öyle bir yazmış ki ne kadar okursanız okuyun aradan ne kadar zaman geçerce geçsin ilk okuyor gibi tepkiler verirken buluyorsunuz kendinizi. Dinamik bir hikaye, birbirinden zıt ama birbirine bağlanan karakterler, akıp giden anlatım ile on numara bir kitap benim için Aşka Var Mısın?. Tabi yıllar önce henüz iki kitap basılmış olsa da sevgili yazar seriye devam ettirmiş, görmüş olduğum kadarıyla çiftimizi evlendirip pembe panjurlu evine yollamış. Tabi ki detayları bilemiyoruz çünkü serinin davamı bizde gelmedi.


Her neyse...
Sade ve sakin bir yaşamı olan, hoş kasabalı kızımız Keri Ann'in hayatına birden bire bir yabancı girer. Hayatını alt üst edecek dengesizi sarsacak bu adamın kim olduğu hakkında herhangi bir fikri yoktur. Gizemli adamımız da kendinden pek bahsetmez bir şeyleri kendine saklamayı, söylememeyi tercih eder.
Gizemli adamımız kim mi? O, o, Jack. Jack Eversea! 😍
Bu adama dikkat a dostlar! Eğer sizde dövme, motor, serseri üçlemesine vurgunsanız, konum atıyorum, adrese gelin lütfen. 🤭🤭
Jack mecburi, uzatmalı sevgilisinin ihaneti ile sarsılıyor, pılını pırtını topluyor ve kimsenin onu bilmediği tanımadığı bir yer seçerek ortadan yok oluyor. Tesadüf eseri karşılaştığı kadına başta arkadaşca yaklaşsada zamanla aralarda bir şeyler alevleniyor.

Yayınevinin çıkardığı kitaplarda özgün kapak seçmesi benim en sevdiğim yönlerinden biri. İç tasarımı ve ayracı ise bayıldığım noktalardan birkaçı. Yabancı Yayınları'nı bundan dolayı seviyorum. Keşke serilere devam etse de bizler de daha çok sevebilsek!

Uzun lafın kısası Keri Ann ile Jack Eversea'in hikayelerine ortak olup neler yaşadıklarını görmek istiyorsanız kitabı satın alarak merakınızı dindirebilirsiniz. 🥰
Şimdiden keyifli okumalar dilerim. 😉

☆Ek Bilgi☆

Bizde iki kitabı çıkan seriye yazar devam ederek dört kitapla seriyi noktalamış. Hatta seride novel olarak yan kitaplar da yazmış. Yabancı Yayınları bizde seriye devam eder mi etmez mi bilmem ama bir okur olarak sevdiğim serinin devamının gelmesini isterdim.

☆Butler Cove Series☆

#1 Eversea / Aşka Var Mısın? (2013)
#2 Forever, Jack / Sonsuza Kadar (2013 )
#2.5 My Star, My Love (2014)
#3 All that Jazz (2016)
#3.5 According to Joey (2016)
#4 Beach Wedding (2017)
#5 One Night (2020)

"Eğer geleceğimde olacağını bilseydim, tamamen farklı bir yaşam seçerdim." ?

...kokusunu derin derin içime çektim. Sonra ağzımı kulağına yaklaştırdım. "Eğer farklı bir yaşam seçseydin, beni hiçbir zaman bulamazdın."

Sorumlulukları ve kendine olan güvensizliğiyle boğuşan, güneyli bir genç kız... ?Her şeyini kaybedebileceği son skandalından kaçan, Hollywood'un en gözde megastarı...?Onları sonsuza dek değiştirecek, tesadüfi bir karşılaşma, imkânsız bir birliktelik ve masalsı bir aşk hikâyesi...
(Tanıtım Bülteninden)




8.15 Vapuru - Ayşegül Çiçekoğlu | Kitap Yorumu

 

Kitap Adı: 8.15 Vapuru
Özgün Adı: ☆
Seri Sıralaması: ☆
Yazar: Ayşegül Çiçekoğlu
Yayınevi: Müptela Yayınları 
Baskı Yılı: 2019
Sayfa Sayısı: 496
Kitaba Puanım: 5/5
Herkesin hayatında kıramadığı insanlar vardır ve o insanların istedikleri -her neyse- mantık dışı da olsa kendinizi istenileni yaparken buluyorsunuz. Çok sevdiğiniz dostunuz sizden ufak bir şey isterse siz karşı koymadan yaparsınız, değil mi?

Nazlı da yakın arkadaşlarıyla bir gün evinde otururken sohbet arasında ondan yapmasını istenilen şeyi yaparken buluyor kendini. Canan'ın istediği bindikleri vapurda şüphe ettiği sevgilisini izlemeleri. Çok masumane bir istek olsa da Nazlı bu durumu hoş karşılamıyor. Yeşim ise biraz heyecan istediği için olaya atılıyor. Her zaman kullandıkları 8.15 vapurunda izledikleri kisi tahmin ettikleri kişi ya değilse? Ya yanlış kişiyse, ne olurdu?

Ali, seyahat ederken sürekli kullandığı 8:15 vapurunda kendi halinde gazetesini okurken onu gözetleyen ikiliyle hayatının değişeceğini ummazdı. İkilinin sürekli olarak kendine kaçamak bakışlarla izlemesi onu rahatsız etse de daha sonrasında gözü onları ararken bulur kendini. Hiç aklında yokken hayatına dahil olan ilgisini çeken bu kızın hayatını geri dönülmez şekilde değiştireceğini nereden bilecekti ama değil mi? Peki sonrasında ne mi oldu? Nazlı ile Ali neler mi yaşadı, onların hepsi kitapta! 🤭🤭


Genel olarak güldüğüm 8.15 Vapuru beğenerek okuduğum kitaplardan biri oldu. Üstelik kitabın gerçekte yaşanmış, sıcacık ve alışılmışın dışında bir aşkın hikayesi olduğunu da söylemem gerek. Eh tabi kitaptaki Karadeniz unsuru da beni kitaba çelik halatlarla bağlayan bir etken oldu. Yazarın kalemini zaten beğeniyorum, akıcı zihni yormayan kapılıp giden anlatımı ile bir çırpıda okuyorsunuz. Tabi ben bitmesin diye bölüm bölüm okumama rağmen finale ulaşmış oldum. 🙈  Ayşegül Çiçekoğlu'nun bu kitabı benim için epey ayrı yere yerleşerek oldukça değerli oldu. Kendisine bu güzel hikayeyi bizimle paylaştığı için teşekkür ederim. Umarım bir gün ben de seyahat ederken kendi Ali'mi bulurum.

Romantik kitap seviyorum, su gibi akıp gitsin kitap diyorsanız şiddetle öneririm. 😍😍

Bana doğru biraz daha eğildi. Bunun üzerine ben de kendimi iyice geriye doğru çektim. Sanki bizimle yıllardır tanışıyormuş gibi daha bu sabah Yeşim’le konuştuğumuz soruyu sordu.

“Evet kızlar, söyleyin bakalım, bana neden bakıyorsunuz?”

Nazlı arkadaşına yardım etmek için onun kulağa biraz sıradışı gelen isteğini gönülsüz de olsa kabul ettiğinde hayatının değişeceğini hiç düşünmemişti. Sadece bir hafta diye anlaştığı arkadaşına verdiği sözü tutabilmek için 8:15 vapurunda bir adamı gözetlemek ne kadar zor olabilirdi ki?

Ali, yıllarca seyahat ettiği 8:15 vapurunda iki kızın sürekli kendine bakması üzerine ilk başlarda rahatsız olsa da bir süre sonra gözleri onları arar olmuştu. Onlarla konuşmaya karar verdiğinde hayatının kökünden değişebileceğini nereden bilecekti?

Ali, Karadeniz’in dalgaları gibi değişken, deli ve bir o kadar da hırçındı.

Nazlı ise Ege’nin sakinliği, neşesi ve özgürlüğü ile büyümüştü.

Zıt kutuplardaki bu iki insanın bir araya gelmesi bir tesadüftü ama sonrasında yaşananlar aşkın tesadüfleri sevdiğini kanıtlar nitelikteydi. 8:15 Vapuru yaşanmış, sımsıcak ve sıra dışı bir aşkın hikayesi…

(Tanıtım Bülteninden)



Geçmişin Kırıkları - Brittainy C. Cherry | Kitap Yorumu

Yazar Adı: Brittainy C. Cherry
Kitap Adı: Geçmişin Kırıkları 
Özgün Adı: The Air He Breathes
Seri Sıralaması: Elementler #1
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Baskı Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 360
Kitaba Puanım: 5/5

Bazı kitaplar vardır ilk okuduğunuz zaman hakkında herhangi bir şey söyleyemezsiniz, önce bir sindirmek sindirirken de içinize işleyen kurgunun etkisinin geçmesini beklersiniz. Zaman girince araya da yeniden okumak, etkisinin geçmesi ve hakkında konuşmak için belli alana ihtiyaç duyarsınız. İşte bu kitap benim için tam olarak o tanıma giriyor. Kitabı ilk okuyor değilim, ikinci hatta üçüncü sefer okuyorum. Ve etkisinin geçmesi sindirmek için beklerken özleyeceğim için yeniden okuyacağım. Her seferinde aynı duyguyu hissedeceğimden de eminim.

Geçmişin Kırıkları gözlerimi dolduran, boğazımda düğüm oluşturan bir kitap oldu. Tamam tamam, itiraf edeyim, biraz da ağlamış olabilirim. İçinde barındırdığı duygular öyle yoğun ve öyle gerçekçi ki darmadağın oldum derim bu kitapta. Her iki karakterimiz de yaralı, hayatlarının en büyük acılarını yaşıyor ve gerçeklikle yüzleşiyor Tristan ve Elizabeth.

Tristan, eşini ve oğlunu bir kaza sonrasında kaybediyor; Elizabeth'in kaybettiği kişi ise kocası. Değişen hayatları, kaybettiklerinin acısı ile yüzleşmeleri her ikisini de zorlar. Fakat Elizabeth, Tristan'a oranla daha bir başarılı yaşananlarla baş etmekte. Güçlü olmasının da sebebi var tabi, küçük kızı Emma. Emma, öyle güzel bir çocuk ki anlatamam. Son derece duyarlı, zeki, sevgi dolu bir çocuk. Enerjisini çok sevdim ben kitapta. Okuduğum kitaplarda böyle cıvıl cıvıl sevimli çocuk karakterlerle karşılaşmaktan oldukça keyif alıyorum. Emma da o sevdiğim çocuk karakterlerinden biri oldu.

Kitap hakkında söylemem gereken en temel şey sanırım duygusal bir temada ilerliyor oluşu olacak. Karakterlerin hüznü öyle hissedilir haldeydi ki okurken o hüzne eşlik ederken buldum kendimi. Verdikleri kayıp çok büyüktü, üstelik sevdikleriyle birlikte kendi ruhlarını kaybetmişlerdi. Bu yüzden birbirlerini bulmaları öyle hemen olmadı. Yeniden hissedebilme farkındalığına erişip kaybettikleri mutluluğu yakalamak için çok fazla çaba sarf etmeleri gerekti. Elizabeth her ne kadar güçlü olsa da Tristan daha içe kapanık ve kırılgan bir yapıda bir karakter. Bu kitapta bunu dengeli şekilde okumak, karakterlerin gelişimlerini izlemeyi oldukça sevdim. Her iki karakter de benim için özel olarak kalacaklar, ona eminim.

Yazarın dili akıcıydı, bir çırpıda bitebilecek bir kitaptı. zekice eklenmiş esprilere bayıldım, farklı bir hava katmıştı. Kitabı okurken gözüme çarpan bir karakter vardı, baştan beri rahatsız eden tavırları ile işin içinde bir bit yeniği çıkar diye tetikte tuttu ve sonunda o karakterin tam da beklendiği gibi düğüm olan kilit nokta ile alakası ortaya çıktı. Durup düşününce aslında kendini ele veriyordu ve bir şeyler beklentisine sokuyordu ama yazar o düğümü ustaca yedirmişti kurguya o an geldiğinde şaşırarak tepki veriyorsunuz.

Ben kitaba bayıldım, büyük bir keyifle kah gözümde yaş kah yüzümde gülümseme ile okudum. Siz de içinizi ısıtan, yeniden ayağa kalkma aşka bir kez daha şans verme konusunu okumak istiyorsanız bu kitabı size can-ı gönülden öneririm. Emin olun asla pişman olmayacaksınız.

Beni Tristan Cole hakkında uyarmışlardı. "Ondan uzak dur," demişlerdi. "O bir pislik." "O duygusuz." "O yaralı."

Birisini dış görünüşüne göre yargılamak, Tristan'a bakıp bir canavar görmek kolaydı. Ama ben bunu yapamazdım. Onun içinde taşıdığı enkazı kabul etmeliydim çünkü benim içimde de bir enkaz vardı. İkimiz de yapayalnızdık. İkimiz de yanımızda olacak birini arıyorduk. Daha fazlasını arıyorduk. İkimiz de geçmişin kırık parçalarını bir araya getirmek istiyorduk. Belki o zaman nasıl nefes alındığını hatırlayabilirdik...

-"5 yıldız!"-
-Maryse's Book Blog-

-"Brittainy C. Cherry büyüleyici bir roman yazmış."
-Aestas Book Blog-

-"Asla unutamayacağım bir hikâye."-
-TotallyBooked Blog-
(Tanıtım Bülteninden)


İki Hayat Arasında - Jessica Shirvington | Kitap Yorumu

 

Kitap Adı: İki Hayat Arasında
Özgün Adı: Between the Lives
Seri Sıralaması: -
Yazar: Jessica Shirvington
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Baskı Yılı: 2014
Sayfa Sayısı: 320
 Puanım: 5/5
Kitabı ilk okuduğum zaman, ben bu kitaba nasıl bir yorum yazmalıyım diye çok düşünmüştüm. Hâlâ da aklımda aynı soru var. Ben bu kitaba nasıl yorum yazmam gerek? Çünkü anlatılmaz yaşanır a dostlar. Bir kere yazarın kalemiyle mutlaka tanışmanız gerekiyor, bu kitap olsun yazdığı bir başka kitap olsun, mutlaka alıp okunmalı. Zira anlatımı efsane arkadaşlar, çok iyi. Tıpkı bir nehir gibi; ilk bakışta durgun ve sakin görünüyor ama içine girince akımına kapılıp gidiyorsunuz. Sizi çekiyor, duyguların tam orta yerine bırakıyor.

Şimdiye kadar okuduğum diğer kadın karakterlerden çok farklı bir karakter Sabine, rastlanmayan bir özelliği var onun. Bu özellik ise kitabın temeli. Sabine'in kontrolü dışına gelişen bir sistem var ve bu sistemin bir parçası olarak hayatına devam etmesi gerekiyor. İki hayatı var onun, bu iki hayatında da aynı bilinçle farklı yaşamlar sürüyor. Her yirmi dört saatti her iki bedeninde geçiriyor, aynı günü iki kez yaşıyor. Merak ettiniz mi? Güzel!

Kitabımızdan şöyle  bir bahsedecek olursam; Roxbury'de yaşadığı hayatı diğerine göre daha sade, alelâde bir semtte. Çok sevdiği küçük kardeşi Maddie, sorumluluk kumkuması bir annesi ve işkolik babasıyla yaşıyor. Ailesinin işlettiği eczane dükkanı var. Wellesley'deki hayatıysa daha ferah bir düzende. Saygın bir ailenin üçüncü çocuğu, iki ağabeyleri ve en seçkin okulda okuyor. Kısaca imrenilecek türden bir hayatı var.

Sabine'nin kişiliğinde hayran olduğum bir konu da şuydu. Her iki hayatını da kendince kurduğu düzende dengede yaşıyor. Kendi farkındalığıyla açık vermiyor. Ne yaptığını neden yaşıyor olduğunu biliyor, dahası bunu yaparken de yalnız başına olmasına rağmen üstesinden gelebiliyor. Sabine çok güçlü bir kız, yerinde olsaydım neler hissederdim hayal dahi edemiyorum 🙈

Sonra, Ethan, canım Ethan. *durup bir ah çekiyoruz.* Kalbimi deli gibi attırıp gözlerimin dolmasına sebep olan o adam sahneye çıkıyor. *alkış lütfen!* Kitabın içine elimi uzatayım istedim, okuduğum sayfalara gireyim sarılayım istedim, yakasından tuttup benim olmasa sen demek istedim, sokulup boynuna boynuna ağlamak istedim,  yav ben bu elemanı çok sevdim, ühüyyy. Okuduğum kitaplarda elbette ki hayran olduğum erkek karakterler oldu, hatta aşık oldum diye dolandığım bile vardır. Ama ilk defa, bir karaktere sımsıkı sarılmak istedim. Duygusal açıdan sağlam bir sarsılma yaşatan bu adamla tanışın istiyorum.

Uzatmadan kısa kesiyorum, bu kitabı okumalısınız a dostlar. Konusu, hikayesi, karakterleri, olaylar her şeyiyle çok güzeldi çok. Mutlaka okuyun, ŞİDDETLE ÖNERİRİM.

tanıtım

Mükemmel hayat mı?
Yoksa mükemmel aşk mı?
Sen seç. Sabine herkes gibi değildi. Kendini bildi bileli, iki hayatı vardı. Her yirmi dört saate bir Değişim geçiriyor ve her günü iki kere yaşıyordu. Mükemmel Hayat. Wellesley'de, Sabine istediği her şeye sahipti: cazibeli arkadaşlar, şık kıyafetler, başarılı bir okul yaşamı, herkesin birlikte olmak istediği bir sevgili ve göz kamaştırıcı bir gelecek... Mükemmel Aşk.
Roxbury'de Sabine'in bambaşka bir hayatı vardı: maddi zorluklar çeken bir aile, serseri arkadaşlar ve sırrı ortaya çıktığında başına gelen korkunç olaylar… Ama sonra Ethan'la tanıştı. Yakışıklı ve ilgi çekiciydi; üstelik Sabine, daha önce hiç kimse için böyle şeyler hissetmemişti.
Tüm istediği tek bir hayat yaşamak olan Sabine, bu nihayet mümkün gibi göründüğünde, amacına ulaşmak için bir dizi tehlikeli deney yapmaya başlamıştı. Ama kendisine inanan tek adamı ve geri kalan her şeyi riske atmayı göze alabilecek miydi?



Mükemmel hayat mı?
Yoksa mükemmel aşk mı?
Sen seç. Sabine herkes gibi değildi. Kendini bildi bileli, iki hayatı vardı. Her yirmi dört saate bir Değişim geçiriyor ve her günü iki kere yaşıyordu. Mükemmel Hayat. Wellesley'de, Sabine istediği her şeye sahipti: cazibeli arkadaşlar, şık kıyafetler, başarılı bir okul yaşamı, herkesin birlikte olmak istediği bir sevgili ve göz kamaştırıcı bir gelecek... Mükemmel Aşk.
Roxbury'de Sabine'in bambaşka bir hayatı vardı: maddi zorluklar çeken bir aile, serseri arkadaşlar ve sırrı ortaya çıktığında başına gelen korkunç olaylar… Ama sonra Ethan'la tanıştı. Yakışıklı ve ilgi çekiciydi; üstelik Sabine, daha önce hiç kimse için böyle şeyler hissetmemişti.
Tüm istediği tek bir hayat yaşamak olan Sabine, bu nihayet mümkün gibi göründüğünde, amacına ulaşmak için bir dizi tehlikeli deney yapmaya başlamıştı. Ama kendisine inanan tek adamı ve geri kalan her şeyi riske atmayı göze alabilecek miydi?


Bir Duygudan Fazlası - Ayşegül Çiçekoğlu | Kitap Yorumu

 

Yazar Adı: Ayşegül Çiçekoğlu 
Kitap Adı: Bir Duygudan Fazlası  
Özgün Adı: ☆
Seri Sıralaması: ☆
Yayınevi: Pika Yayın  
Baskı Yılı: 2020
Sayfa Sayısı: 328
Kitaba Puanım: 5/5

Kafanda oluşan hayalini kurduğun kurgu dünyasını somut hale getirmek ve bunu yaparken de hakkını vermek çok önemlidir. Okura istediğin ölçüde yansıtmak da asıl amaçtır bana göre. Ayşegül Çiçekoğlu daha önce okuduğum yazarlardan biri. Basılan ilk kitabını okuduğumda şöyle bir cümle kurmuştum. "Eminim ki sonraki kitaplarında kalemi kat kat iyi olacak ve kendini geliştirecek. Buna inanıyorum da."

Beni haksız çıkarmadığı için çok teşekkür ederim öncelikle. Kitap tam olarak beni doyurdu diyebilirim. Duygular netti, karakterler ayakları yere sağlam basan karakterlerdi, duygu tahlilleri olay akışları her şey tam olarak olması gerektiği gibiydi. Ben bu kitapla tam olarak yazarın kalemine doydum. İnanılmaz bir gelişim ve kalemin inanılmaz ilerleyişini görmek beni çok mutlu etti.

Üç arkadaş; Zerrin, Deniz ve Rojda.

Ayrı şehirlerden, farklı hayatlardan, başka ailelerden gelen üç yakın arkadaş. Yatılı okul hayatlarında başlayan ömürlük dostluk onlarınki. Ve bu kitap temelde dostluğu barındıran sarsılmaz güvenin işlendiği bir kitap


Zerrin'in ailesi, varlıklı bir aile ve tek çocuktur. Büyürken istediği her şeye kolaylıkla sahip olmuş, kafasına ne koyduysa gerçekleştirmeye alışkın biri. Hedefiyse günün birinse babasının işini devralmak ve başına geçmek.

Deniz ise biraz şanssız biri. Anne ve babasını kaybetmiş henüz küçük bir çocukken ve halasının yanında kalmış. Kalabalık bir aile içinde eksiklerini hissetmeden sevgiyle büyümüş. En büyük hayali ve vazgeçilmez hedefi psikiyatr olup çalışmak.

Rojda, aralarında en bıçkın olanı. Doğuda yaşayan bir ailenin kızı. Rojda da kalabalık bir ailede yaşıyor ama sevgi konusunda biraz şanssız diyebilirim. Babasının üç eşi, eşlerinden olan çocuklarıyla birlikte kalabalık bir ailenin ferdi. Kadının sözünün olmadığı değer verilmediğini görerek büyümüş. Bundan dolayı hukuk okumak dahası ezilen kesimin yanında olmak kadının sesi olmak istiyor. İdealleri olan akıllı bir kız Rojda.

Üç arkadaşın yolları ise lisenin sonunda kısa süreli ayrılıyor. Kendi hayatlarında kendi idealleri doğrultusunda hedeflerine doğru yol alırken hayat onlara fırsatlar sunuyor bir araya gelmelerini sağlıyor. Hayat bu ya sürprizler hazırlıyor dengeler değişiyor birçok şey yaşıyorlar ama bir arada da kalmayı başarıyorlar. Her şeyden daha değerli olan sahip oldukları şeyler var; sevgi, sonsuz güven ve dostluk.

Kitabı elinizden bırakamayacaksınız, onlarla birlikte heyecanlanıp gülümseyecek ve üzüleceksiniz. Kitabın kapağını kapatırken de yüzünüzde bir tebessüm olacak.

Ben okudum ve beğendim, sıra sizde! ;) Kitaba ve yazara mutlaka bir şans verin. Bence pişman olmayacaksınız, garanti veririm.

Lise sıralarından beri hiç ayrılmayan, hayallerine ulaşmak için her şeyi yapan üç başarılı kadın. Zerrin, Deniz ve Rojda. Biri zengin bir ailenin tek kızı, diğeri anne babasını çok küçük yaşta kaybetmiş ama hayata hep olumlu tarafından bakmaya çalışan bir kız çocuğu, diğeriyse Doğulu bir ailenin kalıpları yıkmaya çalışan, ezilen kadınların sesi olmak için yanıp tutuşan kızı. Biri alanında uzman bir işkadınına, diğeri başarılı bir psikiyatra, diğeriyse güçlü bir avukata dönüşüyor. Bu üç kadın daha küçük yaşlarda birbirlerinden ayrılmayacaklarına söz veriyor. Ama hayat çoğu kez olduğu gibi planları bozuyor. Aşk aralarından ikisini aynı tuzağa çekiyor, diğeri de bu aşktan yarasını alıyor. Ayşegül Çiçekoğlu'nun duru kaleminden entrikanın, tutkunun, en önemlisi de güçlü bir dostluğun hikâyesi: Bir Duygudan Fazlası.

(Tanıtım Bülteninden)

Günahkar 1&2 - Fırtına Hamide | Seri Yorumu

 


Yazar Adı: Fırtına Hamide
Kitap Adı: Günahkar 1&2
Özgün Adı: *
Seri Sıralaması: Günahkâr Serisi
Yayınevi: Postiga Yayınları
Baskı Yılı: 2015 - 2016
Sayfa Sayısı: 584 - 511
Kitaba Puanım: 5/5 - 4/5

Bir söz vardır bilmem bilir misiniz? Çocuklara miras kalan anne babalarının günahları ve sevapları diye... Bu kitapta babasının günahını sırtına yük alan Gül'ün yaşadıklarını okuyoruz. Babasının da içinde olduğu bir durumdan kaynaklı gözünü kırpmadan büyük bir meblağ karşılığı kızını bilmediği bir adama veriyor. Evee burada yakası açılmamış naftalinli küfürleri babaya alıyoruz. Sanırım okuyup okuyabileceğim en karaktersiz karakter kendisidir zira. Diğer baş karakterimize geçelim, Yağız, ah be adam neden böylesin sen diyesim var. Hem çok kızdığım hem de sevmeye çalıştığım ender karakterlerden biri. Ona lanse edilen çarpıtılmış bilgilerle hiç önünü arkasını düşünmeden körü körüne kızgınlığına bağlanıp hayatı zindan etmeyi kendine bir borç bilerek halt ediyor kendisini. Bu arkadaşa da ufak çapta bir kızgın ifadeleri alalım...

Yağız gücünü kullanarak hayatına zorla dahil ettiği güzel kadına aşık olurken, yaşadığı ve yaşattığı onca acıya rağmen aşkına karşılık alabilecek miydi? Metres hayatı dayatılan Gül'e yaşayacakları karşısında tavrı ve düşünceleri neler olacaktı? Size konuyu anlatarak ipuçları vermek istemiyorum, bundan dolayı kitabı merak ediyorsanız edinip okumanızı önerebilirim.  


Gel gelelim kitap hakkındaki düşüncelerime; Bıçak sırtı konulardan birini kaleme almış yazar. Bu cesaret isteyen bir hareket bana göre çünkü çuvallayabilirdi de. Neyse ki kaleminin gücünü konuşturarak bize güzel bir okunası kitap sunuyor. Yazıldığı dönemde bu tarz konuların daha az olmasını da dipçe düşerek klişe kisvesinde olmayacağını söylemek isterim.

Birbiri ile alakası olmayan iki karakterin kendi hayatlarında zorluklar çıkarıp bu zorlukları yaşayarak içlerinde büyüttükleri aşkı okuyoruz. Onlar mutlu oldu ya da olacak bunu kitabı okursanız bileceksiniz. Benim size söyleyeceğim tek şey ise Fırtına Hamide'nin kitapları okunur. Hatta ne yazsa okurum, gözüm kapalı öneririm. 
Arayın, bulun, satın alıp okuyun.
Bıçak sırtı bir konu olduğunu ilk kitap yorumumda söylemiştim sizlere... İkinci kitap, devam kitabı olduğu için çiftimizin sonraki yaşadıklarının anlatıldığı kısım. Aslında yazarımızın da hem fikir olduğu tek kitapta anlatılma düşüncesinde ben de varım. Günün birinde Günahkâr yazarımız tarafından yeniden kaleme alınırsa ben yeniden oturur okurum.

Ben Günahkâr'ı seviyorum o ayrı tabi, eksik yönleri var mı, vardır ama yazarın kalemi o kadar akıcı ki okurken kapılıp gidiyor noksan yanlarını fark edemiyor, hikâyenin içine giriyorsunuz. Bunu daha önce yazarımıza da dedim diye hatırlıyorum. (Kitabı birçoklarca okumuş bir okur tebessümü bırakıyorum buraya.)


Kitabımıza gelecek olursam; Gül değişen hayatı karşısında savunmasız olsa da güçlü duruşu ile üstesinden gelmeye çaba sarf ederken duruma ayak da uydurabiliyor. Bir yerde kırılan kalbi çiğnenen gururu ona artık durması ve ardına bakmadan gitmesini söylüyor. Gül, ardını dönüp geriye bakmadan gidiyor. Yağız'ın karmaşık hayatı daha da düğüm olurken çıkar yollar araya dursun, Gül çareyi gitmekte buluyor. Kalmaya bahanesi yok ama gitmeye sebebi çok.

Aradan uzun zaman geçiyor... 
Gül tek tabanca olduğu dünyaya bir melekle yoluna devam ediyor. Duru, öyle sevimli bir çocuk öyle bilmiş bir fındık kurdu ki, tur ısır ye hesabı. Yağız sevdiği kadını ikna edebilecek mi? Aşklarına ikinci bir şans verilecek mi? 
Yağız kararlı, Gül inatçı... Bu aşkın kazananı kim olacaktı?
Okuyup görebilirsiniz.




Güz Fırtınası - Rita Hunter | Kitap Yorumu

 

Kitap Türü: Tarihi Aşk
Yazar Adı: Rita Hunter
Kitap Adı: Güz Fırtınası 
Özgün Adı: *
Seri Sıralaması: Dört Mevsim #1
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Baskı Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 584
Kitaba Puanım: 5/5
Her insan için çok severek okuduğu, okumaktan keyif aldığı tür kitaplar vardır. Benim içinde tarihi aşk kitaplarının yeri hep ayrıdır. Aşina olduğum severek okuduğum yazarların da bende yeri ayrıdır. Pek bir severim yani, böyle doyamayarak okumam ondandır. 

İlk olarak söylemem gereken önemli nokta kitaba bayılmış olmam. Abartısız söylüyorum ki kitabı çok sevdim. Bitmesin diye az az okuduysam da sona ulaştım. Çoğu yerde kahkahalara boğularak tavşanımı korkuttum. Benden çıkan ani sesle hayvan neye uğradığını şaşırdı. Sayamayacağım kadar çok sahne gözlerimden yaş gelesiye güldürdü beni. Jane dönemine göre fazla deli bir karakter, hatta daha doğru bir anlatımla tam olarak çatlak biri. Onu sevmemi sağlayan etken karşısında bulunan kişiye karşı yüksek empati duygusuna sahip. Gülenle gülen, ağlayanla oturup ağlayan, her duyguyu en uçta yaşayan biri.


Alexander ise geçmişi puslu kalbi paslı bir adam. Başlarda gizemine takılıp acaba derdi neydi merakına düşüp sonlara doğru kıvrak zekası ile kendine hayran bırakan adam. Yazarımıza sesleniyorum, böylesi adamları kaleme aldıkça biz kimseyi beğenemeyiz, bilesiniz.

Kahramanlarımız karşılaştıkları ilk andan itibaren birbirlerine karşı koyulmaz bir çekimle çekiliyorlar ama bunu yine kendilerine erkenden itiraf edemiyorlar. Çünkü laf yarışı durur akıl üstünlüğü kurmak varken burnunun ucundakileri görmüyorlar. Olsundu ben bu ikiliyi böyle benimseyip sevmiş bulunuyorum. Fazla detaya girmiyorum, çünkü önemli yerler oraları, derken bir şeylerin sonucunda evleniyorlar. Dük'ümüzün geçmişi bir anda sorun olacak şeklinde karşılarına çıkıyor. Acaba kahramanlarımız sorunların karşısında çelik gibi durup aşkın gücünü kendilerine zırh gibi giyip tüm sorunları alt edecekler mi? Bunu kitabı okuyarak öğreniyoruz.

Kitabı sevdim, konusu içinde olan olayları karakterleri bana göre olması gerektiği kadardı. Zaten bu kurguya öyle aman aman büyük olaylar sansasyonel eklemeler olmazdı. Her şey yerli yerinde, tam kararındaydı. Yormayan su gibi akıcı bir anlatımla kaleme alınmıştı. Karakterler birbirleriyle çok uyumluydu. Tüm karakterler hikayeye tat vermiş bir yapboz gibi biri yerinden oynasa resimde eksik kalır hissi bırakırdı.

Dört Mevsim serisinin ilk kitabı olan Güz Fırtınası kitabini şiddetle tavsiye ediyorum. Eğer ki Rita Hunter kalemiyle tanışmamışsanız bir an önce şans vermelisiniz.
Geçmişi, üzerine gölge gibi düşen bir adamın tek çaresi, daimi bir güneştir... "Belki de hiç... Belki de hiçbir zaman tehlikeye ne kadar yaklaştığını anlayamayacaktı. Güzel, küçük kıvılcım bilmiyordu ki bu dünyada ateşten de sıcak şeyler vardı…"

Abertillery Dükü'ne ait papaz evinde ailesiyle birlikte yaşayan Jane Hammond'ın hayatı, kendi küçük dünyası ve gizli hayalleri üzerineydi. Mutlu olduğu, kendini huzurlu hissettiği, ona göre dünyanın en güzel topraklarında yaşamanın belki de tek bedeli, efendileri olan soylunun dikkatini çekmeden, hatta var olduklarını unutturarak devam etmenin bir yolunu bulmaktı. Zira bugüne kadarki hiçbir Abertillery Dükü'nün ahlâk ya da merhametiyle övündüğü söylenemezdi.

Jane endişelerine rağmen, yeni dükün huzurlu dünyalarına ayak basmasının hiçbir şeyi değiştirmeyeceğine inanmaya hazırdı. Ne var ki, soyundan gelen uğursuzluğu gölge gibi üzerinde taşıyan ve geçmişte yaptığı korkunç şey yüzünden yargılanan dükün diğerleri kadar umursamaz olabileceğini düşünmek başlı başına bir hataydı.

Gizemli ve baştan çıkarıcı son Abertillery Dükü Alexander Darius Cunningham'ın Hammond ailesini kabul etmeye mecbur bıraktığı görev onları hiç de arzulamadıkları şekilde bir araya getirirken; tesadüfler ve güçlü güz fırtınaları, tutkulu serüvenlerinin fitilini ateşleyecekti.

Okurken kahkahalarımı tutamadım. Jane, şimdiye kadar yazılmış en çatlak, en eğlenceli leydi olabilir. Kendisine hayran kalmamak imkânsız! Tarihi aşk sevip de Rita Hunter'ın eşsiz kalemiyle henüz tanışmamış olanlar çok şey kaçırıyorlar, benden söylemesi. Alexander ve Jane yeni favori çiftimiz olacağa benziyor."

Onur Kınacı Birler
-TheReadingLady -

"Rita Hunter'ın romanlarında bir tarihi aşk romanında olması gerekenlerin fazlası var, azı yok."
-Büşra Bal, Yorumbaz-

"Rita Hunter başucu yazarlarınızdan biri haline gelecek."
-Önokumalar ve Fazlası-
(Tanıtım Bülteninden)






Pages (12)1234567 Sonraki »